Loader
Küfrün Karanlıklarından, Vahyin Aydınlığına...

Lugat Dalındaki Eserler: Sarf, Belagat ve Kamus Kitapları Çeviri MAKALE

2017-02-17

Allah'a hamd, Rasûlü'ne salât ve selam olsun…

Sarf İlminin Önemi ve Sarf Kitapları

Arap lugatındaki dallardan bir tanesi de Sarf/Morfoloji/Kelime Bilgisidir. Öğrenciye bir kelimenin نَصَرَ veya ضَرَبَ babından olduğu söylendiği zaman okullardan mezun olmuş birçok kimse bunu idrak edemeyebiliyor. Bunun sebebi de bu ilimden habersiz oldukları içindir. Halbuki ilim talebesi buna çok ihtiyaç duymaktadır.

Âlimlerin hepsi buna önem vermişler ve derslerinde bunlara vurgu yapmışlardır. Sarf ilmini bilmeden lugat kitaplarına müracaat eden bir kimse kelimenin aslını nasıl bulabilir?

Örneğin, takva (تَقْوَى) kelimesini kamus/sözlükte aradığın zaman nasıl bulacaksın? Bunu bulabilmek için bu maddenin aslının (وَقَى) yani (وِقَايَة) olduğunu bilmen gerekir.

Bu daldaki önemli eserlerden bahsedecek olursak;

Eş-Şâfiye

Bu eser, İbni Hacib'e ait olup, Nahiv dalındaki eseri el-Kafiye'nin diğer yarısıdır. Şerhleri de oldukça fazla olup, baskıları mevcut ve oldukça yaygın bir eserdir. 

İbnu Cinnî'nin[1] kitapları da bu alanda istifade edilebilir.

Belagat Kitapları

Arap lugatının en önemli dallarından bir tanesi de belagattır. Bu alandaki kitaplardan bazıları ise şöyledir:

1. Esrâru'l Belağa: Abdulkahir el-Curcanî'ye ait eserdir.

2. Delâilu'l İ'câz: Abdulkahir el-Curcanî'ye ait eserdir. Bu kitap bu dalda yazılmış en muazzam eserlerden bir tanesidir. Fakat bu ileri seviye olanlar içindir. İlim talebeleri bu kitap üzerine eğitim almamalıdır. Zira metin şeklinde değildir.

3. Et-Tırâz: Tam ismi Kitâbu't Tırâz el-Mutedamminu li Esrâri'l Belâğati ve Ulûmi Hakaikı'l İ'câz'dır. Müellifi, Yahya bin Hamza bin Ali bin İbrahim el-Alevî'dir. Bu alandaki en önemli kitaplardan bir tanesidir.

4. Telhîsu'l Miftah: Bu kitap, es-Sekkâkî'nin el-Miftah isimli eserinin kısaltılmış halidir. el-Miftah, içerisinde bir çok ilmi barındırmaktadır. Hatîb el-Kazvînî bu kitabı alıp, belağat ilimleri ile alakalı olan kısımları kısaltmıştır. Böylece ilim ehlinin yanında muteber bir metin hâline gelmiş ve insanlar da bu kitabın yörüngesinde dolaşmışlardır. O kadar şaşırtıcıdır ki kitabın şarihleri, haşiye yazanları ve baskıları sayılamamıştır.

5. El Îdah fi Ulumi'l Belağa: Hatîb el-Kazvînî'nin bir başka eseridir. Bu kitabında, el-Miftah isimli eserin eksik kalan kısımlarını Abdulkahir el-Curcanî'nin iki kitabındaki sözlerinden tamamlamıştır.

Kamus/Mu'cem/Sözlük Eserler

Tefsir, hadis ve fıkıh öğrencilerine gerekli ve önemli eserlerden bir tanesi de lugat kitaplarıdır. Öğrencinin buna daimi bir şekilde ihtiyacı vardır. Bu kitapların, lugat metni, kelimelerin açıklanması ve lugat fıkhı olmasının bir farkı yoktur. Her biri talebe için çok önemlidir.

