Loader
Küfrün Karanlıklarından, Vahyin Aydınlığına...

Medrese Ortamında Şeytanın Oyunları - 1 Murat MÜSLİHAN

2012-07-01

 

Düşman ile iyi bir mücadele onun iyi tanınmasına bağlıdır. Yaşadığımız dünyada var olan bu siyasi hakikat Müslümanın şeytanla olan amansız mücadelesi için de geçerlidir. Şeytan ile yapılacak savaş onun tanınması ile doğru orantılıdır. Onu ne kadar iyi tanırsak o oranda ona karşı isabetli saldırılarda bulunabiliriz.

Şeytanın Rabbimize vermiş olduğu ve mücadelenin başlangıcını oluşturan şu söz herkesin malumudur;

“Rabbim senin beni saptırdığın gibi bende senin kullarını saptırıp onlara önlerinden, arkalarından, sağ ve sollarından yaklaşacağım.” (7/A’raf, 16-17)

Nitekim şeytan vermiş olduğu bu sözden sonra hemen mesaiye başlayıp Adem’e aleyhisselam günahı telkin etmiş ve nihayet onun cennetten inmesine sebebiyet vermiştir.

Allah subhanehu ve teâlâ Müslümanlardan hedeflerini yüksek tutmalarını istemiştir. Bir işi bitirdikten sonra diğer işe kalkışacak kadar azimli ve sebatkâr olmalarını emir buyurmuştur. Rabbimizin bizlerden istediği bu özelliklerin ebedi düşmanımızda var olan özellikler olduğunu biliyor muyuz? Evet, şeytan hedeflerini yüksek tutup, vermiş olduğu sözde azimli ve sebatkâr bir varlıktır.

‘Burası ilim köşesi değil mi? Ben yanlış sayfayı mı okuyorum acaba?’ diyerek şaşırabilirsiniz. Bu sayımızda sizlere bir takım tecrübeler sonucu şeytana dair elde ettiğimiz tespitleri ‘ilim’ başlığı altında aktarmaya çalışacağız. Söylemiş olduğumuz doğrular Allah’tan subhanehu ve teâlâ olup, yanlışlar ve hatalar ise nefsimizdendir. Başarı Allah’tandır.

Şeytanı insanlardan ayıran bir takım özellikler vardır. Aslında bu özellikler bizlerde bulunması gereken özelliklerdir. Ancak maalesef Allah’ın subhanehu ve teâlâ rahmet ettikleri müstesna çoğumuz bu özellikler ile süslenemedik. Mesela bizler bir hayır ameli yaptığımızda ardından hemen havlu atıp kenara çekiliyoruz ve lisan-ı halimizle şunları söylüyoruz; ‘Artık hayır yapmama gerek yok. Bu hayır beni uzun bir müddet idare eder.’ Ancak şeytan mesaisine bir an bile ara vermemekte, Âdem’i aleyhisselam saptırmak için gösterdiği azminden hiçbir şeyi kaybetmemektedir. Evet, şeytan insanlık tarihi boyunca bir an olsun havlu atıp; ‘Âdem’den beri birçok kişiyi saptırdım. Bu Rabbime verdiğim sözü yerine getirdiğimin ispatı için yeterlidir’ dememiştir. Aksine her saptırdığında bir sonrakini daha büyük bir şevk ve azim ile saptırmıştır. Yine; bizim hedeflerimiz o kadar da yüksek değildir. ‘Cennet olsun da sonumuz, illa Firdevs olmak zorunda değil’ mantığıyla iş yaptığımız için işlerimizi ya sonucuna ulaştıramıyoruz ya da sadece bir iş ile yetinebiliyoruz. Ama düşmanımız böyle değil. Onun hedefleri yüksek olduğu için, ortaya çıkarmış olduğu iş de, o oranda büyük. Şeytan ‘saptırayım da nasıl olursa olsun’ mantığıyla iş yapmıyor. ‘Ben bu kulu öyle bir saptırayım ki hem bu kul eski durumuna dönemesin, hem de ahirette sözümü tutan birisi olabileyim’ düşüncesiyle bizlere yaklaşıyor. Sonuç ortada; Şeytana tabi olan milyonlarca hatta milyarlarca insan…

Şeytan her hayır amel yapan insanla uğraşır. Bir de şeytanın özellikle ilgilendiği insanlar vardır. Bu insanların ortak özelliği İslam’ın zirve dediği amelleri işliyor olmalarıdır. Mesela şeytan cihad ameliyesinin ifa edildiği topluluklarda daha aktif çalışır. Hatta siyere baktığımızda birçok fitnenin ve çekişmenin, cihad saflarında meydana geldiğini görüyoruz. Yine dünyanın değeri kendi gözünde çok düşük olan insanların dahi, sadaka vereceği esnada iki defa düşünüp bir ailesine bir de elindekine baktığını görürüz. İşte bunun sebebi şeytanın yoğun mesai yapmasıdır.

