Loader
Küfrün Karanlıklarından, Vahyin Aydınlığına...

Esir Muvahhid Kardeşime Samimi Nasihatler Çeviri MAKALE

2012-06-01

 

Alemlerin Rabbi olan Allah’a hamd olsun. O, günahları bağışlayan, tevbeyi kabul eden, cezası şiddetli, lütfu bol olandır. O'ndan başka ilah yoktur, dönüş de O'nadır. Allah subhanehu ve teâlâ, nasıl amel edeceğimizi görmesi için, sabredecek miyiz yoksa tahammülsüzlük mü göstereceğiz diye bizleri hayır ve şer olan bir fitne ile imtihan etmektedir. Kim sabrederse kendisi için sabretmiş olacak, böylece Allah subhanehu ve teâlâ derecesini yükseltecek, ondaki sıkıntı ve şiddeti de kaldıracaktır. Tahammül edemeyen ise, ancak kendisine zarar verecek, Allah’ın kendisine belalardan yazmış olduğuna ulaşacak, ta ki kendisi için olan gerçek de ortaya çıkmış olacak, Allah’ın dilediği her durum da sürecektir.

Salat ve selam yaratılanların en şereflisi, Rasûllerin Efendisi, Efendimiz Muhammed’e, sallallahu aleyhi ve sellem onun ailesine ve ashabının tümüne olsun.

Rasulullah’ın sallallahu aleyhi ve sellem “Din nasihattir” emrinden hareketle, esir olan kardeşlerimize bazı nasihatleri serdedip göndermek için bu makaleyi seçmeyi uygun gördüm. İnsanların en muhtacı olmamıza rağmen, umulur ki bu nasihatler onları içinde bulundukları sıkıntılardan kurtarır.

Bu yazılanlar, içinde bulundukları durumun kendilerine musibet görünümünde bir armağan olduğunu onlara hatırlatmak, kalplerini kuvvetlendirmek, Rablerine olan yakinlerini arttırmak içindir. Onlar, sizin de bildiğiniz gibi esaret kahrının ıstırabını çekmektedirler. Bununla beraber, önlerinde hiç bir hak ve anlaşma gözetmeyen kimseler, onlara en kötü işkenceleri yapıyor, dinlerinden dolayı onları imtihan ediyor, Rableri ile bağlarını da bozmaya çalışıyorlar ki böylece başlarına gelen musibete içerlesin, ecirleri yok olsun, nefisleri de tereddüte düşerek, bozulsun ve sonunda Allah’ın subhanehu ve teâlâ gazabını cellatların elinden çektikleri işkenceyle bir görsünler.

Kardeşlere bu kederin ulaşmamasını isteyerek, bu sözlerin onlara, bir takım hüzün ve kederlerini gidermeye yardımcı olmasını, böylece kendilerini ve sebatlarını en yükseğe çıkarmalarını ümit ederek sunuyorum. Başarı Allah’tan subhanehu ve teâlâ olup, ona tevekkül ederek sözlerime başlıyorum…

Parmaklıklar ardında ve esarete bağlı olan sevgili kardeşlerim;

Allah’tan subhanehu ve teâlâ sizlere sebat vermesini ve kalplerinizi kuvvetlendirmesini, düşmanlarınızın ve işbirlikçilerinin sizleri dünyanın tuzakları ile veya Allah’ın subhanehu ve teâlâ azabı, gazabı ile karşılaşana dek giderilmeyecek bir korkuyla fitneye düşürmemesini dilerim.

Sevgili Kardeşlerim;

Müminin, Allah’ın subhanehu ve teâlâ dinine yardım yolunda ancak fedakârlık ve cesurluk ile ulaşacağı bir takım dereceler vardır. Sadık olan müminin gayesi Rabbinin rızası dışında rıdvan cenneti ile kurtulmaktır. Mümin için çizilen her plan ve onun imtihana tabi tutulması Allah’ın subhanehu ve teâlâ nizamı çerçevesinde olup, bu da ateşten kurtulması ve cennete girmesi içindir.

İster teşvik, ister korkutma yönünden olsun, burada müminin isteğini gerçekleştirmesi ve gayesine ulaşması için duraksamasını gerektiren bir engel var mıdır?

Vallahi yoktur!

