Loader
Küfrün Karanlıklarından, Vahyin Aydınlığına...

Konmayı Bilmeli

Özcan YILDIRIM 2019-02-19

 بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

وَالتِّينِ وَالزَّيْتُونِ (1) وَطُورِ سِينِينَ (2) وَهَذَا الْبَلَدِ الْأَمِينِ (3) لَقَدْ خَلَقْنَا الْإِنْسَانَ فِي أَحْسَنِ تَقْوِيمٍ (4) ثُمَّ رَدَدْنَاهُ أَسْفَلَ سَافِلِينَ (5) إِلَّا الَّذِينَ آَمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ فَلَهُمْ أَجْرٌ غَيْرُ مَمْنُونٍ (6) فَمَا يُكَذِّبُكَ بَعْدُ بِالدِّينِ (7) أَلَيْسَ اللَّهُ بِأَحْكَمِ الْحَاكِمِينَ (8)

Er-Rahman ve Er-Rahim olan Allah'ın adıyla (okumaya başlıyorum).

1.Andolsun incire ve zeytine,

  1. Sina'daki Tur Dağı'na,
  2. Ve bu güvenli beldeye.

4.Andolsun ki insanı en güzel surette yarattık.

  1. Sonra onu esfel-i safiline (aşağıların aşağısına) çevirdik.

6.İman edip salih amel işleyenler müstesna. Onlar için kesintisiz bir mükâfat vardır.

7.(Ey insan!) Bundan sonra dini/hesabı sana yalanlatan şey nedir?

8.Allah, hükmedenlerin en hâkimi değil mi?

Allah'a hamd, Resûlü'ne salât ve selâm olsun.

فَمَايُكَذِّبُكَبَعْدُبِالدِّينِ

"(Ey insan!) Bundan sonra dini/hesabı sana yalanlatan şey nedir?" [1]

Ey insan! Allah'ın senin üzerindeki bunca ayetine ve nimetine rağmen sana dini yalan saydıran nedir?

İnsanın kendi hilkatine/yaratılışına bakması yeterlidir. Allah'ın subhanehu ve teâlâMekki ayetlerde sürekli temas ettiği bir yer var: Yaratılış. Bunu ilk inen ayetlerde de görürüz. "Yaratan Rabbinin adıyla oku."[2]Başka bir sıfata, özelliğe değil yapılan vurgu! Demek ki insanın yaratılış üzerinde tefekkürü önemli.

Şimdi bazı ayetler üzerinde bir gezintiye çıkalım:

"Şüphesiz ki göklerin ve yerin yaratılmasında, gece ve gündüzün peşi sıra yer değiştirmesinde, insanlara fayda sağlayarak denizde yüzen gemilerde, Allah'ın gökyüzünden indirdiği ve ölümünden sonra yeryüzünü kendisiyle canlandırdığı suda, orada yaydığı farklı türdeki her bir canlıda, rüzgârların çevrilip yönlendirilmesinde, gök ve yer arasında emre amade kılınmış olan bulutlarda akledenler için (üzerinde düşünülüp bunları yapanın tek ilah olduğu ve kulluğun yalnızca O'na yapılması gerektiğine dair) deliller vardır."[3]

"Gece ve gündüzün peşi sıra gelmesinde, Allah'ın gökten indirip yeri ölümünden sonra kendisiyle dirilttiği rızıkta/yağmurda ve rüzgârların çevrilmesinde akleden bir topluluk için ayetler vardır."[4]

"Şüphesiz ki göklerin ve yerin yaratılışında, gece ve gündüzün peşi sıra yer değişmesinde akıl sahipleri için (üzerinde düşünüp bunları yapanın tek ilah olduğu, kulluğun sadece kendisine yapılması gerektiğine dair sonuçlar çıkaracakları) ayetler vardır."[5]

"De ki: 'Görüşünüz nedir? (Söylesenize!) Allah kıyamet gününe kadar, geceyi üzerinize sürekli kılsa Allah'tan başka hangi ilah size aydınlık getirebilir? Dinlemez misiniz?' De ki: 'Görüşünüz nedir? (Söylesenize!) Allah, kıyamet gününe kadar, gündüzü üzerinize sürekli kılsa Allah'tan başka hangi ilah içinde dinleneceğiniz geceyi size getirebilir? Görmez misiniz?' İçinde dinlenesiniz ve Allah'ın lütfundan arayasınız diye sizin için geceyi ve gündüzü yaratması O'nun rahmetindendir. Umulur ki şükredersiniz."[6]

