Loader
Küfrün Karanlıklarından, Vahyin Aydınlığına...

Bibliyografya Eserler ve Kütüphane Oluşturmadaki Aşırılık Çeviri MAKALE

2014-10-01

 

Sunucu: 'Kitapların yazılışı, Müslümanların hakiki anlamda kitaplara farklı şekillerde önem göstermesinin başlangıcı oldu' diyebilir miyiz?

Hayır, aslında bu tasnifin başlangıcı oldu. Bu kitaplar çoğaldığı zaman bu ilmi talep eden insanlar da bunlara ihtiyaç duydu. Böylece ferdî, cemaatsel, resmî ve halk kütüphanelerine ilgi başlamış oldu.

Sunucu: Bu kütüphaneleri açıklamak gerekirse, en meşhuru nerededir?

En meşhuruna değinmeden önce bir şeyden daha bahsetmek istiyorum. Bahsettiğimiz kitapların çoğalması onları tanıyamayacak hâle getirmiştir. Kitap ve tasniflerin isimlerini toplama girişimlerini de eski ve yeni olarak bulmak mümkündür. İbnu'n Nedim, 'El-Fihrist' isimli kitabında pek çok kitabın ve yazılan eserlerin isimlerini bir araya toplamış ve sınıflandırmıştır. Bunun başlıklarını anlatmaya ilmî kapasitemiz yetmez ki, bunun sadece başlıklarını biliyoruz.

Daha sonra Hacı Halife, 'Keşfu'z Zunun An Esâmi'l Kutubi ve'l Funûn' isimli meşhur kitabını telif etmiştir. (Diğer adı Kâtip Çelebi olan Hacı Halife'nin Keşfu'z Zunun en önemli eseridir. Bu eser bir bibliyografyadır. Baş tarafına bilim felsefesi hakkındaki bir başlangıç kısmı ilave edilmiştir. Bu eserde 9.000'den fazla müellif ve 15.000 civarında bilim dalı hakkında bilgi vermiştir. 1609'da İstanbul'da doğmuş ve 1656'da orada vefat etmiştir. (Çeviren)) Orada bilgisine ulaştığı binlerce kitap isimlerini yazmıştır. Daha sonra buna eklemeler de yapıldı. Hepsi istenileni karşılamasa da bazı yükümlülüğü kaldırmıştır. Keşfu'z Zunun isimli eser de ekleri ile beraber bu alanda faydalı bir kitaptır. Kendisinde şüpheler olsa da, bu şüphelerden arınmıştır.

İlim ehlinin biyografilerinde de bu kitapları toplamaya ehemmiyet verenlerden bahsedilmiştir. Bunlar da oldukça fazladır. Meşhur yazar Kadı El-Fadıl evler dolusu kitapları toplamıştır. Hatta kendisinde El-Cevheri'nin (İsmail bin Hammad El-Cevheri) Es-Sihah isimli eserinin 16 nüshası bulunmaktaydı. El-Veziru'l Kıfti (ö. H. 646) ise kitaplara olan sevgisi ile meşhur olmuştur. Onları toplamaya düşkün olup, 'kitapları çokça toplayan kişi' olarak da vasfedilmiştir. Kendi asrında yaşayan Yakut El-Hamevi'nin de vasfettiği üzere, kitaplara olan düşkünlüğü çok fazla idi. Bunun yanında eski kitapları toplamakla meşhur olan kimselerin ileri gelenlerinden Sahib b. Abbad ve Kadı El-Fadıl'ı sayabiliriz. Her bir şahsın 100.000 cilt kitabı vardı. Bu büyük rakamı şöyle bir düşünsenize Matbaalar mı basıyordu bunları? Hayır. Bunların hepsi el yazması kitaplar...

Sunucu: Bu tek bir şahıs yüz bin kitaba sahip, öyle mi?

Evet, tek bir şahsın. Şimdi ise, muasırlardan bu sayıya yakın kitapları olanlar var. Fakat bu matbaa basımıdır. Şimdilerde on cilt, yirmi cilt bir anda matbaa ile elde edilebiliyor. Fakat bahsettiğimiz bu kitaplar ne zaman yazılmış? Ne zaman tashih edilmiş? Ne zaman karşılaştırılmış? Ne zaman toplanmıştır? Şaşılacak iştir.

