Loader
Küfrün Karanlıklarından, Vahyin Aydınlığına...

Beşinci Sabite: Zafer, Sadece Askeri Galibiyet Değildir! -3 Çeviri MAKALE

2013-08-01

 

Zaferin Yedinci Manası

Zaferin manalarından biri de Allah'ın kullarına delil ve beyan yardımını göstermesidir. Aslında bu geçen manalara yakın olup biraz farklıdır. Burada zafere ulaşan ilke, sadece zafer kazananla sınırlı değildir. Bu ilke, sahibi ölsün veya ölmesin diğerlerine de ulaşır. Burada önemli olan hüccetinin ulaşması ve bazı toplulukları ikna etmesidir. Bunlar meydanda zafer kazanamayan mustazaflar olsa bile…

Kavmi ile tartıştıktan sonra İbrahim'in aleyhisselam hüccetinin galip olması hakkında Allah'ın buyruğu da bunun gibidir.

"İşte bu, kavmine karşı İbrahim'e verdiğimiz delillerimizdir. Biz dilediğimiz kimselerin derecelerini yükseltiriz. Şüphesiz ki senin Rabbin hikmet sahibidir, hakkıyla bilendir." (6/En'am, 83)

Buradaki yüceltme zafer vermek anlamındadır. Aynı şekilde Allah subhanehu ve teâlâ, İbrahim'i aleyhisselam Nemrud ile tartışmasında galip kılmıştır.

"Allah kendisine mülk (hükümdarlık ve zenginlik) verdiği için şımararak Rabbi hakkında İbrahim ile tartışmaya gireni (Nemrut'u) görmedin mi! İşte o zaman İbrahim: 'Rabbim hayat veren ve öldürendir', demişti. O da: 'Hayat veren ve öldüren benim', demişti. İbrahim: 'Allah güneşi doğudan getirmektedir; haydi sen de onu batıdan getir', dedi. Bunun üzerine kâfir apışıp kaldı. Allah zalim kimseleri hidayete erdirmez." (2/Bakara, 258)

Ashab-ı Uhdud kıssasındaki gencin zafer kazanmasında da, değişmez prensiplerin galibiyeti hakkında açık bir delil bulunmaktadır. Genç öldürülmüş, fakat hücceti ve prensibi zafer kazanmış, Kral'ın küfrüne galip gelmiş ve insanların hepsi Müslüman olmuştu. Hüccetin galibiyeti gencin ölümü sebebiyle olmuş, ölümden önceki sebatı ise, apaçık bir zafer olmuştu. Böylece küfür, sahip olduğu tüm güç ve otoriteye karşın, bu sebat, prensip ve büyük inanç karşısında darmadağın olmuştu.

Taifetu'l Mansura'nın ise var olacağını ve galip geleceğini Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem haber vermiştir.

"Ümmetimin içerisinden bir taife hak üzere olmaya devam edecek ve onları yardımsız bırakanlar onlara bir zarar veremeyecekler. Allah'ın emri gelinceye kadar onlar bu hal üzere kalacaklardır." (Buhari, Müslim)

Bu galibiyetin en alt seviyesi de hüccet ve beyan galibiyetidir. Bazen bunun yanında devlet ve otorite de olabilir. Fakat ümmetin onları yardımsız bırakmaları, düşmanların onlara karşı toplanmalarına rağmen onlar galip olanlardır.

Zaferin Sekizinci Manası

Allah'ın, düşmanlarını kendi katından bir azapla helak etmesi de mücahidlere zafer verme türlerinden bir tanesi olarak sayılabilir. Bu azaba ise mücahidlerin cihad etmesi sebep olur.

Mücahidler bazı zamanlarda düşmanlarını cihad meydanında yenmekten aciz kalabilmekteler. Bu da savaştaki denkliğin olmayışından ileri gelmektedir. Fakat Allah çok kuvvetli ve izzetli olandır.

Mücahidler sebepleri yerine getirir, kendilerine verilen kuvvetle amel ederek cihad için hazırlık yaptıklarında, Allah da onların az olan gayretlerini ve zayıf bir şekilde onlarla çatışmalarını, düşmanlarının kendi katından bir azapla helak olmasına sebep olarak kılacaktır. Allah subhanehu ve teâlâ bu durumu bizlere şu buyruğu ile tekit etmektedir:

"Nice az topluluk nice çok topluluğa Allah'ın izniyle galip gelmiştir. Allah sabredenlerle beraberdir." (2/Bakara, 249)

Firavun'un başına gelen azap, Musa'nın aleyhisselam ve beraberindekilerin cihadı sebebiyledir ki bu duruma da şöyle açıklık getirilebilir: Şüphe yok ki Allah subhanehu ve teâlâ Musa aleyhisselam gelmeden önce de, geldikten sonra da Firavun'u helak etmeye kadirdir. Fakat Firavun yüz çevirip tekebbür etmiş, Allah da ona tağutlaşıp, büyüklenene kadar mühlet vermişti. O atlıları ve askerleri ile Allah'ın nurunu söndürmek için çıkınca, o ve askerleri sahada azaba uğratıldılar. Bunun tek sebebi de Musa aleyhisselam idi.

