Loader
Küfrün Karanlıklarından, Vahyin Aydınlığına...

Dua Silahınızdır Ey Cihad Ehli -1 Çeviri MAKALE

2012-03-01

 

Duayı en şerefli ibadetlerden kılan, bununla da kendisine yaklaşmanın en büyüğünü sağlayan Allah'a hamdolsun. Allah'tan başka ilah olmadığına, kemal ve cemal sıfatlarında tek olduğuna, kendisine dua etmemizle emrettiği en güzel isimlere sahip olduğuna şehadet ederim. Muhammed'in onun kulu, Rasûlü, kulları arasından seçtiği dostu olduğuna, Rabbine gece ve gündüz en hayırlı dua eden olduğuna, seher vakitlerinde çokça istiğfar edip dua eden olduğuna şehadet ederim. Ailesine ve ashabına da tam teslimiyetle çokça selam olsun..

Müslüman kardeşim! Şunu bil ki, dua iki çeşittir. Bunlar; istek duası ve ibadet duasıdır.

İstek Duası: Dua eden kimsenin fayda elde etmesini sağlayan veya zararı kaldıran bir istektir.

"Yahut kendisine dua ettiği zaman zorda kalmışa cevap veren ve başa gelen kötülüğü kaldıran mı var?" (27/Neml, 62)

İbadet Duası: Bu da korku ve ümit duasıdır.

"…Korku ve ümit ile bize dua ederlerdi. Onlar bize derin saygı duyan kimselerdi." (21/Enbiya, 90)

Bilinmektedir ki bu iki dua çeşidi birbirine bağlıdır. Her ibadet duası istek duasına gereksinim duyar, her istek duası da ibadet duasını içerir. Allah subhanehu ve teâlâ şöyle der:

"Kullarım beni senden sorarlarsa, (bilsinler ki), gerçekten ben (onlara çok) yakınım. Bana dua edince, dua edenin duasına cevap veririm. O hâlde, doğru yolu bulmaları için benim davetime uysunlar, bana iman etsinler." (2/Bakara, 186)

Bu ayet Rabbe yakınlığa, dua edenin duasının kabul edilmesine işaret etmektedir.

Yakınlık ise;

Tüm yaratılanlara ilmi ile olan yakınlığı,

O'na kulluk yapıp, dua edenlere, yardım, zafer, destek, başarı vererek gösterdiği yakınlığı, olmak üzere iki çeşittir.

Kalbini hazır/adapte ederek, Rab için kırılgan, zelil olan ve meşru bir dua ile dua eden, duanın kabulüne engel olan durumlardan biri kendisinde bulunmayan hiç kimse yoktur ki, özellikle duanın kabul olmasının sebeplerini yerine getirdiği zaman (Bu da Allah'ın emrettiklerine ve nehyettiklerine boyun eğerek sözlü ve fiilî olarak yerine getirmektir. Buna iman etmek de duanın kabulünü gerektirir.) Allah onun duasını kabul eder.

Ey Cihad Ehli!

Bilin ki, dua zaferin en büyük sebeplerinden birisidir. Bu, müminin düşmanına karşı en kuvvetli silahı, onunla Rabbinize yakınlaştığı en yüce ibadettir.

Numan b. Beşir'den radıyallahu anh şöyle rivayet edilmiştir:

"Rasûlullah'tan şöyle dediğini işittim: 'Dua ibadetin ta kendisidir.' Sonra ise şöyle dedi: 'Rabbiniz şöyle buyurdu: 'Bana dua edin, kabul edeyim. Çünkü bana ibadeti bırakıp büyüklük taslayanlar aşağılanarak cehenneme gireceklerdir.' (40/Mümin, 60) " (Ahmed, Ebu Davud, İbni Mace, Tirmizî ise, 'Hasen-Sahih' demiştir)

İmam Malik, Muvatta'da Nafi'nin; Abdullah bin Ömer'den rahimehullah Safa Tepesi'ne çıktığında şu duayı okuduğunu rivayet etmektedir: 'Allah'ım, sen 'Bana dua edin, kabul edeyim' dedin ve sen vaadinden caymazsın. Nasıl ki beni İslam'ın hidayetine erdirdiysen, onu benden Müslüman olarak ölene dek çekip alma.'

Allah bizi ve seni muvaffak kılsın ey kardeşim, Allah'ın lütfunun büyüklüğüne, ikramına ve rahmetine bak. Kullarından müstağni ve onların da Allah'a muhtaç olmasına rağmen kullarını, kendilerine hayır olan, din, dünya ve ahirette faydalı olacak şeylere nasıl çağırıyor? Onları cennete ve dosdoğru yola ne denli çağırıyor?

"Allah kullarını esenlik yurduna çağırıyor ve O, dilediğini doğru yola iletir." (10/Yunus, 25)

Kullarının günahlarının mağfiretine ne denli çağırıyor.

