Loader
Küfrün Karanlıklarından, Vahyin Aydınlığına...

Birinci Sabite: Cihad Kıyamete Kadar Devam Edecektir! -2 Çeviri MAKALE

2013-01-01

Bu gerçeğe yakin bir şekilde inandığımız, gözlerimizin önüne koyduğumuz ve değişmez sabitelerden biri olarak kabul ettiğimiz zaman, şartlar zorlaşıp, durumlar kötüleşse de cihad sancağına destek vermekten ve bu sancağın altında bulunmaktan geri durmamız asla mümkün olmayacaktır. Çünkü cihad sancağı, tüm zamanlarda Allah'ın razı olduğu Taifetu'l Mansura (Allah tarafından yardım olunan, kurtuluşa eren grup/taife ) ile birliktedir. Taifetu'l Mansura'nın da İmam Nevevi'nin rahimehullah dediği gibi- bir mekânda olması gerekmez. Aynı zamanda, farklı yerlerde olabilir. Taifetu'l Mansura, hak üzere savaşır. Zaman, asla savaşan ve cihad sancağını yücelten Taifetu'l Mansura'dan yoksun olmayacaktır!

Biz bu inanca itikat ediyorsak, bunun yanında da global küfrün güçleri ve onların yanında bulunan uluslararası nifak ehlinin asla cihad sancağını hareketsiz bırakamayacaklarına, mücahidleri engelleyemeyeceklerine, bu şiarı/ibadeti iptal edemeyeceklerine inanmamız da kaçınılmazdır. Bu bazen bir veya iki yerde onları kuşatabilir. Fakat -insanlar ve cinler bunun için toplansalar da- cihad sancağını, bu zamanda düşürmeleri mümkün değildir. Çünkü cihad sancağı, Allah'ın emri ve izni ile yükselmiş olup, alçalması da imkansızdır. Allah subhanehu ve teâlâ Muhammed'in sallallahu aleyhi ve sellem ümmetinin İsa aleyhisselam ile birlikte Deccal'ı öldürene kadar bu sancağı yücelteceğine hükmetmiştir.

Bu, bizleri harekete geçirecek bir hakikat, düşmanlarımız ile savaşmamızı gerektiren; Allah'ın subhanehu ve teâlâ "Cihadın kıyamet gününe kadar devam edeceği" vaadine kesin bir şekilde olan inançtır.

Bugün Afganistan'da gerçekleşen olaylar ve mücahidlerin şehirlerden çekilmeleri (Müellif bu risalesini, 11 Eylül saldırıları akabinde Afganistan'a saldıran küresel küfür güçlerinin Kabil'i düşürmeleri sonrasında yazdığı için, burada o zamana işaret etmektedir.) ile Müslümanların umutsuzluğa düşmeleri, o mücahidlerin umutsuzluğa düşmelerini ve başarısız olmalarını asla göstermez. Bununla birlikte Müslümanların çoğu da cihadın kıyamete kadar devam edeceği kanaatindedirler. Aynı şekilde Müslümanların çoğunluğunun durumları da, bütün dünyanın cihad sancağını düşüremeyeceği düşüncesinde olmadığını göstermez. Bilakis onların birçoğu hak ile batılın arasındaki mücadeleyi anlayamamış, ümmetin tarihini, özellikle Kur'an'dan Peygamberler tarihini okumamışlardır.

Dünya, Allah'ın subhanehu ve teâlâ cihadın devam edeceğine dair olan vaadine savaş açmıştır. Biz ise Allah'ı doğrulayıp, O'na savaş açan dünyanın hezimete uğrayacağına dair yemin ediyoruz. Yeni dünya düzeni, dar bir anlayış üzere gitmektedir. Bu anlayış da; cihadın terörizm olduğu, bütün mücahidlerin de terörist, teröristleri yakalamak ve terörün önünü tıkamanın gerekliliğidir. Başka bir ifade ile Allah'ın dostlarını yakalamak, O'nun şeriatının önünü tıkamak…

Bu durumdaki bir savaşın neticesi bizim için önceden belli olup, Allah subhanehu ve teâlâ bunu kitabında bize anlatmış, Rasûlü de sünnetin de açıklamıştır.

