Loader
Küfrün Karanlıklarından, Vahyin Aydınlığına...

Allah Duana İcabet Etmediğinde… Özcan YILDIRIM

2013-02-01

 

Bu dergide seninle, kendisi ile nasıl muamele etmemiz gerektiğini öğrenmemizi sağlayan Allah'a hamd olsun. Salât ve selam, Allah ile en güzel şekilde muamele edip de bizlere örnek olan Rasûlullah'ın sallallahu aleyhi ve sellem üzerine olsun…

Kardeşim, belki de oturumlarımızda dikkatini çeken konulardan birisi de bu olacaktır. Allah senin duana icabet etmezse, senin ne yapacak oluşundur.

Üzülme kardeşim! Sakın Rabbin senin duana icabet etmedi diye kaygılanma! Bizim öyle bir Rabbimiz var ki, senin duanı kabul etmemesi de dahil hiçbir fiili boşa değildir. Allah subhanehu ve teâlâ hiç boşu boşuna icabeti geciktirir mi? Bilakis O, bunu dahi kendisinin bildiği bir hikmete mebni yapmaktadır. Lakin biz bunu asla bilemeyiz. O halde bu hikmetin sana açılmasını bekle! Çünkü Allah subhanehu ve teâlâ senden ve benden hayırlı olan kimselere de bunu yaptı ki bunlardan biri Yakub'tur aleyhisselam.

Yakub aleyhisselam, Allah'a sevgili oğlu Yusuf'u kendisine getirmesi için ağlaya ağlaya dua etti. Hatta ağlamasından ötürü gözlerini kaybetti. Ve Allah seneler sonra onun duasına icabet etti.

Ya biz? Yıllarca bekleyen, sürekli devam eden muayyen bir duamız var mı? Veya biz Yakub'tan aleyhisselam faziletli miyiz?

O halde duamıza icabet edilmediğinde neden üzülüyoruz?

Allah Duana İcabet Etmediğinde O'nunla Nasıl Muamele Etmelisin?

İnsan bazen Allah'ın duasına icabet etmediğini bildiği zaman üzülür. Lakin bu durum Allah'ın katında çok farklıdır. Kul tam Allah'ın icabetine yetişmişken kendisini bir anda ümitsizlik içerisinde bulur. Halbuki Rabbi onun bu durumuna gülmektedir.

"Nebi sallallahu aleyhi ve sellem bir keresinde, 'Allah, hallerinin değişmesi yakın olduğu halde kulların ümitsizliğe kapılmasına güler' deyince, sahabeden birisi: 'Rabbimiz güler mi?' diye sorunca, Rasûlullah: 'Evet' diye karşılık verdi. Bunun üzerine o sahabe: 'Gülen bir Rabb, bizden asla hayrını kesmez' dedi." (Ahmed, Beyhaki, İbni Mace)

Bu hadise bakarsan kardeşim, acele etmemen, üzülmemen, ümitsizlik dehlizine girmeye teşebbüs dahi etmemeni gerektiğini anlamış olursun. Çünkü sen acele ettiğin, ümitsizliğe kapıldığın zaman, duaya icabet kapılarını da kilitlemiş olacaksın. Ne talep etti isen artık bunu O'nun katından silmiş olacaksın.

" 'Dua ettim, kabul olmadı' diyerek acele etmediğiniz müddetçe her birinizin duası kabul olur." (Buhari)

Bazen kurtuluş, kulun icabetin zirvesine en yakın olduğu zaman gerçekleşir. Kul o icabete en yakın olduğu anda ümitsizliğe kapılır ve duadan geri durur. Halbuki duaya icabete ramak kalmıştır.

Kardeşim, Allah sana merhamet etsin. Neden ümitsizliğe kapılıp da duadan geri duracaksın? Sen, tam zirvede iken ve hedefine az kalmışken bir anda gerisin geriye gitmeyi tercih ediyorsun.

Diyelim ki duan kabul olmadı… Duaya devam etmekle bir şey kaybeder misin?

Daha farklı bir şey sorayım sana… Acaba dua demek illa ki icabet mi demektir? Yani kabul makamının olmaması, duayı bırakmayı gerektirir mi?

Asla! Bilakis duamız kabul olmasa da, Allah'a subhanehu ve teâlâ son nefesimize kadar dua etmeliyiz.

Kardeşim, Rabbimiz bize duanın kabulünden başka bir şey verecektir. İnsanların bir çoğu duanın kabulünü hedef olarak addedip, ondan başkasına üzülmektedirler. Halbuki başka bir durum daha var. Sen El-Halık olandan istiyorsun, mahlûktan değil. Örneğin, herhangi bir şahıstan bir şey istediğin zaman, o bunun karşılığında senden bir şey isteyebilmektedir. Bu, mahlukatın yanında böyledir.

