Loader
Küfrün Karanlıklarından, Vahyin Aydınlığına...

Allah Sana Hidayet Ettiğinde... Özcan YILDIRIM

2013-12-01

Allah'a hamd, Rasûlü'ne salat ve selam olsun...

Allah subhanehu ve teâlâ kendi katından faydalı birçok şeyi bizler için indirmektedir. Allah'ın kendi katından kullarına indirdiği bir çok nimeti sayamayacağımız ise değişmez bir hakikattir. Fakat bu nimetlerin içerisinde mutlak manada en güzeli de hidayettir. Bundan daha güzel bir şey de yoktur. Eğer Allah sana bunu bahşetmişse, seni müjdelerin en güzeliyle müjdelerim.

Fakat burada da Allah'ın bize olan muamelesine nasıl karşılık vereceğimizi öğrenmemiz gerekir:

Allah Sana Hidayet Ettiğinde O'nunla Nasıl Muamele Etmelisin?

İlk başta kendim ve senin için, bunun üzerinde sebat dilerim. Allah sana hidayet verdiğinde, kalbinde bir genişlik ve surur çoğalacaktır. Senin de öncelikle bunu muhafaza etmen ve buna önem vermen gerekir. Artık sen, yeryüzünde yaşayan bunca insanın kaybetmiş olduğu en kıymetli şeye sahip oldun. Bunun adı da Allah'ın vermiş olduğu hidayetidir. Bunun yanında da senin hidayetteki ölçüne göre, Allah'ın muhabbeti de senin üzerinde gerçekleşecektir. Aynı şekilde Allah'ın muhabbeti de senin hidayetten yoksun kalmanla bitecektir.

Peki Allah'ın sana hidayet edip etmediğini nereden bileceksin? Bunun cevabı çok kolaydır. Eğer sen haramı biliyor ve terk ediyorsan, helali biliyor ve yapıyorsan bu, Allah'ın sana hidayet ettiğini gösterir.

Sen hidayette olduğun zaman da Allah'ın sevdiği, kendisine yakın ve şerefli bir kulu olmuş olursun. Allah seni sevdiğinde, kendi zatına yakınlaştırdığında ve hidayeti ile desteklediğinde seni kim üzebilir, sana kim zarar verebilir ki? Bundan başka ne isteyebilirsin ki?

Bazıları, 'Hidayeti nasıl bulabilirim?' diye sorabilir. Şunu unutmamak gerekir ki, hiç kimse Allah hidayet etmeden, hidayete erişemez. Allah subhanehu ve teâlâ kendi katından hidayet indirmedikçe, bir kimsenin hidayeti bulması ebediyen imkansız olan bir şeydir.

Allah subhanehu ve teâlâ cennet ehlinden bahsederken, onların şöyle söylediğini Kitab'ında zikreder:

"Hamd, bizi buna eriştiren Allah'a mahsustur. Eğer Allah'ın bizi eriştirmesi olmasaydı, biz hidayete ermiş olamazdık." (7/Araf, 43)

İlim ehlinden bazı kimseler şöyle demişlerdir: 'Eğer hayır da kalbim de, ellerimde olsaydı, hayrı ona yerleştiremezdim. Ona o hayrı sadece Allah yerleştirebilir.'

Şimdi sen 'Eğer durum böyleyse, hidayete erişmek için bir şeyler yapmanın ne anlamı var' diyebilirsin. Evet, hidayet konusunda senin hiçbir fonksiyonun yoktur. Fakat senin bunu bilip de hiçbir şey yapmamanı gerektirmez. Sen O'ndan hidayeti talep et, bunun için çabala. Allah sana bunu yazmış ise, bunu sana verecektir.

Sen her ne küfrün içerisinde olsan da Allah'a samimiyetle yaklaşırsan Allah subhanehu ve teâlâ sana hidayetini kendi katından neden indirmesin? Rasûlullah'ın sallallahu aleyhi ve sellem getirdiği dinin hak olduğunu bile bile yüz çeviren Ebu Cehil ve avanesi Kureyş müşriklerini görmedin mi? Gizlice Kur'an dinleyip ağlamıyorlar mıydı? İçlerinden gelen Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem onlara ayetleri okurken secde etmediler mi? Onlara yeri göğü yaratan kimdir diye sorduktan sonra Allah'ın rububiyetinin bir kısmına şahit olmadılar mı? Hatta 'Eğer Muhammed'e indirdiğin hak ise üzerimize taşlar yağdır' demelerine rağmen niçin hidayet bulmadılar? Çünkü samimiyet yoktu! İhlas yoktu! Kibirleri onları küfür üzere ölmelerine sevk etti.

