Loader
Küfrün Karanlıklarından, Vahyin Aydınlığına...

İlim Talebesinin Süsü- Edep Murat MÜSLİHAN

2012-05-01

 

İslam dini, edep ve ahlak dinidir. İslam, gelmesi ile cahiliye dininde var olan bütün edepsizlikleri ve ahlaksızlıkları ortadan kaldırıp yerine ahlak ve edebi inşa etmiştir. İslam dini, insanın tepeden tırnağına her hususa karışandır ve hayatına karışmıştır. Yemesine-içmesine, giyimine-kuşamına, oturmasına-kalkmasına vb. her şeyine belli bir edep ve düzen getirip, insanın ona göre hareket etmesini istemiştir. Edep, İslam dininin gerektirdiği ve talep ettiği bir ahlaktır. İsla m’ın olmadığı bir toplumda edepten bahsetmek veya insanların edepli olmalarını istemek mümkün değildir. İçerisinde yaşadığımız toplumda İslam’ın olmayışı, insanların İslam’dan fersah fersah uzaklaşmaları, beraberinde edebin de kaybolup gitmesine sebep olmuştur.

İlim talebesi insanların kendisine değer verdiği ve örnek aldığı kişilerden bir tanesidir. İslami ilimleri okudukları için yaptıkları her şey İslam’danmış gibi algılanıp ona göre hareket edilir. Selef, âlimleri bir gemiye benzetmişlerdir. Rotası düzgün olursa beraberinde insanları kurtarır. Rotası yanlış olursa insanları da beraberinde yanlışa doğru götürür. İlim talebesinin yaptıkları sadece kendisiyle alakalı olmayıp insanlara olumlu veya olumsuz etki ettiği için çok daha dikkatli ve hassas olması gerekir. Her şeyin en güzelini en iyisini yapması gerekir. Çünkü insanlar örnek aldığı kişilerin ya yaptıklarının aynısını ya da ona yakın olanını yapmaya çalışırlar. Edep ilmin süsüdür. Şayet talebe edep ile süslenmezse okuduğu ilmin hiçbir kıymeti ve değeri kalmaz. İlim talebesinin dikkat etmesi gereken bazı edepleri kısaca açıklamak istiyorum;

İlim talebesinin bilmediği veya tam hatırlamadığı, konuştuğu zaman hata yapma ihtimalinin olduğu konularda konuşmaması ve sorulan sorulara cevap vermemesi gerekir. Çünkü fetva bıçak gibidir bir kere kesti mi telafisi ya hiç olmaz, ya da çok zordur. Sahabeden İbn Ömer radıyallahu anh bilmediği konularda fetva vermez ve bundan mutluluk duyardı. Bir gün birisi ona bir mesele hakkında fetva sormak için gelmişti. Adamı dinleyince ‘Bu konuda bir şey bilmiyorum’ demiştir. Adam da yoluna gitmiştir. Adam daha birkaç adım uzaklaşmıştı ki İbn Ömer sevincinden elini birbirine vurmuş ve ‘İbn Ömer’e bilmediği bir şey soruldu, O da ‘bilmiyorum’ dedi!’ demiştir. Yine onun ile aynı asırda yaşayanlar onun hakkında şöyle demiştir: ‘Bir hadise ilave yapmak ya da onu eksiltmekten Abdullah İbn Ömer’den daha fazla korkan, kaçınan başka bir sahabi yoktur.’

Bir ilim talebesi için normalde bu zordur. Özellikle bir ortamda bilmediği veya konu hakkında az bilgisinin olduğu sorular sorulduğunda şeytan hemen: ‘Sen böyle her meseleye bilmiyorum dersen insanların nezdinde değerin düşer’ diye vesvese vermeye başlar. İnsan da fıtrat gereği kendisine değer verilmesini istediği için sorulan sorular hakkında bilgi sahibi olmasa da bir şeyler söylemek ister. Fakat şunu unutmaması gerekir ki önemli olan Allah’ın subhanehu ve teâlâ rızasıdır insanların değil!

