Loader
Küfrün Karanlıklarından, Vahyin Aydınlığına...

Dikkat! Sorunlular Değil Sorumlular Okusun MAHİ

2012-11-01

Bir sınıf düşünün… Ders saatinin başlaması ile hareketlenen… Öyle bir sınıf ki; sakinleri(orada oturanlar) sakin(sessiz, uslu) değil. Hareketli mi hareketli. Öğretmen içeri girse de hiç bozmuyor istifini…

 

Güne ne kadar mutlu başlarsa başlasın öğretmen, bu manzara elbette bozacaktır onun sinirlerini.

 

'La havle' deyip gülümsüyor yavrulara ve hal hatır soruyor öncelikle. Derse giriş yapmak için hazırlık yaparken, onlardan da defter ve kitaplarını çıkarmalarını istiyor nazikçe. Oysa ki daha öğretmen içeri girmeden hazır olması gerekirdi ya hadi neyse… Çantalar başlanıyor karıştırılmaya… Ama bulmak ne mümkün… Kiminin defteri, kiminin de kitabı evde…

 

Bari defteri getirenlerin ödevini kontrol edeyim diyor öğretmen, sınıf başlıyor ihtilaf etmeye.

 

Kimi ödev yoktu diye diretiyor; kimi, buna itiraz edip yaptıklarını gösteriyor öğretmene… 'Annem söylemedi yapmamı' diyene ne demeli, ne yapmalı siz karar verin…

 

Durun, durun! Daha bitmedi… Yarım yamalak yapılan ödevlerin kontrolü de bitince, ders anlatımına geçiyor öğretmen. Okuyun gelin denilen yerler okunmamış bile. Ya yazı yazmaya geçince kalemi olmayanlar… Ödev yazın denilince, not defterini de evde unutanlar… Yırtılan haritanın suçunu üstüne almayıp 'o söyledi yırt' diyerek suçunu kabullenmeyenler. Yazarken bile içim daraldı.

 

Tüm bunlar 'Sorumluluk bilinci'nden ne kadar da uzak olduğumuzun göstergesi. 'Bizi neden karıştırıyorsunuz bu işe? Çocuklarımıza söylüyoruz ama yapmıyorlar?' demeyeceksiniz sanırım. Çünkü önceki sayılarda 'Çocuğun yaptıkları, sizin ona hal dilinizle öğrettiklerinizdir' demiştik. Ne yaparsak kaydedip uyguladıklarını örneklerle anlatmıştık. Demek ki tüm bu yerine getirilmeyenler bizim sorumsuzluğumuz nedeniyledir. Ancak biz aciliyeti sebebiyle, çocukta sorumluluk bilinci üzerinde durup, çocukları üzerinden ebeveynlere göndermelerde bulunacağız.

 

Sorumluluk öyle bir kavram ki her alanda yakamıza yapışmıştır ve bizden ayrılması mümkün değildir. Atmak istesek atamayız, yerine getirmediğimizde dahi sonuçlarından kendimizi kurtaramayız. Ve yine sorumluluk öyle bir yükümlülüktür ki çok yönlüdür. Kul olmamız hasebiyle Allah'a, karı isek kocaya, koca isek karımıza, evlat olmamız sebebiyle anne babamıza, anne veya baba oluşumuzla kendi çocuklarımıza, Müslüman oluşumuz nedeniyle topluma, öğrenciysek hocamıza, cemaat mensubu isek yöneticilerimize, ya da yönetici isek tebaamıza karşı olan sorumluluklarımız bunlardan bazılarıdır...

 

Sorumluluk kurallara uyma; yapılan tercihler ya da seçimin sonucunda, karşılaşılan durumlara katlanma; başka insanlara ve haklarına saygı duymadır. Her anne ve baba çocuğunun davranışlarını kontrol edebilmesini, çevresinde düzeni sağlamak için konulan kurallarla uyum içinde olmasını, insanların haklarına saygı duymasını ister. Ancak bu doğuştan getirilen bir haslet olmadığı 2,5 - 3 yaşından itibaren kazanılmaya başladığı için anne ve babaya burada çok iş düşer. Çocuk bir gün içinde bu şuuru kazanmadığı gibi, anne ve babasının ya da sosyal çevresinin buna aykırı hallerini gözlemlediğinde de bu bilinci kazanamaz.

 

Çocuğun kasları gelişip, dengesini sağlayıp, üst başını kendi giyebilecek duruma geldiği andan itibaren süreç başlamış demektir. Kaşığı tutabilir hale gelince dökse de uygun bir örtü sererek yemek yemeğe kendi başlamalı, suyu, bardağı tutabiliyorsa artık kendi içmelidir. Yürümeyi öğrendiğinde kucağa alınmamalı artık bunu kendinin yapması istenilmelidir. Dağıttığı oyuncaklarını toplaması istenilmelidir. Böylece çocuk bazı işleri kendinin yapması gerektiğini kavrayacak, sorumluluk duygusu gelişecek, ayrıca yetenekleri körelmeyecek ve kendine güven duymaya başlayacaktır.

