Loader
Küfrün Karanlıklarından, Vahyin Aydınlığına...

Allah Senden Razı Olduğunda... Özcan YILDIRIM

2012-09-01

Cennetteki nimetler tarif edilemeyecek derecededir. Cennet ehli, büyük hesap bitip, cehennem ehlinden ayrıldıktan sonra cennete doğru yol alırlar. Onlar için her şey bitmiştir. Yeryüzünde tüm müstekbirlerin, müstebit kafirlerin küfrünü dayatmalarına karşılık, vakitlerini, ömürlerini, gençliklerini, evlatlarını, mallarını, ticaretlerini kısacası her şeylerini bu dine feda etmişler, onlara kulluğun zerresini sarf etmemişlerdi. Bunun karşılığı olarak da dünyayı ahirete tercih eden cehennem ehlinden ayrılmışlardı.

Evet, şimdi naim cennetlerine doğru bir seyirdeler… Acaba onları bekleyen nimetler ne idi? Hangi nimet onlar için muazzamdı? Onlar Rableri ile konuşup, dünyada hiç kimseye vermediği nimetleri isterler. Lakin Allah subhanehu ve teala onlara en büyük nimetlerden birini onlara verecektir. Bunlardan birisi de şüphe yok ki Allah'ın rızasıdır.

Müslüman, muvahhid kardeşim! Dünya hayatında küfür ehlinden birçok eza göreceksin. Dünya, mal, kadın, çocuk vb. metalarla imtihana tabi tutulacaksın. Belki bu imtihanın şiddeti imanın oranında artacak, katlandıkça katlanacak açlık, hapis, işkence göreceksin. Lakin bunların hepsi muakkat dünya ile nihayete erecek. Ahirette ise ibadetinde ve hayatının her sahasında birlediğin Rabbinden mükafat bekleyeceksin. İşte bu mükafatın en muazzam olanlarından birisi hiç şüphesiz ki Allah'ın rızasıdır. Allah senden razı oldu ise onca acıyı, derdi, kederi unutacaksın. O gün müjde sanadır! O gün senin günündür! O an, insan saadet doruğundadır. Hiçbir lezzet bu lezzetin üstüne çıkamaz.

Peki Allah'ın rızasını bu dünyada elde etmenin yolu nedir? Bu dünyada Allah'ın rızasını nasıl anlarız? O bizden razı olduğunda O'na karşı muamelemiz nasıl olmalı?

Allah'ın Senden Razı Olduğunu Nereden Bileceksin?

İnsanların kimisi, Allah'ın razı olmasını olur olmadık bir takım dünyevi hususlara bağlar. Örneğin, kişi Müslüman olması ile beraber Allah'ın subhanehu ve teala birçok nimetine kavuşmuştur. Allah ona istediği birçok şeyi vermiştir. Mal, mülk, para, araba vs… Hatta kişinin hayatına bakıldığında hiçbir imtihan, bela, musibet ile karşılaşmamıştır. Karşılaşsa da bunu rahatça atlatmıştır. Böyle kimselere bakıldığında sanki Allah bu dünyada rızasını ona tecelli ettirmiş gibi bir algı oluşmaktadır. Halbuki durum böyle değildir! Allah'ın rızasının ölçüsü hiç dünyalık metalar olabilir mi? Allah'ın sevgisine ulaşmak bu tip ölçülerle kıyas edilebilir mi?

Eğer durum zannedilen gibi olsa, yani Allah'ın rızasının alameti dünya ve içindekiler olsa, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem hiç hasırda yatıp, hasır yüzünde iz yapar mıydı? O alemlere rahmet olan Peygamber hiç açlıktan karnına taş bağlar mıydı? Ölçü dünya olsa, kafirler bu dünyayı Müslümanlardan daha iyi yaşamaktadırlar. Hâlbuki bu dünyanın Allah katında zerre-i miskal değeri yoktur.

"Eğer dünya Allah'ın yanında sivri sineğin kanadı kadar değer taşısaydı, tek bir kâfire ondan bir yudum su içirmezdi." (İbn Mâce, Zühd; Tirmizî, Zühd)

O halde Allah'ın bizden razı olduğunun alametini öğrenmek gerekir. Ta ki bizler bu ölçüye göre hayatımızı, ibadetlerimizi tanzim edelim.

