Loader
Küfrün Karanlıklarından, Vahyin Aydınlığına...

Allah Seni Sevdiğinde - 1 Özcan YILDIRIM

2012-11-01

Allah'ın arzında dolaşıp, çarşı pazarda gezerken, işine giderken Allah'ın yedi kat semadan seni sevdiğini bildiğin zaman ne hissedersin?

Düşünsene kardeşim, yeryüzünde milyarlarca insan var ve bunların hepsi kendi dininin, fikrinin, ideolojisinin hak olduğuna inanır. Hepsine sorsan parmakla kendilerini gösterirler. 'En doğru biziz' diyerek… Çok uzağa gitmeye gerek yok. Yaşadığımız coğrafyayı sen de biliyorsun. Kendisini pak İslam'a nispet eden o kadar taife var ki, sanırsın ki hepsi İslam için çabalıyorlar. Lakin manzara o kadar ironiktir ki çoğunluğu bağlı olduğu şeyhin, partinin veya cemaatin görüşlerini Allah ve Rasûlü'nün önüne geçirmektedirler. Durumun çirkinliğini uzun uzadıya anlatmaya da gerek yok. Zira sen de belki önceleri böyle idi veya en azından bunu yakinen gördüğün için gayet iyi biliyorsun.

Bu kadar güruhun arasından Allah'ın seni sevmesi kadar sevindirici bir şey olabilir mi? Allah subhanehu ve teâlâ milyonlarca, hatta milyarlarca insanı bir kefeye koymuş ve bunları "kafirler" olarak isimlendirmiştir. Hatta iman ettiğini zanneden müşriklere de hitaben "Onların birçoğu ancak Allah'a ortak koşarak iman ederler" (12/Yusuf, 106) demiştir. Zira onlar, "Allah'ı gereğince takdir edemediler"(22/Hacc, 74).

Düşün, Allah tüm bu kafirleri bir kefeye, seni ve senin gibi Allah'ı tevhid eden ve 'Müslüman' ismini alanları bir kefeye koymuştur. Demek ki, Allah insanların birçoğunu sevmiyor! Ama seni seviyor!

Bir ayetle sohbetimize devam edelim…

"Allah onların yerine öyle bir topluluk getirir ki, Allah onları sever, onlar da Allah'ı severler." (5/Maide, 54)

Allah, beni ve seni bu taifeden kılsın kardeşim! Fakat ayette dikkat çeken bir husus var. Ayette sadece "Allah'ın sevdiği" diye geçmemektedir. Bilakis, "Allah'ın onları, onların da Allah'ı sevdiği bir topluluk" diye geçmektedir. Allah onları yaratıyor, rızık veriyor, iyiliklerin her türlüsünü önlerine seriyor, onları koruyor, her türlü fırsat ve imkan veriyor ve sonunda ise; onları seviyor!

"Ey tek olan, mülkünde ikincisi olmayan!

Sana isyan ettim, üstünü örttün…

Seni unuttum, sen beni andın!

Bundan böyle beni unutmayanı nasıl unuturum?!"

Evet değerli kardeşim! O Allah ki, mümin kullarını sever ve kulları da aynı şekilde onu severler. Mümin kulların kalplerinde, gönüllerinde O'ndan daha fazla sevilen hiç kimse yoktur. Ne güzel bir kadın, ne çekici bir servet, ne son model bir araba, ne de tatlı bir evlat!… Hiçbirisini en güzel olan Allah kadar sevemezler. Allah'ı bunların hepsinden üstün tutarlar. Ne zaman Allah'ın dışındaki sevgilere meyletseler, otokontrolleri ile o duygularını bastırırlar.

En çok iştiyak duydukları, hasretini çektikleri de Allah'ın subhanehu ve teâlâ zatı ve cemâlidir. Yıllarca ailesinden uzak olan kimseyi düşünerek az da olsa bunu 'Rabbe özleme' kıyas edebilirsin. Mümin de böyledir. Allah'a kul olmanın lezzetini tüm zorluklara, sıkıntılara rağmen yaşamanın yanında, onları en çok dine adanmaya teşvik eden hususlardan birisi de Rabblerinin özlemini çekmeleridir. Dünya onlar için gelip geçilen, kısacık durulan bir durak gibidir. Onlar yolcu, dünyanın yabancısıdır. Hasretle esenlik yurduna doğru ilerlemektedirler.

Rabbleri de o mümin kullarını sevmekte, onlara nimetler sunmaktadır. İbni Kayyım ne güzel demektedir:

"Kölenin efendisine yakınlaşması şaşılacak bir durum değildir. Asıl olan da budur. Fakat asıl şaşılacak olan durum; efendinin kölesine iyilikte bulunması, çeşitli nimetleri ona bahşedip, sevgi duyması, hediyelerle onu sevmesidir. Fakat köle ise bazen efendisinden yüz çevirmektedir…"

Allah için de en güzel misal vardır. Rabbimiz de kullarına iyilikte bulunuyor, kulları ise ondan yüz çeviriyor. El-Melik olan Allah kullarından birini sevdiği zaman, bu o kul için apaçık bir kurtuluştan ibarettir.

Evet kardeşim! Bunca ihsanına karşılık Allah'tan ne kadar yüz çevirdik bir bakalım? Günah dolu bir kalbe dahi rahmetini esirgemeyen Allah'a ne kadar iltica ettik?

