Loader
Küfrün Karanlıklarından, Vahyin Aydınlığına...

Allah Sana Rızık Verdiğinde... -1- Özcan YILDIRIM

2014-04-01

Allah’a hamd, Rasûlü’ne salât ve selam olsun...

Dünyanın yarısı gece, yarısı da gündüz... Güneş, karanlıklar içinden çıkıp sabah olduğunda; etrafımızdaki her şey bir anda değişmeye başlıyor ve startını verip, hareketlenen bir dünya ile karşı karşıya kalıyoruz. Kainattaki canlıların çoğu da işte tam bu noktadan sonra rızkını temin için çıkıyorlar. Kuşlar, karıncalar, evcil ve vahşi hayvanlar ve insanlar... Her canlı rızık diye isimlendirdiği şeyleri aramaya başlıyor. Ezcümle; hayat, günün ışıması ile beraber tümden değişiyor.

İnsanoğlunun hayatta ve özellikle iş dünyasında veya hayat geçimini sağlarken karşılaştığı isimlerin başında gelir rızık... Şirk içerisinde yüzen insanlık her şeye cahil kalırken, nadiren bildiği bilgi; rızkın Allah’tan olması konusudur. Yine Allah’ın sıfatlarında cahil kalırlarken, menfaatleri doğrultusunda öğrendikleri tek sıfat Er Rezzak sıfatıdır.

Bu yazımızın konusu, rızkımızı arttırma yolları olmayacaktır. Asıl konumuz, Allah bize rızık verdiğinde O’nunla muamelemiz nasıl olması gerektiğidir.

Rızkı elde ettiğimizde, Er Rezzak olan ile muamelemizin şekli nasıl olmalıdır? Birisi sana bir şey verdiğinde yüzüne tebessüm eder, ‘Teşekkür ederim’ diyebilirsin. Fakat bu muameleyi âlemlerin Rabbi için yapabilir misin? Asla!

Allah’ın sana rızık vermesi halinde, O’nunla muamele etmenin bir takım usulleri vardır.

1. Gelen rızka razı ol

Allah’ın sana verdiği rızkı, sonsuz edep ve saygı ile kabul et. Verilen rızkı asla istediğinin bu olmadığını söyleyerek veya az bularak yüzünü ekşitme. Verilen rızka ‘Rızkımız bu kadarmış’ deyip Allah’a hamd edip, zahirî ve batınî teslim olacağın yerde, rızık gelip, beklentilerini karşılamadığında zahiren ‘Allah’a şükür’ deyip, Er Rezzak olana karşı batınına menfaat fırtınaları ekme...

Gafil, zalim, cahil, unutkan ve nankör olan insanoğlundan gelen hediyenin küçüğüne büyüğüne, değerlisine değersizine bakmazken, seni yoktan var eden, sana hidayet ve sonsuz nimetlerini bahşeden, günahının büyük ve küçüğüne bakmaksızın tevbe ettiğinde bağışlayan Allah’tan gelen bir hediyeye burun mı kıvırıyorsun? Yoksa dışa vurulduğunda boynunun bükülüp, yüzünün kızaracağı bir şeyler, kalbinde fokur fokur kaynıyor mu?

Mahlukun hediyesinin keyfiyetine bakmazken, Hâlık olanın hediyesinin keyfiyetine bakma cüretini hangi insi ve cinni şeytan sana fısıldadı?

Kulun Allah’ın kainatta taksim ettiği rızka razı olmaması, O’nun kaderini, meşietini töhmet altında bırakmak değil midir?

Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyuruyor:

“Razı olandan razı olunur.” (Tirmizi)

Kul Rabb’inden gelen az bir rızka razı olursa, Allah da buna karşılık, kulunun az amelinden razı olacaktır. Böylece kul, az amel yapması ile cennete girecektir.

Kişinin göreceği karşılık, amelin cinsine göredir!

Allah’ın bu rızkına razı olduysan, ikinci duruma azamî dikkat etmelisin...