Allah subhanehu ve teâlâ şöyle buyurmaktadır:

"Bunun üzerine Musa'ya: Asân ile denize vur! diye vahyettik. (Vurunca deniz) derhal yarıldı (on iki yol açıldı), her bölük koca bir dağ gibi oldu." (26/Şuara, 63)

"Firavun ve kavminin yaptıklarını ve (özenle kurup) yükselttiklerini yerle bir ettik." (7/Araf, 137)

Nebi'nin sallallahu aleyhi ve sellem cihadının ortaya çıkıp, Kureyş'in hakka boyun eğmekten yüz çevirmesinin ardından Allah subhanehu ve teâlâ Nebi'nin sallallahu aleyhi ve sellem emrine uymaları için onlara azap gönderdi.

Buhari ve Müslim'de Abdullah b. Abbas'ın radıyallahu anh şu rivayeti bulunmaktadır:

"Kureyş, Nebi'ye isyan ettiği zaman Nebi de sallallahu aleyhi ve sellem onların arkalarını döndüğünü gördü ve onlara Yusuf'un aleyhisselam ettiği yedi beddua gibi onlara beddua etti. Bundan sonra her şeyi bitirip, yok eden kıtlık geldi. Öyleki derileri, ölüleri ve leşleri bile yediler ve içlerinden birisi semaya bakıp açlıktan duman görüyordu. Sonra Ebu Süfyan, Nebi'nin sallallahu aleyhi ve sellem yanına gelip ona şöyle dedi: 'Ey Muhammed! Sen Allah'a itaati, sıla-i rahmi emreden birisin. Kavmin yakında helak olacak, onlar için Allah'a dua et.' "

Allah da subhanehu ve teâlâ şu ayetleri indirdi:

"Şimdi sen, göğün, insanları bürüyecek açık bir duman çıkaracağı günü gözetle. Bu, elem verici bir azaptır. (İşte o zaman insanlar:) 'Rabbimiz! Bizden azabı kaldır. Doğrusu biz artık inanıyoruz' (derler). Nerede onlarda öğüt almak? Oysa kendilerine gerçeği açıklayan bir elçi gelmişti. Sonra ondan yüz çevirdiler ve: Bu, öğretilmiş bir deli dediler. Biz azabı birazcık kaldıracağız, ama siz yine (eski halinize) döneceksiniz. Fakat biz büyük bir şiddetle yakalayacağımız gün, kesinlikle intikamımızı alırız." (44/Duhan, 10-16)

Onların başına gelen her şey Nebi'nin sallallahu aleyhi ve sellem onlarla cihad etmesi sebebiyledir. Bu da hicretten, cihadın farz kılınmasından ve Peygamber'in sallallahu aleyhi ve sellem ordusunun savaş meydanında başına gelenlerden çok önce olan bir durumdu. Peygamber sasallallahu aleyhi ve sellem onlarla olan savaşında Kureyş'ten iki yüze yakın adam öldürmüştü. Onlar da sadece bu rakamın yarısına yakın Müslüman öldürdüler. Fakat Allah'ın subhanehu ve teâlâ Kureyş'e kendi katından azap göndermesi, onları Rasûlullah'ın sallallahu aleyhi ve sellem emrine boyun eğdirmiştir. Onların içlerinden kimi topluluk hidayete erdi, kimisi de küfürleri üzere helak oldu.

İçinde bulunduğumuz asırda da Sovyetler Birliği'nin yıkılması bu gerçeği doğrulamıştır. Mücahidler savaş meydanında onlardan güçlü olmadığı gibi, sayıca da fazla değildiler. Fakat Allah'ın dinine karşı savaşmaları ve O'nun dostlarını öldürmelerinden ötürü, zorluk, bela, fakirlik ve fesatlar peşi sıra gelmiş ve Sovyetler Birliği yıkılmış oldu. Sovyetler Birliği'nin komünist bir yapıdan dolayı yıkıldığını kim söyleyebilir? İşte aynı sistemde olup da hala varlığını sürdüren birçok devlet bulunmakta. Borçlarından dolayı yıkıldığını kim söyleyebilir? ABD, Sovyetler'in yıkıldığı zaman özellikle iç borçlarında onlardan çok daha fazla borçlu idi. Totaliter, askeri yönetiminden dolayı yıkıldığını da kim söyleyebilir? Onlardan daha katı askeri yönetimi olan devletler hala varlığını sürdürmektedirler. Sovyetler Birliği'nin yıkılış nedenlerine bakan bir kimse, onların Allah'ın dinine savaş açması, mücahidlerin de onlarla cihad etmesinden başka bir sebep bulamaz.

Tarih ve Peygamber kıssalarında bunun sayılamayacak kadar çok örnekleri bulunmaktadır. Bunların hepsi de şunu gösterir ki, mücahidlere savaş açanlara azap ve yıkımın layık olmasının asıl nedeni, yine mücahidlerin gerçekleştirdikleri cihattır. Cihad da zaten kafirler için helak sebebidir. Müminlerin zaferi ise, Allah katındandır. Zaferi acilen görmesek de gerçekleşmesi çok yakındır. Tarihte asla nedensiz bir şekilde helak olan bir topluluk yoktur. Kafirlerin başlarına gelen tüm felaketler, onlara gönderilen Rasûllerin veya Allah'ın salih kullarının cihad etmeleri sebebiyle gerçekleşmiştir.

 

 

Şeyh Yusuf El-Uyeyri

Çeviri Makale: Özcan YILDIRIM

Bu Sayfayı Paylaş :