Loader
Küfrün Karanlıklarından, Vahyin Aydınlığına...

Mekke Toplumunun Haniflere  Muamelesi Enes YELGÜN

2014-08-02

 

Mekke toplumu Allah Rasûlü'nün davetini işitmeden önce, putlara yönelmenin batıl bir inanış olduğunu başkalarından da duymuşlardı. Bu çağrıyı yapan Hanifler genel olarak putlara yapılan ibadetleri reddediyor, farklı metodlar ile insanları bundan sakındırmaya çalışıyorlardı.

Yapılan bu çağrının; Mekke toplumunu Allah'ı bilmemekle itham eden çevrelerin iddialarını çürüten delillerden bir tanesi olduğunu geçen yazımızda belirtmiştik. Haniflerden bahsederken değinilmesi gereken ikinci bir nokta ise şudur:

Hanifler zaman içerisinde farklı dinlere girmiş kimileri de ilk hâli üzere kalmıştır. Fakat daha sonradan ister Yahudiliği ister Hristiyanlığı seçmiş ya da ilk hâli üzere kalmış olsun farketmez, Mekke toplumunun bu taifeye verdiği tepki ile Allah Rasûlü'nün davetine verdiği tepki aynı seviyede olmamıştır. Hanifler de temel olarak putları reddediyor, onlara yapılan ibadetlerin batıl olduğunu iddia ediyorlardı. Ama onlara yönelik baskılar çok cılız kaldı.

Bunun elbette ki birçok sebebi olabilir. Fakat biz bazılarını zikretmekle yetineceğiz:

1. Hanifler neyi reddeceklerini biliyor ama neye inanacaklarını bilmiyorlardı. Putların ve onlara ibadetin yanlış olduğu kafalarında netti. Fakat onun yerine koyacakları itikad belli değildi. İtikadlarındaki bu belirsizlikle beraber yapılan davet, insanların zihninde soru işaretleri oluşturuyor ama sakınma dışında bir sonuca ulaştırmıyordu.

Aslında bu durum ve beraberinde getirdiği sorunlar sadece Mekke dönemine has değildir. Günümüzü ve kıyamete kadar davet yaptığını iddia eden bütün toplulukları kuşatacak bir sorundur. Haniflerin sadece bazı şeyleri reddetmek üzerine oluşturdukları ama alternatif birşey sunmadıkları çağrı, çok cılız bir etki oluşturmuş ve unutulmuşlardır.

Bugün de davet sahasında olup da anlattıkları sadece bir şeylerin yanlışlığını göstermekten ibaret olan yapılar, alternatif üretemediklerinden ötürü kaybolup gitmişlerdir. Ebette ki davetini 'Neye inanılması gerekir?' kısmı ile tamamlamayanlar bunu ya cahillikten ya da bilinçli olarak yapmaktadırlar. Haniflerinkinin ve benzeri vakıaların cahillikten olduğu açıktır. Fakat günümüz şartlarında reddedilmesi gerekenleri de revize ederek, yerine inşa edilmesi gerekenleri ise içinde bulundukları tağuti rejimleri ürkütmeyecek şekilde kapalı ifadeler ile anlatanlar bunu bilinçli bir şekilde yapmaktadırlar. Yeni bir şekle soktukları reddetme söylemleri ile kendilerini tatmin ederek, sıradan insanlardan ayrıldıklarını göstermeye çalışırlar. Sünnetullah değişmez. Bu kesimler Allah'ın dininin bir kısmını, tağutların tepkisini çekmemek için  gizledikleri için Allah, onları dünya ve ahirette unutacaktır. Böyle yaparak ne ürkütmemeye çalıştıkları tağutları memnun edebilecekler ne de pek dertleri olmasa da Allah'ı razı edebilecekler. Büyük hüsran!

Haniflerin aksine Allah Rasûlü sadece yıkmamış yerine yeni bir düzen inşa etmeye girişmiştir. Kafalarında soru işareti olanların zihinlerini daha da aydınlatacak bir alternatif, Mekke rejimini endişelendirmiş ve bu çağrıya çok sert bir karşılık vermişlerdir.

