Loader
Küfrün Karanlıklarından, Vahyin Aydınlığına...

Münafıklarla Mücadele Metodu Özcan YILDIRIM

2017-04-21

 

Bizi nice hayırlı amellere muvaffak kılan Allah'a hamdolsun. Salât ve selam kendisinden sonra Nebi olmayacak olan Rasûlullah'ın sallallahu aleyhi ve sellem üzerine olsun…

Nifak ve münafıklara yönelik uzun yazılarımızdan sonra, tehlikesi Kur'an ile sabit olan 'asıl' düşmanlara yönelik nasıl bir tutum sergilememiz gerektiğine dair bazı mülahazalarımızı paylaşacağız inşallah.

Allah'a hamdolsun ki bize bu şerden sakınmamızı emrettiği gibi onun yollarını da Rasûl'ün sallallahu aleyhi ve sellem pratik hayatıyla göstermiştir. Bundan sonraki yazılarımızda umumen münafıklarla muamele fıkhı, onlarla mücadele metodu üzerinde durmaya çalışacağız inşallah. Burada dikkat edilmesi gereken husus ise, önceki yazılarımızda belirttiğimiz üzere nifakın itikadi ve ameli olması dolayısıyla mücadele metodunun da bazen her ikisini kapsadığı, bazen de sadece itikadi nifak sahibi olan kimselere has olan mücadele metoduna dair maddeler olacaktır.

Çaba bizden, tevfik Allah'tandır.

1. Onların Zahirine Bakarak 'Müslüman' Muamelesi Yapmak

Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem münafıklara zahiren Müslüman muamelesi yapıyordu. Çünkü onlar İslam toplumu içerisinde zahiren ibadetleri eda ederek, İslam'ın emrettiklerini yerine getiriyorlardı. Bundan dolayı da Allah Rasûlü onlara karşı fiili bir mücadele içerisine asla girmedi.

Şeriatın naslarına bakıldığında, bu durum bariz bir şekilde görülür.

"Ben insanlarla Allah'tan başka ilah olmadığına, Muhammed'in Allah'ın Rasûlü olduğuna şahitlik edip, namaz kılıp, zekat verinceye kadar savaşmakla emrolundum. Bunları yaptıkları takdirde benden kanlarını ve mallarını korumuş olurlar. Hesapları ise Allah'a kalmıştır." [1]

Allah Rasûlü kardeşlikten bahsettiği hadiste de şöyle buyuruyordu:

"Ey diliyle iman edip de imanın kalbine nüfuz etmediği kimseler! Müslümanların gıybetini yapmayınız. Onların gizliliklerinin ardına düşüp araştırmayınız. Çünkü kim Müslüman kardeşinin gizliliklerinin arkasına takılıp araştıracak olursa Allah da onun gizliliklerini takip eder. Allah'ın gizliliklerini takip ettiği kimse ise evinin içinde bulunsa dahi Allah onu rezil eder." [2]

Mubarek Furi, Tirmizi şerhi Tuhfetu'l Ahvezi isimli eserinde, "Ey diliyle iman edip de imanın kalbine nüfuz etmediği kimseler!" lafzının genel olduğunu, dolayısıyla mümin ve münafığı da kapsadığını söylemektedir.[3]

İmam Taberi şöyle demiştir: ' 'Allah Rasûlü onları bildiği hâlde nasıl ashabının arasında olmalarına müsaade etti?' diye söylenirse ona denilir ki: 'Allah, onlardan küfür kelimesini açığa çıkaran kimselerle savaşmayı emretmiştir. Sonra bunu da uygulamıştır. Ancak onlardan birisinin küfür kelimesini söylediği ulaştığında inkâr eder ve sözünden dönüp 'Ben Müslümanım' derse, diliyle İslam'ı izhar eden herkes hakkında Allah'ın hükmü, malının ve kanının koruma altına alınmasıdır. Başka bir şeye itikad etse de onların gizledikleri Allah'a havale edilir.

