Loader
Küfrün Karanlıklarından, Vahyin Aydınlığına...

Allah'a Tevbe Etmek İstediğinZaman… - 2 Özcan YILDIRIM

2014-08-03

Allah'a hamd, Rasûlü'ne salât ve selam olsun...

Sorumuz ile bu konumuza devam edelim: Allah'a tevbe etmek istediğin zaman O'nunla nasıl muamele etmelisin?

Tevbe konusuna baktığımızda, onun üç kısımdan oluştuğunu göreceğiz:

Birinci Kısım: İnsanların genelinin yapmış olduğu tevbe. Bu, günah ve masiyetlerden ötürü yapılır.

İkinci Kısım: Genel olarak yapılan tevbenin daha üzerinde olan, özel bir tevbedir. Bu da müstehab olanları terk etmekten dolayı yapılır.

Üçüncü Kısım: Bu, en yüksek mertebedir ki çok daha özeldir.

Çok özel olan tevbe nedir? Masiyetlerden tevbe, müstehablardan tevbe... Bundan daha ötesi neyden tevbe edilecek?

Bu kısım, kulun mübah olan fiillerden tevbe etmesi ve bütün amellerini hasenata çevirmesidir.

Birisi şunu diyebilir: 'Mübah olanlar haram değil. Neden tevbe edeyim?' Aslında tevbe sadece haram olan hususlara yapılmaz. Mübahlara dair yapılan tevbe, o mübahları sevaba ve hasenata çevirir. Aslında mübah olanlara Allah ruhsat vermiştir. Bunda hiçbir problem yoktur. Fakat kendisinde buna dair ilim bulunan kimse, bu ruhsat olan hususları dahi iyiliklere çevirebilir. Bu da Allah'ın katında en yüksek makamdır.

"De ki: Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? Doğrusu ancak akıl sahipleri bunları hakkıyla düşünür." (39/Zümer, 9)

Mübahları hasenata çevirmenin yolu aklıselim bir şekilde niyet etmektir. Başıboş gördüğün herhangi bir fiil, sadece kalpteki samimi bir niyet ile ecre dönüşebilir. Örneğin, insanın yemek yemesi. Yemeği yerken namaza güç yetirebilmek için niyet edersen, bu yemeği yemen senin için ecir olur.

Başka bir örnek: İnsan saatlerce niyetsiz bir şekilde uyuyabiliyor ve dolayısıyla hiçbir ecir de alamıyor. Bu da yedi-sekiz saatin ecirsiz bir şekilde insanın ömründen gitmesi demektir. Hâlbuki kişi Allah için çabalamaya, onu anmaya, onun yolunda mücadele verme gayesiyle uyuyup dinlense bu onun için ecir olur.

Kardeşim, işte bu, 'Ebrar' olanların ticaretidir! Çünkü onlar öyle zekidirler ki, niyetlerini topraktan altına dönüştürürler. Herkes maden yatağını bilebilir. Fakat ondan istifade eden sadece onu işlemesini bilenlerdir!

Şaşılacak olan durum şu ki; niyetin çok basit olması, hiç kimseyi yormamasıdır. Niyet ederken yorulan kimse biliyor musun? O halde niyet basittir. Fakat nice basit görünen şey, insanı helak etmeye yetmiştir.

Niyet kalbe yönelik eylemlerin belki en basiti gözükebilir. Çünkü bedenî bir yorgunluğu asla yoktur! Fakat insanın, kalbini bir ömür boyu muhasebe zindanına sokmasına da vesile olan şeydir. Selefin niyetlerinin ıslahına yönelik yıllar yılı mücadele ettiği ile ilgili haberler, bunun en güzel şahididir.

Allah'ın Tevbemi Kabul Edip Etmediğini Nereden Bileceğim?

Aslında kişi tevbenin kabul olmaması ile ilgili endişeye kapılmamalıdır. Çünkü Allah subhanehu ve teâlâ:

"Allah ancak takva sahiplerinden kabul eder." (5/Maide, 27) buyurmaktadır.

Allah'ın senden kabul etmesini istiyorsan, tevbeyi kabul etmeme korkusu içerisinde olman ve sürekli bundan Allah'a sığınman gerekir. Tevbenin kabul olmaması ile ilgili korkuya, sakınmaya devam etmen, kıyamet günü Allah'ın izni ile güzel bir netice alacağının bir işaretidir. Çünkü Allah subhanehu ve teâlâ cennet ehli olan kimselerin kendi aralarındaki o güzel konuşmayı da aktarır:

"Cennettekiler birbirlerine dönüp sorarlar: 'Doğrusu bundan önce ailemizin yanında bile korku içindeydik; Allah lütfedip bizi kavurucu azapdan korudu; doğrusu bundan önce de O'na yalvarıyorduk; Çünkü iyilik eden, esirgeyen ancak O'dur." (52/Tur, 25-28)

Onların dünyada iken korku içerisinde olmaları selamete ermelerine, kurtulmalarına vesile olmuştur. Çünkü korkan kimse, sürekli kendisini amellerin içerisinde bulur ve sürekli çaba gösterir. Fakat ümmetin müzmin hastalıklarından olan mutmainliğin, emniyetin içerisine dalan ve nefsine rahatlık aşılayan kimse eksikliklerini görmez. Onun üzerindeki bu durum kıyamet gününe kadar devam eder. Kıyamet günü de beklemediği bir durum ile karşılaşır ki, Allah bizleri bundan muhafaza etsin.

