Loader
Küfrün Karanlıklarından, Vahyin Aydınlığına...

İslami Durgunluğu, İslami Harekete Dönüştüren Şuur: UHUVVET 2 Özcan YILDIRIM

2012-05-01

Sevginin Varlığı

Allah subhanehu ve teâlâ insanı yarattığında onu salt bir madde olarak yaratmamıştır. Bilakis insan, bu maddi yapısının yanında manevi bir takım duygularla mücehhez/donanmış bir varlıktır. Bu manevi duygular onu ya kulluğun zirvesine yükseltir veya onu dalalet ehlinden kılar. İnsanda var olan duygular, kontrollü ve doğru yere yönlendirilirse bu kişi için rahmet olur. Buna karşılık, bu duygular muhasebe edilmeksizin kontrol dışı olur ve yanlış sahaya yönlendirilirse, kişi için azap olur.

Söz konusu sevgi, nefret, merhamet, güven, ümit, iyimserlik, bencillik, gurur, kibir, şüphe, öfke, üzüntü vb. duyguları doğru yerde, doğru zamanda kullanmayı meleke haline getirmeliyiz. Olumlu olanları ilerleterek idamesini sağlamalı, olumsuz olanları ise olabildiğince minimize etmeliyiz.

Buna bir örnek verelim. Merhamet/şefkat duygusu, insanda var olan duygulardan birisidir. Bu duygu doğru yerde değil, ayrıma gitmeksizin tüm insanları kapsayıcı bir hale gelirse bu kişinin dünya ve ahiretini heder eder. Artık merhamet duygusu hümanizme kapı aralayan bir hale dönüşmüş olacaktır. Allah’ın subhanehu ve teâlâ dinini i’radi, inkari vb. sebeplerle reddeden herkes bu duygunun kapsamında olacaktır.

Sevgi de bu duygulardan birisidir. Sevgi, insanın manevi kuvveti mesabesinde olup, iradi (isteme bağlı) ve gayr-i iradi (fıtri) olabilir. Ebeveyne, mal-mülke, karşıt cinse beslenen sevgi fıtri olana örnek verilebilir. Bunlar Allah subhanehu ve teâlâ tarafından insanlara yüklenen insanın hiçbir payı olmadığı sevgi nevidir.

“Kadınlara, oğullara, kantar kantar altın ve gümüşe, nişanlı atlar ve develere, ekinlere karşı sevgi beslemek insanlara güzel gösterilmiştir.” (3/Âl-i İmran, 14)

Bunun dışında insan iradesinde olan, kişiden kişiye değişen sevgiler vardır. Bunlar kişinin yetiştiği ortam, koşullar, gördüğü eğitim ve öğretim etrafında şekillenir. Kimi insan iyi gördüğü, öğrendiği hoşuna gittiği durumları sevebilir. Kişinin zulmü, fıskı, insanları aldatmayı, bencilliği, yalanı vs. sevmesinin sebebi onu arzu ettiğinden dolayıdır. Sevgi de zaten ‘insanın iyi gördüğü şeyi arzu etmesidir’. (Rağıp El-İsfehanî)

Sevgi insanda birçok sebepten dolayı zuhur ettiği gibi ispatlanmış bir önerme olduğu için, insanın bilgi sahibi olmadığı, anlamadığı, hissetmediği şeyleri sevmesi olanaksızdır. Bir insanın bir şeyi sevmesi, o durumun ademiyeti/yokluğu durumunda ortaya çıkar. Bir kimsenin yağmuru sevmesi için kuraklığı bilmesi gerekir. Buzullarda yaşayan bir kimse soğuğu sevemez. Zira aşırı sıcak görmemiştir… Örnekleri uzatabiliriz. Bunlar Allah subhanehu ve teâlâ ve Rasûlü’nün sallallahu aleyhi ve sellem sevgisine takdim edilmediği, dini yükümlülüklere engel olmadığı müddetçe kişiye bir zararı olmaz. Allame İbni Kayyım rahimehullah sevginin kısımlarından bahsettikten sonra şunu aktarır:

‘Doğal sevgi insanın, tabiata uyan şeye meyletmesidir. Susuzun suyu, aç kimsenin yemeği sevmesi, uyku, eş ve çocuk sevgisi bu türden sevgiye örnektir. Bu, Allah’ı zikretmekten oyalamadığı, O’nun sevgisinden alıkoymadığı sürece yerilmez, aksi takdirde yerilir. Nitekim Allah şöyle buyurur:

“Ey inananlar, mallarınız ve çocuklarınız sizi Allah’ı anmaktan alıkoymasın” (63/Münafîkûn, 9)

“Kendilerini ne ticaretin, ne de alışverişin Allah’ı anmaktan, namaz kılmaktan, zekât vermekten alıkoymadığı erkekler...” (24/Nûr, 37)’ (Ed-Dâu ve’d Devâ)

Bahse konu olan sevgi ise, Allah subhanehu ve teâlâ ve Rasûl sallallahu aleyhi ve sellem sevgisinden ziyade iradî sevgiye dahil olan, uhuvvetin temelini oluşturan müminlere olan sevgidir.