Bu yüzden Peygamber münafıkları bilmesine rağmen ve Allah'ın kendisini onların içlerinde gizlemiş olduklarını ve kalplerindeki inançlarından haber vermesine rağmen onların sahabelerinin içinde olmasını onaylamıştır. Onlarla yapılan cihadı, müşriklere karşı yapılan savaşla bir tutmamıştır.

Allah, hiç kimseye insanların içlerinde gizlediğine göre hüküm vermeyi mubah kılmamış, içte gizlenen şeyin hükmünü yalnız kendisine ayırmıştır.' [4]

Maliki Kadısı Ebu Bekir ibnu'l Arabi şöyle demiştir: 'Peygamber münafıkları bilmesine rağmen onlardan yüz çevirmiş ve zahiren İslam olmalarını yeterli görmüştür.' [5]

Şeyhu'l İslam İbni Teymiyye rahimehullah şöyle der: 'İslam, İslam'ın izhar edilmesini kabul etmektedir. Bundan sonra kendisinde imandan hiçbir şey bulunmayan kimse de halis münafıktır. İslam, kişinin iç dünyasında icmali olarak tasdikle beraber İslam'ını izhar edenin ve -ne zahir ne de batın- vaciplerin hepsini yapmayan kişinin Müslümanlığını kabul etmiştir. Bunlar fasık olan kimselerdir.' [6]

Başka yerde ise şöyle der: 'Alimler, zahiren Müslüman olduklarından ve namaz, zekat, hac, cihad gibi zahiri amelleri yerine getirdiklerinden dolayı münafıklara zahirde Müslüman ismi verileceği konusunda ittifak etmişlerdir. Bunun gibi Nebi de onlara zahiri İslam hükümlerini uygulamıştır. Ayrıca kalbinde imandan hiçbir parça barındırmayan kimsenin Allah'ın 'Şüphesiz münafıklar cehennemin en alt tabakasındadırlar. Onlara bir yardımcı da bulmazsın' buyruğuna dahil olduğunda da ittifak etmişlerdir.' [7]

Bu nakillerin üzerine şunu diyebiliriz ki, Allah Rasûlü'nün sallallahu aleyhi ve sellem onları öldürmemesi ve zahirine göre hükmetmesinde büyük bir maslahat söz konusudur. Bunu ifk hadisesinde de görmekteyiz. Allah Rasûlü o gün onu öldürtse idi ashab arasında sonu gelmez bir fitnenin önü açılmış olacaktı.

"Rasûlullah sahabenin ileri gelenlerinden Ali, Osman, Berire, Usame bin Zeyd, Zeyneb binti Cahş, Ümmü Eymen, Ebu Eyyub el-Ensari'nin görüşlerini sordu. Daha sonra istişareyi genişleterek ashabından bu konuda yardımcı olmalarını isteyerek şöyle hitap etti: 'Aileme iftira edip töhmet altında tutan münafık kişiler hakkında yapılması gerekeni bana açıklayınız. Allah'a yemin ederim ki, ailem hakkında hiçbir kötülük bilmiyorum.'

Bundan sonra Rasûlullah şöyle dedi: 'Ailem hakkında iftira edip beni üzüntüye düşüren İbni Ubeyy'e karşı bana kim yardım eder? Ben ailem hakkında hayırdan başka bir şey bilmiyorum. Münafıklar, öyle bir adamın adını ortaya attılar ki, onun hakkında da hayırdan başka birşey bilmiyorum. Onun bir kötülüğüne şahit olmadım. Ben evde olmadığımda, hiçbir zaman evlere girmemiştir.' " [8]

Rasûlullah'ın sallallahu aleyhi ve sellem münafıklara karşı yardım isteğine Sad bin Muaz radıyallahu anh hemen icabet etti ve şöyle dedi:

"Ya Rasûlullah! Sana ben yardım edeceğim. Eğer o iftiracı Evs kabilesinden ise, onun boynunu vururum! Eğer Hazrec kardeşlerimizden ise, bize emredersiniz, emrinizi derhal yerine getiririz."