Sunucu: Örneğin bu nüshanın, falanca kütüphanede olduğu bilinmekle beraber bunu yazanın falan kişi olduğu ve tarihi de bilinmektedir, değil mi?

Evet, bilinmektedir.

Sunucu: Bir kişi buradan bir nüsha almak istediği zaman gelip kitabı götürebiliyor muydu?

Kişinin ödünç almasına gelince, ihtiyacı kadarını alabilir, ondan istifade edebilir. Kitaplara önem veren önceki kimseler, ödünç alma konusunda katı davranmışlardır.

Şair şöyle der:

'Ey kitapları ödünç isteyen kişi, beni bırak,

Şüphesiz kitapları ödünç vermem bir utançtır.'

Birçok kitap kaybolmuş, mevsuatların (ansiklopedik kitapların) bir çoğunun bütünlüğü bu yolla dağılmıştır. Bunun örneğini Sahib b. Abbad'ın, Kadı El-Fadıl'ın kütüphanelerinden bahsederken anlatmıştık. Bunlar, Kurtuba'da Ebu Mutarrif El-Kadı'nın yanında mevcut değildi. Kendisi ilmin türlerinden birçok kitabı toplamıştır ki Endülüs'te kendi asrında hiç kimse onun gibi toplayamamıştır. Kendi yanında altı tane katip vardı ve kendisinin yanında bulunan baskılara oranla sürekli kopyasını/nüshasını çıkarıyorlardı. Tam altı kişi kopyalama işlemini yapıyordu.

Sunucu: Bunları dağıtıyorlar mıydı şeyh?

Hayır, sadece kütüphanesi içindi.

Sunucu: Bunları muhafaza ediyorlardı değil mi?

Evet, muhafaza ediyorlardı.

Sunucu: O hâlde kendi kütüphanesinde bir kitabın birden fazla nüshası olması mümkündür. Öyle değil mi?

Evet. Fakat aynı anda bir kitap başka birinin yanında veya falanca kütüphanede bulunabiliyordu. Bunlar kâtiplere ya ödünç veya kiralama olarak getiriliyordu. Onlar da bu kitabın bir nüshasını çıkarıyorlardı. Ya ciltlere bölüyorlardı veya her birinden belirli bir kitap çıkarıyorlardı.

Şunu demek isterim ki, bir âlim veya ilim talebesi, kütüphaneden yoksun olamaz. Çünkü kitaplara muhtaç olmaması mümkün değildir. Fakat şurası da var ki, kitaplara verilen bu önem artmış, sonunda çoğaltma ve övünme seviyesine kadar ulaşmıştır. Nefhu't Tîb'in müellifi El-Makkari, (Ebu'l Abbas Şihabüddin Ahmed b. Muhammed b. Ahmed El-Kureşi El-Makkari Et-Tilimsani El-Fasi (ö. 1041/1632) Edip, biyografi yazarı ve hadisçi. Söz konusu eseri, Günümüze ulaşmayan birçok eseri ihtiva etmesi bakımından ayrı bir öneme sahiptir. (Çeviren)) Kurtuba'yı vasfederken der ki: 'Kurtuba, Endülüs'ün, en çok kitap olan, insanları da kitap toplamaya en düşkün şehri idi.' Bu da onların yanında liderin belirleyici ölçüsü olmuştur. Hatta onlardan bilgisi dahi olmayan lider bunu kutlar ve evinde kitaplık olmasına önem verirdi. Bazen ne okur ne yazardı ve bundan ötürü de lider seçilirdi. Sadece bu da değil... Şöyle de denilirdi: 'Falancanın kitaplığı var', 'Falan kişinin kitabı sadece falanca kişide var, diğerlerinde yok', 'Falancanın hattı ile yazılan kitabını, falancası elde etmiş ve bununla zafer kazanmış' vs... Yani mesele övünme ve çoğaltma hâline dönüşmüştür.

Sunucu: Hatta bu, asrımızda da mevcuttur. Yani bazen bazı İslam beldelerinde, kavmin ileri gelenleri ve büyükleri sadece bundan dolayı nadir bulunan kütüphanelerin varlığına önem göstermişlerdir.

