Loader
Küfrün Karanlıklarından, Vahyin Aydınlığına...

Allah Sana Rızık Verdiğinde... -2 Özcan YILDIRIM

2014-05-16

Allah'a hamd, Rasûlü'ne salât ve selam olsun...

Geçen ay bu konumuzu tamamlamamıştık. 'Allah subhanehu ve teâlâ kuluna rızık verdiği zaman, kulun O'nunla muamelesi nasıl olmalıdır?' sorusuna bu ay da cevap aramaya devam edeceğiz inşallah.

Bu konuda Allah ile muameledeki ilk adım, Allah'ın rızkı ve hakiki rızkın anlamını öğrenmektir. Birisi bize 'Allah'ın sana bahşettiği rızıklar nelerdir?' sorusunu sorduğunda zihinlerimizde ilk olarak ne canlanıyor?

Kişinin yemesi, içmesi mi?

Çocukları mı?

Bulunduğu görevi mi?

Sağlık durumu mu?

Sorular uzar gider...

Bu rızıkların hepsinden daha önemlisi, insanda daimi olan rızıktır. Kişinin nefsinde kaim ve daim olan rızık, en büyük rızıktır. Yukarıdakilere veya çoğumuzun zihninde canlanan rızık türlerine bakacak olursak hepsi geçicidir. Lakin iman rızkı böyle değildir!

İman, hem daimi hem de kişinin diğer tüm amellerini direkt etkileyen bir rızıktır. İnsanın namazı da bu imandan kaynaklı bir rızıktır. Yani geceleyin veya sabah uyanması ve namazını eda etmesi kişiye verilen rızıkların en güzelidir.

Örneğin, bir haramın yanından geçiyorsun veya insanların bugün müptelası olduğu internetin başında haram bir suret ile karşılaştın... Allah'ın yüce sıfatlarını, El-Basir olduğunu, sağında ve solunda meleklerin her anını kaydettiklerini düşünerek, bakışlarını haramdan çevirdin... Bunun sonucu olarak da bu fitneden kurtulmuş oldun. İşte bu da kişiye bahşedilen bir rızıktır.

Evde olduğunu düşün... Annen ve babana bir bardak su vermek dahi olsa iyilikte, ihsanda bulunman senin için bahşedilen salih amel rızkıdır.

Farz et ki namaz kılıyorsun ve namazında başka şeyler düşünüyorsun. Şuurun başka vadide, bedenin başka vadide... Şuurun yaptığın veya yapacağın işleri dolaşırken, bedenin namazgâhta... Uykudan uyanır gibi namazda bir anda kendine geliyor ve Allah'tan korkmaya başlıyorsun. İşte bu sana Allah'tan gelen bir rızıktır.

Bugün gençler aylak aylak, ne idüğü belirsiz dehlizlere sürüklenirken, senin dört duvar arasında ilmi; şüphe ve şehvetlere karşı kuşanılan bir kılıç olarak edinmen, senin için muazzam bir rızıktır.

İnsanlar başıboş, hedefsiz, itaat gibi şerif bir lezzetten yoksun bir hayat yaşarken, cennetlere götüren bir vesile olan cemâî bir yaşantının içerisinde bulunmakla şereflenmen, ümmetin işlerinin bir ucundan tutman ve böylece çevrendeki küfür sağanağından korunman, senin için bahşedilmiş bir rızıktır.

İnsanların kendi dünyasının inşası için, dünyayı parselleme yarışına girdiğini müşahede edip de senin İslamî sahada mücadele/mücahede edip, Rıza-ı İlahi'yi, cenneti ve nimetlerini kazanmaya çalışman senin için bir rızıktır.

İnsanlar nefislerinin, şüphelerinin ve şehvetlerinin esiri iken; senin Rahmanî bir esaret içerisinde olman,

İnsanlar bu dinin pak sancağını tutmaktan aciz iken; senin kalın, uzun, soğuk duvarlara, keskin ve dikenli tellere inat tevhid sancağını daha canlı dalgalandırman,

İnsanlar bu dine karşı gönderilen tahrif oklarını gördükleri halde hakkı haykırmaktan aciz ve korkak kaldıkları halde, senin İbni Teymiyye'ler misali dışarıda iken meydanlarda haykırarak, zindanlarda da kalemini oynatarak tağutların tahtını sarsman, senin için rızıktır!

Evet... Hakiki rızık aslında nedir bilir misin?