Bugün birçok insanın sapıklıkta olması seni şaşırtmasın. 'Bu kadar insan neden sapıklıkta?' diye sorarsan da sorunun cevabını risaletin ilk günlerinde rahatça bulabilirsin. Hakkı ne derece aramışlar sence? Ya kendisini şeyhine adamış ya bir partinin ve demokrasi denilen putun peşinde avare olmuş ya da hayatını yeme-içme ve şehvet döngüsünde idame ettirmeye çabalamış... Dolayısıyla Allah'ın ayetleri de onun gözlerindeki buğuyu, perdeyi, körlüğü kaldırmamıştır. Çünkü hakkın değil, heva ve hevesin peşinden gitmektedir. Hakkı değil, hangisi maslahatıma uyar, hangisi beni rahat yaşatır, ne yaparsam başıma bir iş gelmez diye hevasını gözetmiştir. Hevasına, keyfine, rahatına, yaşantısına ters geldiği için, yaşantısını bir kalemde silmek ağır geldiği için... Dünyasından vazgeçemeyen nasıl hakkı aramak ister ki? Hakkı da ihlasla istemeyen nasıl hidayet bulabilir ki?

Fatiha'daki Bir İncelik

Kuran'daki en faziletli sure olan Fatiha'ya baktığımızda şöyle bir ince durum ile karşılaşırız. Allah subhanehu ve teâlâ ayette: "Yalnız sana ibadet eder, yalnız senden yardım dileriz" buyurmaktadır. Biliyoruz ki şeriatın bir kelimeyi kullanmasının birçok hikmeti bulunmaktadır. Burada: 'Yalnız sana ibadet eder, yalnız senden rica ederiz', 'Yalnız sana ibadet eder, yalnız senden korkarız' gibi bir ifade kullanılmamıştır. Peki neden?

Çünkü O subhanehu ve teâlâ sana yardım etmeden, O'na ibadet etmen olanaksızdır. Yani, O'na kulluk ile şereflenmek, ancak O'nun subhanehu ve teâlâ bu şerefi sana vermesi ile mümkündür!

Peki Ne Yapmalısın?

Yapacağın tek şey, hidayeti Allah'tan ihlasla talep etmendir. Fatiha'ya baktığımızda söz konusu ayetten bir sonraki ayet de buna işaret ediyor: "Bizi doğru yola hidayet et/ilet!" Bu siyak da Kur'an-ı Kerim'in güzelliğini göstermektedir.

Yine Kudsi bir hadiste Allah subhanehu ve teâlâ şöyle buyurmaktadır:

"Ey kullarım! Hidayete erdirdiklerim hariç, hepiniz dalalette/sapıklıktasınız. Benden hidayet isteyin, sizi hidayete erdireyim."

Allah subhanehu ve teâlâ ile muamelede bulunmanın bir usûlü vardır. Başkalarına gösterilen muamele ile Allah'a gösterilen muamele arasında farklılık söz konusudur. Allah ile olan muamelemizdeki temel usûl, bizim Allah'a doğru gitmemiz, O'na yakınlaşmamız, O'na zillet içinde boyun eğmemizdir. Yani Allah ile muamelemizi güzelleştirirken ilk önce bizim harekete geçmemiz gerekir. Oturarak, buhranlara girerek, beklenti içerisinde olarak muamelemizin değişmesini beklemek muhaldir. Âlemlerin Rabbi olan Allah subhanehu ve teâlâ önümüze bir çok fırsatı koymuş ve bizden harekete geçmemizi istiyor. Ayrıca güzel muameleyi beklerken ilk adım Allah'tan beklenmez.

