Loader
Küfrün Karanlıklarından, Vahyin Aydınlığına...

Allah Seni Belaya Uğrattığında… Özcan YILDIRIM

2013-07-01

Şunu iyi bilmekteyim ki, bela insana bazen çok ağır gelmektedir. İnsan bazen belalar sebebiyle bitap düşer ve hüzünlenir.

Bela ve musibete uğrayan kardeşim, senin hislerini iyi anlıyorum. Allah'tan başka birçok kapı senin yüzüne kapanır ve senin için Allah'ın kapısından başka bir kapı kalmaz.

Evet kardeşim, şimdi şunu sana sormak istiyorum: Sana bela veren kimsenin seni sevdiğini biliyor muydun? Bela, can yakıcıdır. Fakat kendi içerisinde dünyalara değişmeyeceğin bir sevgiyi de barındırır. Nihayetinde ise, şifadır. Sanki vücudundan zararlı toksinleri atmanı sağlayan bir ilaç gibidir.

"Allah bir topluluğu sevdiği zaman onu belaya uğratır." (Tirmizi, İbni Mace)

Allah'ın sevgisi… Dünya ve içindekiler dahi asla buna eşit olamazlar. Eğer sen Allah'ın sevgisini kazandıysan, geri kalan her şey beyhudedir. Geriye kalanlar, artık mesabesindedir. Artıklara gözünü dikme, bırak hepsi dünya ve ehlinin olsun. Allah'ın sevmesi bunların hepsinin üstündedir.

Kıymetli kardeşim,

Şunu bilmelisin ki insanların hepsi bir yönden belaya uğratılmaktadır. Fakat sana insanların bela konusundaki derecelerini anlatmak istiyorum. Bunlardan dilediğini seçmek senin elindedir.

İnsanlar bela vuku bulduğunda dört kısma ayrılmaktadır:

Birinci Kısım: Bela geldiğinde kızgınlık halinde olan insanlardır. Bu haram olup, bunu işleyen kimseler ise günahkar insanlardır. Bu kimselerin sözlü ya da fiili olarak serzenişte bulunmaları caiz değildir.

"Allah sevdiği topluluğu belaya uğratır. Kim başına gelen bela ve musibetlere razı olursa, Allah da ondan razı olur. Bir kimse başına gelen bela ve musibetleri öfke ile karşılarsa o da Allah'ın gazabına uğrar." (Tirmizi, Zühd)

Bir adam Ahnef b. Kays'a gelir ve dişinin ağrıdığını söyler. Ahnef b. Kays bir şey demediği için, adam bunu sürekli söylemeye başlar. Sonunda Ahnef şöyle der: "Kırk seneden beri gözümü kaybettim. Bunu hiç kimseye haber dahi etmedim."

Şimdiki insanları sen düşün! Selef, başına gelen beladan dahi bahsetmezken, kimi insanlar başına ne gelse, ya vaveyla kopararak ya da muhabbet nağmesi olsun diye belalarını terennüm etmektedirler.

Salih zatlardan birinin yanına bir adam gelir. Adam halinin kötülüğünden, fakirliğinden, hastalığından bahsedince, salih zat şöyle der: 'Yazıklar olsun sana! Benim yanımda Allah'ı mı şikayet ediyorsun? Yani kudret sahibi olanı, kudret sahibi olmayana mı şikayet ediyorsun?!'

Halbuki insanoğlu musibeti anlatıp, serzenişte bulundukça Rabbi'ni şikayet etmiş olmaktadır. Bu sebeple en isabetli olan, şekvanın her çeşidinden uzak durmaktır. Bunun önü alınmazsa, kişiyi merhale merhale dövünmeye kadar götürür.

İbni Mesud radıyallahu anh şöyle der: "Kime musibet isabet eder de elbisesini yırtar ve göğsüne vurursa, sanki toprak alıp da Rabbi ile savaşmak istemiştir."

Bundan Allah'a sığınırız…

Bu, bela geldiğinde Allah'a karşı yapılan muamelenin en çirkini olup, açık bir haramdır.

İkinci Kısım: Bu ise, bela anında sabretmektir. Bela anında sabır ehli olduğunu kabul ediyorsan, sana iyilik kapılarının açılacağını müjdelerim.

