Loader
Küfrün Karanlıklarından, Vahyin Aydınlığına...

Münafıkların Özellikleri: Yalancıdırlar! Özcan YILDIRIM

2014-12-01

Münafıkların, Kur'an-ı Kerim'de vurgulanan en büyük özelliklerinden biri kuşkusuz yalancı olmalarıdır. Yalan; bütün kötülüklerin sebebi, günahların en çirkini, münafıkların başlıca özelliği, küfrün şubelerinden bir tanesi, akılsızlığın resmi, bütün günahların kaynağı, toplumları afete, parçalanmaya ve düşmanlığa sevk eden bir cürümdür...

Yalan; münafığın sıkıştığında, kendisini koruyacak bir kalesi, kalkanı ve zırhı olmadığında sarıldığı ve kendisini ortaya çıkaracak vakıayı savuşturmak için kullandığı, en büyük silahıdır.

Yalana bir tanım yapacak olursak; 'Bir haberin, vakıaya uygunluğunun olmayışı' olarak söyleyebiliriz. Ya da bir haberi hakikatinin tersine nakletmek de diyebiliriz.

Yalan, bugün insanların arasında haddinden fazla çoğalan, insanların kendisiyle muttasıf olduğu bir vasıf haline gelmiştir. Münafıkların da bu özellikte olması, garipsenecek bir şey değildir. Çünkü münafıklar, toplumu ifsat eden bir güruh olduğu için, toplumun ifsadı da ancak yalan gibi bir şer ile mümkün olabilir. Onlara göre toplumun güven ve refahını baltalamaktan, bireyleri birbirine kırdırmaktan daha cazip bir şer de yok gibidir.

Allah subhanehu ve teâlâ, Kur'an-ı Kerim'de münafıkların bu özelliğine en açık hâliyle şöyle dikkat çekmiştir:

"Münafıklar sana geldiklerinde: 'Şahitlik ederiz ki sen Allah'ın Peygamberisin' derler. Allah da bilir ki sen elbette, O'nun Peygamberisin. Allah, münafıkların kesinlikle yalancı olduklarını bilmektedir." (63/Munafikun, 1)

Allah subhanehu ve teâlâ, burada münafıkların, Rasûlullah'ı dilleriyle tasdik ettiğini, fakat kalpleriyle yalanladığını belirtmiştir. Onların, kalplerinde olmayanı dilleriyle söylediklerini de ifşa eden Allah, onların 'yalancılık' özelliğini burada açıkça beyan etmiştir.

Yalanın, münafıkların ahlakı olmasının yanı sıra, bunun münafıkların bir alameti olduğunu da Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem söylemiştir:

"Münafığın alameti üçtür: Konuştuğunda yalan söyler, söz verdiğinde sözünde durmaz ve kendisine bir şey emanet edildiğinde ihanet eder." (Buhari)

Başka bir rivayette de şöyle buyurmuştur:

"Dört haslet vardır ki, bunlar kimde bulunursa, o kişi halis münafık olur. Kimde de bu hasletlerden biri bulunursa, onu terk edinceye kadar o kişide münafıklıktan bir sıfat bulunmuş olur: Konuştuğunda yalan söyler, söz verdiğinde sözünde durmaz, kendisine bir şey emanet edildiğinde ihanet eder, tartıştığında haddi aşar/haksızlık eder." (Buhari, Müslim)

Münafıklar, hem sözlerinde hem fiillerinde bu kötü ahlakın sahibidirler. Allah'ı, Rasûl'ü ve müminleri aldatmak için başvurdukları, sığındıkları tek şey, yalandır. Aldatmaya, kandırmaya çalıştıkları da zavallı nefisleridir.

"Onlar (kendi akıllarınca) güya Allah'ı ve müminleri aldatırlar. Hâlbuki onlar, ancak kendilerini aldatırlar ve bunun farkında değillerdir." (2/Bakara, 9)

Yalan, bir çeşit hastalıktır. Sahibini kıyamet günü çetin bir hesapla yüzyüze bırakacağı gibi, dünyada da kendi nefsine ve çevresine zarar verir. Yalancı veya yalan sahibi kimse, söylediği sözü ağzından çıkardığı anda kendi karakterini öğrenmiş olacaktır. Yalan sahibi kimsenin, artık ne denli karakterinin bozuk olduğunu düşünmesi gerekir.

Yalan, bir toplumdaki karakteri bozuk, dengesi medcezir olan insanların; ortamına göre sözlerini değiştirdiği dayanağıdır. Yalanı benliklerine yerleştirenlerin, kendi iç dünyalarında herhangi bir kimseye karşı güveni kalmadığı gibi, toplumda da kimseye güven vermezler.