İlim de şeriatın zirve olarak isimlendirdiği mukaddes amellerden bir tanesidir. İlmin bu kadar mukaddes olması, bu yola baş koyanların iştahını kabarttığı gibi, şeytanın da iştahını kabartmaktadır. Şeytan zamanının büyük bir bölümünü ilmi elde etmeye çalışan talebelere ayırmıştır. İşte bizim asıl konumuz da budur.

Şüphesiz ki cihad ameliyesini yerine getiren topluluklarda aktif çalışan şeytan, medrese gibi ilim ortamlarında da aktif çalışacak ve bu amelin ehlinin ayağını kaydırmak için bir takım tuzaklar kuracaktır. Medrese demiş olduğumuz ortamlar, ilim tahsil edilen yerler olmakla beraber, bu yola baş koyan insanların beraber yaşadığı ortamlardır. İşte bu gibi topluluklara şeytanın kurmuş olduğu bir takım tuzaklar vardır. Tespit edilebilenleri şu şekilde sıralayabiliriz; suizan, küçük meselelerin büyütülmesi, öfke, gıybet, kıskançlık ve yalan. Allah subhanehu ve teâlâ izin verirse biz bu maddelerin hepsini bir takım örnekler altında anlatmaya çalışacağız.

Su-i Zan

Su-i zan için birçok tanım yapabilmek mümkündür. Ancak suizannın hakikati anlaşıldığında aslında suizannın, kişinin aklında kardeşinin gıybetini yapmak olduğu görülecektir. Bu gıybet, kardeşinin yapmış olduğu fiillere veya söylemiş olduğu sözlere bir takım kötü anlamlar yüklemek şeklinde gerçekleşir. Bu da medrese ortamında, şeytanın talebelere oynadığı en önemli oyunlarındandır. Bu sıkıntıya, topluca yaşanan yerlerde de rastlamak mümkündür. Ancak bunun en yoğun yaşandığı yer medresedir. Çünkü şeytan kendisine göre sorun olan şeyin kaynağı ile uğraşır, tabiri caizse dallarıyla budaklarıyla uğraşmaz. İşte bu sebepten dolayı şeytan, talebenin hak ile iştigal etmesi gereken beynini, kardeşi hakkında bir takım olur olmaz düşünceleri vesvese ederek onu batıl ile meşgul etmeye çalışır. Siz görürsünüz ki artık kardeşinizin her hareketine bir mana yükler hale gelmişsiniz.

Kardeşiniz sizi sabah namazına kaldırmak için on beş dakika başınızda durur. Siz dersiniz ki; ‘Bak işte bu arkadaş beni tembel, uykusu ağır biri olarak görüyor. Herkesin başında beş dakika dururken benim başımda on beş dakika durdu.’

Kardeşiniz önünüzde duran boş bardağı alıp su içmek istediğinde ise beyninizde yaptığınız gıybet şu şekilde olur; ‘Kesin bu arkadaş benden hoşlanmıyor. Mutfakta onlarca bardak varken geliyor benim bardağımı alıyor.’

Kardeşiniz size derslerinizin nasıl gittiğini sorar iç sesiniz şunu söyler; ‘Bak ders konusunda açığımı bulmaya çalışıyor onun için derslerimi soruyor.’

Bir süre sonra ise bu kötü(!) arkadaşlar sebebiyle medrese gibi tamamen Allah’ın subhanehu ve teâlâ lütfu olan bir nimeti bırakmak gibi bir karar alırsınız. Yani şeytan amacına ulaşmıştır. Aynı örnekleri bir de şu şekilde düşünelim;

Kardeşimiz sabah namazına kaldırmak için on beş dakika başımızda mı durdu? Şöyle desek daha uygun olmaz mı?; ‘Kardeşim uykunun en tatlı olduğu zamanda sırf bu hayırdan istifade etmem için on beş dakika başımda durdu. Allah ondan razı olsun.’

Kardeşimiz mutfakta onlarca bardak varken önümüzdeki bardağı mı aldı? Bunun üzerine şöyle düşünsek daha insaflı olmaz mı?; 'Bu benim Müslüman kardeşim. Kirlettiğim/kullandığım bardaktan hiç rahatsız olmadan su içebiliyor.'

Kardeşimiz bize ‘Derslerin nasıl?’ diye mi sordu? Bunun üzerine şöyle düşünsek şeytan perişan olmaz mı?; ‘Kardeşimin onlarca derdi var. Buna rağmen geliyor benim sıkıntımı soruyor. Allah ondan razı olsun.’