Sad bin Muaz'ın bu konuşması üzerine dayanamayıp ayağa kalkan Hazrec'in ileri gelenlerinden Sad bin Ubade, bir an kabile taassubuna kapılarak şöyle dedi:

"Vallahi sen yalan söylüyorsun. Sen İbni Ubeyy'i öldüremezsin. Gücün yetmez. Eğer iftiracılar Evs kabilesinden olsalardı, onların boyunlarının vurulmasını istemezdin."

Useyd bin Hudayr, Sad bin Ubade'ye karşılık vermek üzere ayağa kalktı ve şunları söyledi:

"Sen yalan söylüyorsun. Biz istesek onu öldürürüz. Sen münafıksın ki, münafıklar hesabına bizimle mücadele ediyorsun."

İbni Teymiyye: 'Onlar işin iç yüzünü bilmeyen kimselerin nazarında zahiren Allah Rasûlü'nün ashabı idi.' der.[9]

Dolayısıyla onlardan bir tanesine yapılacak müdahale, işin iç yüzünü bilmeyen insanlar tarafından garipsenecek, hatta bu şer odaklarının istediği yere çekeceği toplum içerisine atılan bir fitne tohumu olacaktı.

2. Dil ile Cihad Etmek

"Ey Peygamber, kâfirlerle ve münafıklarla savaş, onlara karşı sert ol, onların varacakları yer cehennemdir, orası ne kötü bir varılacak yerdir." [10]

'Peygamberimiz -salât ve selâm üzerine olsun- münafıklara karşı o kadar yumuşak davranmış, o kadar hatalarını bağışlamış ve o kadar suçlarını görmezlikten gelmiştir ki, bunun haddi hesabı yoktur. İşte şimdi yumuşak huyluluğu son raddeye gelmiş ve hoşgörü zamanını doldurmuştu. Şimdi yüce Rabbi olan Allah, ona yeni bir strateji izlemesini emrediyordu. Artık Allah onları bu ayette kâfirlerin arasına katıyor; hem kâfirlere hem de münafıklara karşı sert, katı, acımasız ve amansız bir cihad örneği vermesini, acımamasını ve fırsat vermemesini emrediyordu.

Hiç kuşkusuz yumuşaklığın da sertliğin de kendine göre yeri vardır. Yumuşaklığın zamanı dolunca sertlik başlamalıdır. Pasif direniş olan sabrın dönemi kapanınca, kesin ve ayırıcı tavır ortaya konmalıdır. Hareketin kendisine göre şartları ve bu yöntemin kendine göre aşamaları vardır. Bazı durumlarda yumuşaklık sıkıntı getirir ve bazen de hoşgörü zararlı olur.

Münafıklara karşı yapılacak olan cihaddaki sertliği anlama konusunda değişik yorumlar vardır. Ali'den gelen bir rivayette, onlara karşı kılıçla savaşılır deniyor. İbni Cerir de bu görüşü tercih etmiştir. İbni Abbas'tan gelen rivayete göre ise, onlarla yapılacak cihad, karşılıklı ilişkilerle, davranışlarla ve onların içyüzlerini ortaya koyup kamuoyunu uyarmak alanlarında gerçekleştirilecektir. Ayrıca Peygamber münafıklarla savaşmamıştır.' [11]

İbni Kesir, Emiru'l Müminin Ali bin Ebi Talib'in şöyle dediğini rivayet eder:

"Rasûlullah dört kılıçla gönderildi:

1. Müşriklerle ilgili kılıç:

'O haram olan aylar çıktığı zaman, artık o müşrikleri nerede bulursanız, öldürün.' [12]

2. Kâfirlerle ilgili kılıç:

'Kendilerine kitap verilenlerden Allah'a ve ahiret gününe iman etmeyen, Allah'ın ve Rasûlü'nün haram kıldığını haram saymayan ve hak dinini din olarak kabul etmeyen kimselerle hakir ve zelil, kendi elleriyle cizyelerini verinceye dek savaşın.' [13]

3. Münafıklarla ilgili kılıç:

'Ey Peygamber! Kâfirlerle ve münafıklarla cihad et.' [14]

4. Bağilerle (isyankârlarla) ilgili kılıç:

'O tecavüz edenle Allah'ın emrine dönünceye kadar çarpışın.' [15]

Allah Rasûlü münafıklara karşı kuvvet uygulamayı terk etmiş, onlara söz ve beyan ile mücadele metodunu tercih etmiştir."

