Loader
Küfrün Karanlıklarından, Vahyin Aydınlığına...

Allah Sana Merhamet Ettiğinde Onunla Nasıl Muamele Etmelisin? Özcan YILDIRIM

2012-07-01

Allah’a hamd, Rasulü’ne salât ve selam olsun.

Kardeşim, şimdi şöyle bir düşün. Bir adam, günlerce devasa ateş yakıyor. Bu ateşini günbegün büyütüyor ve bunun içine kendi öz çocuğunu atıyor. Hiç böyle bir şey gördün mü? Tabi ki bunu görmen imkansızdır.

O halde şu hadise kulak ver; “Bir adam Rasulullah’a geldi. Yanında da bir çocuk vardı. Bu çocuğu kendisine iyice sarmıştı. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem ona “ona merhamet ediyor musun?” dedi. Adam da “Evet” deyince, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem : “Allah senin ona olan merhametinden daha merhametlidir. O ki merhametlilerin en merhametlisidir.”

Allah subhanehu ve teâlâ seni ateşe atmaktan, senin ateşte bulunmandan ve bunların hepsinden müstağni olandır. Peki Allah’ın sana olan bu rahmeti/merhametine karşılık onunla nasıl muamelede bulunman gerekir? Aslında bu önemli bir soru. Fakat bundan önce kendimize şunu sormamız gerekir kardeşim; Allah’ın merhametini nasıl elde ederim?

Allah’ın merhametini nasıl elde edeceksin?

Müjdeler olsun sana kardeşim! Allah’ın rahmetine, merhametine ulaşmak oldukça kolay… Şüphesiz onun rahmeti her şeyi ama her şeyi geçmiştir. O’nun rahmeti, her şeyin üstündedir. Gazabı ise her şeyi geçmemiştir.

“Rahmetim her şeyi geçmiştir” (7/A’raf, 156)

Bu, merhametlilerin en merhametlisi olan Allah’ın şanına yakışır. Eğer bu merhameti olmasaydı ne olurdu biliyor musun? Hepimiz helak olur, hüsrana uğrardık!

Çevrene bir göz gezdir kardeşim. Sana merhamet eden kimler var? Annen, baban, eşin, ailen, samimi dostların ve seni seven herkes… Bunların sana ne kadar merhamet ettiğini bir gözden geçir. Hepsini toplasan da, Allah’ın sana olan merhametini, rahmetini, şefkatini geçemeyecektir. Allah sana tüm bu kimselerden daha merhametlidir. Hiç kimsenin merhameti Allah’ın sana olan merhametini geçemeyecektir.

Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmaktadır: “Allah mahlukatı yaratmayı taktir ettiğinde, kendi katında, arşın üstünde bulunan kitaba: “Şüphesiz Benim rahmetim gazabıma galiptir” diye yazdı.” (Buhari)

Allahu Ekber! Düşün, Allah subhanehu ve teâlâ arşının üzerinde yanında bulunan kitaba bunu yazdı. O bunu herhangi bir yere, yüce dağlara, semaya dahi yazabilirdi. Fakat Allah’ın rahmeti bu denli yüce ve şerefli ki, bunu yanındaki bir kitaba yazmıştır. Peki neden Allah’ın rahmetinden ümit kesiyorsun? Allah’ın rahmeti her şeyi kuşatmışken seni neden kuşatmasın ki?

Düşün kardeşim. Bir daha düşün ve bak! Allah’ın rahmeti doksan dokuz kişiyi öldürüp, sonra da bu öldürdüklerini yüze tamamlayan, senden daha kötü olan kimseyi dahi kuşatmıştır. Fakat sen bir kimseyi haksız yere öldürmedin ki? O zaman sana nasıl rahmet etmesin ki?

Kainat, ilk yaratılışından, sonuna kadar denizlerin sularla, atmosferin havayla dolu olduğu gibi Allah’ın rahmeti ile doludur. Allah’ın rahmeti hakkında ne söylersek söyleyelim, ne düşünürsek düşünelim Allah’ın rahmeti, merhameti bunun kat kat üstündedir.

Şöyle diyebilirsin; Ben Allah’ın rahmetine nasıl ulaşayım? Ne yapmam gerekiyor ki bunu elde edeyim?

Şunu aklından çıkarma ki, Allah’ın rahmeti ile senin aranda sadece onun rahmetini istemen vardır. Sen bunu istediğinde sana mutlaka verecektir. Çünkü O, rahmeti gazabını geçmiş olan, yüceler yücesi olan Allah’tır.

Allah’a yakınlaşmanın artması ile birlikte, sana ne yapmasını istiyor isen, neyi yapmasını düşünüyor, zannediyorsan Allah onu senin için yapacaktır. Evet, neyi zannediyor, neyi istiyorsan! Sana merhamet edeceğini zannediyorsan, merhamet edecektir. Seni ateşten kurtaracağını zannediyorsan, ateşten kurtaracaktır. Firdevs-i Âlâ’da ağırlayacağını zannediyorsan, seni Firdevs-i Âlâ’ ya sokacaktır. Durum senin düşüncen kadar basittir.

