Loader
Küfrün Karanlıklarından, Vahyin Aydınlığına...

Allah'a Tevbe Etmek İstediğin Zaman… - 1 Özcan YILDIRIM

2014-07-02

Allah'a hamd, Rasûlü'ne salât ve selam olsun...

Rivayet o ki, salih bir adam, evinden çıktıktan sonra bir gencin, kıza laf attığını görür. Bu devam ederken, kendisi nasihat edeyim mi etmeyeyim mi diye düşünür. Sonunda ona nasihat etmeye karar verir. Salih adam şöyle anlatmaya devam eder:

'O gence yöneldim. Onunla konuşup nasihat, hikmet ve güzel bir hatırlatma ile ona nasihat ettim. Cennete teşvik edip, Allah'ın cezasından da korkuttum. Ben konuştum o dinledi. Konuşmamın üzerine tek bir şey söylemedi, sadece sustu. Bu hâl yarım saat kadar sürdü. Bir anda hiç ummadığım bir şey oldu. Karşımdaki gencin gözlerinden yaşlar akmaya başladı. Ağlıyordu... Az önce genç bir kıza laf atan genci ağlama almıştı... Konuşmaya devam edince bana 'Tamam, bu sözlerinden sonra yeterli kardeşim. İnşallah halimi değiştireceğim' dedi. Ben de buna sevindim ve onun telefon numarasını alarak ayrıldım. Bundan sonra bir hafta geçti. Onu aramayı da unuttum. Bir gün defterimi karıştırırken, kâğıda yazılmış bir telefon numarasını gördüm. Hemen aradım... Selam verdim, selamımı aldı.

__ Sen falanca mısın?

__ Evet.

__ Beni hatırladın mı?

__ Benim hidayetime vesile olan bu sesi nasıl unuturum?

__ Yani senin hidayetine vesile mi oldum?

__ Allah'a yemin olsun ki o günden bu yana tek bir rekât dahi kaçırmadım.

__ Allahu Ekber, bugün seninle görüşmem lazım...

__ İkindi vakti buluşuruz.

__ İkindi vakti bana misafir gelecek, sana ancak akşam vakti gelebilirim.

Akşam vakti gidip kapısını çaldım. Babası çıktı.

__ Amca, falan kişi evde mi?

__ O... O vefat etti, Allah rahmet etsin...

__ Nasıl olur?

__ Bugün vefat etti. Öğle namazından sonra, 'beni ikindi namazına kaldırın' dedi ve vefat etti.

__ Bu olamaz. Daha bugün konuştum, nasıl olur?

__ Sen bugün onunla konuşan kişi miydin?

__ Evet.

__ Gel seni alnından öpeceğim.

__ Olmaz amca...

__ Gel senin alnından öpeceğim. Çünkü bugün ondan şöyle bir şey duydum: 'Benim hidayetime vesile olan sesi nasıl unuturum...' Vallahi oğlum bir haftadır bize karşı da değişti, sen oğlumu ateşten kurtardın, sen oğlumu ateşten kurtardın, diye tekrarladı.'

Kıssa burada bitiyor...

İşte tevbenin lezzeti... Allah'a tevbe etmenin kalpte bıraktığı tat, balın dilde bıraktığı tattan çok daha güzeldir!

Tevbe Etmek İstediğin Zaman Allah ile Nasıl Muamele Etmelisin?

Öncelikle sana düşünüp uyguladığında, dünya ve içindekileri değiştiren üç tane nimetten bahsedeceğim.

Birinci Nimet: Allah'ın tevbe eden kimseye mühlet vermesidir. Bu aslında bir nimettir. Düşün, kişi bu nimete ulaşmadan ölse ne yapacak? Kabrinde iken ona melekler ne diyecek? Bu musibet değil midir? Tevbe eden kişi sonsuz hamd etmelidir ki, bu musibetten önce Allah ona tevbe etmeyi nasip etmiştir.

