Loader
Küfrün Karanlıklarından, Vahyin Aydınlığına...

Amellerin, Senin Peşindedir Emre ACAR

2018-11-20

 

Rahman ve Rahim olan Allah'ın adı ile…

Değerli Kardeşim!

Seninle Lokman'ın aleyhisselam evladına yaptığı öğütleri hatırlamaya, kendimize hatırlatmaya devam ediyoruz. Lokman evladına şöyle diyordu:

"Yavrucuğum! Yaptığın amel (iyilik veya kötülük), bir hardal tanesi ağırlığında bile olsa ve bu, bir kayanın içinde veya göklerde yahut yerin derinliklerinde bulunsa, yine de Allah onu (senin karşına) getirir. Doğrusu Allah en ince işleri görüp bilmektedir ve her şeyden haberdardır." [1]

Murakabe ahlakı ile yaşamak… Hiçbir amelimizi küçümsememek… Her amelimizle yüzleşeceğimiz gerçeğine inanmak… Lokman'ın oğlu için yaptığı bu nasihatler, rahmetin damlası, vahyin aydınlığı ve ahlakın süsüdür. Rabbimiz, bu öğütlerden razı olmuştur. Ki bu sözleri Kur'an-ı Kerim'e ayet kılmış, ümmet için kıraat olarak seçmiştir.

Kardeşim!

Lokman'ın oğluna kazandırmak istediği ahlaklardan bir tanesi de murakabe ahlakıdır. Hakeza Kur'an-ı Kerim'in bizleri şuurlandırmak istediği konulardan biridir murakabe. Kul, ancak Rabbine bu ahlak ile doğru bir kulluk yapar. Murakabe, kulluğun ince çizgisi ve önemli kalkanıdır. Kul Rabbini amellerinde murakabe bilinci ile hareket ederek razı eder. Rabbinin hoşnutluğuna kavuşur.

Peki, nedir murakabe? Murakabe; Allah'ın kendisini gördüğünü, en ince işinde bile haberdar olduğunu bilmek ve bu şuur ile yaşamaktır. Murakabe, ihsandır. Allah'ı görüyormuşçasına ibadet etmektir, Allah'ı subhanehu ve teâlâ görmese de Allah'ın kendisini gördüğüne inanmaktır. Lokmân Suresi'nin sonunda geçen: "Doğrusu Allah en ince işleri görüp bilmektedir ve her şeyden haberdardır." ayeti, murakabeyi güzel bir şekilde tasvir etmiştir.

Murakabe, Allah'ın subhanehu ve teâlâ işitme, görme ve her şeyden haberdar olma sıfatlarını yaşayarak veya tefekkür ederek kazanılan ahlaktır. Ki ancak insan kontrol edildiğini hissettiği zaman daha çok kendini kontrol eder. Davranışlarında ve amellerinde daha çok hassas olur.

Murakebe ile alakalı Ömer radiyallahu anh döneminde yaşanan kıssayı hatırlatmak istiyorum. Ömer, bir akşam Medine sokaklarını dolaşmaya başlar. Bir eve yaklaşınca, bir kız ile annesinin arasında geçen konuşmaya şahit olur. Anne ile kız arasındaki diyalog ise şöyledir:

Annesi satacağı süte su koyuyor. Kız da annesine: "Anneciğim! Ömer'in: 'Bugünden sonra kimse süte su koymasın.' emrini duymadın mı?" diyerek süte, su koymamasını hatırlatır. Annesi: "Ömer bizi görmüyor, süte su koyduğumuzdan nerden haberi olacak?" deyince kız: "Anneciğim! Ömer seni görmese de bizi yaratan Allah bizi görüyor." diye cevap verir.

Ömer radiyallahu anh bunları dinledikten sonra evine döner. Ömer, bu kızın ahlakından o kadar hoşnut olmuştur ki kendi oğluna almak ister. Sabah bu aileyi araştırır ve bu kızı kendi oğlu ile evlendirir.

Değerli Kardeşim!

Kapılar arkasında, dört duvar arasında, kendi sinemizde, kendimizi etraftan ne kadar gizleyip amel yapsak da unutmamalıyız ki kendimizi hiçbir zaman Allah'ın bilmesinden, görmesinden ve haberdar olmasından engelleyemeyiz. Bu, kişinin kendini kandırmasıdır.