1. Kitabu'l Ayn: Kitap hakkında kendisinin yazıp yazmadığı, temellerini koyup eklemeler yaptığı gibi tartışmaları bir kenara bırakacak olursak, bu konuda kılavuz eser veren ünlü filolog Halil bin Ahmed el-Ferâhidi'dir.[2] Kitabına bu ismi vermesinin sebebi de (ع) 'Ayn' harfi ile başladığı içindir. Kitap, boğaz harfleri ile başlamış ve buna göre sıralanmıştır. Sebebi de mahrecin en uzak ve zor yerinden geldiği içindir. Harf sıralaması da (ع، ح، ه، غ، خ، ق، ك، ج، ش، ض، ص، س) şeklinde başlayıp en son (ا) 'Elif' harfine kadar ulaşmaktadır. [3]

Müellif, kitabın dizimini bu şekilde ilk defa ortaya koyan kişidir. Bu konuda kimseyi taklit de etmemiştir. Eski ve yeni âlimleri Halil bin Ahmed'i yermişlerdir. Razi, el-Mahsul eserinde şöyle demiştir: 'Lugat hakkındaki tasnif edilmiş kitapların aslı Kitabu'l Ayn'dır. Lugat ilmi ile meşgul olan kişilerin cumhuru, bu kitabın yerilmesinde ittifak etmişlerdir.'

Bu meselenin tahkiki/doğrulanması çok uzundur. Fakat şurası var ki, Halil bin Ahmed bu fikri ilk ortaya koyan kimsedir. Bu kitap asıl olarak kabul görmüş ve daha sonra buna eklemeler yapılmıştır.

2. Tehzibu'l Luğa: Bu kitap da lugavi hakikatlerin açıklığa kavuşturulması açısından başvurulması gereken eserlerden birisidir. Tehzibu'l Luğa, eskiden yazılmış bir eserdir.

3. El-Muhkem ve'l Muhîtu'l A'zam: İbnu Sîde'nin kitabıdır. İbnu Sîde[4] bu kitabını yazarken Kitabu'l Ayn sahibinin metodunu uygulamıştır. Kitap, ilim talebesinin edinmesi gereken en değerli eserlerden birisidir.

Fakat bu üç kaynak kitaba başvurmak öğrenci için zor olabilir. Zira öğrenci 'Elif, bâ…' şeklindeki alfabetik dizilişe alışıktır. Bundan dolayı da fihrist olmadan zor gelmektedir.

4. El-Cemhere: İbni Dureyd (ö. 321/933) tarafından yazılan ve lugat kitapları içinde temel eserlerinden birisi olan bu eser, asli harf sıralamasına göre düzenlenmiştir. Bu konuda da eleştirilmiş olup, bu mesele de oldukça uzundur.[5]

5. Mu'cemu'l Mekayisi'l Luğa: İbni Faris'in kelimelerin asıllarına önem vererek hazırladığı eseridir.[6]

6. Es-Sihah:[7]

Es-Sıhah kitabı diğer Arapça kitaplara göre toplanışı, düzeni ve konuları ele alışı kolaydır. Hatta bazıları kitabın diğer Arapça kitaplara olan durumunu Sahih-i Buhari'ye benzetmişlerdir. İçerisinde doğru olandan başkası bulunmamıştır. Fakat söylenilen bu durum kitabın sahibini masum kılmaz. İçerisinde hata olan durumlar da bulunmaktadır.

Bu kitabın üzerine birçok kitap yazılmıştır. Kitabın muhtasarları, haşiyeleri, üzerine yapılan talikler, kitabın düzeltilmiş baskıları ve hatalı olan yerlerin açıklamaları oldukça fazladır. Yani es-Sihah, alanında çok önemli bir eserdir. Eserin kırk bin madde içerdiği söylense de bu azdır.