Kardeşim! Allah'ın rızasının alametini bilmek aslında çok zor değildir. Eğer Allah sana O'na sarf ettiğin ibadetlerinde kolaylık sağlıyor, bu ibadetlerde hiçbir zorluk çekmiyorsan, bu Allah'ın senden razı olduğunun en büyük alametidir. Buna paralel olarak Allah'ın haramlarını terk etmeyi çok kolay başarıyor, sürekli Allah'a olan imanın, yakınlığın çoğalıyorsa bu Allah'ın senden razı olduğunun ve rızasının kat kat çoğaldığının göstergesidir.

Aslında durum gördüğün gibi basittir. Eğer biz taat üzere isek, Allah'ın bizden şu anda hoşnut, razı olduğunu anlarız. Lakin burada bir şart var. O da kişinin Allah'a karşı ricada (umut) bulunması ve hüsnü zan beslemesinin yanında asla gururlanmaması gerekir. Bunu daha da açacak olursak; kimileri var ki Allah'ın fazlını, ihsanını hissettiği zaman bununla aldanır. Örneğin, kişi iman etmiştir ve bu iman nimetinin bunca müşrik, muasır putperestlerin yanında kendisine verilmesi ile sanki kendisinin yedi kat semadan cennet ehli olduğunu zannederek aldanır. Kendisini Allah'ın seçkin kullarından zanneder, Müslümanların avamından dahi göremez kendisini. Artık Allah'a karşı aldananlardan olmuştur…

"Ey insan! Seni kerem sahibi Rabbine, karşı aldatan/gururlandıran nedir?" (82/İnfitar, 6)

Buradan şunu anlamalıyız ki, Allah'ın bize verdiği hidayet, ihsan, lütuf vs. hepsi tamamen Allah'a aittir. Bizim bunda hiçbir payımız yoktur. Biz bunu hakkettiğimiz için değil, O bize lütfettiği içindir.

"Onlar İslâm'a girdikleri için seni minnet altına sokuyorlar. De ki: Müslümanlığınızı benim başıma kakmayın. Eğer doğru kimselerseniz bilesiniz ki, sizi imana erdirdiği için asıl Allah size lütufta bulunmuştur." (49/Hucurat, 17)

Şöyle bir düşünce zihnine takılmış olabilir: Ben Allah'ın bana kızmasında, gazaplanmasında onunla nasıl muamele etmem gerektiğini bilmem gerekir. Zira O'nun azabından korkuyorum. Fakat Allah'ın benden razı olduğunu biliyor ve bunun alametlerini görüyorsam, neden onunla nasıl muamele edeceğimi bilmeliyim? Bundan daha başka bir şeye ihtiyacım nasıl olabilir?

Aslında burada Allah ile muamelene çok daha fazla dikkat etmelisin. Şunu unutma kardeşim, Allah'ın rızasına ulaşmak bir şey, onu muhafaza etmek apayrı bir şeydir. Allah'ın rızasına ulaşmak kolaydır. Zira Allah kulundan çok zor razı olmaz. O, El-Kerim ve El-Rahîm'dir. Asıl mesele Allah'ın rızasında sebat göstermendir.

"Allah Teâlâ sağlam sözle iman edenleri hem dünya hayatında hem de ahirette sapasağlam tutar. Zalimleri ise Allah saptırır. Allah dilediğini yapar." (14/İbrahim, 27)

İman da böyle değil midir? Nice topluluklar Allah'a iman etmiş, bu dinin izzetli kapısından girmiş, fakat azımsanmayacak derecede bir çoğu bu dini terk etmiş, zillet kapısında dilenci olmuştur. Dün tağutu en sert söylemlerle inkar edenler, bugün tağuti rejimlerin zirvesinde boy göstermişlerdir. Bunun sebebi de ayette geçtiği üzere, samimiyetsizlik ve sağlam sözle bu dine girmemeleridir. Kısacası sebat edecekleri yerde kayıp gitmişlerdir.

Evet kardeşim! Bu sebeple, kendini bu dinde sabit kılacak etmenler belirlemelisin. Bu hayatta seni Allah'a, dinine bağlayacak bir çok dalın olmalıdır. Biri çürüse, diğeri senin için kurtarıcı rol oynayacaktır. Ne kadar bağın olursa, o kadar çok bu dine bağlı olacaksın. Eskilerin yolunu takip edip, onların gerisin geriye girdiği zillet dehlizine girmemeye gayret etmelisin.