2. Bu rızkın istidraç olmamasına dikkat et!

Rızkın istidraç olmasının manası şudur:

Avcıları, avlarına istidraç yaparken görmüşsündür. Avın yaklaşması için önce onun sevdiği yiyeceği verirler. Yaklaşınca bir anda onu yakalarlar. İşte bu istidraçtır. Yani bir şeyi adım adım, derece derece yapma işi.

Bazen Rabbimiz günahkâr olanlara istidraç uygular. Yani onu derece derece felakete yaklaştırır. (Allah hepimizi bundan sakındırsın) Günahkâr kimse, Allah’a her isyanını çoğalttığında, Allah da ona hayırları o oranda çoğaltır. Miskin kimse de kendisinin doğru yol üzere olduğunu zanneder. Fakat aldanmıştır. Çünkü bu, Allah katından gelen istidrâcın ta kendisidir!

Sonra hiç ummadığı öyle bir an gelir ki, Allah subhanehu ve teâlâ ondan acı bir intikam alır.

Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyuruyor:

“İsyana devam eden bir insana istediğini Allah’ın verdiğini gördüğünüz vakit, bunun bir istidraç olduğunu bilin." buyurdu ve "Derken onlar kendilerine hatırlatılanı unuttuklarında, (önce) üzerlerine her şeyin kapılarını açtık." (6/En’âm, 44) ayetini okudu. (Ahmed bin Hanbel, Taberani, Beyhaki.)

Allah subhanehu ve teâlâ ayetin devamında şöyle buyuruyor:

“...Sonra kendilerine verilenle sevinip şımardıkları sırada, onları ansızın yakaladık da bir anda tüm ümitlerini kaybedip yıkıldılar.” (6/En’âm, 44)

Ümitlerini kaybetmeleri demek: ‘Önceden o verilen nimetin artık geleceğinden ümitlerini kesmiş bir şekilde kaldılar.’ demektir.

Bir sonraki ayette ise şöyle buyuruyor:

“Böylece zulmeden o toplumun kökü kesildi. Hamd, âlemlerin Rabbi Allah’a mahsustur.” (6/En’âm, 45)

Allah bizleri istidraç olan rızıktan sakındırsın. Âmin.

Rızkın istidraç olup olmadığını nasıl anlarsın?

Bunun cevabını Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem hadiste vermektedir:

“İsyana devam eden bir insana istediğini Allah’ın verdiğini gördüğünüz vakit, bunun bir istidraç olduğunu bilin.”

O zaman şunu diyeceğiz: Bize bir rızık geldiğinde, hâlâ masiyet üzere isek bu istidraçtır.

Peki bunun çözümü nedir? Bize gelen rızkı bırakmamız çözüm olur mu?

Çözümü aslında çok basit: İnsanın masiyeti bırakması!

İnsanoğlu Allah ile muamelesinde derince düşünmelidir. Allah kendisine rızık verdiğinde, ‘Rabbim bu rızkın devamında benden ne talep ediyor?’ diye tefekkür etmelidir.

‘Alemlerin Rabbi olan, beni yoktan var eden Allah’ım! Verdiğin falanca rızıktan sonra benden talep edilen nedir?’ diye Allah’a münacat etmelidir.

Allah’ın senden talep ettiği, bir şeyler yapman, bir şeyleri de terk etmendir. Dikkat et kardeşim, Allah’ın senden yapmanı istediği bir şey olduğu gibi, terk etmeni istediği bir şey de var.

‘Neyi terk etmeliyim?’ diye sorduğunu duyar gibiyim.

Şimdi terk etmen gereken şeyi sana anlatacağım...

Yeryüzünü ifsad etmeyi terk et!

Evet, yanlış duymadın: Yeryüzünü ifsad etmeyi terk et!

Sen bir mala, mülke sahip olmayı istediğin zaman bunun sana verildiğini düşün. Sahip olduğun şeyle fesat çıkarabileceğin gibi, çıkarmayabilirsin de... Senin burada ilk tercih etmen gereken şey ifsad çıkarmama seçeneğini tereddütsüz seçmen olacaktır.

