Loader
Küfrün Karanlıklarından, Vahyin Aydınlığına...

Kavaidu’l Erba’ Üçüncü Kaide - 7 Murat MÜSLİHAN

2014-03-01

 

Allah'a hamd, Rasûlü'ne salât ve selam olsun. 

Metin

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem farklı farklı şekillerde ibadet eden insanların arasından çıktı. Onlardan bir kısmı meleklere, bir kısmı Peygamberlere, bir kısmı salihlere, bir kısmı ağaç ve taşlara, bir kısmı da Güneş ve Ay'a ibadet ediyordu. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem bunların arasından hiçbir ayrım yapmadan hepsiyle savaştı.

Bunun delili Allah'ın şu sözüdür:

"Fitne ortadan kalkıncaya ve din tamamen Allah'ın oluncaya kadar onlarla savaşın" (8/Enfal, 39)

Şerh

Şirk; Allah'a yapılması gereken bir ibadeti ondan başkasına yapmaktır. Kişi bunu hangi sebeple ve hangi şekilde yaparsa yapsın önemli değildir. Allah'a şirk koşan müşriktir ve şirke terettüp eden bütün hükümler kendisine uygulanır.

Peygamberimizin geldiği dönemde insanların şirkleri çeşit çeşitti. Bunların her birinin nedenleri de farklıydı. Kimisi babalarını taklit ettiği için, kimisi Allah'a yaklaşmak için, kimisi de cehaletinden ve tevilinden ötürü bunu yapıyordu. Fakat Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bunların arasında hiçbir ayrım yapmadan hepsine müşrik dedi ve hepsiyle savaştı. Demek ki şirklerinin ve nedenlerinin farklı olması insanların müşrik olmasına ve şirkin hükümlerinin kendilerine uygulanmasına engel değil.

Şirke terettüp eden hükümler;

1. Onun şirk ve yapanın müşrik olduğuna itikad etmek.

2. Şirkten ve onun ehlinden teberri etmek.

Teberri iki şekilde olur;

a. Dil ile onlardan teberri etmek: Bu onları tekfir etmek ile olur.

b. Fiilen onlardan teberri etmek: Bu ise üç şekilde olur;

Onlara kin ve düşmanlık beslemek,

Onlardan ve beldelerinden hicret etmek,

Onlarla savaşmak.

Bu saydıklarımız Kur'an ve Sünnet'in şirke terettüp ettiği hükümlerdir. Şeyh metinde bize en üst mertebe olan cihadı yani onlar ile savaşmayı zikretti. Zaten müşriklerle savaş vacipse diğerleriyle evveliyatla vaciptir. Çünkü kital en zor ve en çetin olanıdır.

Allah subhanehu ve teâlâ şöyle buyuruyor:

"Müşrikler nasıl sizinle topyekûn savaşıyorlarsa siz de onlara karşı topyekûn savaşın." (9/Tevbe, 36)

Allah subhanehu ve teâlâ bu ayette müşriklerin şirkleri ve sebepleri arasında hiçbir ayrım yapmadan hepsiyle savaşmayı emretmiştir. Ve bunu Allah subhanehu ve teâlâ Arap dili kurallarına göre te'kidli bir şekilde söylüyor.

Başka bir ayette ise şöyle buyuruyor;

"Fitne ortadan kalkıncaya ve din tamamen Allah'ın oluncaya kadar onlarla savaşın." (8/Enfal, 39)

Yani yeryüzünde şirkin her türlüsü ortadan kalkıncaya ve din tamamen Allah'ın oluncaya kadar müşriklerle savaşmak vaciptir.

Sonuç olarak; Cahiliye döneminde insanların şirkleri ve onları şirke iten sebepleri birbirinden farklıydı. Fakat Allah subhanehu ve teâlâ buna bakmadan hepsine müşrik dedi. Peygamber de sallallahu aleyhi ve sellem buna bakmadan hepsiyle savaştı. Demek ki şirkin sebepleri ve çeşitleri şirkin hükümlerinin kişiye uygulanmasına engel değildir.

