Loader
Küfrün Karanlıklarından, Vahyin Aydınlığına...

Altıncı Sabite: Müslümanın Öldürülmesi, Hezimet Değildir! -2 Çeviri MAKALE

2013-11-01

 

İkinci Anlam: Kafirlere Müdahane Yapmak

Allah subhanehu ve teâlâ şöyle buyurmaktadır:

"O halde yalancılara itaat etme/boyun eğme. Onlar isterler ki, sen yumuşak davranasın da onlar da sana yumuşak davransınlar." (68/Kalem, 8-9)

Allah'ın "O halde yalancılara itaat etme" sözü, Allah tarafından Rasûlü'ne sallallahu aleyhi ve sellem, itaat etmesini yasaklamasıdır ki bunlar da hakkın karşısında duran Kureyş müşrikleridir.

Kurtubi rahimehullah tefsirinde şöyle demiştir: 'Allah, müşriklere meyletmeyi Rasûlullah'a yasaklamıştır. Yasakladığı taife Kureyş'in kafir liderleridir. Çünkü onlar, saldırmamak için, Rasûlullah'ı da kendilerine saldırmamaya çağırıyorlardı. Allah da onlara meyletmenin küfür olduğunu açıklayarak şöyle buyurdu:

"Eğer biz seni sabit kılmasaydık, neredeyse onlara meyledecektin." (17/İsra, 74) ' (El-Camiu li Ahkami'l Kur'an, 18/230.)

Şevkani rahimehullah şöyle der: 'Allah: "O halde yalancılara itaat etme" emri ile Rasûlullah'ı müşriklere meyletmeyi yasaklamıştır. Bunlar da Mekke'nin ileri gelen kafirleridir. Zira onlar, Rasûlullah'ı babalarının dinine çağırıyorlardı. Allah da onlara itaat etmeyi yasakladı. Ayrıca ayet diğer kafirlere itaat etmeyi de yasaklamıştır. İtaatten kasıt ise, kalpte olanın tam tersini göstererek, mudaratta bulunmaktır.' (Fethu'l Kadir, 5/268.)

Ebu's Suud rahimehullah Allah'ın bu buyruğu hakkında şöyle demiştir: 'Allah bu ayette onların bu inatlarına karşı kararlı ve tavizsiz olmaya teşvik etmiştir. Bu da 'Üzerinde olduğun yola, onlara itaat etmeksizin devam et ve bu konuda dik dur' demektir. Ya da Rasûlullah'ın içindekini farklı göstererek onlara itaat etmeksizin, onların kalplerini kazanmak adına müdahane veya mudarat yapmasını yasaklamaktadır. Allah'ın "Onlar isterler ki, sen yumuşak davranasın" buyruğu bunu açıklamıştır. Yasağın nedeni de bu ayettir. Allah'ın bu yasağı itaat kelimesi ile ifade etmesinde ise, yasaklama ve uzaklaştırmada mübalağa vardır. Yani onların bazı işlerinde onlara yumuşak davranır, hoşgörü ile yaklaşırsan onlar da sana yumuşak davranırlar. Veya onların şuanda sana yumuşak davranması, senden bir yumuşaklık umdukları içindir.' (Ebu Suud, 9/13.)

Müdahane, yumuşak ve yapay/sahte/yapmacık davranmaktır. Allah subhanehu ve teâlâ burada, Mekke kafirlerinin Muhammed'in sallallahu aleyhi ve sellem kendilerine yumuşak davranmasını istediklerini açıklamış ve bunu da yasaklamıştır.

Ebu Muzaffer Es-Semani rahimehullah bu ayet hakkında şöyle der: 'Yani sen onlara olan davranışında gevşeklik gösterirsen, onlar da sana gevşek davranacaklardır. Veya sen onlara yumuşak davranırsan, onlar da sana yumuşak davranacaklardır. Müdahane, iç aleminde ona uymamakla birlikte dıştan onlarla iyi geçinmektir.' (Tefsiru's Semani, 6/20.)

Bazıları haram olan müdahane ile caiz olan mudaratın aynı şey olduğunu zannederek, yanılmışlardır. Böylece meşru olan mudaratı kullanarak, cahilce hezimet kapısından girmişlerdir.

