Loader
Küfrün Karanlıklarından, Vahyin Aydınlığına...

1. Oturum: Tedvin, Tasnif ve Kitapların Başlangıcı (Tefsir Kitapları ve Ulumu'l Kur'an) -1 Çeviri MAKALE

2014-09-01

Çeviren'in Önsözü

Allah'a hamd, Rasulü'ne salât ve selam olsun…

Şeyh Abdulkerim Hudayr'ın Suudi Arabistan'daki Kur'an-ı Kerim Radyo'sunda beş oturumda gerçekleştirdiği bu değerli konuşmayı dergimiz okurları için çevirerek yayınlamayı uygun gördük.

Söz konusu yazı, ilim talebelerine yönelik olduğundan ötürü, bazı ıstılahi/terminolojik kavramların tam karşılığını yazmayıp, olduğu gibi bıraktık. Sebebi de tercüme esnasında bunların tam karşılığını sürekli yaptığımızda, yazı özgünlüğünü kaybedecek, okuyucu bu terimlere alışamayacak ve açıklamalarla yazı uzatılmış olacaktır. (Örneğin, tedvin, tasnif, musannef vb. ıstılahlar)

Ayrıca bu program, konuşma diliyle icra edildiği için bazı yerleri tamamlayarak çevirmek zorunda kaldık.

Gayret bizden, başarı Allah'tandır.

1. Oturum: Tedvin, Tasnif ve Kitapların Başlangıcı Hakkında Önsöz - Tefsir Kitapları ve Ulumu'l Kur'an

Sunucu: Hamd, Allah'adır. Salât ve selam da Rasulü'ne, ailesine ve ashabının üzerine olsun. Değerli dinleyiciler, Allah'ın selamı, rahmeti ve bereketi üzerinize olsun. Suudi Arabistan'dan yayın yapan Kur'an-ı Kerim Radyosu stüdyomuzdan gerçekleştirdiğimiz canlı yayınımıza hoş geldiniz. Bugün, Hicri 8 Rebiu'l Ahir 1424.

Bu programda sizlerle canlı olarak önemli bir konuyu konuşacağız: İlim talebesi kütüphanesini nasıl oluşturmalıdır? Tedvin ve tasnif ne zaman başladı? Müslümanların resmi, halk, cemaatsel ve ferdi kütüphanelere gösterdiği önem nedir?

Bunun yanında farklı ilimlerde ilim talebesinin elde edeceği örnekler sunacağız. Allah'ın izni ile diğer önemli konuları da, ilim talebesinin kütüphanesi konusu etrafında sunmaya çalışacağız.   

Stüdyomuzun canlı yayın konuğu Riyad'daki İmam Muhammed b. Suud İslam Üniversitesi Öğretim Heyeti Üyesi, Değerli Şeyh Dr. Abdulkerim b. Abdullah El-Hudayr.

Bu davetimizi kabul ettiği için kendisine teşekkür ederim. Değerli Şeyh, hoşgeldiniz. Allah sizi ve dinleyicileri mübarek kılsın.

Sunucu: Şeyh, biz bu konuyu ilan ettiğimizde farklı yerlerden insanlar bunu öğrenme heyecanı içerisinde oldular. Özellikle de şeri ilim talep edenler… İnsanın kendisini birçok hatadan koruyan ilim önemlidir. Konunun öncesinde tedvin ve tasniften bahsetmenin önemli olduğunu düşünüyorum. Bu amel ne zaman başladı?

Alemlerin Rabbi olan Allah'a hamd olsun. Salât ve selam O'nun kulu ve Rasulü olan Nebi'miz Muhammed'e sallallahu aleyhi ve sellem ailesine, ashabına ve kıyamet gününe kadar onlara ihsan üzere tabi olanların üzerine olsun. Bundan sonra:

Tasniften, tasnif edilenlerden, kitaplardan ve kütüphanelerden maksat, değişiklik ve bozulmadan korunmuş olan, Allah'ın, Peygamberi Muhammed'e sallallahu aleyhi ve sellem indirdiği, korumayı kendi üzerine aldığı Kur'an-ı Kerim'in dışında kalanlardır. Burada hadis derken Kuran'dan olanları, ayetlerin nasıl indiğini, Nebi sallallahu aleyhi ve sellem zamanında, Ebu Bekir ve Osman radıyallahu anhum zamanında yazılanları kast etmiyoruz. Burada sadece kast edilen Kur'an'ın dışında olan hadislerdir.