Günümüzde de insanlar farklı şekillerde ve farklı sebeplerle Allah'a şirk koşuyorlar. Örneğin; demokratların, tasavvufçuların, komünistlerin şirkleri ve sebepleri birbirinden farklıdır. Bunların şirklerinin ve nedenlerinin farklı oluşu bizi aldatmamalı Allah'a şirk koşanlara şirkin hükümlerini uygulamaktan alıkoymamalıdır. Günümüzde bazı insanlar şirkin nedenlerinin farklı oluşunun şirke terettüp edecek hükümlere etki edeceğini zannediyorlar. Adam iyi niyetle şirk koşuyorsa müşrik olmaz diyorlar. Bu doğru değildir. Çünkü Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem döneminde de iyi niyetinden ötürü, Allah'a yaklaşmak istediği için şirk koşanlar vardı. Buna rağmen Peygamberimiz onlara müşrik dedi ve onlara şirk ahkâmını tatbik etti. İkrah dışında hiçbir neden şirki meşru kılmaz.

Metin

Müşriklerin Güneş'e ve Ay'a ibadet ettiklerinin delili Allah'ın subhanehu ve teâlâ şu sözüdür:

"Gece ve gündüz, Güneş ve Ay O'nun ayetlerindendir. Eğer Allah'a ibadet etmek istiyorsanız, Güneşe de Ay'a da secde etmeyin. Onları yaratan Allah'a secde edin!" (41/Fussilet, 37)

Şerh

Ayette Güneşe ve Ay'a ibadeti iki kavim için zikredilmiştir.

1. İbrahim aleyhisselam kavmi:

Allah subhanehu ve teâlâ şöyle buyuruyor:

"Gecenin karanlığı onu kaplayınca bir yıldız gördü, 'Rabbim budur' dedi. Yıldız batınca, 'Batanları sevmem' dedi. Ay'ı doğarken görünce, 'Rabbim budur' dedi. O da batınca, 'Rabbim bana doğru yolu göstermezse elbette yoldan sapan topluluklardan olurum' dedi. Güneşi doğarken görünce de, 'Rabbim budur zira bu daha büyük, dedi.' O da batınca, dedi ki: 'Ey kavmim! Ben sizin (Allah'a) ortak koştuğunuz şeylerden uzağım. Ben hanif olarak, yüzümü gökleri ve yeri yoktan yaratan Allah'a çevirdim ve ben müşriklerden değilim.' " (6/En'am, 76- 79)

Not: Tarih kitaplarında İbrahim'in aleyhisselam kavminin Irak taraflarında olduğu geçmektedir. Fakat bizim toplumumuzda bu kavmin Şanlıurfa tarafında olduğu söylenir.

2. Süleyman aleyhisselam döneminde yaşayan kadın melikenin kavmi:

Allah subhanehu ve teâlâ şöyle buyuruyor:

"Süleyman, kuşları araştırarak: 'Hüdhüd'ü niçin göremiyorum? Yoksa kayıplarda mı? Bana apaçık bir delil getirmelidir; yoksa onu ya şiddetli bir azaba uğratırım yahut keserim' dedi. Çok geçmeden Hüdhüd gelip Süleyman'a: 'Senin bilmediğin bir şeyi öğrendim. Sana Sebe'den doğru bir haber getirdim. Orada halkına hükmeden, her şeyden kendisine bolca verilen ve büyük bir tahta sahip olan bir kadın buldum; onun ve milletinin Allah'ı bırakıp Güneşe secde ettiklerini gördüm. Şeytan, kendilerine yaptıklarını süslü göstermiş de onları doğru yoldan alıkoymuş. Bunun için doğru yolu bulamıyorlar.' " (27/Neml, 20-24)

Bu ayetten Süleyman aleyhisselam döneminde yaşayan kadın melikenin kavminin Güneşe secde ettikleri anlaşılmaktadır.