2. Hanifler, inançlarını anlatırken hiçbir zaman organizeli bir çalışma yürütmemişler, kendilerine bir hedef belirlememişlerdir. Sadece ellerinden geldiği kadar anlatmaya, güçleri yettiği kadar insana ulaşmaya çalışmışlardır. Allah Rasûlü ise davetini ilk andan itibaren bir programa binaen yapmıştır. İleriye dönük projeler üretmiş, teşkilatın temelini oluşturduğu Daru'l Erkam'ı kurmuştur. Taif ve Habeşistan seferleri ile tıkanan davete nefes aramış, Mekke'ye gelen diğer kabileler ile konuşup sağlam bir temel için alan oluşturmaya çalışmıştır. Başka memleketlerden gelip de Müslüman olanlara, geri dönmelerini söyleyerek ileriye dönük hedeflerinden bahsetmiştir.

Aslında Allah Rasûlü'nün bu şekilde bir çalışma yürütmesi, İslam'a hizmet ettiğini iddia eden bütün yapılar için çok önemli bir derstir. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem kendisine bir hedef belirlemiş ve bu hedef  doğrultusunda, bir sapma göstermeden hareket etmiştir. Bu  hedefe ve sonuca ulaşırken takip edilecek yol ondan bize sünnet olarak kalmıştır. Uyulacak yolların en güzeli şüphesiz ki Allah Rasûlü'nün yoludur.

Özellikle burada şu noktanın altını çizmemiz gerekiyor. Peygamber'in sallallahu aleyhi ve sellem organize bir çalışma ile hedeflerini gerçekleştirmek için adım adım hareket etttiğini gören müşrikler, bu sistemli çalışmanın ahengini bozmak için her türlü yola başvurmuşlardır. Eziyet, işkence, hakaret, iftira ve hatta cinayet. Ama Allah Rasûlü tüm bu sabotaj girişimlerine karşı duygusal davranmamış ve müşriklerin, planlarına müdahale etmesine izin vermemiştir. Aynı şey, günümüz için de geçerlidir. Tağuti rejimler, sistemli bir şekilde hareket eden yapıları, aceleye getirmeye çalışmakta ve erken doğum için zorlamaktadır. Bu tür vakıalar ile karşılaşan oluşumların duygusal davranmayıp hedeflerini ve bu hedefe Allah Rasûlü'nün nasıl bir menhec ile ulaştığını, kendilerine hatırlatmaları gerekir. Ki meyveyi olgunlaşmadan yeyip acı bir tat ile karşılaşmasınlar.

3. Hanifler, kendi aralarında ortak bir paydada buluşamadıkları gibi süreç içerisinde de fertler bazında sürekli bir değişim göstermişlerdir. Kimisi sadece putları reddetmekle yetinmiş, kimisi ehli kitaba meyledip Hristiyan veya Yahudi olmuş, kimisi ise eski görüşlerine dönmüştür. Bu karmaşık hâl, insanların onlara yönelmesine engel olmuş, aynı şekilde Mekke'nin ulularının onları dikkate almamasını sağlamıştır. Görüşlerinde en istikrarlı olan ve herhangi bir dine meyletmeyen Zeyd bin Amr, Mekke'den sürgün edilmiştir.

Maalesef bu durumun günümüzde de bazı yansımaları olmaktadır. Bazı şeyleri reddetmesi ya da aynı söylemleri kullanması nedeni ile toplumun bir kefeye koyduğu grupların sürekli fikir kargaşası içerisinde sağa sola savrulması, davet sahasındaki benzer yapılara bakışı da etkilemektedir. Bu yapılar velev ki çok istikrarlı olsalar da eleştirilerden, haksız ithamlardan paylarını almaktadırlar. Çünkü toplum, amelleri farklı olsa da aynı söylemler ile insanları çağıran gruplar arasında ayrıma gidebilecek seviyede değildir. Doğal olarak bu durum, insanları şöyle düşünmeye sevk etmektedir:

'Bunlar daha kendi aralarında bile bir olamamışlar, bugün söylediklerini yarın yalanlıyorlar. Niçin bunlara kulak vereyim?'

Allah Rasûlü'nün davetinin ilk günlerindeki berraklığının son ana kadar sürmesi ise bizim için en önemli örnektir. Aynı zamanda Mekke toplumunun Peygamber'e sallallahu aleyhi ve sellem ve ashabına neden bu kadar haşin davrandıkları sorusunun cevaplarından bir tanesidir.

Duamızın sonu, âlemlerin Rabbi olan Allah'a hamddır.

 

Bu Sayfayı Paylaş :