Allah'ın rızasını muhafaza etme konusunda sana bir örnek vereceğim. Bir kişi, hiç tanımadığı müdürün yanına girecek. Oraya girmeden önce müdürün nelerden hoşlanıp hoşlanmadığını, hangi vakitlerde müsait olup olmadığını öğrenmek ister. Hatta birisi ona sen şunları şunları hazırlamadığın için onun yanına giremezsin dediği zaman sen de tereddütsüz kabul ediyorsun. Artık bunları hazırlamaya önem gösteriyorsun. Artık o sana bir makam ve mevki verdiği zaman da onu kaybetmek istemiyorsun.

Allah için en güzel misal vardır. Aynı şekilde bizler de Allah'ın rızasını istiyorsak, bu konumu korumamız, kaybetmemiz gerekmektedir.

Allah'ın Rızasını Muhafaza Etmek İçin Ne Yapmak Gerekir?

İlk olarak; O'nun senden razı olduğu gibi senin de O'ndan razı olman gerekir.

"Allah onlardan razı olmuştur. Onlar da Allah'tan razı olmuştur" (58/Mücadele, 22)

Kendisinden başka ilah olmayan Allah'a kul olmaktan, ona itaat etmekten, onun söylediklerinden, emredip, yasakladıklarından razı olmalısın. Sen bunu yapıp, O'nun her şeyinden razı olduğunda ne olacak biliyor musun?

"Kim Rab olarak Allah'tan, din olarak İslam'dan, peygamber olarak Muhammed'den (sallallahu aleyhi ve sellem) razı olursa, cennet kendisine vacip olur" (Müslim)

İşte böyle ol kardeşim. "Rabbim bana emrettiğin her şeye, bana yasaklamış olduğun her şeye razıyım. Seni razı edecek olan her şeyden ben razı olmakla beraber senin sevdiğini sever, senin buğzettiğin her şeye buğzederim" yakarışı dilini ıslak tutsun.

Sadece bununla da yetinme kardeşim. Senin payına düşen her şeye razı ol. Kendi cismine, ailene, çocuklarına, az da olsa geçimliğine razı ol. Sen hayırlarını çoğaltmak istersen, dilediğince, gücün yettikçe çoğalt. Fakat sonunda Allah'tan razı olarak yap.

Şunu unutma ki rıza organların ameli gibi değildir. Bu, kalbin amelidir. Kalp ameli ise, organların amelinden hem daha faziletli, hem daha önemlidir.

İbni Kayyım rahimehullah der ki: "Allah kuluna rızıktan az bir şey verse kul da Rabbinin verdiği bu az rızka razı olsa, Allah subhanehu ve teâlâ buna karşılık kulunun az ameline razı olacaktır. Öyle ki azıcık amel yapacak ve cennete girecektir. Zira kişinin göreceği karşılık, yaptığı amelin türüne göredir."

Ne hikmetli bir tespit! Senin az bir geçimliliğe olan rızan, yine sana dönecek ve senin az bir amelini buna mukabil Allah kabul edecektir…

İkinci olarak; Allah senden razı olduğunda onunla olan muamelendeki en önemli husus, Allah'ın razı olduğu her şeye sabır göstermendir. Allah'ın emrettiklerine, yasakladıklarına, takdir ettiği acı olaylara vb. her şeye sabır göstermelisin. İnsanlar dünyada birçok hususa sabretmektedirler. İşyerlerindeki patrona, sorumlusuna sabretmektedirler. Sorumlusu razı olsun diye işyerinde her gün sabah erkenden hazır bulunmakta, işlerini hızlıca yapmaktadır.

Allah'a yemin olsun ki, bu durum Allah'ın rızası söz konusu olduğunda daha evladır. Allah'ın rızası için daha fazla sabretmemiz, onun rızasına daha fazla süratle koşmamız gerekmektedir.