Sevgi, Uhuvvetin Zeminidir

Uhuvvet bilincinin ihyası için Allah’a subhanehu ve teâlâ kul olan kişinin, yine Allah’ı subhanehu ve teâlâ tevhid eden kimseleri sevmesi ve bu sevgisinin de kalbinde mukarrer bulması gerekir. Kalpte sübutu olmayan, değişken olan, anlık mülahazalarla artan sevgi, kula ancak o anlık fayda verir. Sevginin dilde kalmaması, amele yansıması, çevresine etki etmesi için organların yöneticisi olan kalpte yer etmesi gereklidir.

Sevgiyi kendisinde barındıran bir kimse, sevdiği kişiye yakınlaşmak için her vesileyi arar, onunla olduğu anları hiçbir maddi değerle değişmez, uzak olduğunda ona iştiyak duyar. Pervane böceği misali sürekli yanında gezer. Aslında bunu sevdiğimizi zahiren ve batınen bildiğimiz kişilere kıyas ederek ölçebilir, birçok örnekler verebiliriz.

Bugün Müslümanların en çok muhtaç olduğu uhuvvetin membaı konumunda olan sevgidir. Global küfrün tahakkümü ile beraber teknolojik, küresel takaddümün/ilerlemenin sevgiye olan etkisini çok bariz görmekteyiz. Sadece dillerde olan, âzâlara, amele yansıması olmayan, kuru, kof bir söz olmuştur sevgi. Bu, bugünkü kâfirlerin sevgi algısını dumura uğrattığı gibi onlarla etkileşim içerisinde olan Müslümanlara da sirayet etmiştir. Her şey sanal olmuştur artık. Söylemler, eylemler, düşünceler hatta inançlar bile. Anlık mülahazalarla canlanıp sönen, semeresi olmayan bir hale gelmiştir her şey. Akşamları ders ortamlarında saatlerce anlatılan bu mefhumlar, sabah olduğunda yeniden kabuğuna çekilen bir hal almıştır. Akşamları iman pınarlarının patlaması ile coşan bir kalp, gündüzleri kendi egosuna, bireysel algılarının, çabalarının peşine düşmüştür. Tıpkı akşamsefası bitkisi gibi… Akşamları çiçeğini açarak etrafa güzel bir görüntü verir, gündüzleri ise normal bitkiden, ottan bir farkı yok. Ne acı bir benzerlik! Heyhat!

Günümüzdeki mevcut etkenler o denli benliğimize işlemiş ki, aile gibi sevgi merkezli ilişkilere de yansımıştır. Anne ve babalar evde huzur yerine kusur buluyor, çocuklar evde bulamadığı sevgi doygunluğunu sanal olan, köklü olmayan ortamlarda ve sosyal paylaşım ağlarında aramaya çalışıyorlar. Bu durum, fıtri olan sevgiyi kendi ehlimize dahi vermekten aciz olduğumuzun göstergesi değil mi?

Bugün Müslümanların her alanda bir handikapı olmuştur sevgi. Aile örneğini sadece en basite indirgemek için verdim. Daha en küçük toplum birimine bu aşılanmadan nasıl ‘İslam Toplumu’ oluşacak, bu da ayrı bir muamma.

Bugün Müslümanların ibadetinden, İslami yaşantılarından, İslam üzere tesis ettiği yuvalarından, kardeşlik ortamlarından, yapılan derslerden, okunan Kur’anlardan, yapılan zikirlerden lezzet alamayışının sebeplerinden birisi, kalbin en değerli eylemi olan sevgi kavramının içinin boş birer kütük haline gelmesidir.  