Peki El-Halık olan, seni yaratıp, sana şekil veren Allah subhanehu ve teâlâ katında bu durum nasıl, hiç düşündün mü? Sen O'na bu isteğini söylediğin zaman, sana istediğini verir. Tüm bunların daha üstünde olan şey ise, bizleri iyiliklerle mükâfatlandırmasıdır. Çünkü biz O'ndan talep etmekteyiz. O ister bu talebe cevap verir, ister vermez.

Peki, Allah'ın senin duanı kabul etmemesinin sebebi nedir?

Allah subhanehu ve teâlâ senin O'ndan bir şey istemeni ister. Sen O'ndan her isteyip, ısrar ettiğinde bu, Allah'ın hoşuna gidecektir. Sen ya istemiş olduğunu alacaksın, ya da yaptığın duanın karşılığında kıyamet gününde muhtaç olduğun hasenat/iyilik defterini biraz daha kabartmış olacaksın.

Benim için de senin için de en değerli olan bu değil mi? Şöyle bir düşünelim… Sen borçlarından kurtulmak istiyorsun, bir evinin, eşinin olmasını istiyorsun vs… Allah bu isteklerini yerine getirdiğinde talep ettiğinin karşılığını almış olacaksın. Fakat senin duanı kabul etmeyip, sen duada ısrar etmeye devam edince de Allah, her dua edişinde sana hasenat/iyilik yazacak. Hasenat ise, kıyamet gününde insanlar için en değerli hazinedir.

Kıyamet günü… Sağına bakacak ve sadece ateşi göreceksin… Soluna bakacak yine ateşten başka bir şey görmeyeceksin… Seni kurtaracak tek şey hasenatın olacaktır!

Adiyy bin Hatîm'den radıyallahu anh rivayet etti ki; Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

"Biriniz, arada kendisini örten bir perde ve bir tercüman olmaksızın Allah'ın huzurunda duracak, Allah ona şöyle soracaktır:

__ Sana mal vermedim mi?

__ Evet, verdin.

__ Sana Peygamber göndermedim mi?

__ Evet gönderdin.

O adam sağına bakar, ateşten başka bir şey görmez... Soluna bakar, ateşten başka bir şey görmez... Bir hurma tanesinin yarısını vererek de olsa, bunu bulamadığı takdirde güzel bir söz söyleyerek de olsa, biriniz (sadaka vererek-iyilik yaparak) ateşten sakınsın." (Buharî, Zekat.)

Bu iki ihtimalin dışında üçüncü bir ihtimal daha var. Bu da Allah subhanehu ve teâlâ senin duanı kabul etmeyip, hasenat da yazmaz. Fakat senin içine düştüğün sıkıntı, eza ve cefayı senden giderir. Çünkü sen Allah'a subhanehu ve teâlâ dua ediyorsun. O da senden, bu dua ölçüsünce sıkıntıları giderecektir. Hatta sen belki de başka bir şey istesen ve o konu ile alakalı olmasa da senden sıkıntıyı giderecektir.

" 'Her hangi bir kul Allah'tan bir şey dilerse, günah bir şeyi istemediği veya akrabası ile ilgisini kesmeyi arzu etmediği sürece Allah onun duasını şu üç halde kabul eder: Ya onun duasına hemen cevap verir (yani dünyada onun duasını kabul eder), ya onun yerine misli hayır verir (kıyamet gününde hasenat verir) veya ondan bir kötülüğü giderir.' Sahabe: 'Ey Allah'ın Rasûlü o halde Allah'tan çok isteriz' deyince, Rasûlullah: 'Allah'ın lütfu istediğinizden daha fazladır' buyurdu." (Ahmed, Müsned.)

Subhanallah! Bu üç şeyin verilmesine bak kardeşim. Hepsinden dolayı yine kul hiçbir zarar etmiyor! Dua öyle garip bir duygudur ki insanı rahatlatan, onu kulluğun merkezine çeken bir ibadettir. Kardeşim tüm kalbim ile sana şunu diyebilirim ki, birimiz Allah'a dua ettiğinde kendisinde inanılmaz bir rahatlık hisseder, kalbinin tamamen ferahladığını hisseder. İster duası kabul olsun, ister olmasın…

Evet kardeşim, duası kabul olmadan önce bile kul bu rahatlığı hissetmektedir. Allah subhanehu ve teâlâ senin dua ettiğinde bütün bu lezzet ve rahatlığını hissettiğini bildiği zaman, bazen o duanı kabul etmeyi erteleyebiliyor ki senin hissettiğin bu tat sende yok olmasın diye. Çünkü hakiki anlamda duanın tadı, duanın kabul olmasından daha güzeldir.

Aslına baktığımız zaman duanın tadı ile duanın kabulünün tadının arasında bir benzerlik yoktur. Neden dua, duanın kabulünden daha güzel olabilir?

Çünkü duada iki yön vardır. Birinci yön, Allah'ın sevmiş olduğu; ikinci yön ise bizim sevmiş olduğumuzdur. Allah bizim O'na dua etmemizi sever. Biz ise, Allah'ın bizim duamıza icabet etmesini severiz. Şüphe yok ki, Allah'ın sevdiği, razı olduğu şey bizim sevdiğimizden, istediğimizden, hoşumuza gittiğinden daha çok, daha güzel ve bizim için en hayırlı olandır.