Hakiki rızık, kıyamette seni, çetin günün azabından koruyacak olandır.

Hakiki rızık, seni halka (yaratılana) yönlendiren değil, Hakk'a yönlendirendir.

Hakiki rızık, senin Allah subhanehu ve teâlâ ile muameleni güzelleştirendir.

Hakiki rızık, Allah'ın subhanehu ve teâlâ sana bahşettiği ve bu dünyadaki en güzel miras Kur'an'dır.

Hakiki rızık, senin ahirette amel defterinde gördüğündür.

İşte asıl bunlar en güzel rızıktır. Yoksa kişinin helal olmayan yollarla elde ettiği dünya malı değildir. Bunlar olsa olsa, kıyamet günü insan için rezillik ve pişmanlık olan sûni rızıklardır.

Masiyetten Sonrasına Dikkat Et!

İnsanlardan bazıları, helal olmayan yoldan dahi gelse, malın nimet olduğunu zannetmektedirler. Halbuki bu cezadan başka birşey değildir. Cezalar her zaman bela şeklinde kişilerin bedenleri veya çocukları üzerinde gerçekleşmez. Kimi zaman Allah subhanehu ve teâlâ kuluna işlediği bir masiyetinden dolayı, ikinci bir masiyet işlettirir. Yani onu kendi haline bırakır ve masiyet olan işlerden onu korumayarak cezalandırır. İkinci defa masiyet işlemesi, birinci masiyetten dolayı verilen bir cezadır.

Peki hangisi daha kötüdür? Allah'ın subhanehu ve teâlâ kulunu bela yoluyla cezalandırması mı? Yoksa başka bir masiyet işletmesi mi?

Şüphesiz ki, Allah'ın subhanehu ve teâlâ kulunu yeni bir masiyet işlettirerek cezalandırması, bela ve imtihan yoluyla cezalandırmasından çok daha kötüdür. Çünkü Allah'ın subhanehu ve teâlâ bela ve imtihan ile cezalandırması, ahiret azabından koruyacak kefaret olabilir. Fakat Allah'ın subhanehu ve teâlâ başka bir masiyet ile cezalandırması çok daha kötüdür. Çünkü azap şu an arttıkça artıyor demektir. Allah'tan subhanehu ve teâlâ afiyet dileriz.

Birçok kimse, malesef bunu idrak edemeyip Allah'ın subhanehu ve teâlâ mühlet vermesini unutmaktadırlar.

"Onlara mühlet veriyorum. Şüphesiz Benim tuzağım çok şiddetlidir." (68/Kalem, 45)

Şu kaideyi de asla aklından çıkarma; Allah subhanehu ve teâlâ mühlet verir, fakat ihmal etmez!

Rızka Değil, Allah'a Rağbet Et!

Allah sana rızık verdiğinde, O'nunla yapacağın güzel bir muamele şekli de, rızık için değil, Allah için rağbetini arttırmandır. Allah'ın sende görmek istediği hal, bu rızkı istemenden çok, rızasını istemendir. 'Peki bu nasıl olmalıdır?' dersen, sana güzel bir kıssa ile bunu açıklayayım.

Salih zatlardan biri... İsmi, Beşir Et-Taberi... Kendisinin çiftlik hayvanları varmış. Rumlar bu hayvanlara saldırmış, yaklaşık dört yüz tanesini almışlar. Bunu anlatan kişi der ki: 'Bu sırada ben onun yanındaydım. Hayvanları ile beraber olan kölesi ile karşılaştık ve şöyle dedi: 'Efendimiz, büyükbaş hayvanlar gitti. Onları Rumlar aldı.' Beşir, kölesine dedi ki: 'Aynı şekilde siz de onlarla beraber gidin! Sizler de artık Allah rızası için hürsünüz.' Beşir'in oğlu dedi ki: 'Babacığım, hayvanlar gitti, köle de gitti, bize hiçbir şey kalmadı. Artık fakir olduk!' Beşir: 'Sus ey oğlum! Şüphesiz Rabbim beni imtihan etmeyi istedi, bunun artması da bana sevimli geldi.' dedi.'