 "Sabredenlere mükâfatları elbette hesapsız olarak verilir." (39/Zümer, 10)

Yani, mükafatları tartılmadan, hesap edilmeden verilecektir.

Nebi sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmaktadır:

"Kıyamet günü, afiyet ehli kimseler, bela ehline sevapları verilince, dünyada iken derilerinin makaslarla kazınmış olmasını temenni edecekler." (Tirmizi)

Bela, kıyamet günü kişiye kendisine herkesin imreneceği derecede ecir verecektir. Kişi belaya sadece Allah için sabrederse, onun için hem günah kefareti olacak, hem de hesapsız mükafata ulaşacaktır. Belaya karşı sabır ise; tadıldığında acı, fakat sonu baldan tatlı olur.

"(Allah) sabretmelerine karşılık onları cennet ve ipek(ten giysiler) ile mükâfatlandıracaktır. Orada, tahtlar üzerinde yaslanıp dayanmışlardır. Onlar, orada ne (yakıcı) bir güneş ve ne de dondurucu bir soğuk görürler. (Cennet ağaçlarının) gölgeleri, üzerlerine sarkar; kolayca koparılabilen meyveleri istifadelerine sunulur. Etraflarında gümüş kaplar, billur kadehler, gümüş renginde billur kupalarla içkiler ikram edilecek; ne kadar içeceklerine kendileri karar vereceklerdir..."

"…Yine onların etrafında gençlikleri ebedî hizmetçiler dolaşacaktır. '(Ey Peygamber!) Sen o hizmetçileri bir görsen her birini etrafa saçılmış bir inci sanırsın…' " (76/İnsan, 12-19)

"Yine onlar, Rablerinin yüzünü arzulayarak sabreden, namazı dosdoğru kılan, kendilerine verdiğimiz rızıklardan gizli ve açık olarak harcayan ve kötülüğü iyilikle savan kimselerdir. İşte geçici dünyanın ardından gelecek olan mutlu akıbet onları bekliyor. Bu mutlu akıbet, Adn cennetleridir. Oraya babalarından, eşlerinden ve çocuklarından sâlih olanlarla beraber girecekler, melekler de her kapıdan onların yanına varacaklardır. (Melekler): 'Sabrettiğinize karşılık size selam olsun! Dünya yurdunun sonu (cennet) ne güzeldir!' (derler)." (13/Rad, 22-24)

"Ancak sabredip salih amel işleyenler böyle değildir. İşte onlar için bağışlanma ve büyük bir mükâfat vardır." (11/Hud, 11)

İmam Şafii rahimehullah ciğerparesi oğlunu kaybettiğinde şu beyiti söylemiştir:

'İşte böyledir zaman

Ona sabretmelisin

Ya malının başına bir iş gelir

Ya sevdiğinden ayrı düşersin'

Bela geldiğinde sabretmenin üstünde bir derece daha vardır ki bu da üçüncü kısımdır:

Üçüncü Kısım: Bu ise rızadır. Yani sabretmiş olduğun musibetine karşı razı olmandır. Kişi başına gelen bir musibete karşı sabreder. Fakat bunun üstünde bir his, bir şuur vardır ki bu da Allah'tan razı olmaktır. Yani sadece sabretmek değil, bunun yanında Allah'tan razı olduğun gibi, Allah'tan gelene de tamamen razı olmandır.

Şöyle denilebilir: Musibet bana acı verdiği halde nasıl rıza gösterebilirim ki?

Kişi musibete uğradığı halde buna razı olacak ve acı çekmesini rıza ile birleştirecek. Peki bu mümkün mü? Elbette mümkün!

Kardeşim, bakmaz mısın ki hasta olduğunda en ağır ilaçları satın alıyorsun ve bunu kullanıyorsun. Ve bu ilaç da sana acı vermektedir. Belki de o ilaçlara servet dahi ödeyebiliyorsun…

Seni belalar bulup da sen buna rıza gösteriyorsan, Allah'ın senden razı olacağını sana müjdelerim.