Ayrıca, Allah'ın kulu hayatındaki bazı özel şeylerden mahrum bırakıp, bundan daha büyük bir lezzet verdiğini biliyor muydun? Bu lezzetin adı da duadır. Kendi nefsin için isteyip de kaybettiğin şeyden çok daha lezzetli olan şeydir dua… Bu Allah'ın, kulun aklını erdiremeyeceği yüce hikmetidir.

Allah'ın subhanehu ve teâlâ duaya icabeti ertelemekle takdir ettiği bu yüce manaları şimdi anladın mı?

Birçok insan Allah'ın kulun duasına icabet etmesini, Allah'tan gelen bir lütuf olarak addeder. Allah'a ellerini açıp dua eder de, Allah da bunun duasını kabul edince kerametin kendisinden olduğunu zanneder. Sonra iyi bir kul olduğu zannına kapılır… Belki Allah onu bununla saptıracak ve helakın eşiğine getirecektir ama o, bunu hiçbir zaman düşünmez.

Kulun duasına icabet edilmesi, ona ya lütuftur veya onu rezil eden bir durumdur. İcabet ya bir 'İtâ' (armağan) olur veya bir 'Bela'!

Dua'nın Kabulü Kula Verilen Bir Lütuf Mudur?

Allah'ın kulun duasına icabet etmesi ona bir lütuf da olabilir, onu rezil eden, aşağılıklardan kılan bir durum da olabilir. Peki bunu nasıl anlayacağız? Bunun hediye veya bela olacağının göstergesi nedir?

Allah istemiş olduğun şeyi sana verir ve bu seni O'na daha çok yaklaştırır, imanını arttırırsa, Allah'ın sana bu icabeti senin için en büyük armağan ve lütuftur.

Fakat bu istediğin ve Allah'ın da sana vermiş olduğu şey, seni Allah'tan uzaklaştırıyor ve imanında eksilmeye sebebiyet veriyorsa, bu duanın kabulü senin için bela olmaktan öteye geçmez.

Örneğin, birisi Allah'tan İslamî Hareket'te güzel bir alanda görev yapmayı istedi. Yani, Allah'a ve Allah'ın yanındaki nimetlere götüren bir araç olan cemaat ile beraber olmayı istedi. Ardından bu fazlından ötürü Allah'a fiilen şükretti. İşlerinde sadık ve samimi olarak dine, bu birimde hizmet etti. Sürekli Rabbine olan imanını, yakinini arttırdı ve işlerini büyük bir haz ve canlı şekilde yaptı. Kendisi ile beraber olanlarla omuz omuza, bu dinin sancağını ağırlığına, zorluğuna bakmadan yüklendi… Bu hal, kişiye Allah tarafından verilen en büyük armağandan başka bir şey olamaz. Yapılan duaya en güzel şekilde icabet eden Allah, bu durumu ile kişinin hayır yollarını sonuna kadar genişletmiştir.

Fakat kişi Allah'ın bu nimetine hıyanet ile nankörlük ederse, her yaptığı ameli birilerini aldatmak için yapıyorsa… Gözlerin görmediği yerlerde cemaatinden habersiz, Müslümanların kuyularını kazıyor, hainlerin bile Müslümanlara yapmadığı işleri Müslümanlara reva görüyorsa… Müslümanların kendisine emanet ettiği her şeyde hıyanet elbisesini giyiyor ve en itaatkar, en sadık görünüyorsa…

İşte Allah'ın ona bir cemaat ile beraber olması yönündeki duasına icabeti, onun için beladan öteye geçmemiştir. Aslında en güzel armağan olan bu durumu, kendi elleriyle kazandığı bu hainlikleri sebebiyle bir belaya çevirmiştir.

Kardeşim, sen Allah'a ne zaman gidersen, O da sana gelecektir! Bilakis sen O'na yaklaştıkça, senin yaklaştığından daha fazla sana yaklaşacaktır. O'ndan istediğini sana elbette verecek, dilediğini sana fazlından çoğaltacaktır. Allah'tan gelen her şeyi, kabul et ve O'ndan daima iste. Göreceksin ki senin düşündüğünden kat kat fazlasını sana verecektir. Sakın duanı terk etme! Gözyaşların ve duyguların senin yakıtın olsun. Senin isteklerin bitse dahi duaya sürekli devam et. İçinde bulunduğun İslamî hareketin senin üzerindeki hakkını unutma ve bu nimetin şükrünü bil ve daima Allah'tan sebat iste.

Allah bizleri ve seni muhafaza etsin. Dualarımızı makbul, katında bizleri razı olduğu, kabul ettiği, duasına icabet ettiği kullarından eylesin.

Allah'ım senin rahmetine sığınarak bu yazımı da noktalarım. Sen ki merhamet edenlerin en merhametlisisin.

'Alemlerin Rabbi Olan Allah'a Hamd Olsun' duası ile…

Bu Sayfayı Paylaş :