Loader
Küfrün Karanlıklarından, Vahyin Aydınlığına...

Medrese Ortamında Şeytanın Oyunları - 2 Murat MÜSLİHAN

2012-09-01

 

Geçen ay ki sayımızda şeytanın medresede bulunan talebeye oynamış olduğu bir takım oyunların olduğunu söylemiştik. Bu oyunlardan su-i zan ve küçük meselelerin büyütülmesi maddelerini izah etmeye çalışmıştık. Rabbi'miz izin verirse bu sayımızda yine bu oyunlardan olan öfke, gıybet, kıskançlık ve yalan maddelerini anlatıp konumuzu sonlandıracağız.

Öfke

Öfke veya kızgınlık diye tabir etmiş olduğumuz şey hakikatte insanın fıtratında bulunan bir özelliktir. Fıtratta bulunan bu özellikte had aşıldığında, ciddi sıkıntılar ortaya çıkmaktadır. Şeytan medrese ortamlarında öfke silahını sıklıkla kullanmaktadır. İşin en ilginç yanı ise medreseye gelmeden önce halim-selim olan insanların, medrese ortamında ufak meselelerde bile öfkelenmesidir. Bu da şeytanın medresenin ehli üzerinde kurmuş olduğu tuzakların bir ispatıdır. Öfke, medrese ortamında bir çok meselenin sonucu olarak karşımıza çıkabilir. Anlatmış olduğumuz küçük meselelerin büyütülmesi sonucu ortaya çıkacağı gibi, kıskançlık sonucu da ortaya çıkabilir.

Öfkeli olduğumuz anlar aynı zamanda en saçma ve en tutarsız kararları aldığımız anlardır. Birisine karşı öfkelendiğimizde Müslümana hiç yakışmayacak bir karar olan onunla muhatap olmama kararı alırız. Ama eğer bu öfkenin cereyan ettiği yer medrese ortamı ise, gözümüzü örten bu öfke bize medreseyi bırakmak gibi bir karar dahi aldırabilir. Bu ve bunun gibi daha sonra pişman olacağımız kararları almamıza sebebiyet verecek olan öfkeden şiddetle kaçınmamız gerekir. Peki, nasıl kaçınacağız? Öfkenin kendisinden kaçmamız mümkün değildir. Çünkü öfkenin fıtratımızda bulunan bir hakikat olduğunu söylemiştik. Ama bizi öfkelendiren, bizi kızdıran şeyleri tespit edip onlardan uzak durabiliriz. Ben hayatıma şöyle baktığımda küçük-büyük herhangi bir meselede kiminle tartışmışsam, öfkenmişim. O zaman benim, beni kızgınlığa götüren tartışmalardan kaçınmam gerekir. Öyleyse herkesin kendisini öfkeye iten sebepleri tespit edip ondan kaçınması gerekir.

Daha ayrıntılı bilgi için tezkiye ve terbiye ile ilgili yazılmış kitaplara müracaat edilebilir.

Gıybet

Gıybet, kardeşimizin hoşuna gitmeyecek olan birşeyi onun gıyabında zikretmektir. Herkesin tanımını çok iyi bildiği gıybet maalesef şeytanın türlü bahanelerle insanlara telkin ettiği ve insanların günlük hayatta en fazla hemhal olduğu fiillerdendir. Yazımızın ilk bölümünde söylediğimiz gibi burada saydığımız fiillerin detayını anlatmayacağız. Anlatacağımız şey şeytanın medrese talebelerine bu fiili yaptırırken nasıl bir metot izleyeceğidir.

Medrese ortamı insanların bir arada yaşadığı bir ortam olması hasebiyle şeytanın talebeyi en fazla meşgul ettiği amel gıybettir. Gıybet konusunda şurası bir hakikattir ki hiç kimse 'Şu kardeşimin bir gıybetini yapayım' diyerek gıybet yapmaz. Aksine bu habis ameli belli kılıflar altında yapar. Medresede bu amele giydirilen en meşhur kılıf 'ıslah' kılıfıdır. Örneğin; Kardeşimizde bir şey görürüz. Kardeşimizdeki bu şeyi ıslah etmek için başka kardeşimizle konuşuruz. Lakin ıslah etmek adına ifsat edenlerden olmuşuzdur ama farkında değilizdir. Eğer gayemiz ıslah olsaydı bunu başka bir kardeşimizle konuşmaktansa, ya bu hatanın faili olan kardeşimizle ya da bu hatayı ıslah edebilecek birisiyle konuşmamız gerekirdi.