İkinci Nimet: Allah'ın subhanehu ve teâlâ kulun biriktirdiği tüm günahlarını alması ve bunların hepsini iyiliklere çevirmesidir. Bir adam Peygambere sallallahu aleyhi ve sellem gelerek şöyle der:

"Ne dersin, bütün günahları işleyen, yapmadık kötülük bırakmayan bir kimse tevbe etse kabul olur mu?" deyince Rasûlullah: 'İslam dinine girdin mi?' buyurdu. Adam, 'Ben, Allah'tan başka ibadete ve taata layık hiçbir ilah olmadığına, senin de Allah'ın Rasûlü olduğuna şehadet ederim' dedi. Rasûlullah: 'Hayır işler yapar, kötülükleri bırakırsın. O zaman Allah, geçmişteki bütün yaptıklarını hayır amellere çevirir' buyurdu. Adam: 'İşlediğim günahları ve kötülükleri de mi?' dedi. Rasûlullah: 'Evet' buyurdu. Adam, gözden kayboluncaya kadar: 'Allahu Ekber, Allahu Ekber, Allahu Ekber...' diyerek gitti." (İmam Ahmed)

Üçüncü Nimet: Bu ise, en büyük nimet olup, senin O'na iltica etmene, O'na dönüp tevbe etmene sevinmesidir. 'Ben kimim ki Allah benim için seviniyor?' dememeli...

Peki Allah neden biz günahkâr kulların tevbesine sevinir? Çünkü Allah El-Kerim olandır. Lütfu, iyilik ve ikramı bol ve bütün varlığa yeten... O'ndan daha kerem sahibi olan kimse olmadığı gibi, kullarına iyilik etmeyi, cömert olmayı da çok sever.

İlim ehli der ki: 'Allah'ın kuluna karşı cömertliğe, lutfetmeye, nimet vermeye olan sevgisi; yaratılanın hayal ettiğinin çok üzerindedir. Allah'ın nimet vermesindeki sevinci, bu nimeti alan kimseden duyduğu sevinçten daha fazladır.'

O halde bir kimse tevbe ettiği zaman, genişliği yer ve gök arası olan cennete girecektir. Bu da Allah'ın kuluna verdiği en büyük nimetidir. Cenneti ona verdiği için de Allah subhanehu ve teâlâ sevinecektir.

Aslında Allah'tan daha çok sevinmemiz gerekmez mi? Kul tevbe ettiği zaman, Allah kulunun, sevdiğinin tevbesine seviniyor ve onu cennetine koyuyor... Allah'ın sevinmesi, kulun sevinmesinden nasıl daha fazla olabilir ki? Hem de kul Allah'a muhtaç, Allah ise ona muhtaç değilken...

"Ey insanlar! Siz Allah'a karşı fakir/muhtaç olanlarsınız. Zengin ve övülmeye layık olan ancak O'dur. Allah dilerse sizi yok eder ve yerinize yeni bir topluluk getirir. Bu, Allah'a göre zor bir şey değildir." (35/Fatır, 15-17)

Kalpler nasıl böyle yüce, merhametli, zengin ve övülmeye layık olan ilaha bağlı olmaz? Aslında biz kulların âcizliğini sere serpe ortaya çıkaran bir mesajdır bu. Kulun kendisini beğenmişlik, kibir ve herşeyi kendi iradesi, aklı ve kudreti ile yaptığı zannı bir kez daha dağılmış ve âlemlerin Rabbi, nimetin merkezini onlara hatırlatmıştır.

İslamımız'ın uzun kronolojik geçmişine bakıp da 'şu kadar yıldır bu davanın içindeyim' tezahür-ü kibrini bir kenara bırakıp, bu davaya olan muhtaç oluşumuzu ve âcizliğimizi düşünmeliyiz. Kişi ne kadar zeki, fedakâr ve kabiliyetli olursa olsun bu dava hiç kimseye muhtaç değildir. Bilakis biz âlemlerin Rabbine muhtacız. Allah ile muamelemizi bozan söz ve amellerden tevbe edip, O'na sığınmalıyız. Muhtaç olan, muhtaç olunanı aklından dahi çıkarmaz...