"De ki: 'Allah'a hamd, seçkin kullarına selam olsun.' Allah mı daha hayırlıdır, yoksa (Allah'a) ortak koştukları mı? (Onlar mı daha hayırlıdır yoksa) gökleri ve yeri yaratan, sizin için gökten su indiren (Allah mı)? Ki o suyla, sizler için göz alıcı güzellikte bahçeler bitirdik. Siz, onun tek bir ağacını dahi bitiremezdiniz! Allah'la beraber başka bir ilah mı? (Hayır, Allah'tan başka ilah yok!) İşin aslı onlar, (başka varlıkları Allah'a denk tutup) sapan bir topluluktur. (Onlar mı daha hayırlıdır yoksa) yeryüzünü yerleşke/yaşama alanı kılan, onun arasında ırmaklar yaratan, o (sarsılmasın diye dağlardan) kazıklar çakan, iki denizin arasına (birbirlerine karışmasınlar diye) engel koyan (Allah mı)? Allah'la beraber başka ilah mı? (Hayır, Allah'tan başka ilah yok!) İşin aslı onların çoğu bilmiyorlar. (Onlar mı daha hayırlıdır yoksa) dua ettiğinde darda kalmışın duasına icabet eden, kötülüğü gideren ve sizleri yeryüzünün halifeleri kılan (Allah mı)? Allah'la beraber başka ilah mı? Ne kadar da az öğüt alıyorsunuz. (Onlar mı daha hayırlıdır yoksa) karanın ve denizin karanlıklarında size yol gösteren, rahmeti (olan yağmurdan önce) müjdeci olarak rüzgârları gönderen (Allah mı)? Allah'la beraber başka ilah mı? Allah, onların şirk koştuklarından yücedir. (Onlar mı daha hayırlıdır yoksa) yaratmayı ilkin başlatan sonra (dirilterek) onu tekrarlayacak olan, sizleri gökten ve yerden rızıklandıran (Allah mı)? Allah'la beraber başka ilah mı? De ki: 'Eğer doğru söylüyorsanız (içinde hiçbir şüphe olmayan kesin) kanıtınızı getirin.' "[7]

Ayetler tek bir yere temas ediyor. Yaratılış üzerinden Allah'ın varlığı ve tevhid edilmesi. Bunun sonucunda istenen de ubudiyettir.

Allah'a ibadetì Sadece O'na yönelişì O'nun koyduğu nizama göre yaşamak. O'nu hayatın merkezine koymak. O'nun için sevmek, O'nun için buğzetmek, O'nun için mücahede ve mücadele etmek. Sadece O'nun indirdiğine uymak.

O'nun indirdiğine uymak, şeri esasların dışına sözlere/kavillere uymamakì Kur'an daima buranın altını çizer. Ehli batılın vahiy gerçeğinden udul ettiğini/yüz çevirdiğini anlatır. Farklı yollara tevessül ettiklerini de. Bundan hasep Allah şu ayetlerde bunca delilin kişiyi Allah'a yönlendirmesinden bahseder:

"İşte bunlar, hak olarak sana okuduğumuz Allah'ın ayetleridir. Onlar, Allah'tan ve O'nun ayetlerinden sonra hangi söze inanırlar?" [8]

"(İnsanı hayrete düşüren ve sayısız ayetle donatılmış) göklerin ve yerin melekutuna, Allah'ın yarattıklarına ve ecellerinin yaklaşmış olma ihtimaline bakıp düşünmediler mi? (Buna inanmadıktan sonra) daha hangi söze inanacaklar?"[9]

"(Bu Kur'ân'a da inanmıyorlarsa) bundan sonra hangi söze inanacaklar?"[10]

A'râf Suresi'nin 54. ayeti'nde de kâinatta yarattıklarından bahisle: "Dikkat edin! Yaratmak da emretmek de O'na aittir!"buyurarak hâkimiyetin Allah'a mahsus kılınması talep edilir. Bu bağlamda birçok ayetten bahsedilebilir. Fakat tarih boyunca çoğunluğun devrildiği keskin viraj burasıdır.

Tarih boyunca en azgın zalimler dahi Allah'ın yaratıcı olduğunu kabul etmişlerdir. Fakat bunun yanında kendi hevalarını dikte etmişlerdir. Vahiy nuruna, parıltılarına tahammül edememişlerdir. Kendi kanunlarının, ortaya koydukları yaşam biçimlerinin geçerli olmasını murad etmişlerdir. Dünyada refahı, düzeni ve adaleti sağlayacak olan kendi modern (!) kanunları olduğunu ileri sürmüşlerdir. Fakat gelin görün ki elifi görseler mertek zannedecek bu zavallıların koyduğu kanunların sağlamasını dünyanın ahvaline doğru bakan her birey anlayabilir.