"Peygamberleri dedi ki: 'Gökleri ve yeri yaratan Allah hakkında şüphe mi var? Hâlbuki O, sizin günahlarınızdan bir kısmını bağışlamak ve sizi muayyen bir vakte kadar yaşatmak için sizi (hak dine) çağırıyor.' " (14/İbrahim, 10)

Kullarını çağırıyor, onlara kendisine dua etmeleri için sesleniyor ve onların duasını kabul ediyor.

Buhari ve Müslim'de, Ebu Hureyre'den radıyallahu anh gelen hadiste Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmaktadır:

"Her gece, Rabbimiz gecenin son üçte biri girince, dünya semasına iner ve 'Kim bana dua ediyorsa ona icabet edeyim. Kim benden bir şey istemişse onu vereyim, kim bana istiğfarda bulunursa ona mağfirette bulunayım' der."

Allah'ın senin üzerindeki lütfunu bilsen, Allah için şükrünü arttırır, duanı da çoğaltırdın. Çünkü Allah'a yapılan dua, Kitap ve Sünnet'in de delalet ettiği gibi ibadetlerin en yücesi ve en faziletlisidir.

Hakim'in tahric edip, sahih demiş olduğu başka bir hadiste, İbni Abbas radıyallahu anh:

"İbadetlerin en fazileti duadır" demiş ve şu ayeti okumuştur: "Rabbiniz şöyle buyurdu: 'Bana dua edin, kabul edeyim.' " (40/Mümin, 60)

İmam Ahmed, Zühd kitabında Mutarrif'ten şu sözü nakleder:

"Hayrı kendisinde barındıran şeyleri düşündüm ve hayrın çok olduğunu (Namaz ve oruç gibi) gördüm. Bunlar ise Allah'ın elindedir. O halde sen, Allah'ın elinde olan şeyleri ancak O'ndan isteyip, sana verince ulaşabilirsin."

Allah'a yapılan duanın ibadetlerin en güzeli ve en şereflisi olduğu böylece anlaşılmış oldu.

Ey Cihad Ehli!

Allah'a duada ısrar etmeyi, yalvara yakara ellerinizi kaldırmayı elden bırakmayın! Şüphesiz dua, kendisiyle nimetler elde edilen, zararlar def edilen en büyük şeylerdendir. Çünkü Allah subhanehu ve teâlâ zarar ve fayda vermeye sahip olan, darlığı kaldıran, bolluğu getiren, yarattıkları hususunda dilediği gibi tasarruf eden, hükmünden dolayı hesap soracak, hükmünü reddedecek kimse bulunmayan, bütün her şeye gücü yetendir. Allah subhanehu ve teâlâ şöyle buyurur:

"Eğer Allah seni bir zarara uğratırsa, onu kendisinden başka giderecek yoktur. Ve eğer sana bir hayır verirse, (bunu da geri alacak yoktur). Şüphesiz O her şeye kadirdir." (6/En'am, 17)

Yine şöyle buyurur:

"Eğer Allah sana bir zarar dokundurursa, onu yine O'ndan başka giderecek yoktur. Eğer sana bir hayır dilerse, O'nun keremini geri çevirecek de yoktur. O, hayrını kullarından dilediğine eriştirir. Ve O bağışlayandır, esirgeyendir." (10/Yunus, 107)

Bu, Allah'ın ibadete müstehak tek kimse olduğunun en büyük delilidir.

Bu sebeple Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem her namazın arkasında şöyle der:

"Allahım! Senin verdiğine mâni olacak, senin mâni olduğuna da verecek hiç kimse yoktur. Makam sahibinin sahip olduğu şeyler, senin yanında kendisine hiçbir fayda vermez." (Muttefekun Aleyh, Muğire b. Şu'be hadisinden.)

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, bunu rükûdan doğrulduğu zaman söylerdi. Müslim'de geçen Ebu Said El-Hudrî radıyallahu anh hadisinde olduğu gibi:

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem başını rükûdan kaldırdığı zaman şöyle derdi:

"Gökler dolusu, yerle gökler arasındaki mesafe dolusunca ve bundan sonra dilediğin şeyler dolusunca (hamd yalnızca sanadır) ey övgü ve şeref sahibi! Bir kulun -ki hepimiz senin kulunuz- söylediği şu söze en lâyık olan sensin: Allahım! Senin verdiğine mâni olacak, senin mâni olduğuna da verecek hiç kimse yoktur. Makam sahibinin sahip olduğu şeyler, senin yanında kendisine hiçbir fayda vermez." (Aynı şekilde İbni Abbas'tan da bu rivayet gelmiştir.)

Bunu Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem amcasının oğlu Abdullah İbni Abbas'a radıyallahu anh tavsiye etmiştir. O'na şöyle demişti:

"Bil ki bütün insanlar sana yarar sağlamak için bir araya toplansa, Allah onu sana yazmadığı müddetçe hiçbir şekilde sana yarar sağlayamazlar. Sana zarar vermek için toplansalar, Allah onu sana yazmadığı müddetçe hiçbir şekilde sana zarar veremezler. Kalemler kaldırıldı, sayfalar kurudu." (Ahmed, Tirmizi sahih olduğunu söyler.)