Şüphesiz...! Bundan daha da büyük olanı ise, kitapların şekillerine göre hediyelerin bulunması idi. Bunlar kitaplıklarda dizilir, bunlara bakan kimseler de onların kitap olduğunu zannederdi. Peki niyet nerede kaldı? Vallahu'l Müstean!

Nefhu't Tîb isimli eserde şöyle nakledilir: 'El-Hadrami şöyle demiştir: 'Kurtuba'da kaldığımda bir dönem kitap pazarındaydım. Orada istediğim kitabı bulmayı umuyordum. Ve en sonunda buldum. Fasih hatlı, güzel bir tefsirdi. Bunun üzerine çok sevindim. Fiyat arttırması esnasında kitabın fiyatını arttırdım. Orada olan bir kimse bana dönerek kitabın fiyatını haddinden fazla arttırdı. Ona dedim ki: 'Ey falan! Bana gösterir misin bu kitabın fiyatını arttıran nedir ki eşit olmayacak seviyeye ulaştırdın?' O da şöyle dedi: 'Bana üzerinde riyaset/liderlik elbisesi bulunan bir adam göründü. Bununla ona yaklaşmak istedim.' Ona şöyle dedim: 'Allah seni izzetli kılsın fakih efendimiz! Eğer bu kitaptan kastın bu ise, bunu sana bırakıyorum. Aramızdaki arttırmada, kitap da haddinden fazlasına ulaştı.' Bana dedi ki: 'Ben fakih değilim. Kitabın içinde ne olduğunu da bilmiyorum. Fakat ben kitaplık oluşturuyorum. Şehrin ileri gelenlerinin arasında güzel olması için onları topladım. Kitaplıkta sadece bu kitabın sığacağı bir yer kaldı. Güzel hatlı olduğunu ve cilt kalitesini görünce, kitap için arttırmış olduğum fiyata aldırış etmedim. Böyle bir rızık ile nimetlendiren Allah'a hamd olsun ki, bu çok büyük bir rızıktır.' Hadrami de bunun üzerine şöyle demiştir: 'Bu konuşma üzerine çok sıkıldım. Öyle ki, bu durum beni şunu demeye sevk etti: 'Evet! rızkım senin yanındaki kadar çok olmayabilir. Dişleri olmayana da ceviz verilmiştir. Ben ise bu kitabın içerisinde ne olduğunu biliyorum. O kitaptan faydalanmayı istemiştim, böylece rızık benim için az oldu. Elimde bulunan az olan şey de, benimle onun arasında döner.' '

Her halükârda kadere itiraz etmek yerilmiştir. İnsan vardır, Allah rızkını genişletir, insan vardır Allah rızkını daraltır. Bu, Allah'ın kaderidir. Her insanın kendisine yazılmış rızkı ve eceli vardır. İnsanın itiraz etmesi söz konusu olamaz. Rızkın verilmesi de her zaman hayır/iyilik olmadığı gibi rızkın daralması da her zaman kesin bir şer değildir. Vallahu'l Müstean...

O hâlde kitap toplama ve buna özen gösterme eğlence hâline kadar ulaşınca, ilmî tahsilden, salih amelden alıkonuldu. Bu da Allah'ın subhanehu ve teâlâ şu sözüne dahil olmaya daha layık bir hâle geldi: "Çoklukla övünmek sizi oyaladı" (102/Tekasür, 1) Sadece çoğaltmak... 'Bende falanca nüsha mevcut', 'Bende şöyle ciltlenmişi var', 'Bende şöyle bir baskı var', 'Bende falanca kitaptan dört nüsha, beş nüsha var' vs. Bu durum önceki asırlarda ve şimdi de mevcuttur.

Sunucu: Şeyh bu da size soracağım şeydi. Aslında konuşma esnasında bazıları kendilerinde bir nüshanın veya bu kitabın ilk nüshalarının bulunması ile övünmektedir. Kimi kitap birkaç adet hariç basılmamıştır. Bu da o kişidedir. Bazen bu kitabı elde etmek için büyük meblağlar ödenmektedir. Bu merdut olan bir şey midir?