Buhari'de geçen Ebu Said El-Hudri'nin radıyallahu anh naklettiği hadiste Nebi sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: "Benden Kur'an'ın dışında bir şey yazmayın. Kim Kur'an'ın dışında bir şey yazmış ise onu imha etsin."

Nebi sav zamanında insanların, ilk emir olarak itimat etmelerinden korkularak yazım yapılması yasaklanmıştı. Böylece ilim talebesi için öncelikli olan, belki de daha çok özen göstermesi gereken ve en önemli husus olan ezber de unutulmuş olacaktı. Yazıya itimat edildiğinde de bunun bir sonucu olarak ezber unutulacak ve zayıflayacaktır. İlim ehlinden bazıları söz konusu yasağın hadisler ile Kuran'ın tek bir sayfada yazılmasına yönelik olduğu görüşündedirler. Ta ki Kur'an kendi dışındakilerle karışmasın. Fakat ne zaman ki Kuran yazılıp, mushaf hâline getirilip, bundan emin olunup, karışma korkusu da ortadan kalkınca genel olarak yazıma izin verildi.    

Yine sahih hadiste geçtiği üzere Nebi sallallahu aleyhi ve sellem yazmayı emretmektedir: "Ebu Şât için yazınız."

Ebu Hureyre radıyallahu anh der ki: "Benim dışımda Rasulullah'tan daha fazla hadis nakleden yoktur. Sadece Abdullah b. Amr müstesna. O yazardı, ben ise yazmazdım." Bu, aslında onların radıyallahu anhuma endişelerinden dolayıdır. Ebu Hureyre radıyallahu anh, Abdullah b. Amr'ın radıyallahu anh kendisinden daha fazla kaydettiğini belirtmiştir. Çünkü yazı ezber gibi değildir. Ezber, zihinde mevcut iken, göz önünde mevcut değildir. Zihinde mevcut olduğu müddetçe de büyüklüğünü açıklamak mümkün değildir. Veya Ebu Hureyre'nin bu sözü hicretten öncesi içindir. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem ondan ridasını açmasını istediğinde o da açtı ve Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem ona dua ettikten sonra tekrar ridasını topladı ve hiçbir şey unutmadı.( Ebu Hureyre radıyallahu anh şöyle rivayet eder: "Yâ Rasûlallah, ben senden birçok hadîs işitiyorum da unutuyorum, dedim. "Ridânı yay!" buyurdu. Yaydım, iki eliyle bir şey avuçlayıp attı. Sonra: "Topla!" diye emretti. Ridâmı topladım. İşte ondan sonra artık hiçbirşey unutmadım." Buhari. -Çeviren-) Bununla da sahabelerin tümünden en çok ezberleyen, en çok rivayet eden olmuştur. Onlardan hiç kimse ona yaklaşamamış, onu geride bırakamamıştır. O koca örtü (rida) sünnetin hepsini toplamıştır. O büyük bir sahabedir. Nebi sallallahu aleyhi ve sellem insanların onu sevmesi için dua etmiş, insanlar da onu sevmiştir. Bu sebeple ona ancak münafık bir kimse buğz eder. Allah'tan selamet ve afiyet dileriz. O'na, hıfzına ve ilmine ta'n eden ancak dine ve özellikle sünnete ta'n eden kimsedir. Çünkü Nebi'nin sallallahu aleyhi ve sellem ashabından mukillîn olan(Mustalahu'l Hadis'te sadece bir veya iki rivayette bulunan sahabelere mukîl denilir. -Çeviren-) kimseyi dahi ta'n eden hiç kimse görmedik. Çünkü sadece bir veya iki hadis rivayet eden mukîli ta'n etmek, eserlerde olmadığı gibi, mükessir(Çok rivayette bulunan) hakkında ta'nda bulunmak da yoktur. 

Ebu Hureyre'yi radıyallahu anh atmak, sünnetin büyük bir bölümünü söküp atmak demektir. Bu yüzden de bu, dinden olan bir husustur. Ebyad b. Hemmal radıyallahu anh sadece bir tane rivayette bulunmuş, hiç kimsenin onu ta'n ettiğini bulamadık. Bu sebeple önceki tabi olanlar gibi tabi olmak gerekir. Aynı zamanda sünneti taşıyan ve yücelten bir kimseyi ta'n etmek, düşmanı sevindirir ki bundan Allah'a sığınırız.