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

"Kim benim dostuma düşmanlık ederse, ona harp ilan ederim." (Buhari, Ahmed ve diğerleri, Ebu Hureyre'den)

Bu ise 'onun helak olacağını ilan ederim' demektir. Allah'ın açtığı savaş, Allah dostlarına karşı -Allah'ı veli edinmeleri ve dinleri sebebiyle- düşman olan kimseleredir. Hadiste "Harp" kelimesinin nekra gelmesi ise cezaların/musibetlerin tüm türlerini kapsamaktadır (Nekra, Arap dilbilgisi ile ilgili bir terim olup, isimlere belirsizlik katmayı ifade eder. Müellif de buradaki inceliğe işaret etmektedir. Yani belirli olan isim (marife) gelse idi, bu bir çeşit musibeti ifade ederdi. Lakin belirsiz isim olması (nekra) bu musibetin çok çeşitli olabileceği anlamına gelmektedir.) İmam Ahmed'in rivayetindeki "Kim benim velime eziyet ederse" lafzın manası da, sadece eza vermekle dahi Allah'ın savaş açacağını gösterir. Yine İmam Ahmed'in rivayetinde "Benimle savaşmayı helal saymıştır" lafzı geçmektedir.

Hadislerde geçen bu ceza, diğer ümmetlerde gerçekleştiği gibi herkesin gözleri önünde açıkça olmayabilir. Söz konusu ceza/musibet erteleneceği gibi hemen de gelebilir. Allah subhanehu ve teâlâ mühlet verir, ihmal etmez.        

Bu savaşın neticesini de Allah subhanehu ve teâlâ Kur'an'ı Kerim'in birçok ayetinde belirtmiştir.

"Biz, Peygamberlerimize ve iman edenlere dünya hayatında da, şahitlerin ayağa kalkacağı kıyamet günü de zafer vereceğiz/yardım edeceğiz." (40/Mümin, 51)

Bununla beraber Allah subhanehu ve teâlâ müminlerin düşmanlarının hezimete uğrayacağını tekit anlamında da şöyle buyurmaktadır:

"Şüphesiz ki kafirler mallarını, Allah yolundan alıkoymak için harcıyorlar. Daha da harcayacaklar. Ama sonunda bu, onlara yürek acısı olacak ve en sonunda mağlûp olacaklardır. Kâfirlikte ısrar edenler ise cehenneme toplanacaklardır." (8/Enfal, 36)

Allah subhanehu ve teâlâ Furkan günü olan Bedir savaşında gerçekleşenlerden ders alınmasına çağırarak şöyle der:  

"(Bedir'de) karşı karşıya gelen şu iki gurubun halinde sizin için büyük bir ibret vardır. Biri Allah yolunda çarpışan bir grup, diğeri ise bunları apaçık kendilerinin iki misli gören kâfir bir gruptur. Allah dilediğini yardımı ile destekler. Elbette bunda basiret sahipleri için büyük bir ibret vardır." (3/Al'i İmran, 13)

Fakat burada bu inancı karıştıran ve zayıf imanlı insanların içlerinde dönen bir soru da şudur; 'Allah subhanehu ve teâlâ şu ana kadar yapılan savaşlarda İslamî emirliğe neden yardım/zafer vermemiştir? Hâlbuki onlar da şeriatı uygulama şiarını yüceltmiş, kitap ve sünnete sarılmış ve bununla da kontrolleri altında bulunan tüm şehirleri terk etmeye mecbur kalmalarına rağmen tüm dünyayı karşılarına almışlardı.'

Bu konuda şunu diyebiliriz ki; Şüphesiz ki Allah'ın subhanehu ve teâlâ burada bir hikmeti bulunmaktadır. Bu hikmetlerden ilkini Allah'ın şu buyruğu bize açıklamaktadır:

"Allah dileseydi, onlardan intikam alırdı. Fakat sizi birbirinizle denemek ister. Allah yolunda öldürülenlere gelince, Allah onların yaptıklarını boşa çıkarmaz." (47/Muhammed, 4)