Bildiğime göre bazı kitapların dört veya beş nüshası vardır. Çalınmasından korkulduğu için banka gibi yerlere emanet bırakılmıştır. Yani bu, Allah'ın rızasına ulaşmak mıdır? Biz diyoruz ki, talep edilen şer'i ilim, Kur'an'dan da başlamak üzere -Allah'a hamd olsun- kolaydır:

"Andolsun ki biz Kur'an'ı düşünüp, öğüt almak için kolaylaştırdık. Hani düşünüp öğüt alan yok mu?" (54/Kamer, 17)

Yani kitapların en ucuzunu Kur'an kütüphanelerinde bulursun. Ucuzdan kasıt, satış değeridir. Yoksa bilinen kıymetini kast etmiyorum. Zira Kur'an'ın dışında tilaveti ile ibadet edilen başka kitap yoktur.

Fakat satış değerine gelecek olursak, insanların çok fazla ihtiyaç duyduğu bir kitabın satışının da ucuz olduğunu görürsün. Bu ilahi bir sünnettir. İnsanların çok ihtiyaç duyduğu şey, en ucuz şeydir. Yani insanlar yeme içme konusunda lokantalara ihtiyaç duyduğu kadar Kur'an'a ihtiyaç duymamaktadırlar.

Sunucu: Örneğin su, en ucuz olan şeydir.

Evet, en ucuz şeydir. Bedeni ayakta tutan temel gıdalardan insanların ihtiyaç duyduğu şeyin, çarşıda en ucuz olduğunu görürsünüz. Bundan sonra da lüks ve zaruri olmayan şeyler, en pahalısıdır. Sonra israfın da üzerinde olan şeyler de bundan kat kat pahalıdır. Bunların hepsini konuştuğumuz bu kitaplara, satış değeri yönünden kıyas et. Örneğin en ucuz olarak şunları görürsün: Kur'an-ı Kerim, Sahih-i Buhari, Sahih-i Müslim, El-Ezkâr, Riyazu's Salihin ve Müslümanların avamının ihtiyaç duyduğu kitaplar... Bunların hepsi ucuzdur -Allah'a hamd olsun-. Fakat diğer kitaplara gelince, insanların bunlara ihtiyacı yoktur.

Sunucu: Şeyh, bu kitapların fiyatının 50-60 bin Riyal'e kadar ulaştığını duyuyoruz.

Evet, ulaşır. Örneğin, İbni Sina'nın El-Kanun Fi't Tıb isimli eseri, 35 bin, 90 bin Riyal'e satılmıştır. (Bu rakam günümüzde 35.000 TL ila 55.000 TL'ye karşılık gelmektedir.)

Sunucu: Bunun sebebi, bu kitaptan sadece bir nüsha olmasından dolayı mıdır?

Bu, Avrupa baskısıdır ki bu da az bulunur. Fakat ne olmuş ki? Bakın, İbni Sina'nın 'El-Kanun' isimli eserini, İmam Nevevi rahimehullah kütüphanesine koymak istemiştir. Sonrasında kalbi kararmış, ezber yapması da zor gelmeye başlamıştır. En sonunda da o kitabı kütüphanesinden çıkartmıştır. Bugün en değerli olan kitaplar, hatıralar/anılar ve geziler hakkında yazılmış kitaplardır. Müslüman bir kimse bunlara ihtiyaç duyabilir mi? Evet, ibret, istifade edebilmek ve dinlenmek için bu tip şeylere ihtiyaç duyabilir, fakat bu boyutta olmamalı ve bu dereceye ulaşmamalıdır. Bu tamamen abartı olup, israf alanına girmektedir. Fakat bir kişi, Sahih-i Buhari'ye ihtiyaç duysa ve pahalı olan nüshasından başkasını da bulamasa, buna: 'Hayırda israf yoktur' deriz.

