Loader
Küfrün Karanlıklarından, Vahyin Aydınlığına...

Allah Seni İmtihan Ettiği Zaman... Özcan YILDIRIM

2014-02-01

Allah'a hamd, Rasûlü'ne salat ve selam olsun…

Rabbimiz subhanehu ve teâlâ hemen her gün kullarına birçok şeyi ihsan ettiği gibi imtihan da etmektedir. Kullarından kimisi bu imtihanda sabit kalabilirken, kimisi de ayak kayması yaşayabilmektedir.

Allah subhanehu ve teâlâ aynı zamanda kullarının kalbini en iyi bilendir. Yani, zahiren muttaki, zahid, alim gözükebilen nice kimselerin kalplerini en iyi bilen; diğer kimseler değil, sadece Allah'tır... Kalpleri bilen O olduğuna göre dilediği gibi çeviren de yine O'dur.

Nebi sallallahu aleyhi ve sellem bunu iyi bildiği için yemin ederken 'kalpleri evirip çevirene andolsun' diyerek yemin etmekteydi. (Rasûlullah'ın sallallahu aleyhi ve sellem yaptığı yeminlerin çoğu şöyleydi: "Kalpleri çeviren zâta yemin olsun, hayır!" Buhari)

İlim ehlinden bazıları, kalbin galeyana gelip, kaynadığı zaman çok hızlı döndüğünü belirtmişlerdir.

Hakikat de bu değil mi kardeşim?

Allah Seni İmtihan Ettiğinde O'nunla Nasıl Muamele Etmelisin?

İnsanın hayatına baktığımızda hidayet üzere, iman dolu bir hayat yaşadığını ve bu hayatını da yaşantısında güzel pratize ettiğini, hatta amellerin en sevimlisi ve zirvesini yaptığını görebiliriz. Bu devam etmesini arzuladığımız bir durumdur. Fakat öyle bir lahza olur ki, kesif bir koku duyup da aklını kaybeden ve ona muttali olan bir kimse misali, kişi kendisini salih amellerin çevresinde değil de sapkın amellerin ortasında bulur.

Nice salih insanlar belki bu yoldan geçti. Kimisi hiç beklenmedik bir yerde kaydı gitti. Kimisi ise yakin ve sebatın timsali oldu. Tarih sayfaları, okyanusları geçip, derede boğulan; sarp dağları aşıp, çakılda takılanlara şahitlik ettiği gibi; bunlara göğüs geren ve bu dinin her şart, zaman ve mekanda yaşanılacağını gösterenlere de şahitlik etmiştir.

Her iki durumun varlığına şaşırmamak gerekir. Bir taraf yaşantısını 'insan' merkezli olarak oluştururken, diğer taraf ise 'vahiy' merkezli oluşturmuştur. Sonucu ise bellidir: vahiy merkezli bir yaşantı her daim sebat etmiş, insan merkezli yaşantı ise esamesi okunmayacak derecede silinip gitmiştir. Bu da Allah'ın değişmez kanunlarındandır.

"...Köpüğe gelince sönüp gider. İnsanlara yararlı olan ise yerde kalır. İşte Allah, böyle misaller verir." (13/Rad, 17)

Selef'ten Hasan El-Basri rahimehullah ne güzel demiştir: 'Helak olan nasıl helak oldu diye asla şaşırma! Sen, kurtulan nasıl kurtuldu ona şaşır.'

Gerçekten şaşılacak olan şey bu zamanda insanın, sarsılmaz dağlar gibi sabit kalmasıdır. Bir tarafta tağuti sistemlerin zulüm ve baskıları... Diğer taraftan tağuti sistemi ayakta tutan sütunların en önemlisi halkın fiziki ve psikolojik baskısı... Yine gücünü halktan alan bu sistemin yine halktan oluşturduğu kolluk kuvvetlerinin zorbalıkları...

Bu büyük engelleri aşar belki insan... İtikadi bir fitne ile yüz yüze kaldığında, şüphelerin esiri olup, vahiyden yüz çevirip; hata üzere olduğu değişmez bir hakikat olan insan endeksli bir yaşantıya koştuğunda bir de bakarsınız ki fikir karmaşası, akide açmazı ve buhranlarına dalıp boğulmuştur...

Allah subhanehu ve teâlâ kullarını her gün imtihan etmeye devam etmektedir. İşte 'Bu imtihanlara karşı nasıl sabit dururum?' diye kendimize bir soru yöneltmemiz bir zorunluluktur.