İbni Receb rahimehullah şöyle der:

"Bil ki, bütün tavsiyeler bu asıl etrafında dönüyor. Bundan önce ve sonra zikredilenler, bunun kollarıdır ve buna döner. Kul ancak Allah'ın kendine takdir ettiği hayır, şer, fayda ve zararın isabet edeceğini, yaratıkların hepsinin takdir edilenin zıddına çalışmalarının faydasız olduğunu bilirse, o zaman korkarak Allah'ın zarar veren, fayda veren, engel olan olduğunu bilir, bu da kulun Rabbi'ni bilmesini ve itaatte onu tek kılmasını, sınırını korumasını gerektirir. Çünkü mabuddan, ona ibadet etmek, menfaatlerin elde etmek, zararların def etmek kastedilir. Bunun için Allah kullarından fayda ve zarar veremeyen şeylere ibadet eden kimseleri kınamıştır. Kim Allah'tan başkasının fayda ve zarar vermediğini, bir şeyi vermediğini, engelleyemediğini bilirse, korku ve ümidi, sevgi ve istemeyi, yalvarmayı ve duayı sadece O'na yapmayı, O'nun taatini yaratıkların taatinin önüne almayı, tüm insanlar kınasa da onun gazabından sakınmayı gerektirir."

Sonra ise şöyle der:

"Bazılarının şu sözü ne güzeldir:

'Sen tatlı ol da, koca hayat acılarla dolsun,

Yeter ki sen hoşnut ol da, isterse tüm yaratıklar dargın olsun.

Seninle aramız iyi olduktan sonra

Âlemler bozuk olsa ne çıkar.

Senin sevgin olduktan sonra, gerisi boştur.

Çünkü toprağın üstünde olan her şey topraktır.' "

Tüm mahlûkatın toprağın üstünde toprak olduğunu gerçekleştiren kimse, topraktan olan bir şeyin taatini Rabbin taatinin önüne nasıl geçirsin? Veya mülkün sahibi, sonsuz ihsan edenin gazabına rağmen toprağa nasıl razı olur? Şüphesiz bu şaşılacak, hayret edilecek bir şeydir!

Kul, bütün işlerin Allah'ın elinde olduğunu yakinen bilirse, bu da Allah'tan istemesini gerektirir. Allah subhanehu ve teâlâ şöyle buyurmaktadır:

"Allah'tan lütfunu isteyin; şüphesiz Allah her şeyi bilmektedir." (4/Nisa, 32)

Allah subhanehu ve teâlâ kullarını ısrar ederek, küçülerek, boyun eğerek, gizli bir şekilde dua etmeye teşvik etmiştir. Allah subhanehu ve teâlâ şöyle buyurmaktadır:

"Rabbinize yalvara yakara ve gizlice dua edin. Bilesiniz ki O, haddi aşanları sevmez." (7/Araf, 55)

Başka bir ayette de şöyle buyurmaktadır:

"De ki: 'Karanın ve denizin karanlıklarından (tehlikelerinden) sizi kim kurtarır ki? (O zaman) O'na gizli gizli yalvararak, 'Eğer bizi bundan kurtarırsan andolsun şükredenlerden olacağız' diye dua edersiniz.' " (6/En'am, 63)

Müşriklerin durumunun aksine duayı yalnız ihlaslı bir biçimde yapmamızı emretmiştir. Allah subhanehu ve teâlâ şöyle buyurmaktadır:

"Kâfirlerin hoşuna gitmese de, dini yalnız Allah'a halis kılarak dua edin!" (40/Mümin, 14)

Yani duanızda Allah'tan başkasına yönelmeyin, istemeyin. Sizi kınayıcının kınaması Allah'tan alıkoymasın çünkü kâfirler Allah'a olan ihlasınızdan had safhada nefret ederler. Allah subhanehu ve teâlâ şöyle buyurmaktadır:

"Allah, tek olarak anıldığı zaman, ahirete inanmayanların içlerine sıkıntı basar. Ama Allah'tan başkası anıldığı zaman hemen yüzleri güler." (39/Zümer, 45)

Bu da sizi sakın dininizden sakındırmasın! Allah subhanehu ve teâlâ şöyle buyurmaktadır:

"De ki: Rabbim adaleti emretti. Her secde ettiğinizde yüzlerinizi O'na çevirin ve dini yalnız Allah'a has kılarak O'na yalvarın. İlkin sizi yarattığı gibi (yine O'na) döneceksiniz." (7/Araf, 29)

Yani O'na ibadette, Rabbi tarafından desteklenmiş Rasûlü'ne uymada size dosdoğru olmayı emrediyor. Bunun olması için en büyük olan şey ise duada ihlas ve sadece Allah'a itaat etmektir. Allah subhanehu ve teâlâ şöyle buyurmaktadır:

"Mescidler şüphesiz Allah'ındır. O halde, Allah ile birlikte kimseye yalvarmayın (ve kulluk etmeyin)." (72/Cin, 18)

 

 Hamd Bin Abdullah El-Humeydi

Çeviri Makale: Özcan YILDIRIM

(Devam edecek inşallah...)

Bu Sayfayı Paylaş :