Sonuç olarak, kitap toplama ve onlara düşkünlük hususu bu raddeye ulaşınca, tahsile engel hâle gelmiştir. Bu durumu ancak bunu tecrübe eden bir kimse bilebilir. Bir kitaba ihtiyaç duyuyorsun, fakat elinde ondan on nüsha mevcut. Öyle bir durum ki, bazısı bazısının üstünü kapatıyor, engelliyor ve neredeyse bir nüshaya ulaşamıyorsunuz. İbni Haldun der ki: 'Kitapların çokluğu kişiyi tahsilden meşgul eder.' İnsanın üzerine düşen şey, bütün işlerinde orta hâlli olmasıdır. Kitaplardan hangisine ihtiyaç duyuyorsa, almalıdır. Bir kitabı gözden geçirdiği zaman ona ne fayda sağlıyorsa tedarik etmelidir. Fakat kendisine ihtiyaç duyduğu veya duymadığı her kitabı 'her kitabın bir nüshası falancada var' denilsin diye toplamaya gelince, bu musibetin ta kendisidir. Çünkü kitap toplamanın faydası şer'i ilmi elde etmektir. Şer'i ilim de sadece uhrevi işlerdendir. Bu yüzden buna başka bir maksadı eklemek de caiz değildir. 'Falan kimsenin kütüphanesi var', 'Falan kimsenin daha büyük ve özel kütüphanesi var', 'Falan kimsenin çok ender kütüphanesi var' gibi maksatların niyete dahil olması, buna örnek gösterilebilir. Bu durum, ilim talebeleri arasında görüldüğünde de -ki bu acı bir gerçektir- zahiren ihlası zedeler. Aynı şey bazı hocalar için de geçerlidir. Onlarda da bu durum görülebilir. Allah'tan afiyet ve selamet dileriz.

Sunucu: Buna benzer resmî kütüphaneler de bulunuyor muydu?

Evet. İslam ülkelerinin gözetiminde bulunan (Not: Yazarın bu terimine katılmadığımızı ifade etmekte yarar var. Allah'ın şeriatını bir kenara atmış tağuti rejimleri İslam ile bağdaştırmamız söz konusu değildir. Şu günlerde onların maskelerini tek tek indiren Allah'a hamd olsun. (Çeviren)) resmî kütüphaneler bulunmaktadır. Bağdat'taki gibi...

Sunucu: Daru'l Hikme'yi mi kastediyorsunuz? (Abbasiler tarafından inşa edilen Bağdat'taki meşhur kütüphanedir. Moğol hükümdarı Hülagu, Bağdat'a saldırdığında, Bağdat Kütüphanesi'ndeki tüm eserleri Dicle nehrine atarak yok etti. Hepsi el yazması olan kitapların mürekkepleri, Dicle'nin sularının günlerce bulanık akmasına yol açtı. (Çeviren))

Sadece Kurtuba'da yetmişten fazla resmî kütüphane vardı. Aynı şekilde Bağdat, Mekke, Medine, Mısır, batıda Fas, doğuda Hindistan gibi Müslümanların diğer beldelerinde de bu kütüphanelerden vardı.

Sunucu: İlim talebelerine açık mıydı?

Gün boyunca açık ve insanlar da oradan istifade ediyorlardı. Her ne olursa olsun, kitaplara olan ehemmiyet -Allah'a hamd olsun- resmî ve halk yönüyle de günümüze kadar varlığını devam ettirmiştir. Şimdi ise bazı mescidlerde tam bir kütüphane niteliğinde kitaplar bulunmakta ve ilim talebeleri de bunlardan faydalanmaktadırlar. Şimdiki üniversiteler ise, farklı ilim ve bilgileri kapsayan çok nadir kütüphanelere bakmaktadırlar. Aynı şekilde üniversitelerin dışında da genel kütüphanelerimiz var. Bu mübarek topraklarda çok şeyimiz var. Mekke, Medine, Necid, Ahsa ve ülkenin kuzeyinde genel kütüphanelerimiz mevcut. Âlimlerin ve ilim talebelerinin özel kütüphanelerinin yanında bir de ferdî olarak tesis edilen halk kütüphaneleri ve eksiksiz bir şekilde yapılan kütüphaneler de mevcut.

Devam Edecek İnşallah...

 

Özcan YILDIRIM,

Tevhid Dergisi için Çevirmiştir.

 

Bu Sayfayı Paylaş :