Tebuk gazvesinde münafıkların sahabeler ile alayı sonrasında şu ayetler inmişti:

"Onlara sorarsan, andolsun: 'Biz dalmış, şakalaşıyorduk' derler. De ki: 'Allah ile, O'nun ayetleriyle ve elçisiyle mi alay ediyordunuz? Boşuna özür dilemeyin! İman ettikten sonra tekrar kâfir oldunuz. Bir kısmınızı affetsek bile, ağır suçlu olduklarından dolayı diğer kısmınızı azaba çarptıracağız.' " [16]

Bu ayet indiğinde münafıklardan birisi Allah Rasûlü'nün devesinin yularından tutup: 'Biz dalmış, şakalaşıyorduk' diyordu. Allah Rasûlü ise ona bu ayetleri okuyordu.

Bu vb. naslar gösteriyor ki, Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem münafıklara karşı kullandığı cihad silahı dil idi. Bu da hakkı beyan etme ve hüccet ile mücadeledir. Onların karanlık dalaletini vahyin nuru ile darmadağın edip, gizli gizli yaptığı entrikaları yüzlerine vuruyordu. Onların bunun üzerine yalan söylemeleri, ikili oynamaları, kendilerini haklı çıkarmak için ettiği yemin ve yaptıkları dalavereleri bilse de onlara bir kere hakkı söylemesi yeterli oluyordu. Bu onların aleyhinde yeterli bir hüccet oluyordu. Zahiren mevcut bir olaydan sıyrılsalar ve kendilerini haklı görseler de vicdanları kendi nefislerinin aleyhinde şahitlik yapıyordu.

"İnsan artık kendi kendisinin şahididir. Kendi mazeretlerini ortaya atsa bile." [17]

Değerli İmam İbni Kayyım ne güzel söylemiştir: 'Münafıkların sermayesi hile ve aldatmadır. Malları ise yalan ve karıştırmadır. Geçim yolları da her iki tarafı memnun etmek, onların arasında güvenlikte olmaktır:

'Onlar Allah'ı ve iman edenleri aldattıklarını sanırlar. Oysa ancak kendilerini aldatırlar da farkında bile olmazlar.' [18]' [19]

"Âlemlerin Rabbi olan Allah'a hamdolsun" duamız ile…

 

 

[1]         .     Muttefekun Aleyh

 

[2]         .     Ebu Davud, Tirmizi.

 

[3]         .     Tuhfetu'l Ahvezi, Müminin Tazimi Babı.

 

[4]         .     Camiu'l Beyan fî Te'vilu'l Kur'ân, Taberi, 10/420 Daru'l Kutubi'l İlmiyye Baskısı, Beyrut. Özetle

 

[5]         .     Ahkamu'l Kur'an, 2/444 Daru'l Kitabu'l Arabi, Beyrut Baskısı.

 

[6]         .     Fetava, 7/427.

 

[7]         .     Fetava, 7/351.

 

[8]         .     İbni Hişam, Taberi

 

[9]         .     Fetava, 7/319.

 

[10]        .     9/Tevbe, 73

 

[11]        .     Fi Zilal, Seyyid Kutub.

 

[12]        .     9/Tevbe, 5

 

[13]        .     9/Tevbe, 29

 

[14]        .     9/Tevbe, 73

 

[15]        .     49/Hucurat, 9

 

[16]        .     9/Tevbe, 65-66

 

[17]        .     75/Kıyamet, 14-15

 

[18]        .     2/Bakara, 9

 

[19]        .     Tariku'l Hicreteyn

 

Bu Sayfayı Paylaş :