Loader
Küfrün Karanlıklarından, Vahyin Aydınlığına...

İkinci Sabite: Cihad Şahıslara Bağlı Değildir! -2 Çeviri MAKALE

2013-03-01

 

Müfessirlerin bu ayetin iniş sebebi ve tefsiri hakkındaki sözleri çok uzundur. Fakat biz onların geçen bu sözlerinden şunu özet olarak diyebiliriz ki; Uhud'da Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ile beraber olup, onun öldürüldüğünü duyanlar, 'zemmedilen/yerilen menhec sahipleri' ve 'övülen menhec sahipleri' olmak üzere iki farklı menhece sahiptiler.

Zemmedilen menhec sahipleri, Allah'ın subhanehu ve teâlâ ayette uyarıp batıl menheclerinden sakındırdığı kimselerdir. Bu batıl menhec de, ameli -Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem dahi olsa- şahıslara bağlamanın ta kendisidir. Bu menhece sahip kimseler iki gruptur. Bir grup, başlarına gelen musibetle ameli bırakıp zafiyete ve yenilgiye uğrayanlardır. Bunlar öldürülmekten kurtulup, kâfirlerden eman dilemeyi dahi düşünmüşlerdir. Batıl menhecin bir diğer grubunun sapkınlıkları ilkinden daha fazladır. Bu taife küfre itikat etmekle beraber, bunu haykırmışlardır. Onlar, "Şayet o Peygamber olsa idi, öldürülmezdi", "Sizler öldürülmeden, önceki dininize geri dönün!" demişlerdir.

Bu sözler, batıl menhec sahiplerinden çıkmaktadır. Bu da bugün kendisini İslam'a nispet eden birçok kimsenin sözüdür. Bu kimseler, gazete, dergi ve televizyonlarda 'Eğer Taliban ve yanındaki Arapların cihadı hak olsaydı, yurtlarından çıkarılmazlar ve hezimete uğramazlardı!' diye zırvalamaktadırlar. Bir diğer grup da, 'Afgan Arapları'nın (Bu tabir, Afganistan'da cihad eden Araplar için kullanılır. -Çeviren-) krizden kurtulabilmeleri için hükümete teslim olmaları en hayırlısıdır!' der.

Bu gece, düne ne kadar da benziyor! Bir topluluk askeri yenilgi ile Muhammed'in sallallahu aleyhi ve sellem dininin batıl olduğunu delil olarak saydı. Ölüm haberi kendilerine ulaşınca da risaletini/Peygamberliğini inkâr ettiler. Bunlar aynı zamanda Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem ile birlikte savaş meydanlarında çarpışıyorlardı. Bugün ise söz konusu bu menhec, açık bir şekilde sapkın kimseler tarafından desteklenmektedir. Bunlar Taliban ve mücahidlerin askeri olarak yenilmelerini, onların menheclerinin yanlış olduğuna delil saydılar. Tarih tekerrür etmekte… Sapkın kimselerin her şerde/kötülükte, önünde olan bir selefi mutlaka vardır.

Hidayet ve hak dinin mensupları ise, ikinci menhecin sahipleridir. Övülen bu menhec de müfessirlerin savaş sırasında nakletmiş olduklarıdır. Bu menhece sahip kimseler, Nebi'nin sallallahu aleyhi ve sellem öldürüldüğü haberi kendilerine ulaştığında Enes bin Nadr'ın sözü ile karşılık verdiler. Enes bin Nadr radıyallahu anh, silahlarını ellerinden bırakan Muhacir ve Ensar'dan olan bir grubun yanından geçerken "Neden oturuyorsunuz?" diye sormuş, onlar da: "Allah'ın Rasûlü öldürüldü" deyince, "Ondan sonra olan hayatı ne yapacaksınız? Kalkın siz de onun öldüğü şey üzere ölün!" sonra insanlar öldürülene kadar savaştı.

