Loader
Küfrün Karanlıklarından, Vahyin Aydınlığına...

Kavaidu'l Erba' - 3 Murat MÜSLİHAN

2013-11-01

Allah'a hamd, Rasûlü'ne salât ve selam olsun.

Metin:

'Eğer Allah'ın seni, yalnızca kendisine ibadet etmen için yarattığını öğrendiysen bil ki; Namaz, abdest ile beraber namaz olarak isimlendirildiği gibi, ibadet de ancak tevhid ile beraber ibadet diye isimlendirilir. Abdest, onu bozan unsurlardan bir tanesi ile bozulduğu gibi, tevhid de şirk ile bozulur.'

Şerh:

İbadet nedir?

Lugatta; İbadet kelimesi Arapçada 'a-be-de' kökünden türemiştir. İfade ettiği mana 'tezellül'dür. Araplar, üzerine basılan yola a-be-de kelimesini kullanarak 'Tarikun muabbed' (ezilmiş yol) derler.

Şeyhu'l İslam İbni Teymiyye rahimehullah ibadetin istilahî manasını ise şöyle tanımlıyor: 'Allah'ın sevip razı olduğu zahiri ve batini sözler ve ameller bütünüdür.'

İbadetin, ibadet diye isimlendirilebilmesi için kendisinde bir takım şartları bulundurması gerekir. Bu şartlar yerine gelmediğinde bir şey zahiren ibadet gibi görünse de ona ibadet denmez. Her ibadetin kabul edilebilmesi için bazı özel şartları olmakla birlikte bir de temel bir şart vardır. Bu şart yerine gelmediğinde velev kişi o ibadetin özel şartlarını yerine getirse de kişiye fayda vermez. Peki, her ibadette bulunması gereken temel şart nedir?

Hangi ibadet olursa olsun fark etmez kabul edilebilmesi için gerekli olan temel şart 'tevhid'dir. Tevhid yerine getirilmeden, şirkten sakınılmadan yapılan hiçbir ibadet Allah subhanehu ve teâlâ tarafından kabul edilmez.

Konunun daha iyi anlaşılması için Şeyh'in verdiği örneği verelim; Abdest namazın kabul olması için gerekli olan özel bir şarttır. Abdestsiz namaz kılanın namazı kabul edilmez. Abdestsiz namaz kabul olmadığı gibi tevhidsiz de hiçbir ibadet kabul edilmez. Çünkü tevhid her ibadetin temel şartıdır.

Abdestsiz namazın olmayacağı herkes tarafından bilinir. Şeyh de herkesin bildiği bir örnek üzerinden konuyu anlatarak, net bir şekilde anlaşılmasını sağladı. Buradan kendimize şöyle bir ders çıkarabiliriz;

Davetçiler, dini anlatırken, karşıdakilerin anlayacağı şekilde anlatmalıdırlar. Bunun da en güzel yolu bilinen şeyler üzerinden misal vererek konuyu anlatmaktır. Allah ve Rasûlü de iyi anlaşılmasını istediği konuları bilinen şeyler üzerinden misal vererek anlatmışlardır. Örneğin; İslam emr-i bi'l Maruf'a ciddi anlamda önem vermiştir. Allah Rasûlü bunun iyice anlaşılması için şöyle bir misal veriyor:

"Allah'ın emir ve yasaklarını muhafaza eden ile Allah'ın emir ve yasaklarına kayıtsız kalan kişilerin örneği: 'Bir gemiyi aralarında kura çekerek paylaşan, bazıları üst kata, diğerleri de alt kata yerleşen bir topluluk gibidir. Geminin alt katına yerleşen kişiler su ihtiyaçlarını gidermek için üst kata çıkıyorlardı. Dolayısıyla üst kattakiler rahatsız olup, üst kata çıkmalarına izin vermiyorlardı. Bundan dolayı alt kattakiler biz de gemiyi delip su ihtiyacımızı oradan gidereceğiz dediler. Eğer üst kattakiler buna engel olsalar hepsi birlikte kurtulurlar. Eğer onlara engel olmasalar ve bize ne deseler hepsi birlikte denize gömülürler.' " (Tirmizi)

Bu misalle emr-i bi'l Maruf'un önemi net bir şekilde anlaşılmış oldu.

