Loader
Küfrün Karanlıklarından, Vahyin Aydınlığına...

Her Hâlimize Hamd Olsun

Emre ACAR 2019-03-15

Hamd âlemlerin Rabbi olan Allah'a, salât ve selam O'nun Resûlü'ne olsun.

Allah Resûlü (sav) risalet görevini yüklendiği ilk andan itibaren Rabbinin emrini yerine getirmek için her türlü çabayı ortaya koydu. O ve ashabı farklı farklı engellerle karşılaştı ve bu süreçte Allah Resûlü davet için daha güvenli bir merkez bulmanın yollarını aradı.

İki sefer Habeşistan'a sefer yapıldı. O toprakların davet merkezi olması açısından uygun olmadığı ortaya çıkınca Allah Resûlü gizli bir şekilde Taif'e gitti. Ama Taifliler Peygamberimize hayatının en zor günlerini yaşattılar.

Allah Resûlü yine vazgeçmedi. Panayır günlerinde çadır çadır gezip Mekke dışından gelenlere daveti kabul veya himaye taleplerini sundu. Netice olarak Allah (cc) kuluna Medine gibi bir yurdun kapılarını açtı.

Allah Resûlü'nün (sav) hicret ile ilgili bu uğraşı hizmette engeller ile karşılaşan her mümin için ibrettir. Müslimler olumsuz sonuçlanan her girişimi bir kazanç olarak görüp eksikleri analiz ettikten sonra yeni adımı daha güzel şekilde atmaya çalışmalıdırlar. Yoksa "Ben denedim olmadı. Gerisi Allah'a kalmıştır." modunda hareket etmek hakiki dava fertlerine yakışmaz.

Allah Resûlü bu çabalarının neticesinde Rabbi tarafından Medine gibi bir yurtla ödüllendirilmiş ve ashabının hepsi hicretini gerçekleştirdikten sonra kendisi de Ebu Bekir (r.a) ile yola çıkmıştır. Birçok badireler atlatıldıktan sonra Allah Resûlü Medine sınırlarına ulaşmıştır. Hicret yolculuğunun bu son etabı siyer kaynaklarında şu şekilde geçmektedir:

"Medine'de Müslimler Resûlullah'ın Mekke'den yola çıktığını haber almışlar, her sabah kuşluk vakti Harre mevkine çıkarak öğle sıcağı basıncaya kadar Resûlullah'ın gelmesini bekliyorlardı. Yine bir gün Müslimler uzun bir bekleyişten sonra dönmüşlerdi. Evlerine girdikleri sırada Yahudilerden bir kişi, kendisine ait bir işe bakmak üzere Yahudi kulelerinden birine çıkıp yüksekten uzaklara bakmakta iken, Resûlullah ve beraberindekilerin beyazlar giymiş oldukları hâlde geldiklerini gördü. Yahudi bunu gizleyemeyeceğini bildiğinden en yüksek sesiyle:

_ Ey Arap cemaati! Beklediğiniz o dedeniz geliyor, diye haykırdı.

Bu sesi işiten bütün Müslimler silahlarını alıp evlerinden çıkarak Resûlullah'ı karşılamaya koştular. Resûlullah ve kendisini karşılayanlar, Medine'nin sağ tarafına doğru yöneldiler. Nihayet Resûlullah, Amr b. Avf ailesinin yurduna indi ve onlara misafir oldu.

Küba'ya vardıkları zaman Rebîu'l Evvel ayının bir pazartesi günü idi. Kendilerini karşılayanlara kabul merasimini Ebu Bekir yapmış ve onlarla görüşmüştü. Resûlullah sessizce bir kenarda oturmuştu. Hatta, Ensar'dan daha önce Resûlullah'ı görmeyerek Küba'ya gelenler, Ebu Bekir'i tanıdıklarından dolayı önce ona selam veriyorlardı. Resûlullah'a güneş isabet edip de hemen Ebu Bekir gelip kendi elbisesi ile onun üzerine gölgelik yapınca o zaman herkes Resûlullah'ı tanıdı.