İlim talebesinin, büyüklerinin yanında hal ve hareketlerine dikkat edip, edep dışı kabul edilebilecek davranışları yapmaması gerekir. Örneğin; Büyüklerinin yanında ayaklarını uzatmamalı veya bacak bacak üstüne atmamalıdır. Büyüklerine ismi ile hitap etmeyip ‘abi’ veya ‘amca’ demelidir. Kendisine söz hakkı verilmeden konuşmamalı söz hakkı verildiğinde ise fazla uzatmamalıdır. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyuruyor:

“Büyüklerine saygı/hürmet, küçüklerine de sevgi göstermeyen bizden değildir.”  (Ebu Davud)

Hadiste büyük lafzı mutlak olarak kullanılmıştır. Müşrik, Müslüman hiç fark etmeksizin büyüklerine saygı göstermelidir. Süfyan İbn Uyeyne’nin yanında Abdullah İbn Mübarek’e bir soru soruluyor. O da cevaplamıyor. Süfyan İbn Uyeyne ondan cevaplamasını isteyince Abdullah İbn Mübarek şöyle diyor: ‘Biz büyüklerimizin yanında konuşmaktan nehyedildik.’

Büyüklere saygı göstermek sadece ilim talebesine has olmayıp her Müslümanın yapması gereken bir ahlaktır. Fakat genel de bazı şeyler görsel olduğu zaman daha iyi anlaşılır. İlim talebeleri bunu fiili olarak gösterirlerse insanlar da onları örnek alıp yaptıklarını yapmaya çalışırlar. İlim talebeleri bunu fiili olarak göstermez sadece sözlü olarak söylerlerse insanlara etki etmez.

Aynı şekilde ilim talebesinin hocasına karşı da saygılı ve edepli olması gerekir. hocasının yaşının küçük veya büyük olması, ilminin çok veya az olmasına göre saygısını şekillendirmemesi gerekir. İmam Şafi hocası İmam Malik için şöyle diyor: ‘Malik rahatsız olmasın diye onun huzurunda muvattanın yapraklarını çok yavaş çevirirdim.’

Kişi hocasına karşı nasıl davranırsa talebelerinden de onu görür. İmam Şafi hocasını bu denli düşünüp, saygı gösterince talebeleri de ona aynı şekilde saygı göstermiş. İmam Şafi’nin talebesi Rabi’ İbn Süleyman şöyle diyor: ‘Şafi’ye olan hürmetimden o bana bakarken yıllarca su içmedim.’ Talebenin hocasının yanında -imkân dâhilinde- diz üstü oturması edebe en uygun olan şekildir. Hepimizin bildiği Cibril aleyhisselam hadisinde Cibril aleyhisselam diz üstü oturup ellerini dizleri üstüne koyduktan sonra Peygamberimiz’e sallallahu aleyhi ve sellem soru sormaya başlıyor. Hadisin sonunda Peygamberimizin sallallahu aleyhi ve sellem “O Cibril’di size dininizi öğretmeye gelmişti” demesinden bunun dinden olan bir edep olduğunu anlıyoruz.

Selef dönemimde hocaya ‘Hoca’ olduğundan dolayı saygı gösterilirdi. Bugün ise hocalara ya hiç saygı gösterilmiyor ya da hocaya göre saygı şekli değişiyor. Yani talebe kendisine ders veren bir hocasının yanında çok saygılı ve edepli dururken bir başka hocasının yanında çok saygısız hareketler yapabiliyor. hocasının yanında izin almadan konuşması, hocası yanında olduğu halde bir ortamda sorulan sorulara cevap vermesi, hocasına karşı çok rahat şaka yapması birkaç örnek olarak zikredilebilir. hocadan hocaya saygı şekli değişiyorsa bu ihlassızlığın ve nifak’ın belirtisidir. Talebenin hiç vakit kaybetmeden bu konuda kendisini düzeltmesi gerekir.

İlim talebesinin giyiminin de edebe uygun olması gerekir. İnsanlar tarafından kerih görülüp hoş karşılanmayan giysileri kişinin giymemesi gerekir. Musa aleyhisselam edebinden, hayâsından bedeninin bütün yerlerini gizler ve cildinden hiçbir şey görünmezdi. Bir ilim talebesinin Musa’nın aleyhisselam bu edebini örnek alıp kısa kol veya toplum içinde ‘kapri’ gibi giysileri giymemesi güzeldir. Çünkü bunlar kişinin cildinin görünmesine sebebiyet verir. Yine üzerinde ne olduğu belirsiz resimlerin olduğu, yırtık pırtık olup sokak serserilerini anımsatan kıyafetleri de giymemesi onun ahlakındandır. Allah subhanehu ve teâlâ bizleri edebi şiar edinen kullarından eylesin, amin...

Bu Sayfayı Paylaş :