 

Hepimiz kozasını yırtarak çıkmaya çalışan kelebeğe acıyıp yardım etmek isteyen adamın hikayesini duymuşuzdur. Kelebek zorlukla etrafında örülü kozayı yırtmaya çabalarken, adam acıyarak bir anda yırtıverir kozayı ve kelebek rahatça dışarı çıkar. Ancak kelebek uçamaz. Çünkü kanat kasları gelişememiştir. Bunun tek müsebbibi de sözüm ona iyilik yapmaya çalışan adamdır. Kelebek kozasını yırtarken zorlanır. Fakat bu zorluk rahmettir. Kanatlarını uçuşa hazır hale gelmesi için koyulan bir sünnetullahtır. Buna aykırı davranınca, müdahale edince adam, ihsanda değil ifsatta bulunmuştur.

 

Bunu ebeveynler de sürekli yapmıyorlar mı? Kimi zaman yavrularına acıdıkları için, kimi zaman onların bu yeni yeni öğrendikleri becerileri yapmalarını beklerken, zaman kaybedip sıkıldıkları için çocuklarının yapması gerekenleri kendileri yapmıyorlar mı?

 

Kendini İslam'a nispet eden bir pedagog, bakın bu duruma nasıl bir yorum getirmiş:

 

Peygamberimiz'in sallallahu aleyhi ve sellem kıyamet alametlerini anlatan hadisindeki "Cariyenin efendisini doğurması"(Müslim) günümüzde annelerin çocuklarının kölesi olduklarını özetleyen, delillendiren bir ifadedir. Anne çocuğun etrafında pervane olmuş, 'aman o yapmasın yorulur', 'aman o ders yapsın ben onun yerine yaparım', 'o daha küçüktür yapamaz' ya da 'o ne anlar' gibi bir takım mazeretlerle çocuklarına ait sorumlulukların tamamını da kendileri üstlenmiştir. İşte gönüllü cariye, işte efendi...

 

Çocuğunun ödevini yapan anneler, çocuğunun çantasını hazırlayanlar, on üç on dört yaşındaki çocuğu sen iyi yıkanamazsın diyerek hala daha kendileri banyo yaptıranlar, yemek yemiyor diye ardında kaşıkla dolaşanlar, çocuğunun yatağını toplayıp dolabını dizenler, dağıttığı oyuncakları nasıl olsa toplamayacak boşuna çenemi yormayayım diye kendileri toplayanlar, çocuğun yaptığı hatayı babasından ya da hocasından ceza almasın diye üstlenenler, çocuğa sorulan sorunun cevabını veren anneler… Daha neler neler…

 

Bir de bunun tefriti var. Tüm bu saydıklarımızı ve daha fazlasını çocuğun üstüne yıkıp 'ister yapsın ister yapmasın' diyerek hiç karışmayanlar da var.

 

Yavrunuza duyduğunuz şefkat ve merhametinizin ya da vurdumduymazlığınızın onu uçamayan bir kelebek yapmasına izin verecek misiniz? Hayır diyenlerle devam edelim.

 

Orta yol nedir?

 

Mademki sorumluluk sonradan kazanılan bir davranıştır ve 2-3 yaşından itibaren bilinçli bir şekilde hareket edilmelidir; öyleyse işe, çocuğumuzun yaşına uygun sorumluluklar nelerdir sorusuna cevap aramakla başlamalıyız. Her yaşın kendine has becerileri vardır. Bu göz önünde bulundurularak çocuğun kendi başına yapabileceği işleri üstlenmeyip, kendinin yapması için onu yüreklendirmeliyiz. Yaşı biraz daha ilerleyince (4-5 yaş) evde uyulması gereken kuralların da dahil edildiği 'sorumluluklar listesi' hazırlamalı, ev içi görev dağılımı yapmalıyız. Zaten bu yaşlarda çocuk annenin yaptığı her işe yardım etmeye gönüllüdür. Bunu fırsat bilip getir götür işlerini de çocuğa yaptırabiliriz…

 

Çocuğumuz yapmak zorunda olduğu sorumluluklarla alakalı olarak bilgilendirilmelidir. Her bireyin sorumlulukları olduğu, bunları yerine getirmez ise evde ya da toplumda huzurun olmayacağı, düzensizliğin ve kargaşanın hakim olacağı anlatılmalıdır. Örneklerle bu anlatım pekiştirilmelidir. 'Ben bu evin hanımıyım ve evin temizliği, yemek yapımı benim sorumluluğumdadır. Bunları yapmazsam evimizin halini düşünebiliyor musun?' diyerek somut örnekler verilmelidir. Ya da rızık temin etmek yerine gece gündüz uyuyan bir baba örnek verilebilir.

 

Belirlenen görevlerin yapılıp yapılmadığı ya da kurallara uyulup uyulmadığı muhakkak takip edilmelidir. Zira takip yoksa istediğiniz kadar sorumluluk listeleri hazırlayıp, çocuğa 'bu senin görevin, bunu yapmalısın' deyin önemi yoktur. İşlerin yapılıp yapılmadığını kontrol etmeli, neden yapılmadığını, hangi vazifenin çocuğa ağır geldiğini araştırıp uyarı ya da yeni bir düzenleme yapılmalıdır.