Tevhidi yerine getirmeden, şirkten sakınmadan ibadetlerin geçerli olmayacağının delili nedir?

Kur'an ve Sünnet'ten bunun birçok delili vardır. Bunlardan bazıları şunlardır:

1. Bütün Peygamberler kavimlerine ilk geldiklerinde içki, zina, kumar, tartıda hile gibi birçok haram olmasına rağmen davetlerine buradan başlamadılar. Bilakis ilk olarak tevhidi anlatıp ona davet ettiler. Çünkü tevhid olmadan insanlar bunlardan uzaklaşsalar da kendilerine fayda vermez.

Allah subhanehu ve teâlâ tüm Peygamberlerin ilk davetini anlatırken şöyle buyuruyor:

"And olsun ki Nuh'u elçi olarak kavmine gönderdik. Dedi ki: 'Ey kavmim! Allah'a ibadet edin sizin için ondan başka ilah yoktur.' " (7/Araf, 59)

"Ad kavmine de kardeşleri Hud'u (gönderdik.) O, dedi ki: 'Ey kavmim! Allah'a ibadet edin sizin için ondan başka ilah yoktur.' " (7/Araf, 65)

Peygamberler kavimlerine, "Allah'a ibadet edin sizin için ondan başka ilah yoktur" dedikten sonra 'yalan söylemeyin, içki içmeyin, livatadan sakının, tartıda hile yapmayın' vb. şeyler söylüyorlardı.

2. Allah subhanehu ve teâlâ şöyle buyuruyor:

"Allah'a ibadet edin ve O'na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Ana-babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yakın arkadaşa, yolcuya, ellerinizin altında bulunanlara iyi davranın." (4/Nisa, 36)

Başka bir ayette:

"Rabbin, sadece kendisine kulluk etmenizi, ana babanıza da iyi davranmanızı kesin bir şekilde emretti." (17/İsra, 23)

Ayetlere dikkat edilirse Allah subhanehu ve teâlâ ilk önce kendisini ibadette birleyip kendisine şirk koşmamayı emrediyor. Bundan sonra diğer iyilikleri ve güzellikleri sıralıyor. Demek ki her şeyden önce Allah'ın ibadette birlenmesi gerekir. Aksi takdirde diğerleri fayda vermez.

3. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Muaz'ı radıyallahu anh Yemen'e gönderdiğinde ona şöyle diyor:

"Şüphesiz sen ehli kitap olan bir topluluğa gidiyorsun. Onları Allah'tan başka ilah olmadığına benim de Allah'ın Rasûlü olduğuma şehadet etmeye çağır. Eğer onlar bunu kabul ederlerse Allah'ın, gece ve gündüz beş vakit namazı kendilerine farz kıldığını bildir. Eğer bunu kabul ederlerse Allah'ın mallarından alınıp fakirlere verilmek üzere zekâtı farz kıldığını kendilerine bildir." (Müslim)

Hadiste Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Muaz'a 'ilk olarak git onlara namazı, zekâtı anlat' demiyor. Bilakis önce onlara tevhidi anlatmasını, bunu kabul ettikten sonra namazı, zekâtı anlatmasını söylüyor. Çünkü tevhid olmadan namaz kılmak, zekât vermek kişiye fayda vermez.

Tevhidin her ibadetin temel şartı olduğunu öğrendik. Peki, şirk koşulduğunda bütün ibadetlerin boşa gideceğinin delili nedir? Allah subhanehu ve teâlâ bu kadar merhametli olmasına rağmen bir şirkten dolayı bütün ibadetleri zayi eder mi?