Aslında mudarat konusu başka bir şey, müdahane konusu apayrı bir şeydir. Mudarat, müdahanenin aksine caizdir. Mudarat, onlara karşı olmanın yanında sözle yumuşak davranmaktır. Bunda da batılı kabul ve tasdik etme gibi hususlar asla olamaz. Şayet bunlar olursa, o zaman bu müdahaneye girer.

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem:

"Bu adam kavminin ne kötü bir kardeşidir." (Buhari rahimehullah, Aişe'den radıyallahu anha şöyle rivayet etmektedir: "Bir adam Rasûlullah ile görüşmek için izin istedi. Rasûlullah: 'Ona izin verin, aşiretinin ne kötü adamıdır' dedi. Adam girince Rasûlullah onunla yumuşak konuştu. Adam gidince kendisine, 'Ey Allah'ın Rasûlü, adama söyleyeceğini söyledin, ondan sonra yumuşak konuştun?' dedim. Bunun üzerine şöyle buyurdu: 'Ey Aişe! kıyamet günü, Allah-u Teala yanında mevkice insanların en kötüsü, kabalığından korkarak insanların kendisini terkettiği kimsedir.' ") hadisinde batıl bir şey söylememiş, amelinde bir günah da işlememiştir. Bu durum kötülük ve benzeri şeyleri def etme kabilindendir. Aslında bu meşru bir yol olup, masiyet karışmamıştır. İnsanlara mudaratta bulunmayı öven bir çok hadis vardır. Çünkü mudarat bazı zamanlarda güzel ahlaktan sayılabilmektedir.

İbni Hacer rahimehullah Fethu'l-Bari'de şöyle söylemektedir: 'Mudarat müminlerin ahlakındandır. Bu, insanlara kanat germe, yumuşak söz söyleme ve onlara karşı kabalığı bırakmadır. Bu ise yakınlık kurmanın en önemli araçlarından biridir. Bazıları mudaratı müdahane zannetmişlerdir ki bu bir yanılgıdır. Mudarat menduptur, Müdahane ise haramdır. Aradaki fark şudur: Müdahane, 'dihan' (ikiyüzlülük) kökünden gelir. Bunun anlamı ise, farklı bir görüntü vererek işin aslını gizlemektir. Buna göre alimler müdahaneyi, kendisine karşı çıkmaksızın, fasıkla yakınlık kurmak ve onun içinde bulunduğu durumdan hoşnut görünmek olarak yorumlamışlardır. Mudarat ise cahile bilmediğini öğretirken, fasığı da yaptığından nehyederken (özellikle de onun yakınlığına ihtiyacı varsa) yumuşak davranmak, içinde bulunduğu durumu yüzüne vurmaksızın ve tenkit etmeksizin, incelik taşıyan söz ve davranışla muamele ederek kaba davranmamaktır.' (Fethu'l Bari, 10/528.)

İbni Hacer Fethu'l-Bari'de, Kurtubi ve Kadi İyad'dan şunu nakleder: 'Mudarat ile müdahane arasındaki fark şudur: Mudarat dünyanın ya da dinin veya her ikisinin birden yararına olarak dünyadan bir şeyler feda etmektir. Bu ise mübah ve belki de müstehaptır. Müdahane ise dünyanın yararına olarak dini terk etmektir. 'Kavminin ne kötü kardeşidir' hadisinde de Rasûlullah ona, güzel muamele ve yumuşak konuşmayı sarfetmiş olsa da, onu sözlü olarak övmemiştir. Dolayısıyla sözü ve fiili arasında çelişki bulunmamaktadır. Bu nedenle onun hakkında Aişe'ye söylediği söz doğru olduğu gibi, ona olan muamelesi de sosyal açıdan güzel bir muameledir..' (Fethu'l Bari, 10/454.)

Tüm bunlardan sonra, kendilerini İslam'a nispet eden toplulukların hezimete uğradıkları ortaya çıkmaktadır. Allah'ın düşmanlarına karşı müdahane yaptıklarında hem kendilerini, hem de insanları aldatarak 'bu meşru olan mudarattır' demektedirler. Bu kötü bir yenilgi olup, tamamen bir müdahanedir. Bu yaptıklarında hakkı batıla, batılı da hakka döndürme olduğu gibi, dünyevi ve şahsi çıkarlar uğruna din feda edilmiştir. Bu iğrenç hezimetten sonra zaferin hangi manaları kalabilir ki?

 

 

Şeyh Yusuf El-Uyeyri

Çeviri Makale: Özcan YILDIRIM

Bu Sayfayı Paylaş :