Sözü kanuna, yaşam modeline getirmemizin bir nedeni var tabii. Ayette geçen dini yalanlamayı iki şekilde anlamlandırmışlardır. "Din"den murad, Fâtiha Suresi'ndeki hesap günü anlamındadır. Ya da "din"den murad Allah'ın dini, kanunları, yasası, otoritesi anlamındadır.

Kur'an'da din kelimesi kanun anlamında kullanılmıştır.

"Kardeşinin yükünden önce onların yüklerini aramaya başladı. Sonra (su kabını) kardeşinin yükünden çıkardı. İşte biz, Yusuf'a böyle bir yanıltıcı oyun hazırladık. Allah'ın dilemesi hariç, Kralın dinine (yani yürürlükte olan yasalara) göre kardeşini tutuklaması söz konusu dahi değildi. Biz dilediğimizin derecelerini yükseltiriz. Her bilenin üzerinde daha iyi bilen biri vardır mutlaka." [11]

Burada kastedilen açıkça kralın/melikin kanunu/yasasıdır. Bundan dolayı da bunca ayetin, insan üzerindeki nimetin varlığına karşın insanların Allah'ın otoritesini/kanunlarını kabul etmemesini ayet soru ile yermektedir.

Burada bir meseleye değinmek icab ediyor. Hakikatı inkâr/yalanlama tekebbürün bir sonucudur. Allah'a karşı kâfir olmanın birçok sebebi vardır. Kibir/tekebbür/büyüklenme de bunlardan sadece biridir.

Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem kibri "Hakka karşı büyüklenme, insanları küçük görmek." [12]diye nitelemiştir. İki parçada özetlemiş anam babam feda olsunì

Kibir kalbe bilgi ile dâhil olur. Başka bir deyişle, bilgi beraberinde kibri getirir. Kalbe giren kibri ya engeller ya da besler büyütür kişi. Bilgi sahibi olma –bu mezmum ahlak bastırılmadığında- insanları küçük görmeye iter kişiyi. Artık vazgeçilmezdir zât-ı muhterem! Olmazsa olmazdır. Ona sorulmalı, danışılmalı ve istişare edilmelidir. Dünya kendi etrafında dönüyor ya. Önemli meselelerde bilgilendirilmeli. Bir başarı varsa onun ferasetinden, basiretindendir. Zıddı bir sonuçta ise ya ondan gayrı yapılmıştır. Ya da başkasında suç.

Sadece bilgi değil. Kibri tetikleyen mal ve makamı da unutmamalı. Hepsinin birer timsalini Rabbimiz bize Kur'an'da ne güzel vermiş.

Bilgi/ilim ile sapan kimseyi şu ayetinde tavsif etmiş:

"Onlara, ayetlerimizi verdiğimiz kişinin durumunu anlat. O, ayetlerimizden sıyrılmış, (derken) şeytan onu kendisine uydurmuş ve (bütün bunların neticesinde) azgınlardan olmuştu. Şayet biz isteseydik onu (kendisine verdiğimiz ilim ve deliller sayesinde) yüceltirdik. Fakat o, dünyaya meyletti ve hevasına/arzusuna uydu. Onun misali, üzerine gitsen de dili dışarda soluyan kendi hâline terk etsen de dili dışarda soluyan köpek gibidir. Bu, ayetlerimizi yalanlayan topluluğun misalidir. İyice düşünsünler diye kıssaları anlat."[13]

Malı ile kibirlenen ve azgınlaşan Karun'u da şöyle anlatmış:

"Şüphesiz ki Karun, Musa'nın kavmindendi. (Fakat) onlara karşı haddi aşıp azgınlaşmıştı. Biz ona öylesine (çok) hazine verdik ki onun anahtarları dahi kuvvetli/kalabalık bir topluluğa ağır gelirdi. Hani kavmi ona: 'Şımarıp böbürlenme. Çünkü Allah şımarıp böbürlenenleri sevmez.' demişti. 'Allah'ın sana verdikleriyle ahiret yurdunu kazanmaya çalış, dünyadaki nasibini de unutma. Allah'ın sana ihsanda bulunduğu gibi sen de iyilik yap. Yeryüzünde bozgunculuk isteme. Çünkü Allah, bozguncuları sevmez.' (demişti.) Dedi ki: 'Bu (servet), bende var olan bilgi/tecrübe/maharet sebebiyle bana verilmiştir.' Bilmez mi ki Allah ondan önce kendisinden daha güçlü ve yığdıkları servet çok daha fazla olan kimseleri helak etmiştir. Mücrimlerden günahları sorulmaz. (Zenginliğini açığa çıkaran şatafat ve) süsü içerisinde kavminin karşına çıktı. Dünya hayatını isteyenler: 'Keşke Karun'a verilenin benzeri (bir zenginlik) bize de verilseydi. Şüphesiz ki o, çok büyük bir şansa sahiptir.' dediler.Kendilerine ilim verilenler dediler ki: 'Yazıklar olsun size! İman edip salih amel işleyenler için Allah'ın sevabı daha hayırlıdır.' (Dünyanın geçici süs ve şatafatı karşısında bu tavrı sergilemeye) ancak sabredenler muvaffak olurlar. Onu da konağını da yerin dibine geçirdik. Allah'a karşı ona yardım edecek bir topluluğu olmadı. Hem kendi kendisine de yardım edenlerden değildi. Dün onun yerinde olmayı isteyenler, sabah şöyle demeye başlamışlardı: 'Vay be! Demek ki Allah, kullarından dilediğine rızkı genişletip (dilediğine) daraltıyor. Şayet Allah bize ihsanda bulunup (Karun gibi olmaktan korumasaydı) bizi de yerin dibine geçirecekti. Vay be! Demek ki gerçekten kâfirler kurtuluşa ermiyormuş!' "[14]

