Loader
Küfrün Karanlıklarından, Vahyin Aydınlığına...

Başkaldırı, Bedel, Dert=Mükâfat

Özcan YILDIRIM 2019-01-17

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

وَالتِّينِ وَالزَّيْتُونِ (1) وَطُورِ سِينِينَ (2) وَهَذَا الْبَلَدِ الْأَمِينِ (3) لَقَدْ خَلَقْنَا الْإِنْسَانَ فِي أَحْسَنِ تَقْوِيمٍ (4) ثُمَّ رَدَدْنَاهُ أَسْفَلَ سَافِلِينَ (5) إِلَّا الَّذِينَ آَمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ فَلَهُمْ أَجْرٌ غَيْرُ مَمْنُونٍ (6) فَمَا يُكَذِّبُكَ بَعْدُ بِالدِّينِ (7) أَلَيْسَ اللَّهُ بِأَحْكَمِ الْحَاكِمِينَ (8)

Er-Rahman ve Er-Rahim olan Allah'ın adıyla (okumaya başlıyorum).

1. Andolsun incire ve zeytine,

2. Sina'daki Tur Dağı'na,

3. Ve bu güvenli beldeye.

4. Andolsun ki insanı en güzel surette yarattık.

5. Sonra onu esfel-i safiline (aşağıların aşağısına) çevirdik.

6. İman edip salih amel işleyenler müstesna. Onlar için kesintisiz bir mükâfat vardır.

7. (Ey insan!) Bundan sonra dini/hesabı sana yalanlatan şey nedir?

8. Allah, hükmedenlerin en hâkimi değil mi?

Allah'a hamd, Resûlü'ne salât ve selam olsun.

Esfel-i Sâfilin bataklığından kurtulan bir taifeden bahsedeceğiz bu yazımızda. Ayette belirtilen özelliğinden ve verilecek mükâfattan da. Buna geçmeden evvel bir önceki konuya kısa bir temas etmekte yarar var.

Esfel-i Sâfilin ehli ve tutkunu olanların varlığını bugün daha yoğun görmekteyiz. Sesleri daha gür, eylemleri daha cesur. Allah'ın kendilerini yarattığı ahsen-i takvim niteliğinden son sürat sıyrılan, kendileriyle beraber kitleleri de -amiyane tabirle- "sıyıran" bir topluluk içerisindeyiz.

Allah subhanehu ve teâlâ en güzel şekilde yarattı insanlığı. Onlar ise bu güzellikten yüz çevirdiler. Akletmediler. Düşünmediler. Sadece sürüklendiler. Şeytanların kendilerine vahyettiği hız ve haz çağına uydular. Uydukları gibi din de uydurdular. Mutlu olduklarını sandılar. Fakat gazetelerin ikinci sayfaları onların mutluluklarını (!) resmetmeye devam ediyor.

Şimdi bu taifeden sarfı nazar edelim. Gelelim bunlardan uzak olanlara. Yani, ayette istisna edilenlere.

إِلَّا الَّذِينَ آَمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ فَلَهُمْ أَجْرٌ غَيْرُ مَمْنُونٍ

"İman edip salih amel işleyenler müstesna. Onlar için kesintisiz bir mükâfat vardır." [1]

İman edenler ve salih amel işleyenler… Kur'an'da ayrılmayan bir bütünün iki parçası olan bir ifade ile karşı karşıyayız. Olmazsa olmaz iki parça. Biri iman, diğeri salih amel. İman başlı başına yeterli değil. Zaten bu iman değil. Kıymetli selefimizin (Allah onlardan razı olsun) dediği gibi; iman, söz ve ameldir. Amelin imandan bir cüz olduğunu ifade ederek, tarih boyunca bunun altını çizdi selefimiz. Salih amel de sahih bir imandan kaynaklanır. İman, ağacın kökü, salih amel de semaya uzanıp giden dallarıdır, meyveleridir. Rabbimiz İbrahim suresinde Kelime-i Tevhid'i böyle nitelendiriyor.