Bu menheci temsil eden Ebu Bekir de radıyallahu anh Rasûlullah'ın sallallahu aleyhi ve sellem vefatından sonra: "Kim Muhammed'e aleyhisselam ibadet ediyorsa, muhakkak ki Muhammed aleyhisselam ölmüştür. Kim de Allah'a ibadet ediyorsa, muhakkak ki Allah diridir, ölmez" demiştir. Bu menheci temsil edenlerden Ali bin Ebi Talib de radıyallahu anh: "Muhammed ancak bir Rasûldür" (3/Ali İmran, 144) ayetini okuduktan sonra şöyle demiştir:

"Allah'a and olsun ki, Allah bize hidayet ettikten sonra asla geri dönmeyeceğiz. Allah'a and olsun ki, eğer o (Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem) ölür veya öldürülürse, ölene kadar onun öldüğü yolda savaşacağım." (Taberani)

İşte bu bütün sahabelerin radıyallahu anhum menhecidir! Onlar Allah'a gerçek manasıyla ibadet ediyorlardı. Nebi'nin sallallahu aleyhi ve sellem vefatından sonra da yollarına devam edip, cihaddan, davetten ve ibadetten asla geri durmadılar. Rasûlullah'ın sallallahu aleyhi ve sellem kendilerini terbiye ettiği yol üzere yürümeye devam ettiler. Hezimete uğradıklarında Allah'ın subhanehu ve teâlâ şu sözlerini temsil edenler oldular:

"Üzülmeyin, gevşemeyin. Eğer inanıyorsanız muhakkak ki üstün olanlar sizlersiniz." (3/Ali İmran, 139)

"(Bedir'de) iki katını (düşmanınızın) başına getirdiğiniz bir musibet, (Uhud'da) kendi başınıza geldiği için mi 'Bu nasıl oluyor!' dediniz? De ki: 'O, kendi kusurunuzdandır. Şüphesiz Allah'ın her şeye gücü yeter.' " (3/Ali İmran, 165)

Zafer kazandıklarında ise Allah'ın subhanehu ve teâlâ şu sözünü temsil ettiler:

"Şunu da hatırlayın ki, bir zamanlar yeryüzünde azınlıktınız ve zayıf görülüyordunuz. İnsanların sizi tutup kapmasından korkuyordunuz da O, sizi barındırdı, sizi yardımıyla kuvvetlendirdi. Size en temiz ve en hoş şeylerden rızık verdi. Tâ ki şükredesiniz." (8/Enfal, 26)

İşte bu Allah'ın bizden razı olacağı hak menhectir! Ameller, şer'i olan delillere bağlı olmalıdır. Meselelere hak veya batıl diyerek hüküm vermek, ortaya çıkan sonuçların üzerine bina edilmez. Hangi mesele olursa olsun hüküm, Kitap ve Sünnet'ten olan şeri deliller üzerine bina edilir.

Savaşların sonuçlarına göre hüküm vermek isteyen kimseler, bu ölçülerine göre şöyle demeleri gerekir -ki biz bundan Allah'a sığınırız-: 'Uhud savaşı, batıl olan bir savaştır! Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem bu savaşa girmekle hata etmiştir. Çünkü hezimete uğramıştır ve hezimet ise, iftiracılara ve cahillere göre menhecin batıl/yanlış olduğuna dair bir delildir.'

Nebi'nin sallallahu aleyhi ve sellem Peygamberliğini ve bu dinin doğruluğunu kabul etmeyen batıl menhec sahipleri, dini bir takım şahıslara, cihadı da belirli işaretlere/rumuzlara bağlamışlardır. Sahip oldukları menhecleri de onları büyük bir fesada götürmüştür. Hatta savaştan sonuçsuz veya başarısız olması sebebiyle kendi prensiplerini dahi inkâr etmişlerdir. Kişi, bu menhece her ulaştığında ya küfre ya da ümitsizliğe/karamsarlığa düşecektir.