Tarihte selefimizin sevgi algısı ve bunun pratik yansımaları tüm dünyaya meydan okurken, günümüzde ise -maalesef- ilgili nassların ezberlenmesinden ibaret kalmıştır. Başka bir deyişle kardeş sevgisi, kararan kalpleri teğet geçip, gırtlaklardan midelere inmiştir. Onların sevgiye dair sundukları sadece okunur olmuştur. Semeresi olmayan bir okuma… Onlar az okuyup, cahil(!) kalıp, amelin en güzel sahnelerini sergilerken, şimdikiler çok okuyup, allame(!) olup, kalıplaşmış, matlaşmışlardır. Bir taraf amel etmede yarışırken, diğer taraf salt bilgide yarışır olmuş… Ne garip bir çelişki!

Sevgi, Ateş Çukurundan Uzaklaşmaktır

“…Hani siz birbirinize düşman kişiler idiniz de O, gönüllerinizi birleştirmişti ve O’nun nimeti sayesinde kardeş kimseler olmuştunuz. Yine siz bir ateş çukurunun tam kenarında iken oradan da sizi O kurtarmıştı. İşte Allah size âyetlerini böyle açıklar ki doğru yolu bulasınız.” (3/Âl-i İmran, 103)

Gönülleri, kalpleri birleştirme eyleminin adı muvahhid kulların kalplerinde sevgiyi yaratmaktır. Şurası bir gerçek ki, sevgiden âri olan kalpler birbirine ısınamaz, birleşemez. Düşmanlık, kin, haset olan bir kalp uhuvvet şuurunu tesis edemez. Ensar ve muhaciri bizlere hatırlatan bu ayet, onların arasındaki sarsılmaz bağın temelini sevginin oluşturduğunu gösteriyor. Kalpleri birleştirme eylemi hiçbir kulun, ne koşulda olursa olsun, ne feda ederse etsin gerçekleştiremeyeceği muazzam bir nimettir.

“Ve (Allah), onların kalplerini birleştirmiştir. Sen yeryüzünde bulunan her şeyi verseydin, yine onların gönüllerini birleştiremezdin, fakat Allah onların aralarını bulup kaynaştırdı. Çünkü O, mutlak galiptir, hikmet sahibidir.” (8/Enfal, 63)

Sevgisizlik ise ateş çukurunda olmaktır… Birbirine düşman olmak, dünyevî çıkarların, ihtirasların danışıklı dövüşünü yapmak, cehenneme ‘düştü düşecek’ bir pozisyonda olmaktır. Kısacası sevgisizlik, küfre götüren yolun temel taşlarıdır.

Bu sebeple Allah subhanehu ve teâlâ toplumun temel harcı olan kardeşliği, sevgi gibi bir nimet ile oluşturmuştur.

“İman eden ve sâlih amel işleyenler için Rahmân bir sevgi yaratacaktır.” (19/Meryem, 96)

Bu Nimetin Neresindeyiz?

Kalbimizde sevgiyi oluşturan Allah subhanehu ve teâlâ bizlere bu nimeti bahşetti ise, bunun şükrünü eda etmek zorundayız.

Şunu unutmamak gerekir ki kalp amellerinin hiçbirisi, kalpte sabit kalmaz. Sürekli değişkenlik gösterir. Bir gün kalp, iman pınarlarının fışkırması ile coşarken, başka bir gün en büyük düşman bildiği şeytanın adımlarına farkında olmadan tabi olur. Fizyolojik direnç maddi takviyelerle sağlanırken, psikolojik, manevi direnç ise kalbi amellerle sağlanır. Bunun sürekli tekerrür etmesi gerekir. Susayan bir kişi bir kere su içmesi ile susuzluğunu süresiz gideremez. Her hacetinde yeniden buna başvurması gerekir. Bu durum kalp amelleri olan ihlas, takva, sabır, sevgi, korku vb. hususlar için de geçerlidir.

Gönüllerde tesis edilen kardeşlik sevgisi yerinde çakılı kalan, durağan bir şey değildir. Sosyallikten kaynaklı olarak, kardeşliği bozan bazı arızî durumlar oldukça bunun yenilenmesi gerekir. Muhataba karşı yapılan veya muhatabın yaptığı yanlışa binaen kalbin kıymete değer ameli olan sevgi elbette hasar görecektir. Fakat uhuvvet şuurunu gönlünde yoğurmuş kişi onu yeniden ihya eder.