Allah subhanehu ve teâlâ Peygamber'e sallallahu aleyhi ve sellem hitaben şöyle diyor:

"(Rasûlüm) Şüphesiz sana da senden öncekilerine de şöyle vahyolunmuştur ki: 'Andolsun Allah'a şirk koşarsan, bütün amellerin boşa gider ve hüsrana uğrayanlardan olursun.' " (39/Zümer, 65)

Allah subhanehu ve teâlâ, bu ayette yemin üstüne yemin ederek ve tekid edatları kullanarak tüm Peygamberlere ortak vahyettiği şeyi Peygambere de sallallahu aleyhi ve sellem vahyederek şöyle diyor:

"Allah'a şirk koşarsan, bütün amellerin boşa gider ve hüsrana uğrayanlardan olursun."

Bir kişinin amelleri, Peygamber'in sallallahu aleyhi ve sellem amelleri kadar çok olsa bile şirk koşarsa hepsi boşa gider. Bunun bütün Peygamberlere vahyedilmesi bize şunu gösterir; bu mesele dinde bilinmesi gereken zaruri meselelerdendir. Bu meselede cehalet, tevil mazeret değildir.

Allah bu ayette amellerin hepsinin boşa gideceğini "Habata" kelimesini kullanarak ifade etmiştir.

Bu kelime Arap dilinde çok yediğinden dolayı midesi patlayan hayvan için kullanılır. Hayvanın midesi patladığında ölür ve yedikleri boşa gider. Araplar boşa giden bu yiyecekler için "Habata" kelimesini kullanırlar. İnsan da amel yapsa, yapsa sonra sadece bir tane şirk koşarsa o amellerinin hepsi boşa gider ve kendisine hiçbir fayda vermez.

Allah subhanehu ve teâlâ kişinin hüsrana uğrayacağını ise "Hasira" kelimesini kullanarak ifade etmiştir. Bu kelime ticaret için kullanılır. Tüccarın yüzde yüz zarar ettiği ve artık o zararını telafi edemeyeceği yerlerde bu kelime kullanılır. Şirk koşana da Allah subhanehu ve teâlâ bu kelimeyi kullanıyor. Yani şirk koşan kişi de yaptığı amellerde yüzde yüz zarar etmiştir. Amellerinin hepsi boşa gitmiştir. Tevbe etmediği müddetçe bunun telafisi yoktur.

Metin:

'Şirkin, ibadete karıştığında onu fesada uğrattığını, amelleri boşa çıkardığını ve sahibini ebedi ateşte bıraktığını öğrendikten sonra bilmelisin ki senin üzerine öğrenmen gereken en önemli şey şirktir. Bunu öğrendikten sonra umulur ki Allah seni şirk ağından kurtarır. Allah subhanehu ve teâlâ şirk hakkında şöyle diyor:

"Allah kendisine şirk koşulmasını asla bağışlamaz. Bunun dışındakilerini dilediği kimse için bağışlar." (4/Nisa, 48)'

Bu da ancak Allah'ın kitabında zikrettiği dört kaideyi öğrenmek ile olur.

Şerh:

Allah subhanehu ve teâlâ şirki affetmez. Şirk koşan kimsenin dağlar kadar ameli de olsa tevbe etmediği müddetçe ondan kabul edilmez ve o kişi cennete giremez.

"Allah kendisine şirk koşulmasını asla bağışlamaz. Bunun dışındakilerini dilediği kimse için bağışlar." (4/Nisa, 48)

"Her kim Allah'a şirk koşarsa şüphesiz Allah ona cenneti haram kılar; artık onun yeri ateştir." (5/Maide, 72)

"İşte bu, Allah'ın hidayetidir, kullarından dilediğini ona iletir. Eğer onlar da şirk koşsalardı yaptıkları ameller boşa giderdi." (6/En'am, 88)

Allah subhanehu ve teâlâ kutsi bir hadiste şöyle der:

"Ey ademoğlu, eğer sen bana yeryüzü dolusu kadar günahla gelecek olsan, sonra da benim huzuruma bana şirk koşmadan gelsen, ben de yer dolusu kadar mağfiretle sana gelirim." (Tirmizi)

Bu delillerden anlaşılıyor ki şirk çok tehlikeli bir şeydir. Cennete girmek isteyenin mutlaka ondan sakınması gerekir. Peki, şirk nedir?