Bu benim sözüm değil. Bu âlemlerin Rabbi olan Allah’ın sözüdür. Allah'ın subhanehu ve teâlâ kudsi hadiste bizzat ne dediğine bir kulak ver:

“Ben kulumun zannı üzereyim. O artık dilediğini zannetsin.” (Ahmed İbn Hanbel, Heysemî, İbn Hibban) Subhanallah!

Kıymetli kardeşim, Allah’tan istediğinde sana mutlaka icabet edecektir. Fakat senin buna inanman gerekir. Yani rahmetini talep ettiğinde buna içten inanman gerekir. Zira Nebi sallallahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki: “Allah’a, duanıza icabet edeceğine inanarak dua edin.” Eğer bunu yaparsan, istediğin ve umduğundan fazlasını verecektir. Fakat bir şartla! O da rica olması, temenni olmamasıdır.

Peki rica ile temenni arasında ne gibi fark vardır?

Rica, amel ile birlikte olan durumdur. Yani Allah’ın rahmetini, O’nun emirlerini yerine getirerek celbetmendir.

Temenni ise, emirlerini yerine getirmeksizin, herhangi bir amel yapmaksızın, yapılan zanlardır.

Senin Allah’ın bu rahmetini, merhametini hissetmen, O’nun rahmetinden kaynaklanmaktadır. Rahmetinin seni sarıp, kaplaması, senin bunu hissetmen tamamen Allah’ın rahmetinin varlığını gösterir. Bu dünyada olan durumdur. Ahirette ise, Allah’tan beklentimiz, ümidimiz çok büyüktür. Yaratılanlar kıyamet gününde Allah’tan bir rahmet gördüklerinde, artık hiçbir kusur, günah akıllarına gelmeyecek, hiçbir şey onlara sıkıntı vermeyecektir. Yaratılanlar buna büyük umutlar bağlamıştır. Tabi buna ulaşmak, bunu elde etmek için uğraş içerisinde olmaları gerekir. Bu da Allah’ın koymuş olduğu bir şarttır.

“Şüphe yok ki ben, tevbe edip inanan ve salih ameller işleyen, sonra da doğru yol üzere devam eden kimse için son derece affediciyim.” (20/Taha, 82)

İşte sana kriter kardeşim. Şartları yerine getir ve Allah’ın sana olan merhameti ile müjde içerisinde ol!

Eğer insan bunca merhametten, açılan kapılardan sonra masiyette ısrar eder, bu yüce rahmet kapısından girmezse, Allah’ın kötülükleri iyiliklere çeviren, her şeyi geçen rahmetini kaybetmiş olacaktır. Allah’ın rahmeti onu kuşatmayacak, merhamet edilmeyi hak etmeyecektir.

Tüm bunlardan sonra, Allah’ın bu fazlından, kereminden daha fazla ne istenebilir ki?

Evet kardeşim, Allah’ın rahmetine yakınlaşmak ne de hoştur! Bir idrak edebilsek, onun rahmetine yaklaşmak için neler yapmazdık. Sakın uzak zannetme! Bilakis yakın, hatta çok yakın!

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem:

“Rahman, merhamet edenlere merhamet eder” (Ebu Davud)

buyurmaktadır. Yeryüzünde bulunanlara merhamet et ki, semada olan da sana merhamet etsin. Yeryüzünde bulunan Allah’ın razı olduklarına merhamet et ki, Allah subhanehu ve teâlâ sana hiçbir yardımcının, şefaatçinin olmadığı günde merhamet etsin! Eğer merhametli değil de katı kalpli isen, buna yakınlaşamayacağını bilmelisin.

Bak Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem ne diyor:

“Merhamet etmeyene merhamet edilmez.” (Buhari, Müslim ve Tirmizi)

Kardeşim, senden talebim beraberce silkelenelim! Kıyamet gününde O’nun rahmetinin altında toplanmak için harekete geçelim! Şimdi söz verelim; bu kısacık, hızlı geçen, küfrün tahakkümünü kurduğu ve bizim Allah’tan başka yardımcımız olmadığı hayatta gücümüz yettiğince Allah’ın rahmetine koşalım. Allah’ın dinine gücümüz yettiğince hizmet edelim. Nerde bir salih amel, orada biz olalım. Nerede bir ecir, nerede bir cennetliklerin ameli, orada beraber olalım. Allah’ın rahmetine, merhametine, şefkatine nail olmak için koşuşturalım. Böylece hep beraber, peygamberlerle, sıddıklarla, şehidlerle, salihlerle Allah’a iman edenlerle beraber cennet bahçelerinde, cennet nehirlerinde Allah’ın izni ile buluşalım. Onlar ne güzel arkadaştırlar!

Bu Sayfayı Paylaş :