Bu eser de kelimenin son harfine göre sıralanmıştır. Kelimenin son harfine göre sıralanmasına örnek olarak (قرأ) kelimesini ele alabiliriz. Bu kelime (ق) maddesinde değil, (ا) 'Elif' maddesindedir. Ben bu kitabın sıralamasının düzeltilmesi konusunda ihtiyaç görmüyorum. Çünkü kelimenin ilk harfini bulabilen birisi son harfini de bulabilir. Öğrencilerin kitabın anlaşılmasına yönelik bir eğitimden geçmesi de gerekir.

Hususen bu eserden sonra telif edilen eserler de bu düzenlemeye uymuşlardır. Bunlar da aşağıda sayacağımız iki eserdir.

7. Lisanu'l Arab: İbni Manzur'un eseridir. Bu eser de kelimenin son harfine göre sıralanmıştır. Lugat kitaplarının en geniş olanlarındandır. Eser yirmi cilt olarak basılmış olup, içerisinde seksen bin madde bulunmaktadır.

8. El-Kamusu'l Muhît: Feyruzâbâdi'nin eseridir. Bu eser de kelimenin son harfine göre sıralanmıştır. Bu eserde de altmış bin madde bulunmaktadır.

9. Tâcu'l Arûs min Cevahiri'l-Kamus: Zebîdi'nin el-Kamusu'l Muhît eserine yaptığı şerhi olan bu eser yüz yirmi bin maddeyi içermektedir.

Bunlar baskıları mevcut olan kitaplardır. İlim talebesinin de bu eserlere ihtiyacı bulunmaktadır. Hususen es-Sihah, el-Kamus, Lisanu'l Arab ve Tâcul Arûs mutlaka edinilmesi gereken eserlerdendir. El-Muhkem ve Tehzibu'l Luğa da buna eklenebilir.

Şunu da belirtmek gerekir ki, Allah'ın kitabından veya Rasûl'ün sünnetinden bir kelimeyi tefsir etmek isteyip bu kitaplara başvurduğumuzda dikkatli olmamız gerekir. Zira bir kelimenin birçok manaları vardır. Allah'ın ve Rasûlü'nün muradını tek bir manaya nasıl indirgeyip seçeceğiz? Bundan dolayı ilim ehli Arap lugatına vakıf olmuş âlimlerin haricindeki kişilerin Kuran ve Sünnet'teki yabancı kelimelerle ilgilenmesini caiz görmemişlerdir.

Özcan YILDIRIM,

Tevhid Dergisi İçin Çevirmiştir.

 

 

[1]       .   Ebu'l-Feth Osman bin Cinnî el-Mevsılî el-Bağdâdî (ö. 392/1002) Arap dili ve edebiyatı âlimi. Arap lugatı tarihinin en önemli dil âlimi olarak sayılmıştır. Detaylı bilgi almak isteyenler Wikipedia'nın kendisi hakkında oluşturduğu Arapça sayfaya bakabilirler: https://ar.wikipedia.org/wiki/ابن_جني -Çeviren-

 

[2]       .   Ebu Abdirrahmân el-Halil bin Ahmed bin Amr bin Temîm el-Ferâhîdi (el-Fürhûdi) (ö. 175/791) Nahiv ve aruzu sisteme kavuşturan ünlü dil ve edebiyat âlimi. DİA -Çeviren-

 