Bir adam Hasan-ı Basri'ye rahimehullah gelir ve şöyle der: 'Ey Ebâ Said! Biz bir topluluk ile dostluk içerisindeyiz. Onlar bizleri o kadar korkutuyorlar ki, kalplerimiz paramparça oluyor.' O da şu cevabı verir: 'Rahata ulaşana kadar seni korkutan bir topluluk ile dost olman, korkularla yüzyüze gelene kadar sana rahatlığı, emniyeti telkin eden bir topluluk ile dost olmandan daha hayırlıdır.'

Kardeşim, kalbine tevbenin garantisini asla aşılama! Sen dünya kadar amel yapsan da, bunları vesile kılsan da, yine de böyle bir zanna kapılma.

Ali b. Ebi Talib'e radıyallahu anh bak... Allah bizi onunla beraber haşretsin. Bak ne diyor: 'Allah'ın benden bir iyiliği kabul ettiğini bilsem, bilmediğim bir şey bana ölümden daha sevimli olmazdı.' Hem de bu sözleri cennet ehli olmasına rağmen söylüyor...

Yine şöyle der: "Amele gösterdiğinizden daha çok, amelin kabulüne özen gösterin. Allah'ın şu sözünü işitmediniz mi: 'Allah, ancak takva sahiplerinden kabul eder.' (5/Maide, 27) "

Fadale b. Ubeyd rahimehullah ise şöyle demiştir: 'Eğer Allah'ın benden hardal tanesi ağırlığınca bir ameli kabul ettiğini bilsem, bu benim için dünya ve içindekilerden daha çok sevimlidir. Çünkü Allah şöyle buyurur: 'Allah, ancak takva sahiplerinden kabul eder.' (5/Maide, 27) '

Malik b. Dinar rahimehullah der ki: 'Allah'ın ameli kabul etmemesinden korkmak, amelden daha ağırdır.'

Bu ve benzeri örnekler çok fazladır...

Yapmış olduğun tevbenin makbul olduğunun alameti, kulun tevbeden önceki haline kıyasla tevbe sonrası hayır üzere olması, ilerlemesi ve bunun devam etmesidir. Bir günahtan tevbe ettiğinde arkasından iyilik işlemesi, önceden yapmadığı taatleri, ibadetleri ve iyilikleri yapmasıdır. Fakat bunu tevbe sonrasında yapmalıdır. İşte bu, tevbenin sağlıklı olduğunun alametlerindendir.

Bu bahsettiklerim, tevbe etmek istediğin zaman Allah ile arandaki yapacağın muamelelerden bazısıdır.

Allah'tan tevbelerimizi kabul etmesini, günahlarımızı temizlemesini, katındaki derecemizi yükseltmesini, hiçbir gölgenin olmadığı o günde bizi arşının altındaki gölgede toplamasını isterim.

Hitam-ı Misk

Seninle Mayıs 2012'den itibaren başladığımız ve 28 aydır devam eden güzel silsilemize, bu yazı ile son veriyorum. Âlemlerin Rabbi olan, tek firar edeceğimiz sığınak olan Allah ile muamelenin türlerini âcizane paylaşmaya çalıştım. Geriye sadece senin bunlarla amel edip etmeme tercihin kalmıştır. Dilersen amel eder, Allah ile muamelenin lezzetini tadar ve firdevslere vâris olma yolunda bir adım atmış olursun. Dilersen önceki hayatında tasavvur ettiğin bir anlayış ile yaşarsın. Fakat şunu bilmelisin ki, iman edenlerin özelliklerinden birisi de sözü işitip, en güzeline tabi olmaktır. Kurtuluş da nasihate kulak verip, amel etmekten geçer.

"Onlar ki; sözü dinlerler de, en güzeline uyarlar. İşte bunlar; Allah'ın kendilerini hidayete eriştirdiği kimselerdir. Ve işte bunlar; akıl sahiplerinin kendileridir." (39/Zümer, 18)

Allah subhanehu ve teâlâ bu ameli bizden kabul etsin ve canlarımızı da Müslüman olarak alsın.

"Rabbim; bana sen mülk verdin ve sözlerin tevilini öğrettin. Ey göklerin ve yerin yaratanı; Sen, dünyada da, ahirette de benim velimsin. Müslüman olarak canımı al. Ve beni salihlere kat." (12/Yusuf, 101)

'Âlemlerin Rabbi olan Allah'a hamd olsun' duamız ile...

Bu Sayfayı Paylaş :