Kıssaya bak kardeşim! Bu kıssadan, asla 'sana bahşedilen bütün rızkın hepsini infak etmelisin' anlaşılmasın. Aslında senin yanında çok değerli, birçok şeye değişmeyeceğin, sana fitne olan, kaybettiğinde veya başına birşey geldiğinde uykularını kaçıran, sinirlerini geren, Müslümanlarla aranda uçurum olan, onlarla kardeşlik bağını arka plana atıp, egolarının kabardığı, ona beslediğin olağandışı hislerle tüm öğretilerini, hatta kendi içindeki hayra dair arada az da olsa ses veren vicdanını ezip geçtiğin, dünyalık olan bir şeyini sadece Allah subhanehu ve teâlâ için infak et. Sonrasında içindeki o duyguyu bitirmiş bir halde Allah'a subhanehu ve teâlâ yönel ve 'Ya Rabbi! Çok sevdiğim bu şeyi Senin dinin için terk edip, veriyorum. Çünkü Sen, sevdiğim bir şeyi terk etmemi istiyorsun...' de.

İbni Ömer radıyallahu anh bir keresinde bir yere gider ve 'canım balık çekiyor' der. Onun için balık ararlar fakat bulamazlar. Hanımı da kalkıp aramaya başlar ve sonunda bulur. Sonra balığı temizler, pişirir ve ona getirir. İbni Ömer radıyallahu anh balık gelince ne yapar biliyor musun?

Balığı alır, fakir birini arar ve fakir bir kimseye balığı verir. Hanımı 'Subhanallah! Senin canın balık çekti. Sana balık bulacağız diye de yorulduk. Onu pişirip sana verince, onu fakir bir kimseye götürüp verdin. Ona başka bir şey de verebilirdin' der.

İbni Ömer radıyallahu anh der ki: 'Balık bana çok sevimli geldiği için, onu da fakire verdim. Allah subhanehu ve teâlâ da şöyle buyuruyor: "Sevdiğinizden infak edinceye dek asla iyiliğe ulaşamazsınız." '

Rivayet edilir ki, muhtaç bir kimse Rebi' bin Heysem'in rahimehullah kapısında durur. Rebi' bin Heysem: 'Ona şeker verin' der. Onlar da 'Ona ekmek verdik' derler. Rebi' bin Heysem: 'Siz ona şeker verin' der. Rebi' bin Heysem aslında şekeri çok severmiş. Onlar akıl sahibi olduklarını böyle gösterdiler işte!

Malın Sahibi Ol, Mal Senin Sahibin Olmasın!

İmam Ahmed'e rahimehullah 'Bir adam, elinde bin dinar olduğu halde zahid olabilir mi?' diye sorulur. O da der ki: 'Evet. Elinde olduğu zaman, kalbinde mal ile olan ilgisi bulunmuyorsa, evet' der.

İnsanoğlu yaşamak için yemektedir. Yemek için yaşamamaktadır. Yani yemek yaşamaya bir vesiledir. Bunun gibi, mal da bizler için gaye değil, vesile olmalıdır. Mal toplamaya adanmak yerine İslam'a adanmalı, malı ise bu adanmışlığa vesile kılmalıyız.

Kalbin, elindeki mala bağlanmadığı müddetçe sana hiçbir zararı olmaz. Hatta elindeki malın, seni insanlara muhtaç kalmaktan korur. Malın sahibi ol, onu yönlendirdiğin bineğin gibi düşün. Sana serkeşlik yapan, senin değil, kendi istediği yöne giden ve seni ne olduğu belli olmayan yollara götüren bir bineğin olsa ne olur?

Bu sebeple malın sahibi ol, mal asla senin sahibin olmasın!

Dikkat et! Kazanan bu kaideden kazanırken, kaybeden bu kaideden kaybediyor...

Bu meselenin seni dünyaya dalıp, 'Müslümanlara faydalı olmak' bahanesi ile bataklıkta çırpınan, çırpındıkça batan kimse haline getirmemesine de dikkat et. Zira insan mala düşkün, dünyaya hırslıdır. Kimse mal konusunda fitneye düşmemenin garantisini veremez.

Son olarak şunu da unutma ki, hiç birimiz malını verip de yarınını aklından dahi geçirmeyen, infakının hesabını yapmayan Ebu Bekir radıyallahu anh değiliz!

Allah'tan isteğim, rızkımızı helal ve mübarek kılması, bu rızkı da O'nun subhanehu ve teâlâ cennetine girmeye vesile kılmasıdır.

'Âlemlerin Rabbi olan Allah'a hamd olsun' duamız ile...

Bu Sayfayı Paylaş :