[3]       .   Arap lugatçılığı sahasında telif edilen şekil ve muhteva bakımından orijinal, aynı zamanda dünya lugatçılık tarihinde II. (VIII.) yüzyıl gibi erken bir dönemin mükemmel bir mahsulü hüviyetiyle dönüm noktası sayılabilecek (Haywood, s. 27) önemli bir eserdir. Daha önce hazırlanmış sistematik lugatlardan sonra Halil bin Ahmed'in ilk defa alfabetik diziyi uyguladığı bu çalışmada kelimelerin köklerini oluşturan sessizler esas alınmıştır. Arapça'nın yapısıyla ilgili olan bu husus bazı istisnalarla lugatçılıkta hâlâ devam etmektedir. Halil bin Ahmed ayrıca, bir kökü meydana getiren harflerin yer değiştirmesiyle ortaya çıkan kelimeleri bir araya toplamıştır (kalp/anagram usûlü). Mesela sülâsî fiillerden muzaaflarda iki şekil (şedde, deşşe), diğer sülâsî fiillerde altı şekil ('akabe, 'abeka, be'aka, beka'a, kabe'a, ka'abe) elde edilir (bu fiillerin hepsi dilde kullanılmaktadır). Bu durumda rubâî fiillerde yirmi dört ('abkara, 'abraka...) ve humâsî fiillerde 120 şekil elde edilebilir. Halil bin Ahmed, bütün bu muhtemel şekillerin dilde kullanılanlarının manalarını vermiş ve bir manaya dalalet etmeyenleri (mühmel) terketmiştir. Böylece alfabenin harflerinin bu usul içinde birbirleriyle teşkil edecekleri kelimelerin aritmetik hesabını yaparak ulaşacağı miktarı arayıp (A'yânü'ş-Şîa, VI, 343) dilin bütün kelimelerini kapsayabilen bir sistem denemek istemiştir. Harflerin diziminde ise onların mahreçlerini göz önüne alarak bunları en dipteki gırtlak seslerinden dudak seslerine doğru gırtlak, küçük dil, ağız kenarı, dil ucu, damak, dilin iki yanı, dudak ve bu organların dışındakiler için de 'havâî' gibi belirli gruplar altında şöyle sıralamıştır. Böylece dizide ilk yeri ayn harfi aldığı için kitap isimlendirmede uygulanan eski bir geleneğe uyarak eserine Kitabu'l Ayn adını vermiştir. Halil bin Ahmed'in izinden giden müelliflerden İbni Düreyd el-Cemhere'sinde, Ebu Ali el-Kalî el-Bâri adlı eserinde, Muhammed bin Ahmed el-Ezherî Tehzîbü'l-Luga'sında ve İbn Sîde el-Muhkem'inde Kitâbü'l-Ayn'ı örnek almışlardır.

            'Halil bin Ahmed dizisi'de denilen mahreçlere göre yapılan bu sıralamada müellif bazı milletlerden ilham almışsa da hiç kimseyi taklit etmemiştir. Eser fikir, metot ve Arap alfabesindeki harflere uygun tertibi itibariyle yeni ve orijinaldir (Ahmed Abdülgafûr Attâr, s. 78, 81 vd.). Ancak hayatının son yıllarında Horasan'da talebesi Leys bin Muzaffer'in yanında iken telife başladığı, fakat eserin sonuna doğru vefatı üzerine Leys'in ve diğer talebelerinin bu kitabı tamamladığı, yahut Sîbeveyhi'nin el-Kitâb'ının telifinde olduğu gibi fikir, bilgi, izah ve şerhlerin Halil bin Ahmed'e, telifin ise Leys'e ve diğerlerine ait bulunduğu veyahut Leys'in şöhret gayesiyle eseri kabullenip ikmal etmiş olduğu yolunda çeşitli rivayet ve iddialar ileri sürülmüştür (a.g.e., tür. yer.; Kitâbü'l-Ayn, nâşirlerin önsözü). Kitabın sadece bir cüzü ilk defa Anistâs el-Kermilî (Bağdat 1914) ve Abdullah Dervîş (Bağdat 1386/1967) tarafından yayımlanmış, tamamı bulunduktan sonra ise eseri sekiz cilt hâlinde Mehdi Mahzûmi ve İbrâhim es-Sâmerrâî neşretmişlerdir (I-VIII, Bağdat 1980-1985; Beyrut 1408/1988). Kitabu'l Ayn üzerine eski ve yeni birçok çalışma yapılmış (Sezgin, VIII, 54-55), Muhammed Nu'man Han eserdeki Kur'an ve tefsiriyle ilgili mâlumatı derleyip bu mâlumatın geçtiği kelimelere göre alfabetik olarak dizmiş ve ayrıca ilk tefsir metinleriyle de karşılaştırmıştır (Die exegetischen Teile des Kitāb al-Ayn, Zur ältesten philologischen Koranexegese, Berlin 1994). DİA -Çeviren-