Tevbeyi Geciktirmemek

Tevbe etmek isteyen kimsenin yapması gereken hususlardan bir tanesi de, yapacağı tevbede aklıselim bir yol izlemesidir. Bu da, günahları gözden kaçırmamak, günah veya kötülük işlediğinde hemen onu silmektir.

Bir çok kimse, Allah'a tevbe ettiği zaman tüm kötülüklerini silmemektedir. Mesela, uzun bir müddet bir mecliste gıybet, yalan, iftira, masiyet işlendiği zaman uzun bir müddet o masiyetten dolayı tevbe edilmemektedir. Aylar geçiyor, sonrasında tevbe ediliyor... Uzun müddet sonra tevbe edildiği zaman da hepsinin silindiği zannediliyor... Aslında insan burada yanlış bir zanna kapılmaktadır. Çünkü bizden istenen sadece tevbe etmek değildir. Bilakis tevbeyi hemen yapmak ve geciktirmemektir. Gıybet etmek bir masiyet, onun tevbesini geciktirmek ayrı bir masiyettir. Bundan da tevbe etmek gerekir.

Aslında bu, dikkat etmemiz gereken ince bir meseledir. Burada anlattıklarımın yanında sana bir de öneride bulunacağım. Bunu her gün yaptığında, kıyamet günü senin yükünü hafifletecektir.

Önerim şu ki, her gün tüm günah ve masiyetlerden genel olarak tevbe et. Tevbeyi de bütün kalbinle sıdk üzere yapmalısın. Bildiğin bilmediğin, hatırladığın hatırlamadığın, ister küçük ister büyük günahlardan... Önemli olan bütün her şeyden dolayı tevbe etmektir. Bunu da hiçbir zaman bırakma. Uyumadan önce dahi olsa bunu yapmaya çalış. Çünkü sen bunu tüm sadakatinle gerçekleştirdiğin zaman, Allah subhanehu ve teâlâ bu gece sana ölümü yazsa da belki bir tek günahın dahi kalmayacaktır. Uykuya dalıp da ruhun bedeninden çıktıktan sonra, ruhunun bedenine döneceğini kim sana garanti etti?

Nebi sallallahu aleyhi ve sellem Allah'a en sevimli kul olmasına rağmen günde yetmiş defa tevbe etmektedir. Biz nasıl tevbe etmeyelim? Biz gün boyunca işlediğimiz yeri göğü dolduracak masiyetleri tevbeden başka bir şeyle silebilecek miyiz? Asla...

Her gün bitiminde şöyle diyebiliriz: 'Ya Rabbi!... Sana tevbe ediyorum, çünkü biz kullarının sana yönelmesini, tevbe etmesini seversin. Biz senin şu sözünü de işittik Ya Rabbi: 'Şüphesiz Allah tevbe edenleri ve çokça arınanları sever.' (2/Bakara, 222) '

Şurası da bir hakikat ki tevbe, şirk de dahil Allah ile kulun arasında cereyan eden tüm günahları temizler. Fakat günahtan pişmanlık duyup, onu bırakıp ona dönmemeye azmedildiği zaman...

İnsanların Hakkına Girmekten Sakın!

Bu şartlara dahil olmayan bir husus vardır ki, o da insanların haklarıdır. İnsanların haklarına girmenin bağışlanması için sadece tevbe etmek yeterli değildir. Tevbe ile beraber mutlaka haklarına girilen o insanların hakkını iade etmek gerekir. Örneğin, kişi bir kardeşinin malını veya parasını aldı ve iade etmedi. Burada sadece Allah'a tevbe etmek yeterli değildir. Mutlaka onu iade etmek gerekir. Veya bir kimsenin aleyhinde yalancı şahitlik, iftira vb. durumlarda mutlaka o kişinin hakkını iade etmek gerekir. Heyhat... Nice iftira atan, yalan söyleyen, insanların hakkına giren kimseler bu hakkı yerine getirmemekte, insanların arasında hiçbir şey olmamış gibi dolaşmaktadırlar. İnsanın 'bu ne pişkinlik' sözü bunlardan uzakta kalmamaktadır.