Makam, iktidar ve otorite ile tağutlaşan Firavun'u da misal vermiştir.

"Firavun, kavmi içinde seslendi ve dedi ki: 'Ey kavmim! Mısır'ın mülkü/egemenliği ve şu altımdan akan nehirler bana ait değil mi? Görmüyor musunuz? Yoksa ben, şu basit insandan ve neredeyse kendini ifade edemeyenden daha hayırlı değil miyim? Onun üzerine altından bilezikler atılmalı değil miydi? Ya da onunla beraber meleklerin gelmesi gerekmez miydi?' Kavmini hafife aldı/onursuzlaştırdı/aptallaştırdı, onlar da ona itaat ettiler. Şüphesiz ki onlar, fasık bir topluluktu." [15]

Nefsin bunlarla atakları ne çetindir! Rabbim hepimizi muhafaza buyursun. (Amin)

Kibir, Allah'a yakışan kuldan uzak olması gereken bir sıfattır. Kul haddini bilmeli. Nefis kanatlanmayı arzular. Kanatlanır da kimi zaman. Kuş bakışı görür herkesi, her şeyi, her yeri. Nefsin uçması normaldir. El mühim, sonrasında aynı yere konabilmektir. Haddi bilmek bir nevi. Konamayan, inişi bilmeyen/yediremeyenlerin dökülmelerini okuduk, gördük, göreceğiz.

Yalnızdır, kederlidir, daima nefsin tutsağıdır kibirli. Samimi, içten candan biri iken duygusal bir evrim geçirir. Pozitif merceği kalkmış, negatifi gelmiştir. Dün içimizden biriyken bugün dışımızdan olmuştur. Dün yârdan, anadan, serden geçerken; bugün mal, makam ve saltanattan santim geçemez. Artık başkaları yapmalıdır. Ondan geçmiştir artık.

Kibir bir nevi kişinin kendisini bitirmesidir. Fişini çekmesi, işlevsiz hâle getirmesidir. Artık ondan bilgilisi yoktur. Ondan beceriklisi ve ondan vazgeçilmezi de. Ne nasihate ne de irşada ihtiyacı vardır. Benlik alt üst olur, dün çirkin görülenler yapılmaya başlanır. Dünün çizgisinden eser görülmez. Taatin yüze vurduğu nur, gözlerdeki itaat parıltısı sönmeye başlar.

Hülâsâ, kibir/büyüklenme yutan eleman gibidir. Bireyi ve amellerini "0"(Sıfır) ile çarpar!

Şeytanın kendisi ile âsi olduğu bu sıfatı bastırmaya ve arındırmaya çalışanların sa'yi meşkur olsun!

"Âlemlerin Rabbi olan Allah'a hamdolsun" duamız ileì

 

 

[1]       .   95/Tîn, 7

 

[2]       .   96/Alak, 1

 

[3]       .   2/Bakara, 164

 

[4]       .   45/Câsiye, 5

 

[5]       .   3/Âl-i İmran, 190

 

[6]       .   28/Kasas, 71-73

 

[7]       .   27/Neml, 59-64

 

[8]       .   45/Câsiye, 6

 

[9]       .   7/A'râf, 185

 

[10]      .   77/Mürselât, 50

 

[11]      .   12/Yûsuf, 76

 

[12]      .   Müslim, Tirmizi

 

[13]      .   7/A'râf, 175-176

 

[14]      .   28/Kasas, 76-82

 

[15]      .   43/Zuhruf, 51-54

 

 

Bu Sayfayı Paylaş :