"Şüphesiz ki, bir kavim kendi durumunu değiştirmedikçe Allah onların durumunu değiştirmez." (13/Rad, 11)

Ayrıca Allah'a doğru gitmek için atacağın bir adım karşısında Allah'ın muazzam bir muamelesini de bulacaksın ki bu da kula verilen en büyük nimetlerdendir.

"Kulum bana bir karış yaklaşırsa ben ona bir zira yaklaşırım, o bana bir zira' yaklaşırsa ben ona bir kulaç yaklaşırım. O bana yürüyerek gelirse ben ona koşarak giderim." (Buhari)

İşte Allah senin düşündüğünden, senin tasavvur ettiğinden daha fazla sana ikramda bulunuyor! Sen O'na gittiğinde seni o halde bırakmayacak, sana yardım edecek, bulunduğun o güzel halini arttıracak ve daima seninle beraber olacak!

Fakat seni sadece bir vakitte terk edecek... O da; sen O'nu terk ettiğin zaman!

"Bunun sebebi şudur: Bir toplum kendilerinde bulunanı değiştirmedikçe, Allah onlara verdiği bir nimeti değiştirmez." (8/Enfal, 53)

Allah subhanehu ve teâlâ şu ayette de kendisinin yolundan sapanları, aynı şekilde saptıracağını da buyurmuştur:

"Onlar yoldan sapınca, Allah da kalplerini saptırmıştı. Allah, fasıklar topluluğunu doğru yola iletmez." (61/Saff, 5)

Kişi hidayet nimetini hakiki manası ile tattıktan sonra, ondan sapmayı, onu terk etmeyi asla istemez. Şunu unutmamak gerekir ki mutluluk ve rahatlık ancak Allah'a olan yakınlıkla elde edilebilir. Kul O'na yaklaşmasını arttırdıkça, mutluluğu da o oranda hissedecektir.

Şöyle soru da sorabiliriz: Mutluluğu yaratan kimdir? Elbette ki Allah. Peki Allah subhanehu ve teâlâ kendisinden yüz çevirene mi bunu verir, yoksa hidayetini isteyen kimseye mi? Elbette ki, hidayetini isteyen kimseye verir.

Allah beni ve seni mutlu kıldığı kullarından eylesin.

Hidayet ile ilgili önemli bir husus daha var. O da; yapmış olduğun salih bir amele hidayet edilsen bile -bu ister küçük, ister büyük bir amel olsun- bu fazileti beklemeksizin Allah'a nispet et, Allah'tan olduğunu itiraf et.

Belki en önemli muamele de, sana gelen bu hidayeti hemen diğer insanlara ulaştırmandır. Aldığın bu hidayet lezzetini de insanlara ulaştırman gerekir. Unutma ki, bu yaptığından dolayı senden daha güzel sözlü hiç kimse yoktur. Bunu âlemlerin Rabbi olan Allah subhanehu ve teâlâ söylüyor:

"Allah'a davet eden, salih amel işleyen ve 'Kuşkusuz ben Müslümanlardanım' diyenden daha güzel sözlü kimdir?" (41/Fussilet, 33)

Fakat Allah'a davet konusunda dikkat etmen gerekenler de var. Allah'a davetin kendisine has bir üslubu ve yöntemleri olması gerekir. Bunlarla ilgili tafsilatı davet ile ilgili müstakil ders ve kitaplarda bulabilirsin. Fakat Allah sana hidayet ettiğinde, davet ettiğin insanlar için Allah'tan hidayet talep etmeyi asla unutma. Onları dilinle Allah'a çağırdığın gibi, Allah'ın huzurunda da onlar için aynı dille hidayet talep et.

Allah'tan dileğim, hepimizi hidayetinde toplaması, kainattaki en güzel mekana bizleri ulaştırmasıdır.

"İman edip salih ameller işleyenlere gelince, Rabbleri onları imanları sebebiyle, hidayete erdirir. Nimetlerle dolu cennetlerde altlarından ırmaklar akar. Bunların oradaki duaları, 'Seni eksikliklerden uzak tutarız Allah'ım!'; aralarındaki esenlik dilekleri, 'Selâm'; dualarının sonu ise, 'Hamd âlemlerin Rabbi Allah'a mahsustur' sözleridir." (10/Yunus, 9-10)

Bu Sayfayı Paylaş :