Burada cennet nimetlerinden daha büyük ve sürekli olan başka bir nimet yoktur. Tıpkı cehennem azabından daha büyük, daha çetin bir azap olmadığı gibi… Bu konuda mümin kimseye düşen kendisi için hangi yolu seçeceğini bilmesidir. Bunun üzerine de seçmiş olduğu şeyin sorumluluğunu yüklenmiş olacaktır.

Müminin kalbi ne zaman Allah’ın subhanehu ve teâlâ sevgisi ile dolar, ahirette onu bekleyen nimetleri idrak ederse, o zaman -özellikle de uhrevi nimetlerden mahrum kalacağı zaman- dünyevi nimetler gözünde küçülür. Aynı zamanda da dünyevi bir tehdit veya azabın onu korkutması da mümkün değildir. Eğer bu dünyevi azaba boyun eğdiğinde onu ebedi bir azap bekliyorsa, hemen Rabbinin taatine yönlenir…

Zindan, bu cezalardan bir tanesi olup, mümini zincire vurmakla birlikte, onu bir takım vaciplerini eda etmede yavaşlatır. Tüm mücahidleri, hatta hapsedilenleri zindan ile korkutsalar -ki henüz davet ve cihad sahasında böyle bir kimse görmedik- bize sürekli kötülük isabet edip de gaybı bilsek bile, bu Rabbani yüce bir hikmettir. Fakat burada şer olarak zannettiğimiz işler vardır ki bunlar hayırla doludur. Bunun aksi de gerçek olup, Allah subhanehu ve teâlâ bize isabet edeni daha iyi bilmektedir. O subhanehu ve teâlâ, salih kulları için kendi yanındaki dereceleri yükselsin, gazabından uzaklaşsın diye bunu takdir etmiştir. İster malların eksilmesi, ister hapis, ister takip ve diğerleri olsun, belalarla bu şekilde muamele etmemiz gerekir.

Bir de zindanın, kulların birçoğuna rahmet olduğunu, şer’i açıdan zindan dışındakilerden daha az mükellef olduklarını da bilmemiz gerekir. Tıpkı Allah’ın subhanehu ve teâlâ onları hapis dışında başlarına gelecek büyük fitne ve kötülüklerden uzaklaştırmak için seçmesi gibi…

Zindan bazen terbiye ve kemalin oluşumu için esirin önündeki bir merhaledir. Allah subhanehu ve teâlâ onları zindan öncesinde veya özgür olduklarında kaldıramayacakları büyük olaylara, ağır sorumluluklara hazırlamaktadır. Burada bilemeyeceğimiz hikmet ve sebepler vardır. Bunların hepsi, zindanın Allah’ın subhanehu ve teâlâ bizlere farz kıldığı davet ve cihadı yerine getirmekten geri durup, oturmamız için bir sebep olmayacağını desteklemektedir.

Bilmelisiniz ki, -Allah sizleri korusun- Allah subhanehu ve teâlâ sizleri diğer insanların arasından yaşayan şehidler olmanız için seçti. Böylece herkese özgürlüğünüzden feda etmenizle, ailenizden, mallarınızdan, ticaretinizden, evlerinizden ayrı kalma konusunda en yüce örnekler veresiniz, Allah’ın subhanehu ve teâlâ yanında olanların daha hayırlı ve kalıcı, inancınızın da tüm bu sayılanlardan daha değerli olduğunu ilan etmiş ve cellatlarınızın yüzüne ‘Rabbim, zindan beni davet etmiş oldukları şeyden daha sevimlidir’ diye haykırmış olursunuz. Allah’ın subhanehu ve teâlâ düşmanları ise sizin az bir dünya malı karşılığında dininizi satmanızı, onlara meyletmenizi ve kendi dinlerine girmenizi, zillet ve alçaklığa razı olmanızı istemektedirler. Allah subhanehu ve teâlâ ise sizden sadece ona kul olmanızı, iyiliği emredip kötülükten sakındırmanızı, bir olan Allah’a subhanehu ve teâlâ iman etmenizi ve dinini yeryüzünde yaymanızı istemektedir.

Bu seçimden dolayı müjdeler olsun size! Buna layık olmak için gayret edin, Rabbinizden sebat isteyin, başınıza gelene razı olun, şeytana kalplerinize gireceği bir açık bırakmayın ki böylece sizi alıkoymasın, Rabbinize karşı bağlılığınızı da yok etmesin.

