Loader
Küfrün Karanlıklarından Vahyin Aydınlığına

Allah ile Nasıl Muamele Etmelisin Mukaddime Özcan YILDIRIM

2012-05-01

Hamd, yerin, göğün ve tüm mahlûkatın yaratıcısı sonsuz rahmet sahibi, kullarından müstağni olan Allah’adır. Salât ve selam, onun Rasûlü’ne, ailesi ve ashabının üzerine olsun.

“Allah ile nasıl muamele etmelisin?”

Hayatın tamamında karşındaki muhatabından duyman gereken en önemli soru bu olsa gerek. Çünkü bu hayatta bizimle beraber olan birçok şey var. Fakat bu kainatta en önemli olanı ise Allah’tır.

Allah… En güzel isim… O bu ismi ile diğer isimlerin arasında en güzelidir. O seninle muamele edenlerin en güzelidir kardeşim. Ondan başka lütfeden, ihsan eden kimse bulabilir misin? Garip olan şu ki, O bizimle hayatımızın her alanında farklı yönlerden muamele ederken biz bunu hissedemiyoruz. Kimi zaman günahlarımızı örtüyor, kimi zaman sevindiriyor, kimi zaman merhamet ediyor, kimi zaman veriyor, kimi zaman içiriyor, kimi zaman bizden karşılık beklemiyor. Çünkü biz O’na bir fayda veremeyiz. Biz O’ndan bir şeye sahip olmamıza karşılık, O bizim her şeyimize sahiptir.

Evet Kardeşim! O ki seni küfrün karanlığından kurtaran, şirkin kokuşmuş bataklığından çeken yüce bir zattır. Sen cahiliyenin çöplüğünün kokusuna alışmış, sorunsuzca yaşıyor iken o sana temiz olanı gösterip, oradaki pis kokuyu fark ettirdi. İmanın lezzetini tattırdı sana. Sen bu lezzeti daha öncesinde tatmamıştın. Sadece sûni, mükerrer olmayan, anlık lezzetleri tatmıştın. O sana sürekli içeceğin, içtikçe susayacağın, daha çok içmeye rağbet edeceğin bir pınar verdi. İman pınarı… Bu nimet dahi yetmez mi?

Şu soruyu sormakta yarar var: Tüm bunları Allah neden bizlere vermektedir?

Çünkü O, Vedud’tur. El-Vedud… Kullarını seven… Sevgisinin sınırı olmayan… O’nun yarattıklarına olan güzel muamelesinin başka bir örneği yoktur. Tüm bunlarla beraber O muhtaç olmayan, kulları ise O’na muhtaç olan, fakir olandır.

“Ey insanlar siz Allah’a muhtaç olanlarsınız.” (35/Fatır, 15)

Allah subhanehu ve teâlâ bizlere muhtaç olmamasına rağmen her gün bu azametiyle, bu rahmetiyle, bu cömertliği ile bizlere davranmaktadır.

Kardeşim! Madem O bizlere bu sıfatları ile muamele ederken, bizlerin O’na karşı nasıl muamele etmemiz gerektiğini bilmemiz gerekmez mi?

Kardeşim! Burada Allah’a karşı bir takım muamelelerden bahsetmeyeceğim. Zira hepimiz kulluğumuz gereği her gün ibadet ve zikirler ile muamelede bulunuyoruz. Burada özel, ince bir takım davranışlar vardır ki bunları güzelleştirmemiz, bu fiilleri seçmemiz gerekmektedir.Şimdi sana birkaç örnek vereceğim:

Allah senin günahlarını örttüğünde ona nasıl muamele etmen gerekir?

Elbette ki Allah senin günahını örttüğünde, O’nun bu güzel hediyesini kabul etmen gerekir. Ta ki bu örtüyü belli zamanlarda senden kaldırmasın. Fakat bazı fiiller vardır ki onu yaptığın zaman bu örtü senden kıyamete dek kalkmayacaktır.  

Sen her gün insanlarla konuşuyorsun. Peki Allah ile konuştuğun zaman nasıl davranman gerekir? El-Melik olan Allah ile konuşman için belli yollar vardır. Sen buna riayet edersen, Allah senin tüm isteklerine cevap vermekle beraber, sana istediklerinin en güzelini verecektir.

Çünkü Allah herhangi bir kimseye icabet etmez. İnsanların çoğu bunun yolunu bilmediği için bunu da uygulamıyorlar. Sen bunu uygulayan nadir kişilerden olmayı istemez misin? Allah ile konuştuğunda/münacat ettiğinde nasıl muamelede bulunmalısın?

Kıymetli kardeşim, hiç kendini Allah’ın gazabı hususunda sorguladın mı? Allah gazaplanınca/kızınca O’nunla nasıl muamele etmelisin? Şüphesiz Allah’ın gazabı şiddetlidir. O’nun gazabı bir şeye tecelli ettiği zaman; onu tamamen tamamen yok eder. Ben Allah’ın bana kızmasından korkmakla beraber, şu anda bana kızıp kızmadığını bilemiyorum. Benimle aynı düşünceleri de paylaştığını biliyorum. Allah şu an bize kızıyor mu? Rabbimiz bir şeye kızdığı zaman senin hususi bir takım şeyler yapman gerekir ki Allah’ın sana olan kızgınlığı böylece gitmiş olsun. O bize şu an kızıyor ise, O’nunla nasıl muamelede bulunmalıyız?

