Loader
Küfrün Karanlıklarından, Vahyin Aydınlığına...

Allah'a Tevekkül Ettiğinde… Özcan YILDIRIM

2013-06-01

Allah'a hamd, Rasûlü'ne salât ve selam olsun…

Allah'ın kalbinde görüp de, sana yeterli olduğu, tüm ihtiyaçlarını hemen veya sonrasında bitirdiği hissin adıdır tevekkül…

İlim ehli der ki, 'Kul Allah'a bir dağın yerinden taşınmasında dahi tevekkül ettiğinde, onu taşımakla memur olur.' Tevekkül öyle bir şeydir ki, onunla istediğin her şey senin hakkında gerçekleşir. Tevekkülün gerçekleşmesi için iki şart bulunmaktadır:

Birincisi: Allah'a dayanmak,

İkincisi: Sebepleri yerine getirmektir.

Bu şartlardan sonra şunu diyebiliriz ki insanlar tevekkül konusunda üç kısımdır:

Birinci Kısım: Bu kimse, Allah'a tevekkül edip de, sebeplerini yerine getirmeyendir ki bu da dinden olan bir şey değildir.

Bir adam Nebi'ye sallallahu aleyhi ve sellem: " 'Ey Allah'ın Rasûlü! Hayvanımı bağlayarak mı, yoksa onu bırakarak mı tevekkül edeyim?' deyince, Nebi: 'Onu bağla ve tevekkül et' " buyurmuştur.

İkinci Kısım: Sebepleri yerine getiren, fakat kalbini de bu sebeplere bağlayan ve dayandıran kimsedir.

Allah subhanehu ve teâlâ şöyle buyurmaktadır: "De ki: 'Bütün iş Allah'ındır.' " (3/Âl-i İmran, 154)

Dikkat et kardeşim, doktor asla şifa veren değildir. Bilakis şifayı veren, Allah'tır. Doktor ise sadece bir sebeptir. Senin yakalandığın hastalığa yakalanan nice insan var. Sen de, onlar da aynı ilacı almaktasınız. Fakat onlar şifa bulmazken sen şifa buluyorsun… Peki neden? Cevap çok basit, şifa veren yalnızca Allah'tır.

İşyeri sahibi asla Er-Rezzak olan değildir. Bilakis Er-Rezzak olan Allah'tır subhanehu ve teâlâ. İşyeri sahibi sadece bir sebeptir. Nice insan işsiz, nice insan işlerinden çıkartılmakta, başka yerde de onun kat kat fazlasını bulmaktadır. Çünkü Er-Rezzak olan sadece Allah'tır. Sebepler tek başına ne fayda verebilirler, ne de zarar! Yalnızca bu sebepler Allah'ın sebepleri olursa müstesna.

O halde tevekkül hazinesini elde etmek istiyorsan mutlaka iki şartı da elde etmen gerekir.

Diyelim ki bir insan yolculukta ve şöyle demekte: 'Ben Allah'a tevekkül ediyorum. Sebepleri yerine getirmeme gerek yok. Buna ihtiyacım da yok. Arabanın bakımına, tamirine ihtiyacım da yok.' Bu tevekkül değildir. Bunun aksi olan durumunda da tevekkül olmaz. Yani kişi sebepleri yerine getirip, kalbi Allah'a değil de sebeplere dayanırsa bu da tevekkül olmaz. Çünkü Allah onu sebepler ile baş başa bırakırsa, bu sebeplerin ona yeterli olması mümkün değildir. Çünkü El-Kâfî olan, El-Hafız olan yalnızca Allah'tır.

Bu konu hakkında ilginç bir hikâye bulunmaktadır:

'Günlerden bir gün bir ülkede deprem olmuş. İnsanların birçoğu binalar yıkılmadan önce, süratle binadan çıkmaya başlamış. Bir kadın da odasında uyuyormuş. Bir anda kalkmış ve hızlı şekilde emzikli çocuğunun odasına gitmiş. Kadın gecikince bina yıkılmaya başlamış. Son anda çocuğu dışarı çıkarmış ve bina tamamen yıkılmış. Fakat kadın elleri arasındakine bakınca korkunç bir sahne gözleri önüne gelmiş. Kadın, çocuğu alacağı yerde, çocuğun bulunduğu yatağın yastığını alarak dışarı çıkmıştır.'

