Loader
Küfrün Karanlıklarından, Vahyin Aydınlığına...

Başarı Sadece Allah'tandır Enes YELGÜN

2014-12-03

 

Hamd, âlemlerin Rabbi olan Allah'a; salât ve selam, nebilerin sonuncusu olan Muhammed'e, ailesine ve ashabına olsun.

Geçen yazımızda, ilk vahiyden çıkarttığımız bazı noktaları sıralamaya başlamıştık. Cahiliye toplumunda selim bir fıtratın var olmasının zorluğuna ve İslam davasının yükünün ağırlığına değinmiştik. Bu yazımızda da, önemli gördüğümüz başka noktalara değinmeye çalışacağız.

C. Başarı Sadece Allah'tandır

İnsanoğlunun içine düştüğü ve farkına varamadığında da bir daha kendisini kurtaramadığı en büyük ahlaki zaaflardan bir tanesi; İslam için yaptığı bazı amellerdeki güzel sonucu, kendisine izafe etmesidir.

Bu durum; İslam davasının hangi alanında faaliyet gösteriyor olursa olsun, her Müslümanın başına gelebilecek bir durumdur.

Yarattığını en iyi bilen Rabbimiz, bu meseleyle alakalı; Allah Rasûlü'ne sallallahu aleyhi ve sellem verdiği ilk emirde, onun şahsında tüm Müslümanlara hatırlatma olacak şekilde bir vahiy indirmiştir. Öncelikle olayı kısa bir şekilde özetleyelim.

Cahiliye toplumunun içinde bulunduğu hâl nedeniyle sıkıntılar yaşayan ve inziva amaçlı Hira mağarasına çekilen Allah Rasûlü'ne, Cebrail aleyhisselam gelip üç defa: "Oku" emri vermiştir. Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem de o meleğe, okuma bilmediğini söylemiştir. Daha sonra da ilk ayetler nazil olmuştur.

Allah subhanehu ve teâlâ elbette ki, Peygamberinin okuma yazma bilmediğini, ümmi olduğunu biliyordu. Fakat böyle büyük bir görevin başlangıcında, zihinde kalacak bir sahneyle Peygamberine bir şey öğretiyordu.

'Evet! Sen hiçbir şey bilmiyorsun; bundan sonra öğreneceğin ve insanların yolunu aydınlatacağın her bir bilgi zerresi, ancak benim sana öğretmem iledir. Sakın bir kan pıhtısından yaratıldığını unutup da; öğrendiklerini, insanlara gösterdiğin çıkış yollarını, kendi çabalarınla bulduğunu zannetme!'

Hira mağarasında gerçekleşen bu hadiseyle zihinlere nakşedilen hakikat, risalet boyunca farklı farklı zamanlarda Allah Rasûlü'ne defalarca hatırlatılmıştır. Özellikle geçmiş Peygamberlerin davetleri sırasında kavimleri ile olan diyaloglarında ve cihad meydanlarının sıcak ortamına vurgu yapılan ayetlerde, bu gerçeğe işaret edildiğine şahitlik etmekteyiz.

Bunlar; günümüz davetçilerinin, mücahidlerinin ve hangi sahada olursa olsun İslam davasına hizmet eden Müslümanların, kulaklarına küpe yapması gereken çağrılardır.

Hud aleyhisselam, kavminden gördüğü onca baskıya rağmen davetinden taviz vermemiş ve Allah'ın ona vahyettiği gerçekleri, kavmine ulaştırmıştır. Bu sırada kendisine tabi olanların ve ileride onun anlattıklarını kabul edecek kimselerin ise, ancak Allah'ın dilemesiyle hidayete ulaşacaklarını da aklından hiç çıkartmamıştır.

"Dedi ki: 'Ey kavmim! Eğer benim, Rabbim tarafından (verilmiş) apaçık bir delilim varsa ve O, bana, tarafından güzel bir rızık vermişse buna ne dersiniz? Size yasak ettiğim şeylerin aksini yaparak size aykırı davranmak istemiyorum. Ben sadece gücümün yettiği kadar ıslah etmek istiyorum. Fakat başarmam, ancak Allah'ın yardımı iledir. Yalnız O'na dayandım ve yalnız O'na döneceğim.' " (11/Hud, 88)

Evet, gelelim günümüz davetçilerine!