"Allah'ın (tevhidi) nasıl örneklendirdiğini görmedin mi? Güzel söz (Lailaheillallah), kökü sabit, dalları ise gökyüzüne ulaşmış güzel bir ağaç gibidir. (O ağaç) Rabbinin izniyle her zaman yemişini verir. İnsanlar öğüt alsınlar diye Allah onlara örnekler veriyor." [2]

Salih amel, gücünü sahih bir imandan alır. İman itici güç, salih amel ortaya konulan bir eylemdir. İmanın göstergesi, aynası ve pratik hâlidir. İmanda sadık olmanın dışa yansımasıdır.

İmanın yerleştiği bir bedenin yerinde durması ne mümkündür! Mutlaka harekete geçecektir. İman itici güçtür dedik ya. İşte imandan alınan bu enerji direkt azalarına yansır müminin. İbadetler ve sosyal hayatta gösterir kendisini. Bu da şahitlik edilen gerçeğe insanları çağırmaktır. Davettir. Çağrıdır. Tevhid davetinin sesinin yükseltilmesidir.

Evet, kalpte yer eden iman enerjisi mutlaka salih amelle kendisini gösterecektir. Harekete geçecek, çağlayıp gürleyecektir. Hareket berekettir. Hayat emaresidir. Hareketin olmadığı her şey kokuşmaya, çürümeye, paslanmaya ve daimi bir çöküşe mahkûmdur. Hayat kaynağı su dahi hareket hâlinde güzeldir. Kendisine necaset düşse dahi temizler. Hâlâ temiz ve temizleyici özelliğini korur. Sesi, görüntüsü ferahlatır. Bakanın tüm dertlerini, kederlerini kenara bıraktırır.

İman salih amel dengesi böyledir işte. İman, Müslimi harekete geçirmeli. Atalete sevk etmemeli. Çağlamalı, gürlemeli, etrafında hareketin verdiği enerjiyi aksettirmeli.

İslam daveti, hareketin temel eylemidir. Kâfirlerin karalamaları, lekelemeleri ona set olamaz. Tüm böğürtülerine, anırmalarına, inlemelerine rağmen susturamazlar. Bu pak davet zalimlerin bağrında bir öfkedir. Müminlerin yüreklerinde esenlik.

Sadece bununla da kalmaz. İman kaynaklı bu salih amel (davet) kendi içinde ortaya çıkan kirleri, zararlı maddeleri de söker atar. Tasviri uzundur ama hepsi hareketin bereketinden menkuldür biline!

O hâlde, buna çağırmalı, bunda çabalamalı, bundan gayrısına sırt dönmeli.

■■■

İslam davetine, bu davaya bağlılığımız, amellerimiz/eylemlerimiz oranındadır. Her bir eylem ayaklarımızı sabit kılar.

"Ey iman edenler! Siz Allah'a yardım ederseniz (Allah da) size yardım eder ve ayaklarınızı sabit kılar." [3]

Sebatımız için ortaya bir şey koymalıyız. İşin ucundan tutmalı, gevşememeliyiz. Üstünlüğün bizde olduğunu buyurmuş Rabbimiz[4]. Kitaba (davaya) kuvvetle yapışmalı[5], cemaat olmalı[6] işitip itaat etmeliyiz[7]. İşitip isyan eden[8], bireyselliğe ve bölünmüşlüğe[9] çağıranları Tih'te bırakmalıyız.

İman tohumu kalplerimizde -ayette geçtiği üzere- titremeli, çatlamalı ve bitmelidir.[10] Bu kutlu dava bizden neyi talep ederse "Lebbeyk ve sa'deyk" denilmeli. Tabii bu bir başkaldırıdır. Her başkaldırı da sancılıdır. Bedel ister. Derdi, beraberinde getirir. Dert sahibi olmak, dertsiz olmaktan yeğdir. Dert, sahibini büyütür, derinleştirir, alan açtırır, ufku genişletir. Dert, zihni hikmete elverişli hâle getirir. Bundan sonrası ise Allah'ın meşietine/dilemesine kalır. Sonuç olarak yine kazanan; hesapsız, koşulsuz gönül veren ve bedelini ödeyenlerdir.

"… Onlar için kesintisiz bir mükâfat vardır."