İmtihanlara Karşı Sabit Durmanın Yolu

Kardeşim, imtihanlara karşı sabredip, sabit kalmak dilde telaffuzu kadar kolay değildir. Allah'ın subhanehu ve teâlâ seni sabit kılmasını istiyorsan şu iki duruma dikkat etmen ve kendini muhasebe etmen gerekir:

1. Allah'ın senin kalbinde görmeyi istemediği durum: Eman ve taatler ile aldanmak

Emniyet ve taatlerle aldanma hali demek, insanın kendi yapmış olduğu taat olan amellere aldanarak, kendisini taat ehli, sünnet ehli, takva ehli, ilim ehli vb. görmesidir.

Örneğin, kişi Allah'ın sevdiği ve razı olduğu bir amel içerisindedir. Bu amel, İslam'ın zirvesi olan 'Allah yolunda cihad' olsun. Kişi, buna aldanarak kendisini cihad ehli gördüğünden dolayı işlediği günahları görmezden gelir, bunun kendisini ebediyen koruyacağını düşünür ve diğer kimselerden üstün görürse bu, onun helakından başka bir şey değildir. Zira yaptığı çirkin bir amelinden dolayı kendisine yöneltilen bir nasihat veya eleştiriye karşılık, işlediği şe'ni/çirkin amelini, güzide cihad ameliyesi ile örtecek ve dolayısıyla yaptığı amel onu gurur ve emniyete sevk edecektir.

Bu örneğin gölgesinde çevrende yaşananları gördün değil mi?

Bazı kimseler, Allah yolunda cihad edenlere masumiyet karinesini giydirdikleri gibi, Allah'ın ayetlerine 'toplum' merkezli, 'çoğunluk' merkezli, 'maslahat' merkezli, merkezli vb. sapkın ve şe'ni bir yaklaşımı da insanlara pompalamaya başladılar.

Tutunacak dalları Allah'ın ayetleri olmayan, bilakis hata üzere olan beşer olunca ne de komik duruma düşmektedirler. Örneğin, düne kadar Şeyh Abdulkadir'i her yerde övenler, Mısır televizyonunda '100 milyon kişi de oy verse bunların hepsi kafirdir' sözlerini duyunca nedense aynı Şeyh'in esamesi, onların literatüründe okunmuyor dahi!

Ya da bugün tevhid ehline savaş açmış ve 'Bunlar gulat-u haricilerdir, katledilmeleri vaciptir' diyen Ebu Basir(!) (Ebu Âmâ) isimli habis adamın 'İsrail parlementosuna giren kimsenin cehaleti mazur olabilir' ve cihad ameliyesi ile Ürdün istihbarat servisindeki köpekleri cehenneme gönderenlerin 'Bunlar erkek olamazlar' diye zırvalamalarını, her yerde sakız ettikleri 'Bizim yolumuzda cihad edenleri doğru yola eriştiririz' ayeti ile savunmaya geçecekler midir? Zira usul, usul değil ki vusulü düzgün olsun! Ne yaman çelişkidir, heyhat!

Sonuç olarak, kişilerin yapmış olduğu amel hangi cinsten olursa olsun, bu kendisinin hak üzere olduğunu, onun eman içerisinde olduğunu göstermez. Kişide böyle bir durum söz konusu ise, kendi nefsinden korkması gerekir. Çünkü kişide taatler ve salih ameller söz konusu ise, bu onun eliyle kazandığı değil, Allah'ın fazlı ve sabit kılmasıdır. Allah subhanehu ve teâlâ bizleri sabit kılmasa, salih amel ve hayır-hasenat işleyemez, dolayısıyla cennete giremeyiz. Bu durum sahabe de dahil herkesi kapsamaktadır.

"...Eğer Allah'ın size lütfu ve merhameti olmasaydı, sizden hiçbirinizi asla temize çıkamazdı. Fakat Allah, dilediği kimseyi tertemiz kılar." (24/Nur, 21)

Peki Rasûl de dahil mi? Evet O da sallallahu aleyhi ve sellem dahildir.

"Eğer biz sana sebat vermiş olmasaydık, az kalsın onlara biraz meyledecektin. İşte o zaman sana, hayatın da, ölümün de kat kat azabını tattırırdık. Sonra bize karşı kendine hiçbir yardımcı bulamazdın." (17/İsra, 74-75)

Burada dikkati çeken husus ve istidlal ettiğimiz yer; Allah subhanehu ve teâlâ, Rasûlü'ne sallallahu aleyhi ve sellem sebat vermemiş olsa onun sadece bir meyil ile azaba düçar olacağıdır. Allah'ın sebat vermesi Rasûl'e bu oranda ise, ben kimim, sen kimsin kardeşim? Buradan kişileri, alimleri tezkiye edenlere de ders çıkmaktadır ki kelamı daha fazla uzatmaya lüzum dahi yok!

Nebi'nin şu duası da buna delil olur:

"Ey Hayy ve Kayyum olan! Sadece senden rahmetinle yardım isterim; her halimi ıslah et, gözümü açıp kapayıncaya kadar bile beni nefsimle baş başa bırakma."

