Loader
Küfrün Karanlıklarından, Vahyin Aydınlığına...

Allah ile Konuştuğunda… Özcan YILDIRIM

2013-01-01

Allah'a adım adım giden yolda seninle bir oturumu daha nasip eden yüce Zat'a hamdolsun…

Manidar bir hikâyeyi seninle paylaşarak bu oturumumuza başlamak istiyorum.

Bir adam berbere tıraş olmaya gider. Berber ile aralarında hoş geçen sohbetten sonra, berber açıkça Allah'a inanmadığını söyler. Adam da bunun nedenini sorar. Berber ise, kendisinin ihtiyaç sahibi olduğunu, fakat Allah'ın ona yardım etmediğini, eğer Allah var olsaydı, böyle bir sıkıntısının olmaması gerektiğini söyleyerek, inanmadığını söyler. Adam şaşkınlık içerisinde berberin işi bitene kadar susmayı yeğler. Ücretini ödedikten sonra çeker gider…

Birkaç dakika sonra adam süratli ve kızgın bir şekilde geri döner…

__ 'Sen berber falan değilsin! Berber olmaya da layık değilsin!', der.

Berber:

__ Neden? Ne oldu ki?

Adam:

__ Çünkü ben caddede giderken bir adam gördüm ki saçı uzun ve birbirine girmiş! Sen onu tıraş etmemişsin!

Berber:

__ Benden isteseydi onu elbette tıraş ederdim.

Adam:

__ Allah için en güzel misal vardır! Demek ki sen de Allah'a yönelip, O'ndan istemiş olsaydın, O da sana yardım edecekti.

Allah Kur'an'da bize bunu haber vermektedir:

"Kullarım sana beni soracak olursa, muhakkak ki ben onlara çok yakınım. Dua edenin duasına icabet ederim. O halde bana dua etsinler ve bana iman etsinler ki umulur ki doğru yola erişirler." (2/Bakara, 186)

İnsanın başına musibet geldiğinde, aklına gelen ilk şey, bu musibeti sevdiği kimseye haber vermektir. İnsanlar içerisinde kendisine en yakın olana anlatmak… Aslında bu insanın doğasında olan bir durumdur. Eş, işten eve geldiğinde işyerinde yaşamış olduğu olayları ilk olarak eşine anlatır. Çocuk, karşılaştığı olayları hemen ebeveyne anlatır… Kısacası kim kimi kendisine yakın görüyor ise, ona açılır, ona kendi durumunu arz eder.

Allah subhanehu ve teâlâ kulların konuşmaya, yakın bir dosta muhtaç olduğunu bilmektedir. İhtiyaçlarını anlatacakları, hüzün ve kederlerini paylaşacakları bir dost…

Allah subhanehu ve teâlâ kullarının isteklerini karşılar ve onlara bir kapı açar. Gece ve gündüz her an açık olan bir kapı… Allah ile konuşmak!

Hangi vakitte konuşmayı, ona derdini arz etmeyi, rahatlamayı istersen, varlığı daim olan bir Rabbinin olduğunu unutma! O'nu ne uyku alır, ne de uyuklama!

"O'nu ne bir uyuklama tutabilir, ne de bir uyku." (2/Bakara, 255)

Evet, bu ayeti belki taabbüden yıllarca okuduk, fakat Allah'a her an iltica edeceğimizi belki hiç düşünmedik… Allah subhanehu ve teâlâ her an diri olan, tüm beşerî zafiyetlerden uzak olandır. Biz hal-i pür melalimizi bize en yakın olan kimselere götürmeyi arzu ediyor, fakat en yakın olan, muvahhid kullarının dostu olduğunu Kur'an'da söyleyen Allah'a götürmüyor, sadece kullarla mutmain oluyorsak, bu Allah'ı dost görmediğimizin göstergesi değil midir kardeşim?

Şöyle bir örnekle düşünelim…

Bir ülkede bir kral var. Bu kralın muazzam bir mekanı veya sarayı var. Bu saray o kadar büyük ki senin krala ulaşman için, gelen kimseleri karşılayan sorumlu ile görüşmen gerekir. Bu kişi seni kapıdan da kovabilir, içeri de alabilir. Sen içeri girip bu sorumludan kral ile görüşmeyi talep etsen o, ya kralın randevu takvimine göre sana gün verecek veya vermeyecektir.

Diyelim ki bu sorumlu ile görüşmeyi başardın. Seni dinleme ihtimali de var, dinlememe ihtimali de… Dinlese senin isteğini kabul etmeyebilir de…

Ne haller ama…? Mahlûk… Muhtaç olan, aciz olan, Rabbi karşısında zelil olan mahlûk…

Bu ihtimaller sadece mahlûkat için geçerlidir. Ama Rabbin… O'nun için asla bunlar söz konusu dahi değildir.