Kur'an'da iki yerde daha bu ifadeyi görüyoruz.

"Şüphesiz ki iman edip salih amel işleyenlere eksilmeyen/kesintisiz bir mükâfat vardır." [11]

"İman edip salih amel işleyenler müstesna. Onlar için kesintisiz bir mükâfat vardır." [12]

İnsana kerem sahibi Rabbi tarafından verilecek bol ecir. İstediğinden, beklediğinden, umduğundan katbekat fazlası. Sonsuz, tükenmeyen, -dünyadaki gibi- başa kakılmayan, minnet edilmeyen…

Rabbimden niyazım bizi sonsuz nimetlerine eriştirmesidir.

"Âlemlerin Rabbi olan Allah'a hamdolsun." duamız ile…

 

[1]           95/Tîn, 6

[2]       .   14/İbrahîm, 24-25

[3]       .   47/Muhammed, 7

[4]       .   "Gevşemeyin, üzülmeyin! Şayet inanıyorsanız üstün olan sizlersiniz." (3/Âl-i İmran, 139)

[5]       .   "(Hatırlayın!) Hani bir zamanlar (Tur) Dağı'nı bir gölgelik gibi tepelerinde yükseltmiştik de onun tepelerine düşeceğini sanmışlardı. (O sırada onlara şöyle öğüt vermiştik:) 'Size verdiğimize kuvvetle yapışın ve içindekileri hatırlayın ki korkup sakınasınız.' " (7/A'râf, 171)

[6]       .   "Allah'ın ipine hep beraber/topluca tutunun ve ayrılığa düşmeyin. Allah'ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın! Bir zamanlar düşmandınız da Allah kalplerinizi birbirine ısındırmıştı. O'nun bu nimeti sayesinde kardeşler olmuştunuz. Siz ateş çukurunun kenarındaydınız da sizi ondan kurtarmıştı. Hidayete eresiniz diye Allah ayetlerini sizin için açıklamaktadır." (3/Âl-i İmran, 103) "Ey iman edenler! Allah'tan korkup sakının ve sadıklarla beraber olun!" (9/Tevbe, 119)

[7]       .   "Ey iman edenler! Allah'a itaat edin, Resûl'e itaat edin. Sizden olan (Müslim/şirki terk ederek tevhidle Allah'a yönelen) yöneticilere de (itaat edin). Herhangi bir konuda anlaşmazlığa düşerseniz, şayet Allah'a ve ahiret gününe inanıyorsanız (o meseleyi çözmek için) Allah'a ve Resûl'e götürün. Bu, daha hayırlı ve sonuç bakımından daha güzeldir." (4/Nîsa, 59)

[8]       .   "(Hatırlayın!) Hani sizden söz almış ve Tur Dağı'nı tepenizde yükseltmiştik. 'Size verdiğimiz (Kitab'a) kuvvetle yapışın ve söz dinleyin.' demiştik. Demişlerdi ki: 'İşittik ve isyan ettik.' Küfürleri sebebiyle buzağı sevgisi onların kalplerine içirilmişti/kalpleri buzağı sevgisiyle dolup taşmıştı. De ki: 'Şayet müminlerseniz, imanınız size ne kötü bir şey emrediyor!' " (2/Bakara, 93)

[9]       .   " 'Dini (tevhidle) ayakta tutun ve onda ayrılığa düşmeyin.' diye Nuh'a emrettiğini, sana vahyettiğimizi, İbrahim, Musa ve İsa'ya emrettiğimizi sizin için dinde şeriat kıldık. Müşrikleri kendisine davet ettiğin (tevhid) onlara ağır geldi. Allah dilediği kulunu (tevhid ve ayrılıksız din için) seçer ve O'na yönelenleri hidayete erdirir." (42/Şûrâ, 13)

[10]      .   "Sen yeryüzünü kurumuş/hareketsizleşmiş görürsün. Üzerine su indirdiğimizde (önce) titreşir (sonra) kabarır ve her göz alıcı çiftten bitkiler bitirir." (22/Hac, 5)

[11]      .   41/Fussilet, 8

[12]      .   84/İnşikâk, 25

Bu Sayfayı Paylaş :