Ayrıca siyere baktığımızda cahiliye toplumunda bazı insanların Güneşe ibadet etiklerini görüyoruz. Mekkeli müşrikler ibadet ettikleri şeylerin putlarını yapıyorlardı. Güneşin de putunu yapmış ve ona ibadet ediyorlardı. Güneşe ibadet edenlere de 'Abduşşemsoğulları' (Güneşinoğulları) deniliyordu. Demek ki azınlıkta da olsa Peygamberimizin sallallahu aleyhi ve sellem döneminde de güneşe ibadet edenler vardı.

Metin

Meleklere ibadet ettiklerinin delili Allah'ın subhanehu ve teâlâ şu sözüdür:

"Ve size: 'Melekleri ve Peygamberleri rabler edinin' diye de emretmezler." (3/Âl-i İmran, 80)

Şerh

Allah subhanehu ve teâlâ şöyle buyuruyor;

"Hiçbir insanın, Allah'ın kendisine kitap, hikmet ve Peygamberlik vermesinden sonra (kalkıp) insanlara: 'Allah'ı bırakıp bana kul olun!' demesi mümkün değildir. Bilakis (şöyle demesi gerekir): 'Okutmakta ve öğretmekte olduğunuz Kitap uyarınca Rabbaniler olunuz.' Ve size: 'Melekleri ve Peygamberleri ilahlar edinin', diye de emretmez. Siz Müslüman olduktan sonra hiç size kâfirliği emreder mi?" (3/Âl-i İmran, 79- 80)

Abdullah b. Abbas radıyallahu anhum bu ayetin nüzul sebebi hakkında şöyle der: "Yahudi Hahamlarıyla Necran Hristiyanları, Rasûlullah'ın huzurunda bir araya geldikleri zaman, Rasûlullah onları Müslüman olmaya davet etti. Bunun üzerine Kureyza Yahudilerinden olan Ebu Rafi şöyle dedi:

__ Ey Muhammed, Hristiyanların İsa'ya yaptıkları gibi, bizim de sana ibadet etmemizi mi istiyorsun?

Necran Hıristiyanlarından biri de:

__ Ey Muhammed, sen bizden kendine ibadet etmemizi mi istiyor ve bizi buna mı davet ediyorsun? dedi.

Bunun üzerine Rasûlullah:

__ Allah'ın dışında başka bir şeye ibadet etmekten veya O'nun dışında başka bir şeye ibadet etmeye davet etmekten Allah'a sığınırım. Allah beni ne böyle bir şeyle göndermiş ne de bunu bana emretmiştir, buyurmuştur.

İşte bunun üzerine de bu ayet nazil olmuştur." (İbni İshak, Beyhaki)

Meleklere ibadet eden iki kavim vardır:

1. Hristiyanlar

Hristiyanlar melekleri tazim edip onlara ibadet ediyorlar. Allah subhanehu ve teâlâ, Hristiyanlar "İsa Allah'ın oğludur" dediklerinde onlara cevaben şöyle diyor:

"Ne Mesih ve ne de Allah'a yakın melekler, Allah'ın kulu olmaktan geri dururlar. O'na kulluktan geri durup büyüklenen kimselerin hepsini (Allah) yakında huzuruna toplayacaktır." (4/Nisa, 172)

Dikkat edilirse Hristiyanlar meleklerle ilgili bir şey demiyorlar fakat Allah subhanehu ve teâlâ onların İsa aleyhisselam hakkında ki yanlış inançlarını düzelttikten sonra melekler hakkındaki inançlarını da düzeltiyor.

2. Mekkeli Müşrikler

Mekkeli müşrikler meleklerin Allah'ın kızları olduğunu söylüyorlardı. Meleklerin kız suretinde putlarını yapıp sonra onlara ibadet ediyorlardı. Allah'ın kızlarına dua ediyoruz onlarda bizim dualarımızı Allah'a iletiyorlar diyorlardı.

