Loader
Küfrün Karanlıklarından, Vahyin Aydınlığına...

Allah'ı Ne Kadar Tanıyorsun Özcan YILDIRIM

2012-06-01

Geçen oturumumuzda, uzun sürecek oturumlarımıza dair kısa bilgiler vermiştim sana. Hayatımıza dair en önemli sorulardan birisini sormuştum: ‘Allah ile nasıl muamele etmelisin?’

Evet… Bu soruya cevap kolay değil. Zira muamele edeceğin zatı bilmelisin. Herhangi bir girişimde bulunurken dahi yapacağımız işe dair bir malumat elimizde olması gerekiyorsa, Allah subhanehu ve teâlâ ile muamelemizin selameti için daha çok malumat sahibi olmamız gerekir.

O halde şöyle bir soru sormamız gerekli: Allah hakkında ne biliyoruz? Allah’ı ne kadar tanıyoruz?

İnsanların birçoğuna bu soruyu yöneltirsen, alacağın cevap çoğunlukla ‘O yaratan, rızık verendir vs.’ şeklinde olacaktır. Bunu zaten biliyorsun. Fakat Allah’ı tanımlayan ifadeler sadece bundan ibaret midir?

Kişi, Allah hakkında olan bilgisini her çoğalttığında, Allah hakkında korkusunu her çoğalttığında, O'nunla muamelesi o oranda güzelleşir.

“Allah’tan ancak âlim olan (derin bilgisi olan) kulları korkar” (35/Fatır, 28)

Peki Allah’ı ne kadar tanıyoruz? Allah’ın azameti, yüceliği hakkında ne söyleyebiliriz ki?

Allah subhanehu ve teâlâ zatının hakikatini ancak kendisi bilen, semada olandır. Allah’ın azameti, büyüklüğü, yüceliği hakkında ne söyleyebiliriz ki? O’nun şu dünyada gözle görülmemesi en yüce olması için yeterli değil mi?

Düşün! En güçlü bedenler dahi ona bakamamaktadır. Bununla beraber Allah subhanehu ve teâlâ kendisini sevenlerin onu görmeyi arzuladığını bilmektedir. Çünkü Allah’ı sevenler onun hakkında birçok şey işitmiş, onun cemali, azameti ve sıfatları hakkında birçok şey öğrenmişlerdir. Şimdi ise onu, onun cemalini görmeyi arzulamaktadırlar. İşte bu sebeple Allah subhanehu ve teâlâ onların bedenlerini kıyamet gününde kuvvetlendirecek, onlara kendi zatını görmelerini sağlayacak gücü verecektir.

Peki neden? Çünkü bu bedenler onu görme lezzetine yok olmadan varsınlar diye. Çünkü onlar yüce ilahın önünde zayıftır. Allah, kemal sıfatları ile sıfatlanmıştır. Bu sıfatlar ise ne başkalarında ne de başka bir yerde mevcuttur. Yaratılanların ise yaratana sadece isim yönünden benzeyen sıfatları vardır. Örneğin, Rabbimiz El-Hayy’dır. Yani kamil bir hayatı vardır. Yaratılanın da hayatı vardır fakat bu Allah’ın hayatı gibi kamil değildir. Bu iki çeşit arasında hiçbir zaman bir benzerlik, hatta bir yakınlık dahi söz konusu değildir. Mahlukun tek bir sıfatı dahi yaratana benzemez. Peki Allah’ın sıfatlarına hiçbir sıfat benzemiyor ise Allah kimdir?

Allah… Tüm mahlukatın ilahı… Yaratılanlar için O'ndan başka bir ilah asla bulunamaz. Tüm mahlukatın işlerini düzenleyen ve bununla beraber kendisine bir yardımcı da gerekmeyen bir zattır Allah. Allah subhanehu ve teâlâ yarattığı ilk insandan, dünyanın sonuna kadar onlara tek rızık veren, onlara tek sahip olandır. Bu sıfatlarını da yine o bize öğretip, bildirdi. Fakat Allah’ın bizlere bildirmediği, bizim de öğrenmediğimiz ve hiç kimsenin bilemeyeceği sıfatları vardır. Allah bunları yanındaki gayb ilmine ayırmıştır.

Evet, Allah’ın büyüklüğünün, hakikatinin tümünü hiç kimse bilemeyecektir. Zira zatının hakikatini ancak kendisi bilir. Tıpkı göz gibi. Göz, sınırları olan bir uzuvdur. Belirli bir mesafeden öteyi de göremez. Kulak da bunun gibidir. O da belli bir mesafeden ötesini duyamaz. Akıl da böyledir. Ancak belirli, muayyen şeyleri kavrayabilir.

Akıldan daha büyük şeyler olmasına rağmen Allah’ı tahayyül dahi edemez. Kıyamet günü O’nu görmeden önce herhangi bir kimsenin onu görmesi de mümkün değildir.

