Loader
Küfrün Karanlıklarından, Vahyin Aydınlığına...

Dördüncü Sabite: Cihad, Herhangi Bir Savaşa Bağlı Değildir! Çeviri MAKALE

2013-05-01

 

Cihad konusunda insanların çoğunun çarpık inançlarından bir tanesi de, cihadı herhangi bir savaşa bağlamaktır. Şöyle ki; bir savaşta galip geldiğimizde, mevcut temellerin ve prensiplerin doğru olduğu; kaybettiğimiz zaman ise yanlış olduğu kanaatine kapılmamalıyız. İşte bu inanç, hem şer'ân hem de aklen batıl olduğu gibi, yenilmişliğin, iman azlığının, sabır ve sabırda yarışmanın olmamasından da kaynaklanmaktadır.

Bunun aklen batıl olmasının izahı şudur: mantık ve akıl yönünden, prensipler/ilkeler ile sonucun hiçbir bağlantısı yoktur. Sonucun başarısız olması, prensiplerin batıl ve hatalı olmasını gerektirmez.

Şer'i izahı ise; Buhari ve Müslim'de geçen bir hadiste Nebi sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmaktadır:

"Bana ümmetler gösterildi. Bir veya iki Peygamber geçiyordu ve yanında az sayıda bir grup vardı. Başka bir Peygamberin yanında ise hiç kimse yoktu."

Yanında hiçbir kimse olmadan gelen Peygamber, davetinin bir sonucu olmadan vefat etmiştir. Yanında Müslüman bir kimsenin bulunmayışı, onun davetinin yanlış olduğunu, yanlış zamanda, yanlış yere gönderildiğini göstermez. Böyle bir şeye ancak zındık bir kimse itikad eder.

Tarihte yenilgi ile sonuçlanan öyle savaşlar var ki, Müslümanlar bundan böyle İslam'ın asla hâkim olamayacağını düşünmüştür. Bu savaşların en çetini ise, İslam'ın ve Müslümanların hezimete uğradığı Hicri 656'nın başındaki Tatar savaşlarıdır. Onlar, Irak ve Şam topraklarına saldırdıklarında, Irak'ta sadece 40 günde 1 milyondan fazla insan öldürmüşlerdi. Bu da günlük ortalama 25.000 kişiye tekabül etmektedir. Onların fesadı artmaya devam etti ve İslam beldelerine de saldırarak, Müslümanlara karşı vermiş oldukları her savaştan galip ayrıldılar. Allah subhanehu ve teâlâ Müslümanların saflarını ayıklayıp, Müslümanlar da Allah'a yalvarıp yakardığında, Ayn-ı Calut savaşında Müslümanlar ile Tatarlar karşılaştılar. Tatarlar diğer tüm savaşlarda galip gelmelerine, öncekinden daha güçlü olmalarına ve Müslümanlar da Tatarlar'ın Bağdat'a girdiği zamandan daha zayıf olmalarına rağmen, Tatarlar bu savaşta ağır bir hezimete uğradılar.

Aynı durum, hicri üçüncü asrın başlarında Karmatilerin, Irak ve Hicaz beldelerine saldırmasında da gerçekleşmiştir.

Bundan daha da önce Uhud'da da gerçekleşmiştir. Müslümanlar kafirlerin karşısında, Uhud'da mağlup olmuşlardı. Sonra Ahzab/Hendek savaşında sıkıntılar ve musibetler başlarına gelmiş ve sarsılmışlardı. Fakat belli bir müddet sonra Hendek savaşının ardından gelen savaşlarda, galip gelmişlerdi ki, bunların en büyüğü Mekke Fethi idi.

Cihadı belli bir savaşa bağlamak psikolojik yenilginin en büyük sebeplerinden olduğu gibi, aynı zamanda bugün Müslümanların zayıflığının da en büyük sebeplerindendir. Zira biz düşmanlarımız ile -ne geçmişte ne de şimdi- ne sayımızın çokluğu ile ne de hazırlığımız ile savaşıyoruz. Yaptığımız bu savaşlarda maddi ölçülere de asla güvenmeyiz. Cihada hazırlıkta tüm gayretimizi sarf ettiğimizde hezimet gerçekleşse de, zimmet/koruma gitmiş olur.

İslam dininin şerefinin yücelmesini belirli veya özel bir savaşa bağlamak, yapılan çabaların boşa gitmesine ve bu hezimet sebebiyle cihadın terkedilmesine kadar götürür.

Şunu da bilmek gerekir ki, bizler sayımız ve teçhizatımız ile savaşmıyoruz. Bazen herhangi bir savaşta düşmanlarımızdan daha çok, daha üstün pozisyonda olabiliriz. Fakat bizler zaferin şartlarını tamamlamadığımızda, Allah subhanehu ve teâlâ nefisleri arındırmak, safları da ayırmak için bizleri hezimet ile imtihan edebilir. Ne zaman savaşta maddi ölçüleri esas alır ve emellerimizi buna bağlarsak, bu savaşta oluşacak hezimet/yenilgi, psikolojileri çökertecek, şevkleri kıracak ve böylece cihad da atıl kalacaktır. Fakat doğru olan yenilsek de galip gelsek de, cihad etmemizdir. Zira cihad farz olan bir ibadettir.

Önemli bir meseleye bu bölümün sonunda değinmem gerekli olacaktır. Geçen sözlerimden, Afganistan'daki İslam ile dünya küfrünün arasındaki savaşın ehemmiyetini az gördüğümün anlaşılmasından korkmaktayım. Kesinlikle böyle anlaşılmamalıdır! Afganistan savaşının bir de sonrası vardır. Eğer galip gelirsek, Müslümanların boyunları Amerika ve batıya kölelik etmekten kurtulacaktır. Allah hezimeti takdir ederse de, Amerika'nın İslam topraklarında Müslümanları bekleyen azgınlığından dolayı dünyanın her yerindeki sadık Müslümanların en büyük temennisi, böyle bir durumdan önce ölüp, unutulup, gitmek olacaktır.

İşte bu sebepten ötürü Afganistan'da küfür ile olan savaşımız çok önemlidir. Bizim üzerimize vacip olan da, -Allah'ın izni ile zafer elde etmemiz için- bütün vesile ve olanaklarla ağırlığımızı buraya koymamızdır. Bu sözler, cihadın veya zaferin herhangi bir savaşa bağlanmasını gerektirmez. Çünkü bu anlayış ile bu savaşa giren kimsenin yenilgiye uğraması, cihad şiarının silinip, zayıflaması demektir. Bu hislerin de söz, amel veya içte gizlenerek ortaya çıkması arasında bir fark yoktur.

Allah hak olanı söyleyendir. Doğru yola iletecek olan da O'dur.

 

Şeyh Yusuf El-Uyeyri

Çeviri Makale: Özcan YILDIRIM

Bu Sayfayı Paylaş :