Metin

Allah subhanehu ve teâlâ şöyle buyuruyor:

"Allah: 'Ey Meryem oğlu İsa! İnsanlara, 'Beni ve annemi, Allah'tan başka iki tanrı bilin' diye sen mi dedin, buyurduğu zaman o, 'Haşa! Seni tenzih ederim; hakkım olmayan şeyi söylemek bana yakışmaz. Hem ben söyleseydim Sen onu şüphesiz bilirdin. Sen benim içimdekini bilirsin, halbuki ben Senin zatında olanı bilmem. Gizlilikleri eksiksiz bilen yalnızca Sensin. Ben onlara, ancak bana emrettiğini söyledim: Benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah'a kulluk edin, dedim. İçlerinde bulunduğum müddetçe onlar üzerine kontrolcü idim. Beni vefat ettirince artık onlar üzerine gözetleyici yalnız Sen oldun. Sen her şeyi hakkıyla görensin.' " (5/Maide, 116-117)

Şerh

Hristiyanlar İsa aleyhisselam için: 'Allah'ın çocuğudur, Allah'ın kendisidir ya da Allah'tan bir ruhtur' diyorlardı. Bundan dolayı da İsa'yı aleyhisselam yüceltip ona ibadet ediyorlardı. Hristiyanlar Meryem'e aleyhisselam ibadet etmiyorlardı, ona ilahtır da demiyorlardı. Peki, Meryem'e aleyhisselam ibadet etmiyorlarsa Allah subhanehu ve teâlâ neden "Beni ve annemi, Allah'tan başka iki ilah bilin" diye sen mi dedin," dedi?

Bunun iki sebebi olabilir:

1. Hristiyanlar 'İsa ilahtır' diyorlardı. 'Meryem de İsa'nın annesidir. İsa ilah ise annesinin de ilah olması gerekir. Çünkü ilahı ancak ilah olan doğurabilir. Nasıl ki insanı ancak insan doğuruyorsa, ilahı da ancak ilah doğurur. Bu Allah'ın yarattıkları hakkında bir kuralıdır. Bir hayvanın bir insanı doğurması mümkün olmadığı gibi ilah olmayanın da ilahı doğurması da mümkün değildir.'

2. Hristiyanlar Meryem'e dua edip onunla Allah'a istiğasede bulundukları için Allah subhanehu ve teâlâ böyle dedi. Çünkü bunlar ibadettir ve ancak Allah'a yapılabilir. Hristiyanlar bunu Meryem'e aleyhisselam yaptıkları için onu ilah edinmiş oldular. Onlar bunu Meryem'i ilah edinmek için yapmış olmasalar ve bunu söylemeseler bile Allah subhanehu ve teâlâ onların yaptıkları fiile göre onlara isim verdi. Çünkü ibret hakikatlere göredir, isimlendirmeye göre değildir. (Bir önceki yazılarımız da bu kaidenin tafsilatını anlatmıştık)

Metin

Salihlere ibadet ettiklerinin delili Allah'ın subhanehu ve teâlâ şu sözüdür:

"Onların yalvardıkları bu varlıklar Rabblerine -hangisi daha yakın olacak diye- vesile ararlar; O'nun rahmetini umarlar ve azabından korkarlar. Çünkü Rabbinin azabı, sakınılacak bir azaptır." 17/İsra, 57

Şerh

Allah subhanehu ve teâlâ şöyle buyuruyor:

"De ki: 'Allah'ı bırakıp da (ilah olduğunu) ileri sürdüklerinize yalvarın. Ne var ki onlar, sizin sıkıntınızı ne uzaklaştırabilir, ne de değiştirebilirler. Onların yalvardıkları bu varlıklar Rablerine -hangisi daha yakın olacak diye- vesile ararlar; O'nun rahmetini umarlar ve azabından korkarlar. Çünkü Rabbinin azabı, sakınılacak bir azaptır.' " (17/İsra, 56-57)