Allah subhanehu ve teâlâ mücahid kullarından savaş meydanlarında bu dine akıttıkları tertemiz kanlarla arınmış olmaları için şehitler seçtiği gibi, sizleri de sabrınızı, fedakârlığınızı, tercih, korku ve düşmanlarınızın zindanlarında karşılaştığınız işkencelere rağmen dininizdeki sebatınızı göstermeniz için yaşayan şehitler seçmiştir.

Hazırlık aşamasından ibaret olan zindanda geçireceğiniz bu döneme önem gösterin. İçerisinde hiçbir faydası olmayan vakitlerinizi heba etmeyin, Allah’ın subhanehu ve teâlâ kitabına yönelin ve ondan gücünüz yettiğince ezberleyin. Eğer ezberlemişseniz, tekrarını yapın. Zindanda olduğunuz müddetçe tefsir, fıkıh, hadis, şer’i siyaset kitaplarıyla meşgul olun. Çıktığınızda her bir dakikaya, okuma, tekrar etme ve öğrenmede istifade etmediğiniz için pişmanlık duyacaksınız.

Ruhi ve imani yönden nefislerinizin kuvvetlenmesi için namazları çoğaltın. Gece namazı kesilmeyen bir azık olup, hapishanenin zorlukları ile mücadelede sizi sabır ile destekler ve karanlığı nura, sıkıntıyı kurtuluşa, üzüntüyü mutluluğa dönüştürür.

İmani hazırlığın durağında olduğunuzu göz önünde bulundurun. Zindan, bununla da kalmayıp, sizi bundan sonra da Allah’a subhanehu ve teâlâ ulaştıracaktır. Kurtuluş ise Allah’ın izni ile yakındır. Çünkü her ne kadar esaret gecesi uzasa da, hapiste geçirdiğiniz bugünler bittikten sonra kurtuluşun da peşinden gelmesi kaçınılmazdır.

Kendinize ve kardeşler arasında uygun bir ortamın oluşumu için orayı, size sabrı öğretip, sabır ile silahlanmanızı sağlayacak, çevrenizde karşılaştığınız her şeye karşı hilmi öğretecek bir mekâna çevirmeye gayret edin. Daha sonra ise, sabrınızın semerelerini acilen bulacaksınız. Allah subhanehu ve teâlâ çevrenizdekileri size müsahhar kılacak, hapisle beraber sizleri önemli bir göreve alıştırmayı kolaylaştıracaktır. Bunun yanında zorlukları aşmanıza yardım edecek ve bu da sizin için bir hayır, zafer ve öğüt olacaktır.

Bilin ki sevgili kardeşlerim sizler tek değilsiniz. Musibet genel olunca basitleşir derler. Buna rağmen hapis bir musibet olarak kabul edilmez, bilakis Allah’tan subhanehu ve teâlâ gelen bir imtihan ve denemedir. Allah subhanehu ve teâlâ bir kulu sevdiği zaman onu dener. Buradan da Allah’ın subhanehu ve teâlâ sizi sevdiğini, bu sebepten dolayı sizi diğer kullarının arasından, kendisinin yanındaki yüce mekâna yükselmeniz için seçtiğini idrak edeceksiniz.

Şunu da bilmelisiniz ki, zindanlarda dinde kardeşleriniz olan esir bacılarınız var. Yahudi, haçlı ve mürtedlerin zindanlarında gece gündüz onların ırzına geçilmesine rağmen onlar sabır gösteren ve bunun sevabını bekleyenlerdir. Peki erkekler nasıl olmalıdır? Onlar, o bacılardan daha az belaya, işkenceye maruz kalıyorlar. Şüphesiz bu bile kalplerinize umudu ve Allah’ın subhanehu ve teâlâ kaderine razı olmayı yerleştirmelidir. Bunun ardından sabrın arttırılması da zindanın sıkıntısını -ki bu da Allah’tan başka kimsenin bilemeyeceği bir lütuftur- kaldırmaya yarar.