O her daim mevcut olan, fani olmayandır. Senin yapacağın tek şey abdest alıp, kıbleye dönüp, 'Allahu Ekber' diyerek tüm dünyayı arkana atmaktır. Bunu yaptığın anda Rabbin huzurunda, O'nun önündesin. Artık El-Melik olan Allah'ın huzurunda, onunla konuşmaya başlıyorsun ve O da seninle konuşuyor.

O'nun katında senin istediğin, hatta istediğinden fazlası var. Senin istek tahayyülünün ulaşamayacağı derecede her şey var…

Kardeşim, dünyanın içerisinde birçok istenmeyen ortamlarla muhtelit yaşıyoruz. Dünya adeta bir cangıl gibi… İçerisinden kendi nefsini kurtaran ne kadar az insan var. Sürekli kaygılarına kaygı katan, dertlendikçe dertlendiren birçok hadise oluyor. İşte bunların arz edileceği en yüce makam, senin bir anda önünde duruyor. Seni bu dünyada sıkan ne varsa ona arz et… Anlat, bahset, konuş ve unutma ki huzurunda durduğun Zat'a karşı yüzünü çevirmediğin müddetçe, O senden yüzünü çevirmez. Tıpkı Rasûlullah'ın sallallahu aleyhi ve sellem dediği gibi:

"Kul namazında iken (yüzüyle) sağa-sola dönmediği müddetçe Allah Teâla da ona yönelmeye devam eder, (yüzüyle) sağa-sola dönecek olursa, Allah da ona yönelmekten vazgeçer." (Nesâî, Sehv 10; Dârimî, Salât 134; Ahmed bin Hanbel, 5, 172.)

Burada dikkat edilecek durumlardan biri de, Allah subhanehu ve teâlâ ile konuşmanın çok muazzam olduğunu unutmaman, lafızlarına, hareketlerine dikkat etmendir. Zira Allah subhanehu ve teâlâ El-Halık, El-Melik olandır. O'na müstahak olan bir muamele ile muamele etmen gerekir. Sıradan bir konuşma O'na layık olabilir mi?

O halde;

Allah ile Konuştuğunda O'nunla Nasıl Muamele Etmelisin?

Aslında durum Allah'a dua edip, etmememiz değildir. Bilakis Allah bize icabet ediyor mu, etmiyor mu? Allah subhanehu ve teâlâ herkese icabet etmemektedir. Gece gündüz demeden Allah'a yalvaran, O'ndan isteyen nice kimseler vardır ki, Allah subhanehu ve teâlâ onların hiçbirine icabet etmemektedir. Çünkü Allah'ın icabet etmesinin hiçbir sebebi, bunların yanında bulunmamaktadır. Bu konuda akıllı olan kimseler ise, Allah'ın kendilerinin dualarına nasıl icabet edeceğini bilmektedirler.

Allah'ın bize icabet etmesini istiyorsak şu hususlara dikkat etmemiz gerekir:

Öncelikle duada belirlemiş olduğumuz metodumuzu değiştirmemiz gerekiyor. Allah ile olan muamelemizdeki edebimizin güzelleşmesi için uygun bir ses tonu seçmemiz gerekmektedir.

"Kendi kendine, yalvararak ve ürpererek, yüksek olmayan bir sesle sabah akşam Rabbini an. Gafillerden olma." (7/A'raf, 205)

Bunun anlamı sesini çok yükseltmemek ve çok da kısmamaktır.

"Siz işitmeyen ve uzak olan kimseye dua etmiyorsunuz. Bilakis siz işiten ve yakın olana dua ediyorsunuz. Ve O sizinle beraberdir." (Buhari)

Bu dil yönünden böyledir. Geriye ise kalp kalıyor. Dua esnasında kalbine çok dikkat et! Zira birçoğumuz Allah'a dua ederken sözlerimizi öylesine serdediyoruz. Ezberlediğimiz duaları alışkanlık halinde terennüm ediyoruz, fakat ne söylediğimizi bilmiyoruz. Dil, kalpten bağımsız bir şekilde hareket halinde nereye gidebilir ki? Beden bir bütündür. Kalp ve dil ise birbirinden müstakil hareket ettiğinde orada nifaktan başka bir şey söz konusu olamaz.

Dilimiz, Allah'a sünnetteki en nadide duaları ederken, kalbimiz hangi dünya meşgalesiyle münderiç halde. 'Acaba işler ne durumda?', 'Şu şahsa ne diyecektim?', 'Yarın hangi programı yapmam gerekiyor?', 'Derslerimi yetiştirebilecek miyim?' vs… Dil Allah ile konuşurken kalp adeta İstanbul turu yapıyor… Dil, iştahlı bir şekilde harfleri, kelimeleri yutuyor, acele ile Allah'a dua ediyor ve sonra bitince 'Dua ettim, Allah'a hamdolsun' deyip görevini tamamlıyor.