Resûlullah, Amr b. Avf oğullarında on küsur gece misafir kaldı. Bu müddet içinde takva üzerine kurulan mescidini inşa etti ve (Ranuna vadisindeki) bu mescid içinde namaz kıldı. Bu, Resûlullah'ın kıldığı ilk cuma namazı idi.

Sonra devesine bindi. Muhacir ve Ensardan karşılayıcı bir grupla Medine'ye hareket etti." 1

Bu rivayette dikkatimizi çeken ilk nokta Yahudi gözcünün söylediği sözlerdir. Başka bazı rivayetlerde bu sözler "İşte Efendiniz geliyor." diye de geçmektedir.

Müslimlerin ve Medine ehlinin Allah Resûlü'nün gelişine bu kadar önem göstermeleri ve Yahudi'nin ifadeleri bize şunu göstermektedir: Allah Resûlü Medine'ye bir mülteci olarak gelmemiştir. O geldiği beldeye yönetici olarak adımını attı. O yüzden Medine'ye girdiği gibi Medine'nin kralı olma planları yapan Abdullah bin Ubeyy bin Selül'ün hayalleri suya düştü. İşte bu sebepten ötürü hicretten hemen sonra Müslimler bir güç olarak kabul edilip yıllardır Medine'de yerleşik hayat süren topluluklar ile aynı masaya oturdular, eşit şartlarda antlaşma yaptılar.

Tabii ki bu söylediklerimiz ile ilgili asıl vurgulanması gereken nokta Allah Resûlü'ne bu şekilde muamele edilmesini sağlayan etkenlerdir. Bu etkenlerin başında Allah Resûlü'nün direktiflerine harfiyen uyan, Daru'l Erkam'da yetişmiş öncü neslin yönlendirmesiyle hareket edip Medine'yi bu hâle getiren Ensar ve Muhacir kadrolarıdır. Allah Resûlü'nü görmemiş, onunla hiç vakit geçirmemiş bir topluma Peygamberimizi yönetici olarak kabul ettirmek gerçekten büyük bir çabanın ürünüdür.

Bu rivayette dikkatimizi çeken başka bir nokta ise Allah Resûlü'nün mütevaziliği ve Ebu Bekir'in Allah Resûlü'ne olan saygısıdır. Kutlu misafirleri karşılamaya çıkanlar Allah Resûlü ile Ebu Bekir'e (r.a) bakıp hangisi emir hangisi memur diye ayırt edemiyorlardı. Allah Resûlü (sav) bazı özel vakıalar dışında diğer tüm Müslimler gibi bir hayat sürmeyi prensip edinmişti. O kendisinden korkulan, çekinilen bir lider olarak görülmek istememiş ve buna neden olacak fiillerden de kaçınmıştır. Ashabının arasında yer almış, kendisini melikler gibi saraylara kapatmamıştı. Sorumlu olduğu insanlar ile arasına perde olacak her türlü engeli ortadan kaldırmıştı.

Allah Resûlü'nün yolculuğunun son kısmını anlatan bu rivayette en dikkat çekici nokta ise Peygamber'in ilk durağında kaldığı kısa zamana rağmen hemen bir mescit inşa etmesidir. Aynı durumu Medine'ye girdiğinde, daha nerede kalacağını ayarlamadan, Mekke'de kalmış olan ailesini getirme planları yapmadan, hemen mescit inşa edilecek araziyi ayarlamaya çalışmasında da göreceğiz.

Bu durum akıllara mescitler niye bu kadar önemlidir sorusunu getirmektedir. Aslında mescit inşası Peygamberimize has olan bir durum değildir. Allah'ın dostu İbrahim de (as) oğlu İsmail ile beraber mescit inşa etmekle emrolunmuşlardı.