Toplum olarak ne kadar da murakabe ahlakından uzağız. Allah'ın gördüğüne, bildiğine ve haberdar olduğuna inanan ama yaşamayan bir toplum! Allah'ın görmesini, bilmesini ve haberdar olmasını bilen ama bir o kadar da Rabbimizin bu sıfatlarına gafil ve gevşek olan bizler... Evet bizler toplum olarak bu hâldeyiz. Allah'ın görmesine, işitmesine tepkisiz kalan ama halkın görmesine, bilmesine karşı tedbirli olan bir toplumuz.

Çocukluğumuzdan bu yana bu ahlak ile büyüdük. "Aman oğlum bu ayıptır yapma!", "Aman kızım şu, şu amellerden kaçın, komşular, etrafımızdaki insanlar ne der sonra?" gibi hep insanların görmesini, duymasını, bilmesini baz alarak yaşadık ve amel yaptık. Ama Rabbimizin görmesine, işitmesine ve haberdar olmasına karşı gevşek ve gafil olarak büyüdük aynı zamanda.

Oysa yeryüzünde insanların mı yoksa Allah'ın şahitliği mi daha büyük ve gerçektir? Yaptıklarımız ve söylediklerimizle bizleri insanlar mı yoksa Allah mı hesaba çekecek? Elbette ki Allah'ın subhanehu ve teâlâ şahitliği daha büyük ve herkesi hesaba çekecek olan yine Rabbimiz Allah'tır. O hâlde neden bu gerçeğe karşı duyarsız kalıyoruz?

Kardeşim!

Konumuzun başında zikrettiğimiz ayet-i kerimeye dönecek olursak ikinci bir hakikat olarak vurgulanan öğüt, amellerimiz ile yüzleşeceğimiz gerçeğidir. Yaptıklarımız küçük veya büyük, hardal tanesi veya zerre miskal de olsa iyi veya kötü bütün amellerimizle karşılaşacağız.

"Yavrucuğum! Yaptığın amel (iyilik veya kötülük), bir hardal tanesi ağırlığında bile olsa ve bu, bir kayanın içinde veya göklerde yahut yerin derinliklerinde bulunsa, yine de Allah onu (senin karşına) getirir. Doğrusu Allah en ince işleri görüp bilmektedir ve her şeyden haberdardır." [2]

"Yerküre kendine has sarsıntı ile sallandığı, toprak ağırlıklarını dışarı çıkardığı ve insan 'Ne oluyor bana!' dediği vakit, işte o gün (yer) Rabbinin ona bildirmesiyle bütün haberlerini anlatır. O gün insanlar amellerini görmeleri (karşılığını almaları) için darmadağınık geri dönüp gelirler. Kim zerre miktarı hayır yapmış ise onu görür. Kim de zerre miktarı şer(kötülük) işlemiş ise onu görür." [3]

İnsanoğlu dün, ne yaptığını unutur. Hep geleceğe odaklanmış, yapacakları üzerinde durmaktadır. Geçmişe dönüp yaptıklarını hesaba çeken yoktur. Ancak biz unutsak da yaptıklarımızı Rabbimiz unutmamaktadır. Zamanı geldiğinde, hesap gününde kayıt altına alınan küçük ve büyük amellerimiz defter olarak bize sunulacaktır. İşte o gün insanoğlu şunu söyleyecektir:

"Vay hâlimize! Bu nasıl kitapmış! Küçük, büyük hiçbir şey bırakmaksızın hepsini sayıp dökmüş!" [4]

Amellerimizi küçük veya büyük görmemeliyiz. Amellerimiz konusunda bizlerde olması gereken ahlak her amelin hesabının ve karşılığının olacağıdır. Maalesef insanlık hep amellerde küçük ve büyük ayrımına gitmiştir. Günahlarda da sevaplarda da küçük olanlar önemsenmemiş hep büyük ameller dikkate alınmıştır. Oysa ayetlerde de belirtildiği gibi küçüğü de yazılmaktadır ve bir karşılığı vardır.

Rabbim bizleri küçüğü ile büyüğü ile salih amellere muvaffak kılsın. Dini İslam'da ayaklarımızı sabit kılsın. Allahumme amin.

Davamızın sonu âlemlerin Rabbine hamd etmektir.

Bir sonraki yazımızda görüşme ümidi ile… 

 

[1]       .   31/Lokmân, 17 

[2]       .   31/Lokmân, 17

[3]       .   99/ Zilzâl, 1-8

[4]       .   18/Kehf, 49

Bu Sayfayı Paylaş :