Şüphesiz Allah subhanehu ve teâlâ tek başına kafirlere galip gelir. Onları göz açıp kapanıncaya kadar öldürüp, tüm güçlerini yok edebilir. Fakat Allah subhanehu ve teâlâ bu kâfirleri Müslümanların üzerine saldırmaları için bırakmıştır ki bu da imtihan içindir. Bunun anlamı, Allah'ın Müslümanları denemesi ve kafirlerin üzerlerine saldırmaları ile sadakatlerini ölçmesidir. Eğer sabreder, dinlerine sarılır ve Allah'a doğru koşup hallerini ona arz ederlerse, Allah da onların zaferi hak ettiklerini gördükten sonra onlara yardım edecektir. Onlar yeryüzünde egemenlik kazanmanın şartlarını yerine getirdikten sonra, Allah da onlar için razı olduğu dini onlara tatbik ettirecektir. Allah subhanehu ve teâlâ şöyle buyurmaktadır:

"Allah, sizden iman eden ve doğruları yapanlara, kendilerinden öncekileri hükümran kıldığı gibi, onları da yeryüzüne halifeler kılacağını vaat etmiştir. Kendileri için hoşnut olduğu dinlerini güçlendirecek, korkularını güvene çevirecektir. Çünkü onlar yalnız bana kulluk ederler, bana hiçbir şeyi şirk koşmazlar. Bundan sonra kim küfrederse, işte onlar, fasık olanlardır." (24/Nur, 55)

"Musa kavmine şöyle dedi: Allah'tan yardım dileyin ve sabredin. Şüphesiz yeryüzü Allah'ındır. Ve O, kullarından dilediğini ona varis kılar. Zafer Allah'tan korkanlarındır." (7/Araf, 128)

"Andolsun Zikir'den sonra Zebur'da da: 'Yeryüzüne salih kullarım vâris olacaktır' diye yazmıştık." (21/Enbiya, 105)

"Şüphesiz, Rabbimiz Allah'tır deyip, sonra dosdoğru yolda yürüyenlerin üzerine melekler iner. Onlara: 'Korkmayın, üzülmeyin, size vaat olunan cennetle sevinin!' derler. Biz dünya hayatında da, ahirette de sizin dostlarınızız. Ğafûr ve Rahîm olan Allah'ın ikramı olarak orada sizin için canlarınızın çektiği her şey var ve istediğiniz her şey orada sizin için hazırdır." (41/Fussilet, 30-32)

Bunların öncesinde ise yeryüzünde hâkimiyet sağlamanın şartları müminlerin içlerinde oluşması gerekir. Allah subhanehu ve teâlâ bizlere bu şartların bir yönünü bu ayetlerde bahsetmiştir. Bunlardan bazısı da şunlardır:

İman,

Salih amel,

Daha önce yeryüzünde hâkimiyet sağlayan Nebi'nin ve sahabenin menhecine uyma,

Sahih dine bağlı kalmak,

Allah'a şirk koşmamak,

Sadece Allah'tan yardım dilemek,

Cihada ve düşmanla yapılan savaşa sabır göstermek,

Allah'tan gizlide ve açıkta sakınmak (takva),

Genel bir ıslah,

Mücahidin yolunun da 'Rabbim Allah'tır' diyerek, bunun gereği ile amel etmek ve dininde istikamet üzere olması.

Kul, çaba sarf ederek bu şartları gerçekleştirdiğinde buna ehliyet sahibi olacaktır. Çünkü Allah ona yardım etmiş ve yeryüzünde onu otorite sahibi kılmıştır.

Eğer Allah'ın zaferi geciktirmesinde ve Müslümanları bu savaşta hissi bir hezimete uğratmasındaki hikmetini tetkik edecek olursak, bunun yanında bundan ayrı bağımsız bir kitaba gereksinim duyarız. Fakat bu konuya Allah'ın izni ile müstakil olarak değineceğiz. Burada bu meseleye işaret ederek yetinmeye çalıştık. Çünkü bu kavramın, tüm yönleriyle Afganistan'da küresel küfür güçleri ile Afgan mücahidleri arasında cereyan eden savaşı izleyen Müslümanların akıllarından silinmemesi gerekir.

 

Şeyh Yusuf El-Uyeyri

Çeviri Makale: Özcan YILDIRIM

 

Sonraki ayın konusu:

İkinci Sabite: Cihad Şahıslara Bağlı Değildir!

Bu Sayfayı Paylaş :