[4]       .   Ebu'l Hasen Ali bin İsmâîl ed-Darîr el-Mursi (ö. 458/1066) Lugatçı, edebiyat ve dil âlimi. 398 (1008) yılında Mursiye'de (Murcia) doğdu. Dedelerinden Sîde'ye nisbetle İbni Sîde olarak tanınır. Babası gibi âmâ olduğundan Darîr lakabı ile de anılan İbni Sîde öğrenimine babasının yanında başladı. Altı yaşında Kur'an-ı Kerim'i ezberledi. Daha sonra Ebu'l Alâ Sâid bin Hasan el-Bağdâdi, Ebu Ömer Ahmed bin Muhammed et-Talemenki, Ebu Osman Saîd bin Muhammed ve Ebu Bekir ez-Zübeydî gibi âlimlerden Arap dili, lugat, kıraat, tefsir, fıkıh, hadis, felsefe ve mantık dersleri aldı. Güçlü hâfızası sayesinde birçok lugat ve gramer kitabını ezberledi. Muhtemelen Mürsiye'de meydana gelen siyasi olaylar sebebiyle buradan ayrılarak Dâniye'ye (Denia) gitti. Dâniye Emîri Ebu'l Ceyş Mücâhid bin Abdullah el-Âmiri ile tanışarak yakın ilgi ve himayesine mazhar oldu. Ancak Mücâhid el-Âmiri'nin vefatından sonra (436/1045) yerine geçen oğlu İkbâlüddevle Ali bin Mücâhid el-Muvaffak ile arası açılınca Dâniye'den ayrılmak zorunda kaldı. Bir müddet sonra bir kaside sunarak emîrden af diledi ve tekrar Dâniye'ye döndü (Yâkūt, V, 86). 25 Rebîu'l Ahir 458 (26 Mart 1066) tarihinde burada vefat etti (İbni Hallikân, III, 330-331). DİA -Çeviren-

 

[5]       .   İbni Dureyd, sözlüğüne aldığı kelimelerin sıralanmasında Halil bin Ahmed'in (ö. 170/786) Kitâbu'l Ayn'ında uyguladığı asli harflere dayalı sistemi bazı farklılıklarla takip etmiş, ancak onun kelimeleri harflerin mahreçlerine göre sıralama usulünden vazgeçerek alfabetik sıralamayı benimsemiştir. Buna göre kelimeler önce sünâî, sülâsî, rubâî, humâsî, lefîf, nevâdir vb. bablara ayrılmış daha sonra bu bablardaki kelimeler 'hemze'den 'yâ' harfine kadar alfabetik sıraya göre dizilmiştir. Asli harflerine göre sıralanmış olan kelimelerle bunlardaki harflerin yerlerinin değişmesiyle meydana gelen kelimelerin manaları aynı yerde kaydedilmiştir. Meselâ 'btk' (ب ت ك) maddesinde önce bu kök, sonra da maklûbları olan 'kbt' (ك ب ت) ve 'ktb' (ك ت ب) maddeleri incelenmiş, 'kbt' ve 'ktb'nin alfabetik sıraları geldiğinde de daha önce geçtikleri yerlere işaret etmekle yetinilmiştir.

            Kelimelerin asli harflerine ve bunların sıralanışına göre on üç bölüm hâlinde düzenlenen el-Cemhere'nin on iki bölümü sözlüğe, son bölümü ise Arapça'nın muhtelif dil meselelerine ayrılmıştır. İbni Dureyd'in, çağdaşı olan dilcilerin ele aldığı klasik dil konularını değişik başlıklar altında ele aldığı bu bölüm, İbn Cinnî'nin (ö. 392/1002) el-Hasâis fi'n-nahv adlı eserini andıran bir dil bilgisi kitabı mahiyetindedir.