Hayır Kardeşim, Allah bu duayı kabul etmez! Allah'ın şanı ve celaline bu dua, bu istek, bu konuşma yakışır mı? Dünyada beş kuruş etmeyen kafirlerin makamına çıktığında da aynı şeyi yapabilir misin? Bunu sor kendine ve âlemlerin Rabbi'ne ettiğin dua ile kıyas et!

"Biliniz ki Allah kendisinden gafil olan bir kalbin duasını kabul etmez." (Tirmizi, Davet, 64.)

İnsanların bir çoğu secdede, ezan ve kamet arasında, vitir namazında birçok dua etmekle beraber başka şeyleri düşünmekteler. Kelimeler tekrarlanıyor, fakat kalbe muvafık değil…

İnsanî ilişkilerde dahi bunu kabul etmeyen bizler… Karşımızda ne söylediğini bilmeyen kimselere hakaret dahi edebiliyorken, âlemlerin Rabbi'ne hangi cüretle bu kelamı layık görüyoruz?

Sana şimdi bir örnek vereceğim. Diyelim ki, bir kardeşin seni telefonla arayıp, para istedi. Zira buna çokça ihtiyacı var. Sana bunu söylerken de kalbi başka şeyle meşgul… Sana söylediği kelimeleri önemsemeden tekrar edip durmasına karşılık ne hissedersin?

Cevabını ben vereyim istersen: 'Bana ne dediğini bilmiyorsan ne diye arıyorsun' der ve karşındakinin seni takmadığını, sana değer vermediğini düşünür ve onun isteğine karşılık vermezsin!

Allah için en güzel misal vardır. Allah subhanehu ve teâlâ her şeyden daha yüce, en güzel olan zattır. Allah, kalbi meşgul olan bir duaya icabet etmemesi daha evla olan değil midir?

Kardeşim, Allah ile konuştuğun dua vaktinde, kalbinin serdettiği kelimelerden gafil olmasından sakın. Allah ile ne konuştuğunu bilmez bir şekilde dua etme. Allah ile konuştuğun, onunla baş başa kaldığında tüm dünyayı arkana al ve sadece Allah ile konuştuklarını düşün…

Tadarru' Hissi

Bazı insanlar da vardır ki, Allah'a dua ettiğinde kalbi gafil değildir. Çünkü duada çok hususi bir meseleye değinir. Bu dua, icabete en yakın olan duadır. Dua eden kimse bu esnada öyle hislere kapılır ki; bu hisler ona duanın lezzetini vermekle beraber, ona kuvvet de verir.

Bu hissin adı tadarru'dur. Yani, Allah'a karşı boyun eğme ve O'na huşu içinde yalvarmak… Tadarru', haddi aşmanın ve Allah'a isyanda bulunmanın zıddıdır. Tadarru', O'na zilletini göstermek, nefsin tasgiri/küçülmesidir!

"Rabbinize tadarru ile ve gizlice dua edin. Çünkü O, haddi aşanları sevmez." (7/A'raf, 55)

"Rabbini, tadarru ile ve korkarak, yüksek olmayan bir sesle sabah akşam an, gafilerden olma!" (7/A'raf, 205)

Kardeşim, Allah'a karşı fakir olduğunun göstergesi, tadarru' olarak dua etmendir. Sen Rabbi'ne fakirliğini söyle. O'ndan başka sığınacak hiç kimse yoktur. Rabbin senin bunu yapmanı ister. Senin aciz olduğunu, muhtaç olduğunu söylemeni, elem verici azabın sana isabet etmesini engellemek için bu derecede dua etmeni ister. Kul günahkâr dahi olsa Allah'a yönelip, tadarru' ile tevbe ettiğinde, Allah'ın da ona muamelesi farklı olacaktır.

Son olarak bir örnekle sohbetimizi noktalamak istiyorum. Allah Kur'an'da tadarru'dan öyle bir bahsediyor ki, bir kavmi bunu yapmaları için darlık ve sıkıntı ile imtihan ediyor!

"Senden önce de ümmetlere elçiler gönderdik. Tadarru'da bulunsunlar diye, onları darlık ve sıkıntı ile yakalayıp cezalandırdık. Hiç olmazsa kendilerine böyle baskımız geldiği zaman, tadarru'da bulunsalardı!" (6/En'am, 42-43)

Kendim ve senin için; duamızı, ibadetimizi güzelleştirmesi için bize yardım etmesini, kendisine dua ettiğimizde, onu katında kabul etmesini Allah'tan isterim.

"Âlemlerin Rabbi olan Allah'a hamd olsun" duamız ile...

Bu Sayfayı Paylaş :