“Hiçbir şey onun gibi değildir. O işiten ve bilendir” (42/Şura, 11)

Evet kardeşim! Hiç kimse tahayyül dahi edemez! Bununla beraber Allah, tahayyül edilen her şeyin zıddınadır. Hatta insan yüz yıllarca hiçbir şey yapmayıp, sadece Allah’ı düşünse bile bunu başaramayacaktır. Ulaştığı tüm sonuçlar, tüm düşünce ürünleri bile Allah’ın hakikatinden fersah fersah uzaktır. Kurgular, düşünceler ayrı bir vadide, hakikat ise başka vadidedir. İşte bundan dolayı azamet ve yücelik O'nundur. O’nu tasavvur ve tahayyül ne mümkün!

Bugüne dek Allah’ı hiç kimse yeterince övemedi! Bu yüceliğine denk olan hamd ve şükrü de yerine getiremedi. Peygamberler, Melekler ve tüm yaratılanların sözleri ve fiilleri ile şükretmeye, hamd etmeye, övmeye çabalayan herkes Allah’ın hak ettiği övgüye sadece yaklaşabilirler. Sadece Allah’ın kendi zatını övmesi onun azametine, yüceliğine yeterli gelir.

Biliyor musun kardeşim, Allah subhanehu ve teâlâ kendi yüce zatını övdüğünde, buna karşılık olarak; tüm insanlığın, tüm yaratılanların, Cibril’in, İbrahim’in, Rasulullah’ın, tüm peygamberlerin, sıddıkların, şehidlerin, salihlerin, ilk yaratılan insandan ölen son insana kadar ibadetlerin tümünü toplasak, sonra kat kat katlasak ve Allah’a sunsak, ne yeterli olacak, ne de Allah’ın güzel sıfatlarından bir tanesine ulaşacaktır.

Başını rükudan, secdeden kıyamete dek kaldırmayan, tesbih eden, ibadet eden ve kıyamet kopunca da ‘Seni noksan sıfatlardan tenzih ederiz. Sana hakkıyla ibadet edemedik’ diyen melekler de var.

Evet kardeşim! Allah’a and olsun ki böyle.

“Onlar Allah'ı hakkıyla tanıyıp bilemediler. Kıyamet günü bütün yeryüzü O'nun tasarrufundadır. Gökler O'nun eliyle dürülmüş olacaktır.” (39/Zümer, 67)

O halde üstünlük ona aittir. Namazlarımızı da eksik yapmamıza, bazen de riya karıştırmamıza rağmen, O bunu kabul ediyor. Bu ibadetleri günahlarla geçirip, üzerine başka günahlar da eklememize rağmen Allah bize fazlını gösterip, sadece O'nun için yapılan ibadeti yine kabul ediyor.

Düşün! Yaptığımız ibadetlerin O'na hiçbir faydası olmadığı gibi, bizim ibadetlerimize de ihtiyacı yok!

Peki kimin, kime ihtiyacı var?

Tabi ki biz aciz kulların… O’na ibadet etmeye ne kadar ihtiyacımız var! İbadetleri yaptığımızda ise, bizlerin faydasına olacak, bizlerin cennete girmesini sağlayacak ve ebedi mutluluğu derinliklerimizde hissedeceğiz. Allah ise, bizden hiçbir şey istifade etmeyecektir. Bizim ona fayda vermemiz ne mümkün! O hiç kimseye muhtaç olmayan, biz ise ona muhtaç olanlarız.

Bunun yanında O, bize ikram ediyor, yol gösteriyor, biz bir şeye muhtaç olduğumuzda veriyor, O'ndan istememizi seviyor ve ne kadar çok istersek, bizleri de o kadar çok seviyor. Çünkü O'nun sevgisi Kerem sahibi olmasından olup, bu da akılların tasavvurunun üstündedir. Bu yaptıkları, Allah’ın fiillerinin güzelliğinden olup, fiillerinin güzelliği ile zatının güzelliğini toplamasıdır.

El-Cemil

Evet kardeşim, eğer yüce ilahımızı ‘Rabbimiz kimdir?’ diye tekrar soracak olursan, ‘O ibadet ettiğimiz El-Cemil olan bir zattır’ derim.

El-Cemil olan, en güzel olan ilahımız… Kâinattaki en güzel olan, şüphesiz ki Allah’tır. Bu yüzden Allah zatını El-Cemil diye isimlendirmiştir. Güzel olan ve güzeli de sevendir. Tıpkı Peygamber’in sallallahu aleyhi ve sellem dediği gibi…

O’nun cemaline delil olarak, tüm varlıkların, insanlığın, bitkilerin, hayvanların güzel yaratılışları yeter bile. Bunların hepsi cemalinin bir eseridir. Çünkü o fiil olarak da El-Cemil’dir.

Kardeşim, şunu bilmelisin ki Allah’ın bu güzelliğinden dolayı cennet ehline olan en büyük nimeti de onlara kendi cemalini göstermesidir. Cennette Rabbini gören kimseler de onun cemali gibisini görmemişlerdir.