Gıybet konusunda şunu da aktarmakta fayda vardır; günümüzde gıybete geçirilen kılıflardan birisi de 'Ben bunu onun yüzüne de söylerim' sözüdür. Bir kardeşimiz yanımızda başka bir kardeşimizin gıybetini yaptığında bu kardeşimizi 'gıybet yapıyorsun' diyerek uyardığımızda kardeşimiz bize 'Ben bunu onun yüzüne de söylerim' cevabını verebiliyor. Sanki onun yüzüne söylüyor olabilmesi bu fiilin gıybet olma özelliğini ortadan kaldırıyor. Hâlbuki Rasulullah'ın sallallahu aleyhi ve sellem gıybete getirmiş olduğu tanım çok açıktır:

"Kardeşimizi onun hoşuna gitmeyecek şekilde zikretmemizdir." (Ebu Davud, Tirmizi)

Lakin şurası da çok açık ki hangi şeyin kardeşimizin yüzüne söylendiğinde hoşuna gidip gidemeyeceğini bilemeyiz. Yani gıybete giydirdiğimiz bu kılıf son derece asılsız olan bir kılıftır. Şeytanın bu tuzağından da aynı şekilde kaçınmamız gerekir.

Kıskançlık

Kıskançlık, insanları su-i zan, gıybet gibi daha kötü olan amellere götüren bir ameldir. Lakin burada görüntü itibari ile kıskançlığa benzeyen bir amel daha vardır ki bu amelin adı gıpta etmektir. Bu iki ameli birbirinden ayıran özellik tanımlarının arkasında gizlidir. Kıskançlık, kişinin herhangi bir bakımdan kendinden üstün gördüğü birinin bu üstünlüğünden acı duymak ve haset etmektir. Gıpta ise kardeşimizde bulunan bir şeyin bizde de olmasını temenni etmektir. Kıskançlık kalbin fücur kısmından sadır olan bir ameldir. Gıpta etmek ise kalbin takvasından ortaya çıkan güzel bir ameldir.

Medreseler ilmin öğenildiği ortamlar olmakla beraber aynı zamanda insanların birlikte yaşadıkları ortamlardır. Yani ister istemez burada kişiler arasında bir yarış mevcuttur. Eğer bu yarış hayırda yarışmak, gıpta etmek seviyesinde tutulursa, bu tutum kişilere hayırdan başka bir şey getirmeyecektir. Ancak bu yarış anlamsız bir kıskançlık boyutuna ulaşırsa sıkıntılar baş gösterecektir. Çünkü kıskanç kişi aynı zamanda potansiyel su-i zan ve gıybet yapabilecek kişidir. Örneğin; kardeşimizin ilim noktasında ulaştığı seviyeyi görüp; 'Allah kardeşimin ilmine bereket versin ve bana da aynısını nasip etsin' demek bizim kalbimizin kardeşimize karşı selamette olduğunu gösterir. Ama bunu görüp çileden çıkarak; 'bende mutfak nöbetçiliği yapmasam benim de derslerim onun gibi iyi olur' demek bizim hastalıklı bir kalbe sahip olduğumuzun işaretidir.

Yalan

Yalan da medrese ortamında karşılaşılabilecek sıkıntılardandır. Şurası bir gerçek ki insanoğlu kınanmaktan ve mazeret bildireceği bir durumla karşı karşıya gelmekten hoşlanmaz. İşte bu iki durum insanı yalan söylemeye ister istemez sevk eder.

Medresenin bir yarış ortamı olduğunu söylemiştik. Hiçbir talebe bu yarış ortamında geride kalmak istemez. Lakin bu yarış kimi zaman hırs boyutuna ulaşabilir. Kişi bu hırsının kurbanı olarak bir takım yalanlara başvurabilir. Hocası kendisine dersini yapıp yapmadığını sorduğunda talebe, sırf bu yarış ortamında rakipleri tarafından kınanmamak veya onlardan gerideymiş izlenimi vermemek için yapmadığı halde yaptığını söyleyerek yalan söyleyebilir. Bu talebe için tam bir hezimettir.

Bu Sayfayı Paylaş :