Allah'ın hakkına girildiği zaman Allah tevbeyi kabul ederken, insanların hakkına girildiği zaman Allah tevbeyi neden kabul etmemektedir düşündün mü?

Çünkü Allah Er-Rahim'dir ve tevbe edildiği zaman kendi hakkından vazgeçer... Fakat insanlar, cehennemden kurtulmak için zerre-i miskal hasenat aradığı kıyamet gününde, Allah subhanehu ve teâlâ kadar merhametli değillerdir. Ki bu da onların haklarıdır. Mahluk, Hâlık kadar merhamet sahibi olabilir mi? Asla!

İnsanların hakkı konusunda Allah'tan kork kardeşim! Hele ki bu, sana yön veren, seni bir çiftçinin bitkiyi yetiştirdiği gibi, zahmet ve eziyet çekerek, üzerine titreyerek seni yetiştiren, küfrün karanlığında senin elinden tutan cemaat ise, bundan daha fazla sakın! Bunca yıl sana bahşedilen nimetlere nankörlük edip de hak üzere olan bir cemaatin hakkına girme konusunda Allah'tan kork! Senin mayın misali olan maslahatına basılınca patlayıp, nankörlük etmeye, kendi benliğini savunmaya hakkın var mıdır acaba? Hele ki karşındaki insanlar senin için kendi maslahatlarından, benliklerinden geçmiş iken...

Tekrar tekrar muhasebeni yap ve onların hakkını ifa etmeye çalış. Bir insanın hakkı kıyamet gününde senin boynunda asılı duracak iken, koca bir yapının hakkı sığacak kadar boynun büyük mü yoksa?

Unutma ki Allah Adalet Sahibidir!

Allah subhanehu ve teâlâ hiç kimsenin hakkını zayi etmeyecektir. Kıyamet günü kimin kimde hakkı varsa, Allah bunları sahiplerine iade edecektir. Gıybeti edilenin, alay edilenin, malı alınanın, zulüm edilenin hepsinin hasenatlarını dahi alacaktır.

Evet... Mazlum, zalimden hakkını tastamam alacaktır. Zulmedildiği oranda zalimden iyiliklerini dahi alacaktır. Eğer iyilikleri yoksa da bu defa mazlumun kötülüklerini zalime hamledecektir, adalet sahibi Allah subhanehu ve teâlâ... Akrabalık dahi olsa o gün asla fayda vermeyecektir.

"Sura üflendiği zaman, o gün, aralarındaki soy yakınlığı fayda vermez ve birbirlerine de bir şey soramazlar." (23/Müminun, 101)

"Kimin yanında kardeşinin ırzı, manevi şerefi veya malı ile ilgili -yapılan haksızlıktan doğan- bir hakkı varsa, dinar ve dirhemin bulunmadığı, kişinin varsa sevaplarından alınıp verildiği, sevabı olmadığı takdirde ise onun günahlarından alınıp kendi günahlarına eklendiği bir gün gelmeden önce sahibinden bugün helallik alsın." (Buhari, Rikak)

İmam Ali b. Ebi Talib radıyallahu anh şöyle demiştir: "Mazlumun zalimden intikam alacağı gün, zalimin mazluma zulmettiği günden çok daha çetin olacaktır."

Allah subhanehu ve teâlâ bizi zulüm, haksızlık ve kardeşlerimizin hakkına girmekten muhafaza etsin. Bir sonraki yazımızda tevbe konusuna devam edeceğiz inşallah.

'Âlemlerin Rabbi olan Allah'a hamd olsun' duamız ile...

Bu Sayfayı Paylaş :