Konuya daha farklı bir perspektiften bakalım. Sevgi ediniminden sonra bu olgunun azalması, sosyalliğin çok olduğu, ilişkilerin yoğun olduğu ortamlarda daha çok görülmektedir. Sebebi ise, her insanın algı dünyalarının farklı olmasıdır. Kişi bir yapı/cemaat içerisinde ise, renkler daha da farklılaşmaya başlıyor. Zira sosyal ilişkilerin yoğun olduğu yerlerde otokontrolünü yapamayan bir insanın kalbi amellerinin azalması mukadderdir. Yapıda bulunan bir fert kendi nefsini, doğrularını ayaklar altına almadan o yapıya fayda sağlamayacağı gibi, o yapının önünde bir engel oluşturur.  

Soy ve İslam kardeşliğinin yanında cemaaî duruşun nasıl olduğunu bizlere gösterip, farklı olan tüm algıları parçalayan bir kıssa durmakta önümüzde. Musa ile Harun’un aleyhimusselam kıssası… Musa Allah subhanehu ve teâlâ ile konuşmak için İsrailoğulları’ndan ayrıldıktan sonra kendisinin yerine kardeşini tayin ediyor. Döndüğünde durumun vehameti ile beraber, yapılan işin tabiatı gereği ilk olarak kardeşine, yani sorumlu olan kişiye gidiyor ve hesap soruyor. Harun, Musa tarafından saç ve sakalından tutularak çekiştiriliyor.

“Musa, kızgın ve üzgün bir halde kavmine dönünce: 'Benden sonra arkamdan ne kötü işler yapmışsınız! Rabbinizin emrini (beklemeyip) acele mi ettiniz?' dedi. Levhaları yere attı ve kardeşinin (Harun’un) başını tutup kendine doğru çekmeye başladı...” (7/Araf, 150)

Harun tepkisel olarak da olsa herhangi bir fiilde bulunmadı. Bilakis söyleyeceği sözlerin arasından en güzelini söyledi.

“…’Ey Annemin oğlu! Bu kavim beni cidden zayıf gördüler ve nerede ise beni öldüreceklerdi. Sen de düşmanları bana güldürme ve beni bu zalim kavimle beraber tutma!’ dedi.” (7/Araf, 150)

“Ey annemin oğlu! dedi, saçımı sakalımı, çekiştirme. Ben, senin: 'İsrailoğullarının arasına ayrılık düşürdün; sözümü tutmadın!' demenden korktum.” (20/Taha, 94)

Bugün küçük bir sürtüşme, kardeşliği delecek küçük bir durum maalesef körükleniyor. O güne kadar yapılan tüm iyilikler, güzellikler unutuluyor, geriye sadece körüklenmiş kor ateş kalıyor. Herhangi fıkhi bir ihtilaf dahi sevgiyi tüketebilen bir durum haline gelebiliyor. Bırakın saç ve sakalı çekip sarsmayı, nasihatte dahi bütün sevgi sermayeleri toz zerreleri haline gelebiliyor. Ezcümle, kardeşlik ve sevgi nutukları atan, kürsüler parçalayan niceleri, bireysel sebeplerden ötürü veya egosuna zıt durumların ortaya çıkması halinde bırakın sevgi göstermeyi, kâfirlere gösterilen beraat kavramını aynı yapıda olan kardeşine yönlendirmiş oluyor.  

Bir gün İmam Şafii rahimehullah bir mesele hakkında biri ile ihtilafa düşer. İhtilafa düştüğü arkadaşı, başka bir ortamda şunu der: ‘İmam Şafii’den daha zekisini görmedim. Bir gün onunla münazara edip, ayrılığa düştük. Daha sonra benimle karşılaştı ve elimden tuttu ve dedi ki: ‘Bir meselede hem fikir olmasak bile kardeşliğimiz devam edemez mi?’ ’

Subhanallah! Şimdi nerede bu kardeşlik sevgisi? Her tartışma, her ihtilaf, her yaşanan bir olay bir adavetin tohumunu İslam sahasına ekmek gibi olmuş!

Sevgiyi Oluşturan Etmenler

Hafıza-i beşer nisyan ile ma’lüldür. Unutkan bir varlık olduğumuz için sevginin meydana gelebilmesi için bir takım hususları zikretmek de fayda var. Bunlar ise; selam vermek, hediyeleşmek, sevilen kişiye onu sevdiğini söylemek, insanların elindekine rağbet etmemek vb. durumlardır. Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem bunları ümmetine sevmenin formülü olarak göstermiştir.