Şirk, kişinin Allah'ı birlemesi gereken hususlarda birlemeyip, O'na ortak koşmasıdır. Kişinin Allah'ın sıfatlarını Allah'tan başkasına vermesi şirktir. Çünkü böyle bir durumda kişi, Allah'ı sıfatlarında birlememiş olur. Hemen aklınıza insan hiç Allah'ın sıfatlarını başkasına verir mi? diye bir soru gelebilir. Evet! Bugün birçok insan Allah'ın sıfatlarını Allah'tan başkasına veriyor.

Örneğin, Allah'ın sıfatlarından bir tanesi 'El-Hakem'dir. Hâkimiyet yetkisi, kanun koyma yetkisi Allah'a aittir. Bugün insanların çoğu oy vererek bu vasfı 'Hâkimiyet kayıtsız şartsız milletindir' diyen partilere veriyorlar. Doğal olarak onların hayatında 'Hakem' Allah değil bu partiler olmuş oluyor.

Örneğin, Allah'ın sıfatlarından bir tanesi 'Gaybı bilen'dir. Gayb âleminde olanı ancak Allah subhanehu ve teâlâ bilir. Bugün ise insanların çoğu bu sıfatı, şeyh diye isimlendirdikleri kimselere veriyorlar. Şeyhlerin insanın içinden geçenleri bildiklerine inanıyorlar. Zor duruma düştüklerinde şeyhler yanlarında olmamasına rağmen onlara dua ediyorlar. Böylece gaybı bilme sıfatını şeyhlere vermiş oluyorlar.

"Allah kendisine şirk koşulmasını asla bağışlamaz. Bunun dışındakilerini dilediği kimse için bağışlar. Allah'a şirk koşan kimse büyük bir günah ile iftira etmiş olur." (4/Nisa, 48)

Bu ayeti kerimenin nüzul sebebi hakkında tefsir kitaplarında iki rivayet nakledilir:

1. " "Ey nefisleri konusunda aşırı giden kullarım! Allah'ın rahmetinden ümit kesmeyin. Allah bütün günahları bağışlar." (39/Zümer, 53) ayeti nazil olunca bir kişi ayağa kalktı ve 'Ey Allah'ın Rasûlü! Allah şirk koşmayı da bağışlar mı?' dedi. Bunun üzerine Allah bu ayeti indirerek şirki bağışlamayacağını beyan etti."

2. Abdullah b. Ömer radıyallahu anh şöyle der:

"Biz sahabeler topluluğu, adam öldürenin, yetim malı yiyenin, yalan yere şahitlik edenin ve akrabalık bağını koparan kimsenin kesin bir şekilde cezalandırılacağına inanıyorduk. Ta ki "Allah kendisine şirk koşulmasını asla bağışlamaz. Bunun dışındakilerini dilediği kimse için bağışlar." ayeti ininceye kadar. Bu ayet inince biz böyle düşünmekten vazgeçtik. Çünkü bu ayet büyük günah işleyen kimsenin durumunun Allah'ın iradesine kaldığını açıkladı. Allah dilerse onu affeder, dilerse azap eder. Yeter ki işlediği günah şirk olmasın."

İmam Kurtubi bu ayet ile ilgili şöyle der: 'Bu ayet üzerinde ittifak edilen muhkem ayetlerdendir. Ve bu ayetin muhkem olduğu konusunda ihtilaf yoktur.'

Çünkü bu ayet oluşabilecek tüm ihtimalleri ortadan kaldırmıştır. Yani hem şirk işleyen bağışlanabilir diyenlerin hem de büyük günah işleyen bağışlanmaz diyenlerin iddiasını ortadan kaldırmıştır.