Evet kardeşim, sebepler tek başına asla yeterli değildir. Sebepler, tevekkül ile beraber olması gerekir.

"Eğer Allah seni bir zarara uğratırsa, onu kendisinden başka giderecek yoktur. Ve eğer sana bir hayır verirse, (bunu da geri alacak yoktur). Şüphesiz O her şeye kadirdir. O, kullarının üstünde mutlak hâkimiyet sahibidir. O, hüküm ve hikmet sahibidir, (her şeyden) hakkıyla haberdardır." (6/Enam, 17-18)

O halde matlup olan üçüncü kısmın özelliklerini taşıyan müminlerden olmaktır.

Üçüncü Kısım: Allah'a sebepleri yerine getirerek dayanmaktır. Eğer insan bu ikisinin arasını toplar, bir araya getirirse, Rabbani kapıların açılmasını elde etmiş olur.

Şimdi şu kıssayı benden bir dinle;

'Bir beldede bir kadın varmış. Bu kadının çocuğu hastalanmış. Çocuğun ilacını alacak parası da yokmuş. Tüm sebepleri yerine getirip, Allah'a dayanmış. Fakat hiçbir şeye sahip de değilmiş. Elinden hiçbir şey de gelmiyormuş. Anne sadece çocuğunu seyredebiliyormuş. Gözleri önünde çocuğu ölüyor, fakat hiçbir şey yapamıyormuş.

Sonra biri kapıyı çalmış ve kadın açmış. Elinde çantası olan doktoru görünce donup kalmış. Doktor kadına, 'emzikli çocuk nerede?' deyince, şaşkınlığı iyice artmış. 'Hangi çocuk?' demiş. 'Hasta çocuğu soruyorum' demiş doktor da. Kadın da içeride olduğunu söyleyince, doktor çocuğun kendisine getirilmesini söylemiş. Doktor çocuğu muayene etmiş ve ona ilaç vermiş. Sonra ona hepsinin bedeli olan bir faturayı vermiş. Kadın faturanın bedelini ödeyecek parasının olmadığını söylemiş.

Doktor ise, 'Ne acayip bir iştir. Bizi arıyorsunuz, evinize kadar doktorun gelmesini talep ediyorsunuz ve benden ilacı aldıktan sonra da para ödemeyi kabul etmiyorsunuz?' demiş.

Kadın ise, 'Ben kimseyi aramadım' demiş. Doktor, 'Nasıl aramadığınızı söylüyorsunuz? Burası 9 no'lu daire değil mi?' Kadın da şöyle demiş: 'Hayır doktor bey, 9 numara bizim komşumuz, burası daire 10. Siz rakamı karıştırmışsınız.' Doktor onların bu halini görünce, Allah'ın onlara nasıl ikram ettiğini anlamış ve onlara müsamahakar davranıp, hiçbir şey almadan çıkmış…'

Allah'ın şu ayeti nasıl da görülüyor:

"Kim Allah'a karşı gelmekten sakınırsa, Allah ona bir çıkış yolu açar. Onu beklemediği yerden rızıklandırır. Kim Allah'a tevekkül ederse, O kendisine yeter. Şüphesiz Allah, emrini yerine getirendir. Allah, her şeye bir ölçü koymuştur." (65/Talak, 2-3)

Allah ile muamelemizi güzelleştirdikçe ve O'na hakkıyla tevekkül ettiğimizde, Allah'ın rahmetini her halimizde görmeye başlayacağız inşallah.

'Alemlerin Rabbi olan Allah'a hamdolsun' duası ile…

Bu Sayfayı Paylaş :