Musa'ya aleyhisselam bak kardeşim. O yaptığı taatlerde acele etmekle beraber Rabbine şöyle diyor:

"Rabbim sen razı olasın diye sana acele ile geldim" (20/Taha, 84)

Musa aleyhisselam en faziletli peygamberlerden olmasının yanında Allah'ın rızasını kazanmak için acele etmektedir.

Kardeşim, Allah senden razı olsa dahi senin Allah'ı razı edecek amelleri arayıp, acele ile onu yapman gerekir. Bazı ameller var ki senin ve benim gözüme basit gelebilir. Lakin burada Allah'ın rızası olduğunu unutma. Anne babanın gönlünü hoşnut etmek dahi Allah'ın rızasını celbetmende rol oynar.

Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmaktadır: "Rabbin rızası, anne babanın rızasındadır. Rabbin öfkesi de anne babanın öfkesindedir." (Tirmizi, Birr)

Yemek yedikten sonra hamd etmek… Çok normal görünen bir amel gözükür. Lakin Allah'ın rızasını bir anda kazanmanın yollarından bir tanesidir.

"Şüphesiz Allah yemek yedikten sonra hamd eden kulundan razı olur." (Müslim, Tirmizi)

Allah'ın birçok kimseye vermediği bu rızayı muhafaza etmeye azimli ol. Hiçbir ameli küçümseme. Nasıl ki her küçük günah büyük günahlara kapı açıp, seni Allah'ın gazabına bir adım daha yaklaştırıyorsa, her küçük görülen amel de daha büyük amellere kapı açıp, Allah'ın rızasını kazanmaya sebep olur.

İnsana yeryüzünde koca bir arazi verseler, onu kaybetmemek için elinden geleni yapar. Hatta Firdevs-i Âlâ'dan bir parça bu dünyada verilse onu bırakmamak için, onu muhafaza etmek için canını dişine takar. Onu bile bile bırakması imkânsızdır.

Allah'ın rızası cennetin hepsinden daha faziletli, daha üstündür. Allah bunu cennetin nimetlerinden bahsettikten sonra buyurmaktadır:

"Allah, mümin erkeklere ve mümin kadınlara, içinde ebedî kalmak üzere altından ırmaklar akan cennetler ve Adn cennetlerinde güzel meskenler vâdetti. Allah'ın rızası ise hepsinden daha büyüktür. İşte büyük kurtuluş da budur." (9/Tevbe, 72)

Evet kardeşim! Allah'ın rızasının tüm bu nimetlerden daha büyük olduğunu düşündün mü? Allah'ın rızasına sımsıkı tutun. Sakın şeytanın senin elinden almasına bir an olsun dahi müsaade etme. O şeytan ki, Allah'ın senden razı olduğunu bildiği anda, içinde gazap, haset ateşini tutuşturacaktır. Seni o yoldan çevirmek için türlü dünyevi arzularla aklını karıştıracaktır. Hatta sen bunun rıza olduğunu düşüneceksin, lakin Allah'ın suhtu/öfkesi olduğu aklından dahi geçmeyecektir. O, çok uzun zaman önce seni bundan alıkoymak için ahdetmiş. Ahdeden bir düşman karşısında tedbirini almadan nefes dahi alma. Zira senin ensende soluyan bir düşmanın var! Düşmanını da kızdıracak her türlü amele aceleyle koş. Zira Allah subhanehu ve teala düşmanlarını öfkelendiren kullarından hoşnut olur:

"Muhammed, Allah'ın Rasûlüdür. Onunla beraber olanlar, inkârcılara karşı çetin, birbirlerine karşı da merhametlidirler. Onların, rükû ve secde hâlinde, Allah'tan lütuf ve hoşnutluk istediklerini görürsün. Onların secde eseri olan alametleri yüzlerindedir. İşte bu, onların Tevrat'ta ve İncil'de anlatılan durumlarıdır: Onlar filizini çıkarmış, onu kuvvetlendirmiş, kalınlaşmış, gövdesi üzerine dikilmiş, ziraatçıların hoşuna giden bir ekin gibidirler. Allah, kendileri sebebiyle inkârcıları öfkelendirmek için onları böyle sağlam ve dirençli kılar…" (48/Fetih, 29)

Mutluluğun son durağı olan Allah'ın rızasını kazanan, onu muhafaza eden ve bu halde kendisine ulaşan kullarından yazılmak duası ile…

Bu Sayfayı Paylaş :