            El-Cemhere'nin, müellifi henüz hayatta iken geniş yankılar uyandırdığı kaynaklarda zikredilmektedir. Makrîzi'nin bildirdiğine göre (Mez, I, 304-305), Fâtımi Halifesi Aziz-Billâh'ın kütüphanesinde 100 adet el-Cemhere nüshasının bulunması eserin gördüğü rağbetin bir işaretidir. Niftaveyh (ö. 323/935), meşhur dil âlimlerinin İbni Dureyd'in rivayetine güvenip söz konusu eserine sık sık başvurduklarını söyleyerek onu ve eserini över. Bununla beraber Arap lugatçılarının en meşhurlarından biri olan Muhammed bin Ahmed el-Ezherî (ö. 370/980) müellif aleyhinde bazı rivayetleri naklettikten sonra eserde sağlam ve orijinal bir bilgi bulamadığını ileri sürer.

            İbni Dureyd bu eserini değişik zamanlarda ve İran, Basra, Bağdat gibi üç ayrı yerde ezberinden yazdırmış olduğu için el-Cemhere'nin nüshaları arasında farklılıklar meydana gelmiş, bazı kelimelerin rivayetinde, bazılarının da tertibinde birtakım hatalar ortaya çıkmıştır. Ancak ezberden yazdırılan böyle hacimli bir eserde telif tarzından doğan bazı yanlışların bulunması önemli bir kusur sayılmamalıdır. Bununla birlikte el-Cemhere'nin, aranan kelimelerin bulunması hususunda müellifinin iddia ettiği kolaylığı getirdiği söylenemez. Zaten eserin en belirgin kusuru tertibinin karışık olmasıdır.

            El-Cemhere üzerinde ihtisar, ilave ve yeniden tertip gibi bazı çalışmaların yapıldığı bilinmekteyse de bu çalışmaların hiçbiri günümüze kadar gelmemiştir (bk. Hüseyin Nassâr, II, 434). Eser Fr. Krenkow, Muhammed es-Sûretî ve Zeynelâbidîn el-Mûsevî tarafından üç cildi metin, biri fihrist olmak üzere dört cilt hâlinde neşredilmiştir (Haydarâbâd 1344-1351). Ayrıca bu neşirden Bağdat'taki Mektebetü'l-müsennâ ile Beyrut'taki Dârü Sâdır tarihsiz iki ofset baskı yapmışlardır. DİA. -Çeviren

[6]       .   İbn Fâris (ö. 395/1004) tarafından hazırlanan Arapça etimolojik sözlüktür. Arapça kelimelerin kendilerinden türediği köklerin ve bunların temel anlamlarının bulunduğu olgusu ile (usûl-mekayîs) aynı kökten türeyen kelimeler arasında anlam ilişkisinin mevcut olduğu gerçeğinden hareket eden İbn Fâris sözlüğünde iki nazariyeyi ispat etmeye çalışmıştır. Bunlardan birincisi, üçlü köklerde 'mikyâs' (asıl) adını verdiği ve kendilerinden fer'î kelimelerin türediği temel anlamların ve dolayısıyla temel kelimelerin bulunduğu, ikincisi, üçten fazla harften oluşan köklerin çoğunlukla terkiplerden veya birkaç kelimeden kısaltılarak elde edilmiş yapay kelimeler (menhût) olduğudur. Meselâ 'بحتر' (tıknaz) kelimesinin 'بتر حتر' kelimelerinden, 'قلفع' (kuru çamur; demir kırıntısı) kelimesinin 'قفع قلع قلف'den ihtisar edilmesi gibi (Hilmî Halîl, s. 491). Böylece müellif, 'mekayîs' sözüyle bazı dilcilerin 'el-iştikaku'l-kebîr' dedikleri, her kökle ilgili kelimelerin ortak bulunduğu bir ya da birden çok temel anlamı kastetmiştir (M. Mustafa Rıdvân, s. 87). DİA. -Çeviren-

 

[7]       .   Ebu Nasr İsmail bin Hammâd el-Cevherî (ö. 400/1009'dan önce) ait eserdir.

 

Bu Sayfayı Paylaş :