Loader
Küfrün Karanlıklarından, Vahyin Aydınlığına...

İslami Hareket Şahıslara Bağlı Olan Bir Hareket Değildir Özcan YILDIRIM

2012-01-01

İslam tarihinde bazı vuku bulan hadiseler, ilerleyen zamanlardaki birçok olaya kandil misali olmuştur. Bu hadiselerden İslami hareketin çıkarması gereken ve tabiri caizse zihinlerine nakış gibi işlemesi gereken dersler çıkmaktadır.

İşte önümüzde duran şu iki sahne, sahabeye yol gösterdiği gibi, bizlere de yolun işareti, zihinlerimizde asılı duran ve hiç inmemesi gereken bir tablo olmalıdırlar...

Tarih sahnesinin bu iki perdesine şöyle bir nazar-ı dikkat edelim:

1. Perde: Uhud

Halid bin Velid radıyallahu anh komutasındaki Mekkeli müşrikler Müslümanları dağıttıkları zaman, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem öldürüldüğü haberi bir anda yayıldı. Bu haberin yayılması ile ilgili kaynaklarda olay şu şekilde gerçekleşir: Amr bin Kamia (Abdullah bin Kamia olarakta geçer.), Rasûlullah'a sallallahu aleyhi ve sellem yöneldi ve taş attı. Başını yardı, dişini kırdı. Öldürdüğünü sanıp; 'Muhammed'i öldürdüm' diye nida etti. Bu haber ansızın yaygınlık kazandı. Müslümanlar bir anda şaşırıp, üzüntüden zafiyete düştüler. Öyle ki, kimisi silahlarını bırakmış yere çökmüş ve savaşın, mücadelenin anlamsız olduğu hissine kapılmış, kimisi ise 'Keşke Abdullah b. Ubeyy, Ebu Sufyan'dan bizim için eman dilese!' dedi... Bu sisli havayı kirli propagandalarına alet eden münafıkların, 'Muhammed eğer Peygamber olsaydı öldürülmezdi' sözleri Uhud'da yankılanıyordu...

Fakat bu batıl menhece karşılık veren bir grup sahabe ise; 'Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem öldürüldü ise, Allah subhanehu ve teâlâ ölmedi ya?', 'O öldü ise sizde onun gibi ölün' gibi sözlerle, bu yıkıcı propagandaya karşı koyuyor, vahyin pak menhecinin bize bir örneğini teşkil ediyorlardı. Kalplerinde imanın kök saldığı bu taife, Rasûlullah'a sallallahu aleyhi ve sellem dönüyor, vücutlarını vahyin temsilcisine siper ediyorlardı!

Evet, bir yanda imanın hakiki lezzetine varanların tavrı... Bir yanda basit titreşimlerle sarsılan yürekleri taşıyanların sergilediği tavır...

Bir cenahta İslam menhecini özümseyen taife, diğer cenahta menhecini, rotasını beşere bağlamış ve bu yüzden izzetin zirvesinde, zilletin bataklığına tamah edip de (razı olupta) -hem de münafıkların başı vasıtası ile- müşriklerden eman dileyecek pozisyona inen bir taife... Allah'ın ayetleri ile terbiye edilmemenin verdiği içsel marazın ortaya çıkışı ile oluşan iki ayrı menheç, iki ayrı taife, iki ayrı kutup!...

Vahiy ile beslenen sahabe şu inen ayetle yeniden terbiye edilir:

"Muhammed ancak bir Peygamberdir. Ondan öncede Peygamberler gelip geçmiştir. Şimdi o ölür ya da öldürülürse gerisin geriye (eski dininize) mi döneceksiniz, kim böyle geri dönerse, Allah'a hiçbir şekilde zarar vermiş olmayacaktır. Allah şükredenleri mükafatlandıracaktır."(3/Âl-i İmran, 144)

2. Perde

Benzeri olay, bu defa hakiki manada gerçekleşir ve Allah'ın takdir ettiği ecel Allah'ın Rasûlü'nü sallallahu aleyhi ve sellem bulur... Her beşeri bulan bu ölüm onu da bulmuştur... Menhecini vahyin nuru ile çizen taife sebatta öncü olurlarken, vahyi tam anlamıyla özümsememiş, menhecini şahıslara endeksli belirleyenler ise topukları üzerinde geriye dönerler.

Ayette önceden gelecek tehlikeye ikaz lambaları yakılması, örnek olan neslin sebatında rol oynarken aynı zamanda onlara değişmez bir sabiteyi de öğretiyordu:

"Bu din, şahıslara bağlı bir hareket değildir!"

Evet!... Bu hareket herhangi bir beldeye, bölgeye, millete, ırka bağlı olmadığı gibi şahıslara da bağlı değildir. Bu ise dinin değişmez sabitelerindendir.

Liderlerinin elinde narin bir fidan gibi yetişen eşsiz neslin kendi liderlerine olan saygısı, sevgisi, itaati yerli yerinde olsa da, bu olay onları manen ve fıtren sendeletse de onlar tereddütsüz yöneticisini seçmiş, onun bağladığı cihad sancağını sökmemiş, irtidad dalgalarının üzerine gitmiş, bir an olsun bu hareketi lidersiz bırakıp da hareketin duraksamasına aman vermemiştir.

Günümüzde ise, farklı kültürlerde neş'et etmemiz, mevcut konjonktürün gölgesinde kalıp, yine kültür emperyalizminin bizlere ciddi manada tesir etmesi ile, tüm bu öğretiler sadece nazari boyutta kalmıştır...

Meseleyi daha da açarak, okları kendimize çevirecek olursak; sevdiğimiz bir hareket önderi var farz edelim. Sosyal statüsü (ilmi, hilmi, önderlik vasfı, basireti vs.) olan, kalplerde olan imanı, harekete geçiren bir lider... Bu lidere olan saygı ve sevgi de, Allah'ın belirlediği ölçüde ve düşmanı da korkutacak seviyede... Tüm bunlarla beraber bu lidere Allah'ın sünneti olan cezaevi, ölüm vb. gibi bir musibet isabet edince, psikolojik, manevi sarsıntı olmakla beraber sahabenin aynı tavrı gösterilecek midir? Geride kalıp, 'Onsuz olmaz, olmadan ne yaparım' gibi cümleler sarf edilip, İslami hareket, İslami durgunluğa mı dönüşecektir? Bu sorular ve daha birçok soru zihinlerimizde muhasebe çatışması yapmalı ve bizleri bu nazari prangalardan kurtarmalıdır.

Fıtrat ve duygusal yön her ne kadar bu olayları bizlere farklı lanse ettirirse de, İslami hareket bu tarihi tabloyu zihinlerinin duvarlarından indirmemelidir. Aksi durum, batılın kuşandığı bir yol olması ile beraber, bizim de bu yolu tutmamız, helak kapısından içeriye girmemiz demektir.

Allah subhanehu ve teâlâ bizleri her durumda bu sancağı dalgalandıran, hareketliliği şiar edinen kullarından eylesin.

 

Bu Sayfayı Paylaş :