Sadece tevbe yeterli değil! Allah’ın sevdiği başka ameller vardır. Bu amelleri de mutlaka ve hemen yapman gerekir. Allah’ın razı olması çabuktur. Ama gazabı ve gazabına binaen kullarına olan cezası hemen değildir.

O’nun rızasına gelecek olursak, Allah kullarından razı olduğu zaman insanların birçoğu, rızanın ardından her şeyin tamamlandığını zannetmektedirler. Hayır! Senin Allah’ın kızmasına gösterdiğin önem kadar rızasına da önem göstermen gerekir. Çünkü Allah’ın rızasına ulaşmak bir merhale, O’nun rızasının devamını sağlamak apayrı bir merhaledir. O halde kendine şu soruyu sorman gerekir: Allah benden razı olduğunda ona karşı nasıl muamele etmeliyim?

Bilmelisin ki kardeşim, Allah’ın rızası güzel bir merhale. Lakin ondan daha yüce bir merhale olduğundan haberin var mı? Bu öyle bir mertebe ki Allah çok az insana bu nimetini ihsan etmiştir. Evet… Çok az insan bu mertebeye ulaşmıştır. Bu mertebe ‘sevgi’ mertebesidir. Allah seni sevdiği zaman sen Habibullah, yani Allah’ın sevdiği kulu olmuş olacaksın. Bununla da kalmayacak, sana olan sevgisi tüm semaya yayılacak, orada yaşayan tüm meleklere ulaşacak. Bununla da kalmayacak, sana olan sevgisini yeryüzündeki her şeye taşıyacak ve böylece insanlar seni sevecek. Peki neden? Cevap çok zor ve uzun değil: ‘Allah artık seni seviyor!’

Buna karşılık burada asıl problem Allah’ın insanları sevdiği zaman Allah ile yapacağı muameleyi bilmemesidir. Bunlar güzel ve iştah kabartan şeyler. Bu meseleye de sorularla gidelim: Allah seni sevdiği zaman ne yapman gerekir?, Nasıl muamele etmen lazım?

Kardeşim, sende biliyorsun ki insan, sevdiği kimseyi ziyaret etmeyi, beraber olmayı sever. Hiç düşündün mü Allah kendisi için bir ev kılmış ve bunun adına mescid demiş. Oraya, onun sevgili kulları gider ve o evde onun huzurunda dururlar. Yeryüzündeki meliklerin, kralların dahi yanına gitmek isteyenler için çeşitli prosedürler, resmi kurallar varken, Allah’ın evine girdiğinde ne yapmam gerekir diye sorman gerekmez mi? Allah’ın evine girmenin sırlarını bilen bir kimse ‘Bunu uyguladığımda sanki ben mescide ilk defa girdim’ dedi.

Bunları kısa kısa geçiyorum. Çünkü bunların hepsi Allah ömür verirse seninle olan sohbetimizin konusunu oluşturacak birer madde. Senden sadece sabırla birlikte bunları sürekli bir muhasebe ile tatbik etmeni istiyorum. Allah’ın yardımı ile el ele tutuşup beraberce bunu uygulayacağımızı umuyorum.

Son olarak bir meseleden daha bahsedeceğim.

İnsanoğlu ilk yaratıldığından bugüne dek belirgin bir hisse sahiptir. Bu hissin adı hayâdır. Bir diğer ismi ile utanma duygusu. Bu şuur, kimi zaman anne babaya yönlendirilmiş, kimi zaman yönetici veya sorumluya karşı hissedilmiş, kimi zaman normal, sıradan bir insana karşı ortaya çıkmıştır. Fakat çok şaşılacak bir şey var. O da Allah’ın bizden hayâ etmesidir. Evet, hayret verici bir şeydir ki Allah bizden hayâ ediyor. Bu hadisi okuyana kadar bunu bilmiyordum. Bu hadis hangisi? Peki, Allah bizden hayâ ettiğinde ne yapmamız gerekir?

Evet kardeşim… Bazı konuların başlıklarını sana ön bilgi olması için verdim. Bunların ayrı ayrı konular halinde sana samimi duygularımla anlatmaya gayret edeceğim. Anlatacaklarım önce kendi nefsime, sonra sanadır. Anlatacağım! Zira bu dinin temeli olan itikadımızı ziru zeber ettiler. Tasavvuf şeyhleri bu anlattıklarımı şirk ile harmanlayıp anlattılar. Ve biz tevhid ehli olanlar bu konulara hep uzak kaldık. Şirk ve bidat bulutları arasında bu hakikat güneşinin ışıklarının bir kısmı bize doğru yansıdı. Lakin bir türlü ısıtmadı bizleri.

İnsanlar bugün kendi gelişimleri için, diğer insanlarla muamelesi, davranışları daha selametli olması için NLP vb. kitaplara başvurur, fellik fellik kitaplar ararlar. Onlar çoğunlukla sosyal alanda insanlarla muamelede bulunmak için araştırmalardan kafalarını kaldırmazken, sen en yüce zat, ‘Âlemlerin Rabbi olan Allah’ ile muameleyi öğrenmiş olacaksın.

Bu muazzam bir şey değil mi?

O halde bu nasihatlerime kulak ver ve bunları beraberce uygulamaya çalışalım. Kulluğumuzun selameti ve idamesi için…

Bir dahaki oturumumuzda yeniden seninle buluşmak duası ile…

Bu Sayfayı Paylaş :