2. Allah'ın senin kalbinde görmeyi istediği durum: Allah'a sığınmak!

Bu durum, imtihan zamanında Allah'ın seni sebatkâr kılmasını sağlayacak bir unsurdur. Allah'a sığınmak, tutunmak, dayanmak... Bedenî amellerinle yaptığını kalp ile dayanarak, sığınarak desteklemek... İşte bedenî amelin sebat vermesini sağlayan ve birbirinden ayrılmayan ikinci husus budur. Bu da seni kurtuluş ehli kılacak bir reçetedir. Bedeninle amel yap, kalbin ile Allah'a tutun!

İnsanın tutunacağı, sığınacağı âlemlerin Rabbi olan Allah'tan başka kimse olamaz. Bu dünyadaki tutunacak her dal kopmaya, çürümeye ve kokuşmaya mahkumdur! Ne bedenin ile yaptığın amele güven, ne de seni kurtaracağını zannettiğin başka bir fani varlığa!

Nuh tufanından sana bir örnek:

"Nuh, ayrı bir yere çekilmiş olan oğluna 'Yavrucuğum, bizimle beraber sen de bin, inkarcılarla birlikte olma' diye seslendi. O, 'Ben, kendimi sudan koruyacak bir dağa sığınacağım' dedi. Nuh, 'Bugün Allah'ın rahmet ettikleri hariç, O'nun azabından korunacak hiç kimse yoktur' dedi. Derken aralarına dalga giriverdi de oğlu boğulanlardan oldu." (11/Hud, 43)

Seleften bir zat öğrencisine 'Şeytan sana hatalarını güzel gösterdiğinde ne yaparsın?' diye sordu. Öğrencisi 'Onunla mücadele ederim!' dedi. Hocası 'Tekrar yaparsa?' diye sordu. Öğrenci 'Mücadele ederim!' dedi. Hocası tekrar 'Peki yine yaparsa?' diye sordu. Öğrenci yine 'Mücadele ederim' diye cevap verdi. Hocası 'Bu senin için uzun bir iştir. Söyler misin, bir koyun sürüsünün yanından geçerken sürünün köpeği havlar veya oradan geçmeni engellerse ne yaparsın?' diye sordu. Öğrenci 'Onunla canla başla mücadele ederim' diye cevap verdi. Hocası 'Bu senin için uzun ve zor bir iştir. Aksine sürünün sahibinden yardım iste de köpeğini senden engellesin' dedi.

Sen de aynı şekilde kardeşim, Allah'tan yardım iste ve ona sığın! O subhanehu ve teâlâ sana, şeytana karşı yardım edecektir.

"Şayet sana şeytandan bir kışkırtma gelecek olursa, hemen Allah'a sığın. Çünkü O, işitendir, bilendir." (41/Fussilet, 36)

Yine Yusuf'a aleyhisselam bak! Kendisinin nefsini isteyen Aziz'in karısına ne dedi? 'Ben mi seninle bu fuhşu yapacağım?', 'Ben bu günahı işleyemem!', 'Ben Peygamberoğluyum' (!) vb. bir şey mi dedi? Asla! Bilakis o, tereddütsüz Allah'a sığındı!

"O, 'Allah'a sığınırım, çünkü o (kocan) benim efendimdir, bana iyi baktı. Şüphesiz zalimler kurtuluşa eremezler' dedi." (12/Yusuf, 23)

Aziz'in karısı, Yusuf'tan aleyhisselam bahsederken de şöyle demiştir:

"Ben onun nefsinden murat almak istedim. Fakat o, (bundan) şiddetle sakındı." (12/Yusuf, 32)

O halde fitne olduğu bir yer veya zamanda, nefsimizden korkup Allah'a sığınmamız gerekir. Bu fitnenin boyutu ne olursa olsun, ister akidevi, ister amelî... Allah'a sığınıp, bizden öncekilerin ayak kaymasını yaşamamayı ihlasla istememiz lazım.

Allah'ım, sen beni kurtarmazsan ben asla kurtulamam. Sen bana sebat vermesen, ben asla sebat edemem.

Ey kalpleri döndüren Allah'ım! Kalbimi dinin üzere sabit kıl!

Ey kalpleri çeviren Allah'ım! Kalbimi taatine/ibadetine yönlendir!

Rabbim, Sen beni bağışlamazsan, bana merhamet etmezsen, hüsrana uğrayanlardan olurum.

Rabbim, beni muhlis ve muhlas kullarından yaz, hüsrana uğrayanlardan yazma.

Âlemlerin Rabbi olan Allah'a hamdolsun!

Bu Sayfayı Paylaş :