Bu menhec, bugün bir çok Ruveybida'ların (Hadiste geçen bir ifadedir. İnsanların işleri hakkında konuşan akılsız kimse manasına gelmektedir. -Çeviren-)menhecidir. Bunlar Allah'tan da, kullarından da utanmazlar. Her olayda, daha önce söyledikleri sözlerin tam aksini söylerler. Zaferi gördüklerinde bunu kutlayıp, yüceltirler ve övgüleri sürekli tekrarlarlar. Bir yenilgi/hezimet ve Allah'ın kullarını imtihan ettiğini gördüklerinde ise, bunların sapıklık ve bidat olduğunu söyleyerek sövgü ve yergide bulunurlar.

Allah'ın subhanehu ve teâlâ mücahidleri başarısızlığa uğratmasının en yüce hikmetlerinden bir tanesi de; mücahidlerin saflarını temizleyip, daha sonra da kendilerini onlara nispet edip, onlara dalkavukluk yapanları arındırmak olsa gerek.

Allah subhanehu ve teâlâ onların üsluplarını ortaya çıkarmış ve çok hassas bir şekilde vasıflandırmıştır.

"Şüphesiz içinizden ağır davrananlar vardır. Şayet, size bir musibet isabet edecek olsa: 'Doğrusu Allah, bana nimet verdi, çünkü onlarla birlikte olmadım' der. Eğer size Allah'tan bir fazl (zafer) isabet ederse, o zaman da, sanki onunla aranızda hiç bir yakınlık yokmuş gibi kuşkusuz şöyle der; 'Keşke onlarla birlikte olsaydım, böylece ben de büyük 'kurtuluş ve mutluluğa' erseydim.' " (4/Nisa, 72-73)

Onların çirkin üsluplarını açıklarken de şöyle buyuruyor:

"Onlar sizi gözetleyip duruyorlar. Size Allah'tan bir fetih (zafer ve ganimet) gelirse: 'Sizinle birlikte değil miydik?' derler. Ama kâfirlere bir pay düşerse: 'Size üstünlük sağlamadık mı, müminlerden size (gelecek tehlikeleri) önlemedik mi?' derler. Allah, kıyamet günü aranızda hükmedecektir. Allah, kâfirlere müminlerin aleyhinde kesinlikle yol vermez." (4/Nisa, 141)

Evet, cihad ibadetini ancak ona ehil olan kimseler gerçekleştirebilir. Zafer ve yeryüzündeki hakimiyet ile cihad ehli kimseler arasında, develerin boyunlarının dayanamayıp kopacağı çöller vardır. (Şeyh, burada menhec sahibi kimselere çok güzel bir örnek vermiştir. Deve, susuz çölde en dayanıklı hayvan olmasına karşın onun dahi susuzluktan, bu yolun uzunluğundan dolayı buna dayanamayacağı gibi; cihatta da mücahidlerle zafer arasında bu denli uzun bir yol olduğunu, Müslümanların buna tüm takatleri ile zor dayanacakları ve bu yolda düşenlerin olacağını belirtmektedir. -Çeviren-)

Aynı zamanda bugün bu şiara, kendisini imtihan ve belaya hazırlayanlar yardım edebilir. Menheci istikrarsız ve gevşek olanlar ve cihadı destek verip vermediğini, ona karşı olup olmadığını bilmeyenleri de Allah'ın onların bu tuzaklarını ayetlerinde açığa çıkarması onlara yetecektir. Onların şeytanî tuzakları ve batıl/sapkın menhecleri de Tevbe Suresi'nde ortaya konmuştur.

Cihadı ve savaşı şahıslara bağlamak, ancak gerçek bir hezimete götürür. Bu alanda psikolojik bir yenilgi olmasa dahi bu manevi bir yenilgi olacaktır. Bu da, Müslümanların sadece ondan ötürü zafer kazanacakları düşüncesine kapıldıkları liderlerini kaybettikleri zaman, cihadın duraksaması ile ortaya çıkacaktır. İşte bu yüzden insanların şahıslara veya liderlere/komutanlara bağlanması yanlış olup, cihad şiarının belirli rumuzlara/simgelere bağlı kalmasından kurtarılması gerekir.