Bu ayetin nüzul sebebi ile ilgili tefsir kitaplarında iki rivayet zikredilir:

1. Abdullah İbni Mesud radıyallahu anh şöyle der:

" 'Hangisi Rabblerine daha yakın olacak? diye vesile arıyorlar...' ayeti cinlerden bir gruba ibadet eden insanlar hakkında nazil oldu. Onların ibadet ettikleri cinler Müslüman oldular. Onlara ibadet eden o Araplar ise cinlerin Müslüman olduklarından habersiz bir şekilde onlara ibadet etmeye devam ettiler de bu ayet nazil oldu." (Buhari, Müslim)

Araplar çöllerin asıl sahiplerinin cinler olduğuna inanıyorlardı. Ondan dolayı yolculuğa çıktıklarında cinlerin efendisine dua edip ona sığınıyorlardı. Bu şekilde diğer cinlere karşı korunacaklarını zannediyorlardı. Bu cinler Peygamberin sallallahu aleyhi ve sellem davetini işittiklerinde icabet edip Müslüman oluyorlar. Araplarda cinlerin Müslüman olduklarından habersiz onlara dua etmeye ve sığınmaya devam ediyorlar. Bunun üzerine de Allah subhanehu ve teâlâ bu ayeti indiriyor.

2. İbni Abbas radıyallahu anhum buradan kastın: "İsa ve Üzeyir olduğunu söylüyor." Hristiyanlar ve müşrikler İsa'ya ve Üzeyir'e aleyhimusselam ibadet ediyorlardı onlar ise Allah'a ibadet ediyorlardı.

İbni Teymiyye rahimehullah bu ayet hakkında şöyle der: 'Bu ayet kendisine ibadet edilenlerin Allah'a hakkıyla kulluk yaptığı herkesi kapsar.' Yani birisi Allah'a hakkıyla ibadet ediyor başka birisi de o kişiye ibadet ediyorsa, bu ayet bunun gibi olan herkesi kapsar.

Metin

Taşlara ibadet ettiklerinin delili Allah'ın subhanehu ve teâlâ şu sözüdür:

"Gördünüz mü o Lat ve Uzzâ'yı? Ve üçüncüleri olan ötekini, Menat'ı." (53/Necm, 19-20)

Şerh

Lat, Menat ve Uzza Arap toplumunun en büyük putlarıydı. Arap toplumunda başka putlar da vardı fakat bunlar diğerlerinin başı olarak kabul ediliyordu. Bunları kısaca açıklamaya çalışalım;

Lat: Lat kelimesinin ilah kelimesinden geldiği sonundaki 'te'nin ise sonradan eklendiği söylenmiştir. Lat putu, cahiliye döneminde unu yağ ile kavurup hacılara dağıtan bir adamın putuydu. Yıl boyunca kazandığı şeyleri karşılıksız hacılara dağıttığı için insanlar tarafından sevilen, sayılan birisiydi. O adam ölünce putunu yapıp kabrine diktiler, sonra da buna ibadet etmeye başladılar.

Uzza: Allah'ın subhanehu ve teâlâ El-Aziz isminden geliyor. Aziz, kuvvetli olan demektir. Fakat bu öyle bir kuvvettir ki hiç kimse ona galip gelemez.

Menat: Allah'ın subhanehu ve teâlâ El-Mennan isminden geliyor. Mennan, karşılıksız olarak iyilik yapan ve bu iyilikleriyle karşıdakine minnet etme hakkına sahip olan demektir.

Mekkeli müşrikler salih olduğuna inandıkları bu kişileri kendileri ile Allah subhanehu ve teâlâ arasında aracı kılıyorlardı. Allah onların bu inançlarının yanlış olduğunu Kur'an-ı Kerim'in birçok yerinde belirtmiştir.

Davamızın sonu âlemlerin Rabbi olan Allah'a hamdetmektir.

Bu Sayfayı Paylaş :