"(Hatırlayın!) Hani İbrahim ve İsmail, Kâbe'nin temellerini yükseltiyor (bir yandan da şöyle dua ediyorlardı:) "Rabbimiz bu ameli bizden kabul buyur. Şüphesiz ki sen, (işiten ve dualara icabet eden) Es-Semi', (her şeyi bilen) El-Alîm'sin." 2

Mescit inşası sadece Allah'ın dininin özgür bir şekilde yaşandığı ortamlar için geçerli değildir. Mekke döneminin mescidi Daru'l Erkam'dı. Firavunun zorbalığının her türlüsünü tadan İsrailoğulları da mescit inşa etmekle emrolunmuşlardı.

"Biz Musa'ya ve kardeşine şöyle vahyetmiştik: "Kavminiz için Mısır'da evler hazırlayın. Evlerinizi (içinde namaz kılınan) kıblegâh hâline getirin. Namazı dosdoğru kılın. Müminleri de müjdele." 3

Dolayısıyla mescit inşa edilmesini peygamberlerin sünneti olarak görebiliriz. Mescitlerin önemini anlatması için peygamberlerin bu fiilleri yeter. Ancak meselenin ehemmiyetini idrak etmek açısından birkaç madde daha zikretmekte fayda görüyoruz:

Mescitler hangi sıfata makam ve mevkiye sahip olursa olsun bütün Müslimlerin eşit bir seviyede olduklarının hatırlatıldığı mekânlardır. Orada insanlar aynı toprağa alınlarını koyarlar. Aynı ilahtan yardım isterler. Ayrım yapmaksızın tüm kardeşleriyle omuz omuza verirler.

Mescitler İslam toplumunun bir bütün olarak gündeminin belirlendiği mekanlardır. Gerek ilmî meclisler gerek cuma hutbeleriyle bu fonksiyon icra edilmiş olur. Böylece İslam toplumu bir vücudun azaları gibi aynı yere bakar, aynı sese kulak verir, aynı şeyi düşünür ve yapar. Gözü mescitlerin dışında olanların sadece bedenleri değil gündemleri de dışarıdandır.

Emir/memur ilişkisinin pratiği cemaat namazları aracılığı ile mescitlerde icra edilir. Günde beş kez Müslimler bir imamın/emirin komutları ile hareket etmenin pratiğini yaparlar. Allah'a sunulan en büyük amellerden birisi olan namazda bunu yaparak namazdan derece olarak çok daha aşağıdaki amellerinde de emirlerin direktiflerine nasıl muamele etmeleri gerektiğini öğrenirler.

Mescitler halkın yönetime en rahat şekilde ulaşabildiği meclislerdir. Böylece tebaa ile emir arasında bağlar kuvvetlenir. Doğal olarak İslam toplumunun temelleri sağlamlaşır.

Mescitler Allah'ın evleridir. Rahmet oraya sağanak sağanak iner. Başka yerde yapılan bir ibadet mescitte gerçekleştirildiğinde ecir kat kat artar. Yapılan işten umulan bereket fazlalaşır. O yüzden mescitlerin tek kullanım amacı cemaat ile namaz değildir. Allah Resûlü başka mekânlarda gerçekleştirme imkânı olmasına rağmen bir çok işi mescitlerde yapmıştır. Onlardan bazıları şunlardır:

Askerî harekatlar mescitte müzakere edilmiş, savaş sonrası değerlendirmeler yine mescitte yapılmıştır.

Yaralılar mescitte tedavi edilmiş, esirlerden bazıları burada tutulmuştur.

Allah Resûlü elçilerini ve misafirlerini burada ağırlamıştır.

Başka din mensupları ile tartışmalar yine mescitlerde yapılmıştır.

Düğünler burada yapılmış, bayramlar mescitlerde kutlanılmıştır.

İnsanların arasındaki sorunlara mescitte çözüm bulunmuş, mahkemeler yapılmıştır.

Tüm bu anlattıklarımız mescitlerin önemini ve niçin Allah Resûlü'nün her şeyden önce mescit inşa ettiği gerçeğini bize açıklamaktadır.

Davamızın sonu âlemlerin Rabbi olan Allah'a hamddır.

1 . Buhari, Müslim

 

2 . 2/Bakara, 127

 

3 . 10/Yûnus, 87

 

Bu Sayfayı Paylaş :