Günümüzde bu ayete göre yanlış olan iki düşünce vardır:

1. Avamın düşüncesi: Avam, şirki büyük günahlar yerine, büyük günahları da şirk yerine koymuş durumda. Örneğin, içki içen, zina eden kimselere dinden çıkmış gözüyle bakar ve onlara ciddi tavırlar alırlar. Oysa bunlar şirk değildir, Allah dilerse bunları affeder. Fakat şirk işleyene hiçbir şey yokmuş gibi davranıyorlar.

2. Sözde bilgili insanların düşüncesi: Bunlar ise sürekli şirk koşan insanlara mazeret bulmaya çalışırlar. Adam şirk koşuyor, Allah şirki bağışlamaz dediğinde 'Bilmiyor veya tevili var' diyerek adama mazeret bulmaya çalışırlar. Aynı adama 'Falan kişi senin eşine laf atmış' dediğin de cahil mi, mazereti var mı buna hiç bakmadan 'Böylelerini öldürmemiz gerekir' diyerek tehditler savurur.

Veya parlamentoya giren kimselere 'Bu şirktir neden buraya giriyorsunuz?' diye sorduğunuzda cevap olarak 'Doğrudur bu şirktir. Fakat Müslümanların güçlü olabilmesi için, davet yapabilmeleri için bunun olması gerekir.' diyorlar. Aynı adamlara 'Genel evindeki kadınlarında davete ihtiyacı var gidip orada zina yapıp ondan sonra da davet yapılması gerekir' veya 'Meyhanede içki içen kimselerin de davete ihtiyaçları var gidip içki içip onlara da davet yapılması gerekir' dediğinizde adamlar hemen köpürüyor 'Öyle şey mi olur. Davet için zina yapmak veya içki içmek mi olurmuş.' derler. Fakat şunu düşünmüyorlar: Şirk, zina ve içkiden daha tehlikelidir. Dikkat edilirse şirke gösterilmesi gereken tepki haramlara, haramlara gösterilmesi gereken tepki de şirke gösteriliyor. Bu günümüzde ölçülerin bozulduğunu gösterir.

Bunlara söyleyeceğimiz tek şey var o da Allah'ın subhanehu ve teâlâ şu buyruğudur:

"Size de, Allah'ı bırakıp ibadet ettiğiniz şeylere de yuh olsun. Siz akıllanmaz mısınız?" (21/Enbiya, 67)

Neden insanlar böyle ölçüsüzce davranıyorlar?

Bunun sebebi şudur; bunlar Allah'ı hakkıyla takdir etmediler, Allah'a gereken değeri vermediler. Ve temiz olan fıtratlarını şirk ile bozdular. Fıtrat bozulunca ölçüler karışmaya, birbirine girmeye başladı. Çünkü fıtrat istikamet üzere olduğunda, akıl da istikamet üzere işlevini görüyor. Fıtrat şirk ile bozulunca, beraberinde akıl da bozulmaya başlıyor.

Şirk insanların hayatına girdiğinde aklın bozulduğuna pratik bir örnek verelim; Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem insanları tevhide davet etmeye başladığında Ebu Cehil insanlara şöyle dedi: "Şayet sizin gibi insan olan birine tabi olursanız hüsrana uğrarsınız." (23/Mü'minun, 34)

Dikkat edilirse bu ayette Ebu Cehil, insanlara Peygamberimize tabi olmamalarını söylüyor. Sebep olarak da; 'Çünkü o da sizin gibi bir insandır.' diyor. Bununla birlikte insanları kendisine tabi olmaya davet ediyor. Fakat içlerinden hiç kimse ayağa kalkıp: 'Muhammed insan olduğu için tabi olmamamız gerekiyorsa, sana niye tabi olalım? Sen de insan değil misin?' demiyor. Çünkü fıtratları şirk ile bozulmuş. Fıtrat bozulunca beraberinde akıl da bozuluyor. Akıl bozulunca da ölçüler de bozuluyor. Herşeyi yerli yerine koyabilmek için fıtratın bozulmamış olması gerekir.

Davamızın sonu âlemlerin Rabbi olan Allah'a hamd etmektir.

Bu Sayfayı Paylaş :