Muhataplarındaki olumlu değişimleri; kendi anlatımlarının güzelliğine, delilleri art arda sıralamalarına bağlayan kardeşlere!

Kalplerin, Allah'ın elinde olduğunu unutup; hidayete eriştirenin sadece Allah olduğunu hiç akıllarına getirmeyenlere!

Şüphesiz ki bütün güzellikler, Allah'tandır. Bütün şerler ise kendi nefislerimizdendir.

Davetçilerin elde ettikleri kazanımlarda, bu hususa azami surette gayret göstermeleri gerekir. Çünkü bu ahlaki zaaf, insanı şerlerin en kötüsü olan kibire ve doğal olarak da yaptıklarını insanların başına kakmaya götürür.

Bunun ilacı ise, sürekli teyakkuz hâlinde olmak ve muhasebeler sonucunda fark ettiğimiz güzelliklerde Allah'a hamd etmeyi ve eksikler üzerine daha fazla yoğunlaşmayı âdet edinmektir.

Davet alanındaki bu hatırlatma, dinin zirvesi olan ve zafer sarhoşu olduğunda insanın ayaklarını çok rahat bir şekilde kaydırabilecek cihad için de yapılmıştır.

İman ile küfrün ilk çarpışması olan Bedir Savaşı'ndan sonra Allah, müminlere şu şekilde hitap etmiştir:

"(Savaşta) onları siz öldürmediniz, fakat Allah öldürdü onları; attığın zaman da sen atmadın, fakat Allah attı (onu). Ve bunu, müminleri güzel bir imtihanla denemek için (yaptı). Şüphesiz Allah işitendir, bilendir." (8/Enfal, 17)

"Andolsun, sizler güçsüz olduğunuz halde Allah, Bedir'de de size yardım etmişti. Öyleyse Allah'tan sakının ki, O'na şükretmiş olasınız." (3/Âl-i İmran, 123)

Bunun tam zıddı bir tablonun ise Huneyn gününde vaki olduğunu görmekteyiz. Ne zaman ki Müslümanlar, zaferi kendi kalabalıklarıyla elde edebileceklerini düşünmeye başladılar; işte o an, Allah onları kendi hâlleriyle baş başa bıraktı. Ve çok kısa bir süre içinde çözülmeler başladı. Fakat bunun muhasebesini yapan ve hastalığının farkına varan sahabelere Allah'ın yardımı hemen geldi.

"Andolsun ki Allah, birçok yerde (savaş alanlarında) ve Huneyn Savaşı'nda size yardım etmişti. Hani çokluğunuz size kendinizi beğendirmiş, fakat sizi hezimete uğramaktan kurtaramamıştı. Yeryüzü bütün genişliğine rağmen size dar gelmişti, sonunda (bozularak) gerisin geri dönmüştünüz." (9/Tevbe, 25)

Bu durum sadece sahabe için değil, onlardan önce yaşamış ve onlardan sonra yaşayacak olan tüm insanlık için geçerli olan bir ölçüdür ve bu gerçeğin merkezinde 'Allah' vardır. Düşüncelerinden 'Allah' faktörü çıktığı anda; Allah da o kimselerin hayatlarından çıkmakta, onlardan desteğini çekmektedir.

"Talût, askerlerle beraber (cihad için) ayrılınca: 'Biliniz ki, Allah sizi bir ırmakla imtihan edecek. Kim ondan içerse, benden değildir. Eliyle bir avuç içen müstesna, kim ondan içmezse bendendir' dedi. İçlerinden pek azı müstesna, hepsi ırmaktan içtiler. Talût ve iman edenler beraberce ırmağı geçince: 'Bugün bizim Calût'a ve askerlerine karşı koyacak hiç gücümüz yoktur' dediler. Allah'ın huzuruna varacaklarına inananlar: 'Nice az sayıda bir birlik, Allah'ın izniyle çok sayıdaki birliği yenmiştir. Allah sabredenlerle beraberdir' dediler." (2/Bakara, 249)

Duamızın sonu, âlemlerin Rabbi olan Allaha hamd etmektir.

Bu Sayfayı Paylaş :