“O gün pırıl pırıl yüzler vardır ki onlar Rablerine bakarlar” (75/Kıyame, 22-23)

Subhanallah! En yüce nimete bak kardeşim. Sadece O’na bakmak dahi yetecek. O’na bakan her kimse bundan dolayı mutlu olacak ve hayatında ebediyen duymadığı bir sevinç yaşayacaktır. Bu mutluluğu yaratan yine O’dur. Buna binaen kendisine gelen, huzuruna yaklaşana lütfedecek, kendisinden uzaklaşana ise de asla bir şey vermeyecektir. O’na yaklaşmayı çoğaltmak, mutluluğu da çoğaltmak demektir.

Bak kıymetli kardeşim, bundan dolayı Allah subhanehu ve teâlâ yedinci katta olan cenneti kendisine yakın kılmıştır. Zira orası mutluluğun, saadetin merkezidir. Cennetteki derecen ne kadar yükselirse, Rabbine yaklaşman da o kadar çok olacaktır.

Peki bu yükseliş sence ne zamana kadar? Tabi ki cennetin en yüksek merhalesine yükselene kadar… Orası neresi biliyor musun? Firdevs… Firdevs-i Âlâ… Nebiler ve Rasûller ile birlikte olunan en çok mutlu olunan, en güzel yer! Bir de oranın çatısı var. Bunun ne olduğunu öğrenince oraya olan rağbetinin, şevkinin artacağına inanıyorum. Oranın üstü Rahman’ın Arşı!

Evet, sana dememiş miydim, mutluluk ona yakınlaşmaktır diye? Allah, saadetin, mutluluğun son noktasıdır kardeşim.

“…Sidretü'l-Münteha'nın yanında. Me'vâ cenneti onun (Sidre'nin) yanındadır. O zaman Sidre'yi kaplayan kaplamıştı.” (53/Necm, 14-16)

Şimdi bir de kulların tarafına bakalım. Allah’ın tüm bu azameti, yüceliği ve celaline rağmen yine en çok isyan edilen, en çok karşı çıkılan, en çok yüz çevrilen, en çok hükmü terkedilen yine Allah’tır.

Sözün bittiği yer de bu olsa gerek… Şu yeryüzünde Allah’tan daha çok isyan edilen bir kimse gördün mü? Arasan da bulamayacaksın. İnsanlara onca nimet veriyor, onları yedirip, içiriyor, hastalandığında afiyet veriyor. Çünkü onlara karşı El-Halim, isyan edenlere karşı Es-Sabur’dur. O kendi yüce zatını Es-Sabur diye isimlendirmiştir. Bununla beraber herhangi bir günahkar kul Allah’a tevbe edip, ona döndüğü zaman, O subhanehu ve teâlâ bundan dolayı sevinir. Sevinci ise, kulun Allah’a dönmesinden dolayı olan sevincinden daha fazladır.

Nasıl olur da kul Allah’a muhtaç olduğu, Rabbinin de kulundan müstağni/muhtaç olmadığı halde Allah kulunun kendisine dönüşüyle sevinip, ona ikram ediyor.

Sahibi olan bir köle efendisine yakın olması, ona sevgi beslemesi, onun razı olması için çabalaması şaşılacak bir şey değildir. Zira asıl olan budur. Fakat şaşılacak olan şey, Efendi kölesine sevgi besliyor, onu çeşitli nimetlerle, hediyelerle sevindiriyor, köle ondan yüz çeviriyor, uzaklaşmakta ısrar ediyor, yaptığına pişman olmuyor, tevbe etmiyor, bununla beraber ihtiyacı için elleri Allah’a kaldırdığında Allah ona istediğini vermemekten hayâ ediyor… Subhanallah!

Evet kardeşim! Rabbimiz… Güzel olan Rabbimiz kendisinden bir şey istendiğinde hayâ ediyor.

İşte bu bizim ilahımız… Ondan başka bir ilah nasıl isteriz? Neden gökte ilah olanı yerdeki kokuşmuş olan sahte ilahlara değişelim? Neden onun pak kanunları, pak şeriatı varken şu kokuşmuş, koktukça mide bulandıran, yeryüzünün en büyük fitnesi demokrasiye doğru gidelim? O’nun dinini kendisine etiket yapıp, demokrasi pisliği ile harmanlayıp da insanlara sunan zavallı yaratıkların peşinden neden gidelim?

Yeniden gözden geçir konuştuklarımızı. Allah mı hayırlı, yoksa ilahlık taslayan zavallı cehennem odunları mı?

Biz Rabbimizi tercih edenleriz. Şüphesiz o tüm yüce sıfatları ile yüce arşından bizleri izliyor. O halde bu azameti, celali ve eksiksiz sıfatları olan Rabbimiz ile muamelemizi güzelleştireceğiz. Kıyamet gününde onun rahmetine, mağfiretine ulaşmak için…

Allah ömür verirse, bir sonraki oturumumuzda ‘Allah sana merhamet ettiğinde O’nunla nasıl muamele etmelisin?’ konusuna değinelim.

Duamızın sonu; âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamdolsun.

Bu Sayfayı Paylaş :