"Kim başına gelen bela ve musibetlere razı olursa Allah da ondan razı olur." (Tirmizi)

Allah ile olan bu muamelen, üstün bir mertebedir. Allah katında derecenin yükselmesini istiyorsan bunu arttırdıkça arttırmalısın. Peki bundan daha da yüksek bir dereceye çıkmak ister misin? Allah'ın seni kendi katında daha yüce bir yere çıkarmasını istersen, belalara karşı muamelende şimdi bahsedeceğim dördüncü kısma doğru koşman gerekir.

Dördüncü Kısım: Bu kısım ise, bela geldiği zaman şükretmendir. 'Şükretmek mi?' dediğini duyar gibiyim. Evet, beladan dolayı sevinç duyup, şükretmek!

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmaktadır:

"Ve birinizin kendisine ihsan edildiği zaman sevindiği gibi, onlardan herhangi birisi belaya uğramakla çok sevinir." (İbni Mace)

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem humma hastalığından dolayı yatağında yatarken söylemektedir. Hadisin tamamını Ebu Said El-Hudri radıyallahu anh şöyle rivayet etmektedir:

"Peygamber humma hastalığından dolayı yatakta iken yanına girdim. Sonra elimi onun üzerine koyunca hararetini örtünün üzerinden ellerimde hissettim. Ve dedim ki :

- Ya Rasûlullah! Ateşinin şiddetine hayret ettim. O buyurdu ki :

- Biz -Peygamberler- böyleyiz. Bizim için bela kat kat fazla olduğu gibi onun sevabı da kat kat fazla olur. Ben dedim ki:

- Ya Rasûlullah! Hangi insanlar en şiddetli belaya uğrarlar? Peygamber:

- Peygamberler, buyurdu. Ben:

- Ondan sonra kimlerdir? dedim. Rasûlullah buyurdular ki :

- Sonra salih insanlardır. Onlardan herhangi biri öyle ciddi bir fakirliğe müptela olur ki, büründüğü abadan başka bir şeyi bulamaz. Ve birinizin ihsan edildiği zaman sevindiği gibi onlardan herhangi birisi belaya uğramakla cidden sevinir."

Herkes bu merhaleye ulaşamayabilir. Başına bir şey geldiğinde, buna sevinen bir konumda olamayabilir. Akıllı kimse, belaların iyiliklerini çoğalttığını düşünerek sevinir. Bunun günahlarına kefaret olacağını düşünür, yine sevinir. Bilir ki; bu kendisinden daha merhamet sahibi olan, merhametlilerin en merhametlisi Allah'ın takdiridir. Bunun da kendisi için hayırlı olacağını düşünür ve buna da sevinir. Allah'ın kendisine verdiği bu musibetin, diğer tüm musibetlerden daha ehven olduğunu bilir. Diğerlerine bakar, bundan daha büyük musibetlerin de var olduğunu bilir ve başına gelene sevinir.

Bir adam, yaşadığı şu olayı aktarır: 'Bir keresinde salihlerden birinin parmağında yara olduğunu gördüm. Hiç acı çekmiyor musun, dedim. 'Bak bakalım, bu yara yüzümde var mı? Bak bakalım, bu yara dilimde var mı? Bak bakalım, bu yara gözümde var mı?' Adam diyor ki, bu zat 'Bak bakalım…' diye öyle devam etti ve saydı ki ben zannettim ki bu yara Allah'ın ona verdiği en muazzam nimettir.' Gerçekten de şükür, bela geldiğinde en yüce ve en muazzam derecedir.

Evet kardeşim, bela geldiğinde insanların içinde bulunduğu bu dört kısmı gücüm yettiğince anlatmaya çalıştım. Bela geldiğinde, ya Allah'a isyan ile karşılık vermiş olursun. Ya sabredersin, ya rıza gösterirsin ya da en yüce mertebeyi seçip Allah'tan gelen bu belaya şükredersin.

Allah'tan dileğim, tüm Müslüman kardeşlerimizden belaları gidermesi, bizden razı olup, bize mağfiret etmesi, bizim derecemizi yükseltip, günahlarımızı bağışlaması, kıyamet günü bizden razı olmasıdır.

'Alemlerin Rabbi'ne hamdolsun' duamız ile…

Bu Sayfayı Paylaş :