Kastedilen şudur ki, yasaktan sonra kitabete/yazıma izin verilmiş, âlimler de bunun caiz olduğuna dair icma etmişlerdir. Şüphe yok ki, kitabet/yazım hıfzın bir eseridir. Yazım olmadan ezbere güvenen insan, hafızasını güçlü tutmaya devam eder. Ne zaman olsa da, onu hatırlar. İnsanlar bu konuda (hıfzetmede) farklılık göstermektedirler.

Yazıma izin verildiği zaman insanlar H. 1. yüzyılın başında ferdi bir takım kitaplar yazmaya başladılar. Daha sonra Ömer b. Abdulaziz ikinci yüzyılın başında geldiği zaman, İbni Şihab Ez-Zührî'ye sünneti yazmasını emretti. Bu zamanda sünnetin resmi yazımı başlamış oldu. Sünnet konusunda kitaplar yazılmaya başlandı. Sonra yavaş yavaş hafızalarda çoğalan bilgiler, alınmaya başlandı. Böylece telifler oluşmaya başladı. Bu sünnet ile ilgili olandır…

Sunucu: Yani, sahabeden ferdi kitaplar dışında bir şey yazılmamıştır öyle mi?

Evet, ferdi kitaplar… Herkes kendisi yazıyordu. Bundan sonra Ömer b. Abdulaziz, Muhammed b. Müslim b. Şihab Ez-Zührî'ye yazmasını emretti. Ardından da insanlar telif ve tasnif etmeye başladılar. Hadis dalında Musannef'ler, Muvatta'lar, Müsned'ler, Cami'ler, Sünen'ler ve diğerleri telif edildi. Bu hadis ilmi ile ilgili olandır. Bunun gibi lugat ilmi de; beldeler fethedilip, Araplar başkaları ile karışınca, dildeki hataların ortaya çıkmasından korkuldu ve tedvine ihtiyaç duyuldu. Diğer ilimlerin hepsinin tedvin edilme nedeni, buna çok ihtiyaç olmasındandır. 

Sahabe ve Tabiin'den hadisler ve eserler toplandıktan sonra, sahabe ve tabiin'in fıkhı yazıldı. Bundan sonra meselelere ve gerçekleşen hadiselere ihtiyaç duydular. İnsanlar da karşılaştıkları sorunları Kitap, Sünnet, sahabe ve tabiin'den gelenlere kıyas etmek zorunda kaldılar. Bu konu iyice genişleyince, farklı mezhepler (dört mezhep ve diğer mezhepler) üzerinde yazılan fıkıh kitaplarında, fıkhi meselelerin yazımına ihtiyaç duyuldu. 

Sonrasında Kitap ve Sünnete hizmet eden ilimlere ihtiyaç duyuldu. Aynı şekilde dini konularda seleften gelenlere de… İki asıl olan Kitap ve Sünnete hizmet eden Usulu'l Fıkh, Mustalahu'l Hadis, Ulumu'l Kur'an diye isimlendirilen ilimlere ve diğer ilimlere ihtiyaç duyuldu. Böylece kitaplar yazıldı ve bu ilimler dallara ayrıldı. O kadar çoğaldı ki bunların hepsini ihata etmek imkansız hâle geldi. Bu da derece derecedir. Nice âlimin elinde kütüphane bulunurken, nice âlimin de elinde çok nadir eserler vardır.

Sunucu: Bu, Arap lugatıyla alakasına göreydi. Bundan sonra aynı şekilde mi oldu?

Evet, bunun dışındaki ilimlerde de bu şekilde. Çünkü bütün ilimler buna ihtiyaç duymaktadır, ki bu nedenle Kur'an ve Sünnet anlayışı üzere olan ıstılahi/terminolojik kitaplar da telif edilmiştir. Tıpkı Ulumu'l Kur'an, Mustalahu'l Hadis, Usulu'l Fıkıh konusunda bahsettiğimiz gibi. Kitap ve Sünnet'e dayalı, saf ve sağlam menhecin karşısında olan fırkalar ortaya çıktığı gibi, İslam kaynaklarının dışında olan kitaplar Arapça'ya tercüme edilince de bir takım taifeler ve bidatlar ortaya çıkmış oldu. Böylece akaid ve muhaliflere reddiye konusunda tasnife ihtiyaç duyuldu.

Devam Edecek İnşallah…

 

Özcan YILDIRIM,

Tevhid Dergisi için Çevirmiştir.

Bu Sayfayı Paylaş :