Yalana İten Sebepler

Burada asıl üzerine durulması gereken, tarihî bir hakikatle alakalı bilgi tazeleme değil, Şâri'in zemmettiği, dikkat edilmesi gereken bir güruhun en belirgin vasfının İslam toplumunda da ahlak haline gelmesini önlemektir. Zira İslami sahada en çok karşılaşılan vakıalardan biri de tarafların maslahat-mefsedet çatışması arasında kalmaları durumunda, ümmetin gözleri önünde bu necis ahlakı serdetmeleri olmuştur. Bugünlerde İslami mücadele sahasında, hissedemediğimiz güvenin yıkılışını, kişisel çıkarların zirve yaptığını ve bunun bir sonucu olarak da yalanın ayyuka çıktığını görmekteyiz. İşte bu sebeple sadece 'Münafıklar yalancıdır' demekten ziyade, 'Münafıkların bu alameti, bir birey olarak benim hayatımın neresinde?' diye düşünüp, üzerinde durup buna götüren ana etkenleri tespit etmek gerekir.

Bir insanı yalana iten ve bu mezmum ahlaka sahip olmasında başrol oynayan birçok sebep bulunabilir. Burada bazılarına kısaca temas edelim.

Bunlardan ilki, sosyal çevredir. Kişinin içinde yetiştiği çevrenin bunda etkisi büyüktür. Küçük ve büyük tüm meselelerde dahi yalan söylemeyi alışkanlık hâline getiren veya yalanı basite alıp, bunu mizah malzemesi yapan bir ailede yetişen bireyin hamuruna yalan karışması da kaçınılmazdır. Daha çocuk yaşta iken 'şaka da olsa yalan söylememe' ilkesi aşılanmayan birey, ileride mizah veya 'herkes yapıyor' mazereti ile buna düçar olacaktır. Ebeveynlerin bu meseleye duyarsız kalması, çocukların İslam toplumu içerisinde karakteri bozuk, yalancı bireyler olarak yetişmesine zemin hazırlamasına sebebiyet verecektir.

Yine 'acıyı erteleme isteği' bu sebeplerden birisidir. İnsan, yaşantı olarak acı ve haz dengeleri üzerinedir. Bu sebeptendir ki insan acıdan kaçmaya, onu ertelemeye çaba gösterir. Başına bir sıkıntı gelmesini istemediği için, bunu ötelemek adına gösterdiği çabanın ya son raddesi veya kolayca ilk başvurduğu iş, yalan söylemektir.

Özgüven eksikliği de yalanın sebeplerindendir. Kişi kendisinde bu duyguyu yitirdiği için, kendisine herhangi bir konuda güvenemez. Bundan sonra da kendisini bir topluluk içerisinde ispatlamak için yalana başvurur. Yalan, onun özgüven eksikliğini yeniden teşkil etmek için kullandığı bir araç hâline gelir.

Model almayı da yalanın sebepleri arasında zikredebiliriz. Kişi, bunu en yakın çevresinden elde eder. Maalesef en etkin sebeplerdendir bu. Birey yalan söylediği zaman, kendisini evde model alan çocuğu konusunda vurdumduymaz davranır. Çocuk da her hâli ile anne-babaya tabi olduğu ve onları taklit ettiği için, yalanı normal görmeye başlar ve bu ahlak kendisinde kalıcı olur. Her ebeveyn, şaka veya hakiki manada söylenilen yalanları hayatlarından çıkarmak zorundadır. Yoksa nifak karakterinin temelini oluşturan yalanı evlerimizde yeşertmeye başlamış oluruz.

Yalanın Fert Üzerindeki Etkileri

1. Kişiyi hidayet nimetinden mahrum bırakır:

"Şüphesiz Allah; haddi aşan, yalancı kimseyi doğru yola eriştirmez." (40/Mümin, 28)

2. Allah'ın rahmetinden uzak olmaya götürür:

"...Allah'ın lanetinin yalancılara olmasını dileyelim." (3/Âl-i İmran, 61)

3. Yalan, kişinin rahatlığını, güvenini ortadan kaldırır:

"Sana şüphe veren şeyi bırak, şüphe vermeyen şey ile amel et. Doğrulukta huzur, yalanda şüphe vardır." (Tirmizi)

4. Yalan, kalp hastalığına sebep olur. Kalp hastalığı da kişinin huzuru, sekineti hissetmesine engeldir:

"Onların kalplerinde bir hastalık vardır. Allah da onların hastalığını çoğaltmıştır. Söylemekte oldukları yalanlar sebebiyle de onlar için elim bir azap vardır." (2/Bakara, 10)

5. Yalan, sahibini helak eder:

"Ve şüphesiz ki, günahkârlar da alevli ateştedirler." (82/İnfitar, 14)

Yalanın birey üzerindeki etkilerine bakacak olursak, sonuç olarak o, kendisini dünya hayatında insanlardan korusa da, iç dünyasında ve kıyamet gününde rezilliği tadacaktır.

Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem, yalancı ve doğru kimsenin kıyametteki hâlinden bahsederken şöyle der:

"Doğruya yapışınız! Muhakkak ki doğruluk iyiliğe götürür, muhakkak ki iyilik de cennete götürür. Kişi doğruya devam eder, doğrulukta ısrar eder. Nihayet Allah katında 'sıddık' diye yazılır. Yalandan sakınınız! Muhakkak ki yalan, günaha götürür; muhakkak ki günah da ateşe götürür. Kişi, yalana devam eder, yalanda ısrar eder. Nihayet Allah katında 'kezzab' (çok yalan söyleyen) diye yazılır." (Buhari, Müslim)

Yalancılığın Allah subhanehu ve teâlâ katındaki cürmünü bilmek için, Allah'ın şu ayeti üzerinde tefekkür etmek yeterli gelir:

"...O halde murdar putlardan uzak durun, yalan sözden de kaçının!" (22/Hac, 30)

Ayet, yalan sözü, Allah'a ortak koşma eylemi ile birlikte söz konusu etmekle yalan sözün kötülüğünü daha bir vurgulamaktadır. İmam Ahmed, Fatik El-Esedil'den şöyle rivayet eder: 'Rasûlullah: 'Haydi sabah namazı!' dedi. Namazı bitirdikten sonra ayağa kalktı ve şöyle buyurdu: 'Yalan şahitlik, ulu ve üstün iradeli Allah'a ortak koşmakla bir tutuldu!' sonra bu ayeti okudu.' (Fi Zilali'l Kur'an)

Emrolunduğu gibi dosdoğru olmaya çalışan bir Müslümanın bu hâli, kendisini daha ileri düzeydeki hayırlara yöneltecektir. Çünkü müessir bir amel olan doğruluk, doğruluğu hayatının merkezine yerleştirmiş bir Müslüman için hayra ve ilgiye doğru yönelten itici bir güçtür. Doğruluk üzere azim, sebat ve ısrar, kendisini sıddık mertebesine ulaştırır. Nebilerden sonra sıddıkların makamı Allah katında çok değerli bir mertebedir.

Malumdur ki insan da dahil olmak üzere değişen ve gelişen her bir şeyde; değişmeyen, hep aynı kalan, çeşitli sıfatların kendisine yüklendiği bir öz ve cevher bulunmaktadır. Bir hammadde yani...

Eğer bu hammadde kaliteli ise, ortaya çıkacak eser de o ölçüde kaliteli olacaktır. İşin özünde bozukluk varsa, ortaya çıkacak eserin bozuk olması elbette şaşırtıcı olmayacaktır. Bu tespitler ışığında şunu rahatlıkla söylemek mümkündür: 'Doğruluk, imanın hammaddesidir. Yalan, münafıklığın hammaddesi; yalanlamak ise küfrün hammaddesidir.'

Her insan, çokça yaptığı için onunla meşhur ve maruf olduğu (müessir) amellerine nispet edilir.

Mesela, yalancılığı meslek edinen kimse sadece 'yalancı' olarak değil, aynı zamanda münafık olarak maruf ve meşhur olur.

Abdullah b. Amr b. As'ın radıyallahu anh rivayet ettiğine göre Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

"Dört haslet vardır ki bunlar kimde bulunursa o kişi saf münafık olur. Kimde de bu hasletlerden biri bulunursa, onu terk edinceye kadar o kişide münafıklıktan bir sıfat bulunmuş olur: Konuştuğunda yalan söyler, söz verdiğinde sözünde durmaz, vadettiğinde vaadinden döner, tartıştığında haddi aşar/haksızlık eder." (Buhari, İman, 24; Müslim, İman, 106.)

Hadiste zikredilen nifak hasletlerinin hepsi, önünde sonunda yalana döner. Yalan, o denli müessir/tesirli bir ameldir ki kişiye nifak kapılarını açar. Kişinin münafıklığının en kuvvetli bir alametidir yalancılık. Yalancılık, kişinin izzet ve şereften de yoksun kalmasına neden olur. Yalancılık hiçbir zaman bir Müslümana sıfat olamaz, böyle kötü bir hasleti üzerinde bulunduramaz.

Ebu Umame'nin radıyallahu anh rivayet ettiğine göre Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

"Mümin, bütün huylara sahip olabilir ama yalancı ve hain olamaz." (İmam Ahmed)

'İslam'da haram kılınan ve büyük günahlardan sayılan yalanın hainlik ile bir arada zikredildiği bu hadis, esasen yalanın ne denli iğrenç ve tehlikeli bir amel olduğunun anlaşılması açısından büyük bir öneme sahiptir.

İslam'a ve Müslümanlara ihanetin kapısı nifak ile açılıyorsa; nifakın ilk nüvesi de, bu tip karakterlerde oluşmaya başlayan yalancılık ahlakıdır. Dolayısıyla yalancılık, kişiyi nifaka, nifak da her türlü ihanete yöneltmektedir.' (Müslümanların Birbirlerine Karşı Sorumlulukları, s. 105-106)

 

Bu Sayfayı Paylaş :