“İman etmedikçe cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş olmazsınız. Yaptığınız zaman birbirinizi seveceğiniz bir şey söyleyeyim mi? Aranızda selamı yayınız!” (Müslim)

“Hediyeleşin ki birbirinizi daha çok sevin” (Ebu Ya’la)

Enes radiyallahu anh anlatıyor: “Rasûlullah’ın yanında bir adam vardı. Derken oradan birisi geçti. (Aleyhissalatu vesselam’in yanındaki): ‘Ey Allah’ın Rasûlü, dedi. Ben şu geçeni seviyorum.’ “Peki kendisine haber verdin mi?” diye Aleyhissalatu vesselam sordu. ‘Hayır’ deyince, “Ona haber ver!” dedi. Adam kalkıp, gidene yetişti ve: ‘Seni Allah için seviyorum!’ dedi. Adam da: ‘Kendisi adına beni sevdiğin Allah da seni sevsin!’ diye karşılık verdi.” (Ebu Davud, Edeb)

Kaç kere kardeşimizin yüzüne bu kelimeyi içten söyledik?

“Dünyada zahid ol ki Allah seni sevsin; insanların ellerinde bulunana (nimet ve imkânlar) rağbet etme ki, onlar (da) seni sevsin.” (İbn Mâce, Zühd )

Bunun dışında insanlara fayda veren tüm fiiller de bunlara dâhildir. Asıl sorun bunları yapmak değil, bunların idamesini sağlamaktır.

En Muazzam Semere

Tüm bunlardan sonra, Müslümanları sevmenin elbette ki karşılığı olacaktır.

“İyiliğin karşılığı iyilikten başka bir şey midir?” (55/Rahman, 60)

İyi veya kötü hiçbir ameli karşılıksız bırakmayan Allah subhanehu ve teâlâ birbirlerini her daim seven, sevgi toplumunu oluşturmak, kulluğu daha istikrarlı ve güzel yapmak için cemaatleşen, kendi yolunda ‘sevgililer’ olan kullarının ecrini hiç zayi eder mi?

“Benim rızam için birbirlerini sevenlere, benim için bir araya gelenlere, benim için birbirlerini ziyaret edenlere, benim için birbirlerine harcayanlarına sevgim vacip olmuştur.” (Muvatta)

Allah’ın subhanehu ve teâlâ sevmesi ne demektir? Bir dakika durup, düşünelim…

Tüm kainatı yaratan, ‘ol’ demesi ile her şeyin olup bittiği bir Yaratıcı…

“Allah, bir kulunu sevdiği zaman, Cebrail’e: ‘Ben onu seviyorum, sen de sev.’ Buyurur. Cebrail de o kulu sever ve gök halkı arasında: ‘Allah, filan kulu seviyor, siz de sevin.’ Diye haber verir. Onlar da onu severler. Sonra da yeryüzünde yaşayanların kalbine onun sevgisi yerleştirilir.” (Buhari, Müslim)

Subhanallah! Ne muazzam bir şey ki Allah subhanehu ve teâlâ kulunu sevdiğinde yer, gök ve içindekiler bu kulu sever…

Ömer bin Abdülaziz’in rahimehullah bir hizmetçisi vardı. Gündüz hizmet eder, gece olunca bir köşeye çekilir, dua eder, gözyaşları içinde Allah’tan subhanehu ve teâlâ bir şeyler isterdi. Ömer bin Abdülaziz rahimehullah hizmetçinin neler söylediğini merak etti. Bir gün dinledi. Hizmetçi, ‘Ya Rabbi, bana olan sevgin hürmetine, beni mağfiret eyle, bana rahmet et’ diyordu. Hizmetçinin duasına hayret edip; ‘Ey hizmetçi, bu ne cüret’ diye sordu. Hizmetçi; ‘Allah beni sevmeseydi, sen uykuda iken, beni uyanık tutar, kendisiyle meşgul eder miydi?’ Kur’an-ı Kerim’de, ‘Allah onları sever, onlar da Allah’ı sever’ buyuruyor. Önce kendi sevgisini bildiriyor. Sonra da sevdiğinin sevgisini bildiriyor. Sevmek için sevilmek gerekir’ dedi.

“Kulumu bana yaklaştıran şeyler arasında bana en sevgili olanlar, ona farz kıldığım şeyleri yapmasıdır. Kulum nafile ibadetleri yapmakla bana o kadar yaklaşır ki, onu çok severim. Onu sevince, onun duyan kulağı, gören gözü ve tutan eli ve yürüyen ayağı olurum. Her istediğini veririm. Benden yardım isteyince, imdadına yetişirim.” (Buhari)

Allah’ın subhanehu ve teâlâ sevdiği, birbirlerini seven kullarından olmak duası ile…

 

Bu Sayfayı Paylaş :