Taabbüden okuduğumuz Kur’an’dan sana bunu örnek vereyim:

Musa’nın aleyhisselam kavmi kendisinden su istediğinde, Allah onlara tek bir şartla su vermişti ve şu hadise gerçekleşmişti:

“Hani, Musa kavmi için su dilemişti. Biz de, ‘Asanı kayaya vur’ demiştik, böylece kayadan on iki pınar fışkırmış, her kabile kendi su alacağı pınarı bilmişti...” (2/Bakara, 60)

Bu nimetin sonrasında Allah subhanehu ve teâlâ onlara neyi yasaklamıştı?

“...‘Allah’ın rızkından yiyin, için. Yalnız, yeryüzünde bozgunculuk yaparak fesad çıkarmayın’ demiştik.” (2/Bakara, 60)

İfsaddan uzak durmak, bu rızkın şartı idi. Peki ifsad nasıl olur biliyor musun?

Mâliku’l Mülk olan Allah’ın sana verdiğini, helal yolda kullanmamak, onu heva ve hevesin peşinde sürüklemektir. Yeryüzünde ifsad, haram olan yolda bir lira da olsa harcamaktır. Yeryüzünde ifsad; insanın zekattan, sadakadan, infaktan el etek çekmesidir. Yeryüzünde ifsad, Allah’ın verdiği malda cimrilik yapmaktır. Sözün özü, yeryüzünde ifsad; garipliğin zirvesi yaşanan bugünlerde ‘ben’i, ‘biz’in önüne takdim etmektir. İster amelde, ister sözde, ister zihinde...

Allah’ın subhanehu ve teâlâ kuldan yapmasını istediği şey ise, şükürdür. Bu şükrün salt bir sözle olmadığını ‘Allah sana nimet verdiğinde’ isimli başlığımızda detaylıca anlatmıştık. (Bkz: Tevhid Dergisi, 22.Sayı, Kasım 2013)

Burada önemli olan husus, kişinin rızkını iyi bir şekilde düşünmesidir. Çünkü Allah’ın kişiye verdiği her rızkın peşinde mutlaka bir hesap bulunmaktadır. Lakin insanoğlu bu Kur’anî va’z ve nasihatleri yıllarca okumasına, sürekli nasihat ve irşad okyanusunda yüzmesine rağmen hâlâ malının hesabını yapmaktadır.

Allah ile muamele fıkhını benliğine yerleştiren kimseler hariç, insanlar asıl hesap yolunu bilmemektedirler.

Burada şu kuralımızı, hem yaşadığımız mekanların duvarlarına, hem de zihnimizin duvarlarına asmalıyız:

‘Sahip olduğun rızık, asla senin değildir. Senin olmasını istiyorsan, hayır yolda elinden çıkart!’

Aslında ‘Cevamiu’l Kelim’ sahibi Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem bu meseleyi tek bir cümle de ne güzel özetliyor:

Aişe (r.anha) anlatıyor: Rasûlullah bir koyun kesmişti. Koyunun eti dağıtılmış, sadece bir budu eve kalmıştı. Peygamber, koyunun etinden ne kadarının eve kaldığını sorunca; Aişe validemiz cevaben; eve koyunun sadece bir budunun kaldığını söylemişti. Bunun üzerine Peygamber de: Desene ey Aişe, o koyunun eve kalan budu hariç; dağıttığın diğer kısımları bizim oldu. (Tirmizi)

Allah ile güzel muamelesi olan bir kula rızık verildiğinde, kendisine verilen bu rızkı başka bir kula da verir. Kul, bunu Allah’ın rızasını gözeterek yaptığında Allah da aynı karşılığı ona verecektir.

“İyiliğin karşılığı iyilikten başka bir şey midir?” (55/Rahman, 60)

Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem bu hadiste kendisine rızık verilen bir kulun en güzel portresini çiziyor... Rızka ve tasadduk etmeye bakış açısı bu olan bir kavim Allah’ın yardımından mahrum olabilir mi?

Allah’ım bizleri bu şuurda olan zümreden kıl! Allahumme Âmin...

Allah ömür verirse, bir sonraki yazımızda bu rızıktan nasıl istifade edeceğimizden bahsedelim...

‘Âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamd olsun’ duamız ile...

Bu Sayfayı Paylaş :