Demek ki bakış açımızı değiştirdiğimizde, kardeşimiz hakkındaki düşüncelerimiz değişebiliyormuş. Ayrıca suizannın en büyük tedavisi, suizan yaptığımız kardeşimiz için dua etmek ve onun iyi yönlerini görmeye çalışmaktır. İnsanoğlu zaten hata yapabilen bir varlıktır. Hata gözlüğü ile insana bakan, birçok hata bulacaktır. Mesele bunca hata içerisinde güzel olan şeyleri görebilmektir. Rabbimiz bizleri bakışı güzel olanlardan eylesin.

Küçük Meselelerin Büyütülmesi

Küçük meselelerden kastımız, gündelik hayatta sürekli hemhal olduğumuz sıradan ve basit olan işlerdir. Odanın ışıklarını yakmak, elektrik süpürgesini çalıştırmak vb. gündelik hayatta hemhal olduğumuz bu basit şeyler, medrese ortamlarında tabiri caizse birer ‘savaş sebebi’ haline gelebiliyor. Mesela; A şahsı uyurken B şahsının odanın ışıklarını yakması, A şahsı tarafından ciddi tepkilere sebep olmakta, tatsız olaylar yaşanabilmektedir. Şeytanın da katkısıyla olay aynı çatı altında yaşayan iki kardeşin birbirlerine darılması ve küsmesi ile sonuçlanabiliyor. ‘B kardeş A kardeşi odanın ışıklarını yakarak neden rahatsız ediyor ki?’ diye sorulabilir. Bizler Müslümanız ve bizim esas alacağımız ahlak, her zaman İslam ahlakı olmak zorundadır. İslam’ın bize öğretmiş olduğu ahlak esaslarından birini şu şekilde izah edebiliriz;

Aişe radıyallahu anha annemiz diyor ki;

“Rasulullah hiçbir zaman kendi nefsi için intikam almazdı. Sadece Allah’ın hakkına bir saldırı olduğu zaman intikam alırdı.”

İslam bizden kendimizle alakalı meselelerde daha yumuşak ve merhametli olmamızı istemektedir. Bunun en güzel örneklerinden biri de Ebu Bekir’dir radıyallahu anh. Ebu Bekir’in radıyallahu anh kızı Aişe annemize zina iftirası atıldığında bu iftirayı dillendirenlerden birisi de Ebu Bekir’in radıyallahu anh maddi yardımda bulunduğu Mistah adındaki bir kimseydi. Ebu Bekir radıyallahu anh ilk başta bu kişiye nafaka vermemek üzere yemin etmişti. Daha sonra Allah subhanehu ve teâlâ;

“İçinizden genişlik sahipleri infak etmeyeceklerine dair yemin etmesinler” (24/Nur, 22)

ayetini indirdiğinde, Ebubekir radıyallahu anh bu hareketinden vazgeçip Mistah’ı affetmişti. Yani nefsi ile alakalı bir meselede Allah subhanehu ve Teâlâ, Ebu Bekir’den radıyallahu anh affedici davranmasını istemiş; ancak aynı Ebu Bekir radıyallahu anh riddet günlerinde, yani Allah’ın subhanehu ve teâlâ en büyük hakkı olan sadece kendisine kulluk yapma hakkı çiğnendiğinde, çok sert ve tavizsiz bir tutum sergilemişti.

Ancak bugün ne yazık ki ölçüler tam tersine dönmüştür. Bizler kendi nefsimizle alakalı meselelerde daha katı olabiliyorken, din ile ilgili meselelerde daha insaflı(!) davranabiliyoruz. En samimi olduğumuz bir kardeşimizin bir günahını duyduğumuzda onu aklamak için bin dereden su getirebiliyoruz. Ama kardeşimizin bizim gıybetimizi yaptığını öğrendiğimizde, dünyaları başına yıkıyoruz. Lakin dediğimiz gibi İslam bizden, nefsimize yapılan saldırılara karşı merhametli ve bağışlayıcı olmamızı istemiştir. Kardeşimiz bir hata yapıp odamızın ışıklarını açmış olabilir. Ama bizim de kardeşimize başka bir hata ile mukabele etme hakkımız yoktur. Ona nasihatte bulunalım. Bu nasihati biz yapamıyorsak yapabilecek birilerine durumu haber verelim. Aksi takdirde şeytan, bu gibi basit mevzular sebebi ile aramızda kini ve nefreti yaymaya devam edecektir. Unutmayalım ki bizim gözümüzde basit görünen meseleler şeytanın yanında kuracağı tuzaklar için çok değerli malzemeler olabilir.

Bu Sayfayı Paylaş :