Mücahidlerin bağlanması, plan ve düzen oluşturulması için komutanlığa elbette ihtiyacımız vardır. Fakat bu komutanlığın/liderliğin kaybedilmesi Müslümanlar ile cihad şiarı arasındaki bağların kopması şeklinde anlaşılmamalıdır. Cihad sahaları bu denli komutanlar çıkarmışsa, çıkarmaya da devam edecektir. Tarih de bunun şahididir ki, Nebi'den sallallahu aleyhi ve sellem sonra hiçbir asır, bu dini savunan aslanlardan yoksun kalmamıştır.

Hatta onları duyanlar, bu ümmette benzerlerinin geçmediğini düşünürler. Müslüman kadınlar, Ömer, Ali, Halid, Mikdad, İkrime, Selahaddin ve Kutuz gibilerini doğurmaktan da aciz değildir. Bu ümmet hayrının başında mı, sonunda mı yağdığı bilinmeyen bir yağmur misalidir.

Cihadı, bir takım simgelere bağlamamak üzere terbiye edilen Müslümanların komutanının öldürülmesi, esaslarında ve yollarında ısrarlarından başka bir şeyi arttırmayacaktır. Zira onlar, cihadın komutanına değil, cihadın Rabbi'ne ibadet etmektedirler.

Komutanlar da savaşta hazır bulunmakla beraber, savaştaki her asker gibi ölüm ile karşı karşıyadır. Bunun yanında komutanlar bile şehadeti arar, iri gözlü hurilerle olacakları ve Rabb'lerini görmekle şeref duyacakları günü beklemektedirler. Onların tümü o günü istemekte, çabalamakta ve temenni etmektedirler.

Molla Ömer, Şeyh Usame, Komutan Şamil Basayev, Komutan Hattab ve diğer yerlerde olan cihad komutanları (Allah hepsini korusun) öldürülse, temenni ettikleri ve Allah'a dua edip istedikleri durumun gerçekleşmesi, kendileri için ancak bir zafer sayılır. Cihad ise asla yok olmaz. Cihad, Allah'ın kıyamet gününe kadar devam edeceğine kefil olduğu bir şiardır.

Allah da subhanehu ve teâlâ ister bu liderler/komutanlar var olsun, ister Allah yolunda öldürülsünler, kullarına zaferin şartları gerçekleştiğinde, zaferi vadetmiştir. İşte bu nedenle bizlerin de cihadı şahıslarla, savaşı belirli simgeler ile sınırlandırmamamız kaçınılmazdır.

Tıpkı Şeyh Süleyman Ebu Ğays'ın birkaç gün önce söylediği gibi, 'Usame öldürüldüğü zaman, bin tane Usame ondan sonra bu sancağı taşıyacaktır!'

Yine Şeyh Usame'nin rahimehullah bizzat kendisi bir video röportajında, kendisi öldürüldüğü zaman El-Kaide'nin ve Afgan Arapları'nın dağılacağı yönünde kendisine soru yöneltilmesine karşılık şöyle demiştir:

'Şüphesiz ki öldürülmemi Allah yolunda bir şehadet olarak addederim. Zaten bu da benim temenni ettiğimdir ki, Allah subhanehu ve teâlâ beni şehadet ile rızıklandırsın. Usame ancak ümmetin evlatlarından sadece bir ferttir. Bu ümmette de, canlarını ve sahip oldukları her şeyi bu dine feda etmeye hazır yiğitler vardır. Usame bir fert değildir. Bilakis, ümmetin tüm evlatlarının inandığı bir menheci temsil etmektedir.'

Cihadın, şahısların ve komutanların kaybedilmesi ile değişmez ve sarsılmaz yüce bir şiar olduğu bizim sabitelerimizden birisidir. Allah'tan bizi dosdoğru yola iletmesini, ümmetin şanını yüceltip, küfür milletlerinin hepsine karşı izzetli kılmasını dileriz. O, bunun velisi ve buna gücü yetendir.

 

Şeyh Yusuf El-Uyeyri

Çeviri Makale: Özcan YILDIRIM

Bu Sayfayı Paylaş :