 

Tabiri caiz ise 'baykuş' olmalısınız. Takip etmelisiniz çocuğunuzu. 'Ben ona söyledim. Yaparsa kendine yapmazsa da kendine' mantığı çocuk yetiştirirken geçersizdir. Çocuk, hayrı için istenen sorumlulukları yerine getirdiğinde faydasını görecektir ama getirmediğinde de bunun zararını hem siz çekeceksiniz hem de toplum çekecektir..

 

İşler yolunda… Zaman zaman aksaklık olsa da çocuğumuz görevlerini zamanında yapıyor. Takibi sıkı tutuyorsunuz. Şimdi de bir başka adımı yerine getirmeli çocuğu belli aralıklarla övmeli, yaptığı işlerden dolayı memnuniyetinizi bildirmelisiniz. Yerine getirilen her sorumluluk için ayrı ayrı ödüllendirmeye asla gitmemelisiniz. Bazı sorumluluklar vardır ki bunu yapmak zorundadır çocuk. Ödev yapmak, sabah kalkınca yatağını toplamak, beden temizliği, oyuncaklarını toplamak vb. yükümlülüklerde ödüllendirmeye gidilmemelidir. Övgü ve yüreklendirme yeterlidir. Ancak beceri kazanması için listeye eklediğimiz yükümlülükleri yerine getirdiğinde uygun ödüller verilebilir.

 

Çocuk sorumluluklarını yerine getirmiyorsa, belli aralıklarla hatırlatma yapılmalı, bunda sabırlı ve kararlı olunmalıdır.

 

Çocuklarımız bazen 'canım sıkılıyor' derler… Yapacak bir şey bulamazlar. Sağa sola saldırır, sorun çıkarırlar. Hiçbir şey onları memnun etmez. Bunun tek nedeni hiçbir sorumluluklarının olmayışıdır. Bu başıboşluk başta zararsız gibi görünse de ileride kötü alışkanlıkların edinilmesine, ruhsal hastalıklara neden olabilir.

 

Anlatılır; bir prens varmış. Hep canı sıkılıyormuş. Çok mutsuzmuş. Odasına kapanır dışarı çıkmazmış. Babası onun bu durumuna çok üzülüyormuş. Ülkenin en bilgili kişisini çağırmış. Ona, oğlunun sıkıntısına çözüm bulmasını, aksi takdirde ülkeyi terk etmesini söylemiş. Zavallı adam düşünmüş taşınmış hiçbir çözüm bulamamış. Bir iki erzak alarak düşmüş yollara. Kovulmadan terk etmeyi yeğlemiş ülkeyi. Gün ağarmaya başlamış. Bir sürü ve bu sürünün çobanı ile karşılaşmış. Bir süre sohbet ettikten sonra çoban bilge kişiden koyunlara biraz göz kulak olmasını yakın köyden yiyecek bir şeyler almak istediğini söyleyince kabul etmiş. Kafası karmakarışık olan bilge, küçük bir kuzunun uçurumdan yuvarlanmak üzere olduğunu görünce çobana verdiği sözü hatırlamış. Hemen kuzuyu kurtarmak için atılmış. Birinci denemesinde kurtaramamış. İki, üç… Derken kuzuyu çekmiş almış yardan. Bu sırada tüm sıkıntısını unuttuğunu, kuzuyu kurtarmaktan başka bir şeyi düşünmediğini fark edince, prensin derdinin ilacını da bulmuş… Hemen geri dönmüş ve Kralın huzuruna çıkmış:

 

'Kralım! Oğlunuzun sıkıntısının çözümü, ona bir sorumluluk vermektir. O bu sorumluluğu yerine getirirken, hiçbir sıkıntısı kalmayacaktır.' demiş.

 

'Paşam' ya da 'prensesim' diye sevdiğiniz, elini sıcak sudan soğuk suya değdirmediğiniz çocuklarınıza sorumluluklar vermeyerek, hatta onların sorumluluklarını üstlenerek ne kadar büyük bir hata yaptığınızı zaman size göstermeden, harekete geçin.

 

Selam ve dua ile…

 

Verilebilecek sorumluluklar için birkaç tavsiye:

Sofra kurma

Toz alma

Saç tarama tırnak kesme banyo yapma

Hayvan besleme

Çalar saat kullanarak kendi başına uyanma

Çekmece ve dolabını temiz ve düzenli tutma

Merdivenleri süpürme

Bahçe bakımı

Çiçek yetiştirme

Alış veriş yapma

Yaz tatilinde belli bir işe verip çalıştırma

Kardeşleri ile ilgilenme

Zil çalınca kapıyı açma

Ayakkabılığın düzenini sağlama

Bir hobi edinmesini sağlama (el işi, pul veya peçete koleksiyonları)

Kirli havlu ve biten tuvalet peçetesini yenileme

Yatak çarşafını değiştirme

Kitaplığın düzenini sağlama

Yorgun babanın ayaklarını ılık suyla yıkama

Ekmek alma

Bu Sayfayı Paylaş :