Bir kardeşimiz, Allah’ın subhanehu ve teâlâ düşmanlarının zindanlarında olan diğer kardeşlerinin hallerini gözlerinin önüne her getirişinde, Allah’a yemin olsun ki, içinde bulunduğu durumdan dolayı şikâyet etmeye, homurdanmaya utanacaktır. Tıpkı kendisini o iffetli esir kadınların yanında küçümseyeceği gibi, kendi musibetinin kolay olduğunu, bununla beraber kardeşlerinin çektiklerinin yanında hiçbir şeyin eşit olmayacağını da anlayacaktır.

Mücahid kardeşlerinin kazandığı zaferleri, çeşitli cephelerde ve bölgelerde Allah’ın subhanehu ve teâlâ düşmanlarını savurarak ilerlemeleri esir kardeşimizi sevindirip, hüznünü kaldırdığı gibi; onların art arda gerçekleştirdiği fetihleri, tağutun ve şeytanın askerlerini yıprattıklarının haberlerini de her gün duyunca, sevinip, mutlu olmasında etkili oluyor, onların kalbine “Bu dinin mutlaka yardım olunacağı” yakînini yerleştiriyorsa, şüphe yok ki esirlerimiz de bu ecirde ortaktır. Bunda da hiçbir şüphe yoktur. Nasıl olmasın ki? Zindan özrü, onları kardeşlerinin yanında cihada katılmaktan alıkoymuştur.

Esir kardeşlerimiz, esaretten kurtulmaya içten inandıkları gibi, dünyanın dört bir yanında olan mücahid kardeşlerinin gayelerinden birisinin de onları esaretten kurtarmak olduğunu göz önünde bulundurmalıdırlar. Onların cihadından ve çabasından büyük bir kısım bu yöne kuruludur. O halde bundan hoşlanıp, gözleri aydın olsun ki şeytan kalplerine girip, bunu onlara başka türlü göstermesin. Tabi bu, Allah’ın subhanehu ve teâlâ onları kurtarması gelmeden önceki bir durumdur. Allah subhanehu ve teâlâ bu kardeşlerin zindan medresesinden, davet ve cihad emanetinin ağırlığını taşımaya layık olmaları için kendilerine yetecek terbiyeyi alıp olgunlaştığını bildiği zaman, onların birçoğuna kurtuluş ve çıkış verecektir.

Sevgili Kardeşlerim;

Bilmelisiniz ki, Allah’ın size hazırlamış olduğu şey gelmiştir. Esarette sizden önceki kardeşlerinize bakın! Onlardan kimisine Allah subhanehu ve teâlâ kapı açtı ve batıl ve ehli ile savaşa yetişmek için geri döndü. Bununla beraber onlardan kimisi cihad sahalarında komutanlık yapan, yönlendiren kimseler oldular. Bu sadece Allah’ın subhanehu ve teâlâ lütfu olup, sonra zindanlarda kazandıkları imani terbiyenin vermiş olduğu güzelliktendir. Bu uzun tecrübe, erişilmesi mümkün olmayan yüce bir dağa ve İslam’ın kendisine daha önce vermediği dinine olan güvene dönüşmüştür.

Zindan yiğitler için birer medresedir. Bunun yanında -Allah’ın izni ile- cihad için önderliğin bir medresesidir. Hayırlı selefe layık halefler olun! Bilin ki cihad, kıyamete dek devam edecek ve cihad sahaları yiğitleri ölüm ve şehadetle bitirecektir. Allah’ın subhanehu ve teâlâ kendilerine büyük işler hazırladığı sınıftan olun! Bu alanda önderiniz Allah’ın Peygamberi Yusuf aleyhisselam olsun.

Allah’tan subhanehu ve teâlâ kalplerinizi kuvvetlendirmesini, sizlere kurtuluş ve çıkış vermesini, sabır çokluğu ile rızıklandırmasını ve Rabbinizin size vadettiğine yakininizin çoğalması, bizlere de bir müddet sonra da olsa zafer ve iktidar vermesini diliyorum.

Zaferin çehresi ve belirtileri ufukta gözükmektedir.

Muhakkak ki onlar onu uzak görüyorlar fakat biz onu yakın görüyoruz!

Başında ve sonunda âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamdolsun.

 

Ebu S’ad El-Âmili

Çeviri Makale: Özcan YILDIRIM

Bu Sayfayı Paylaş :