Allah'ın sevmesi… Bundan daha şerefli bir makam olabilir mi? O halde 'Allah'ın bizi sevmesinin alametleri nelerdir?' diyerek devam edelim…

Allah'ın Seni Sevdiğini Nasıl Bileceksin?

Aslında bu sorunun cevabı çok basit… Eğer taatleri işliyor, haramlardan kaçınıyorsan, Allah seni seviyor demektir. Neden sevmesin ki?

Sen yeryüzünü fesat tarlasına çeviren, insanoğlunun her alanını ifsat eden haramlardan kaçınacaksın… Hem de kalbindeki imanı elek misali delik deşik eden ve kalbini imanî, rahmanî pınarları içinde barındırmayacak bir hale getiren haramlardan… İtaate dair ne varsa, çölde su görüp ona koşan bir kişi misali koşacak ve asla bırakmayacaksın… Böyle olunca Allah kulunu sevmez mi?

Allah'ın seni sevdiğinin başka bir emaresi ise, insanların seni sevmesidir. Bu, insanların tümünün sevmesi demek değildir. Zira Peygamberler aleyhimüsselam dahi insanların tümü tarafından sevilmemiştir. Bilakis çoğunluğu düşmanlık etmişlerdir. Buradaki kastımız, hayır ehli olan kimselerin, bu davaya inanmış kimselerin seni sevmesidir. Bu kimseler tarafından seviliyorsan, bunun Allah'ın seni sevdiğinin göstergesi olduğunu bilmelisin.

Masiyet, bidat, küfür ehli olanların sevmemesi, düşmanlık etmesinin hiçbir değeri yoktur. Bilakis bu durum senin doğru yolda olduğunun alametidir. Önemli olan tevhid ehli olan ve bu hayırda olan kimselerin seni sevmesidir.

Burada şuna değinmekte yarar var. Bir takım insanlar kendileri tevhidi söylemlerle İslami arenaya çıktıklarında, Allah'ın sevmesi ve rızasını ölçü olarak alırlar. Lakin bu öyle bir hale gelir ki, Allah'ın sevmesi ve rızası yerine insanların sevmesine doğru adımlar atarlar. Artık insanların sevgisini kazanmak adına işler yapılır olur. Bu, Allah'ın sevgisinden, insanların sevgisine doğru bir eksen kayması halini almaktadır.

Senin de en çok dikkat etmen gereken bu ölçüyü hiçbir zaman bırakmamak olacaktır. Ölçü; Allah'ın sevmesidir. Hayır ehlinin seni sevmesi de Allah'ın sevgisinin bir alametidir.

Bu durum bununla da kalmaz, arşı taşıyan ve semadaki tüm melekler seni seveceklerdir. Çünkü Allah bir kulunu sevdiği zaman meleklerin efendisi Cibril'e o kulunu sevmesi için emreder, o da diğer meleklere o kulu sevmelerini söyler. Daha sonra yeryüzünde de bu sevgi kabul edilir ve insanların onu sevmesi gerçekleşir. İnsanların sevmesinin kaynağı tamamen budur.

"Allah bir kulunu sevdiği zaman, Cibril'i çağırıp: 'Ben falan kulumu seviyorum, sen de onu sev!' der. Cibril de onu sever ve sonra gökyüzünde şöyle seslenir: 'Allah, falan kimseyi seviyor, siz de onu sevin!' bundan sonra göklerdeki bütün melekler onu sever. Sonra o kul yeryüzünde de herkes tarafından sevilip kabul görür." (Müslim)

Herhangi birine 'falan kişiyi neden seviyorsun' diye sorsak. Bunun kaynağını bilemeyecektir. Fakat hakikat şu ki, ilk gördüğümüz bir Müslümanı bir anda sevebiliyoruz. Hangi ırka mensup olursa olsun bir anda kalplerin birbirine ısınması, birleşmesi gerçekleşir.

"Ve (Allah), onların kalplerini birleştirmiştir. Sen yeryüzünde bulunan her şeyi verseydin, yine onların gönüllerini birleştiremezdin, fakat Allah onların aralarını bulup kaynaştırdı. Çünkü O, mutlak galiptir, hikmet sahibidir." (8/Enfal, 63)

Şaşılacak olan da yaratılanların sevmesinin yanında tüm cemadat/cansız varlıklar dahi seni sevmektedir. Bu da nereden çıktı, deme. Dağlar, taşlar dahi seni sevecektir. Allah'ın sana olan sevgisi tüm kainatı kaplayan bir hava kütlesi gibi her yere sirayet etmektedir.

Enes radıyallahu anh anlatıyor: "Rasûlullah buyurdular ki: 'Uhud öyle bir dağdır ki biz onu severiz, o da bizi sever.' " (Buhari, Cihad 71, 74)

Subhanallah!...

Bir sonraki oturumumuzda 'Allah'ın seni sevmesinin karşılığında senin yapman gereken nelerdir?', ondan bahsetmeye gayret edelim.

Allah'ım bizi sevdiğin ve sevgini tüm kainata yaydığın kullarından eyle, bizleri sevgin ile öldür, sevgin ile dirilt! Allahumme Amin…

 

Bu Sayfayı Paylaş :