Loader
Küfrün Karanlıklarından, Vahyin Aydınlığına...

Münafıklarla Mücadele Metodu - 2 Özcan YILDIRIM

2017-05-16

Allah'a hamd, Rasûlü'ne salât ve selam olsun…

Bu ayki yazımızda Allah'ın yardımı ile geçen aydan kalan konumuza devam edeceğiz inşallah.

3. Yüz Çevirme, Öğüt Verme ve Etkileyici Söz Söyleme

Münafıklarla en etkili mücadele yöntemlerinden bir tanesi de kuşkusuz Nisa suresinde 'hüküm ve tahakum' ayetleri diye bilinen ayetlerin bağlamında belirtilmiştir.

"Ey iman edenler, Allah'a itaat edin; Rasûl'e itaat edin ve sizden olan emir sahiplerine de. Eğer bir şeyde anlaşmazlığa düşerseniz, artık onu Allah'a ve elçisine döndürün. Şayet Allah'a ve ahiret gününe iman ediyorsanız. Bu, hayırlı ve sonuç bakımından daha güzeldir.

Sana indirilene ve senden önce indirilene gerçekten iman ettiklerini zannedenleri görmedin mi? Bunlar, tağutun önünde muhakeme olmayı istemektedirler; oysa onlar onu reddetmekle emrolunmuşlardır. Şeytan da onları uzak bir sapıklıkla sapıtmak ister.

Onlara: 'Allah'ın indirdiğine ve elçiye gelin' denildiğinde, o münafıkların senden kaçabildiklerince kaçtıklarını görürsün.

Öyleyse, nasıl olur da kendi ellerinin sundukları sonucu, onlara bir musibet isabet eder, sonra sana gelerek: 'Kuşkusuz, biz iyilikten ve uzlaştırmaktan başka bir şey istemedik' diye Allah'a yemin ederler?

İşte bunların, Allah kalplerinde olanı bilmektedir. O hâlde sen, onlardan yüz çevir, onlara öğüt ver ve onlara nefislerine ilişkin açık ve etkileyici söz söyle." [1]

Ayetlerin siyak-sibak ve nüzul sebepleri incelendiğinde, Allah'ın hükümlerinden yüz çevirerek tağutun hükmüne rıza gösteren nifak ehlini kapsadığı görülecektir. Ayetlerin bağlamında konumuzla ilintili olan kısım ise, nifak ehline karşı mücadelede Allah Rasûlü'ne verilen ilahi reçetedir.

Nisa suresi 63. ayette bahse konu metodun ilki 'irad' metodudur. Ayetteki 'irad'ın manasının dünyada onların cezalarını terk etmek, zahirleri ile yetinmek olduğu söylenmiştir.[2] Çünkü cezalar sahibi için dünyada kefarettir. Bu tip münafıkların cürmünün ise kefareti yoktur. Onlar batında kâfir kimselelerdir. Allah subhanehu ve teâlâ şöyle buyurmuştur:

"Bu, önce iman edip sonra küfretmiş olmalarındandır." [3]

Taberi'nin bu sözü üzerine şunları söyleyebiliriz:

Birincisi: Münafıklar İslam'ı izhar ettiklerinden ötürü Müslümanların genelinin hükmü onlara uygulanır.

İkincisi: İrad emri Kur'an'ın başka bir yerinde Mekkeli müşrikler hakkında varid olmuştur. Allah subhanehu ve teâlâ şöyle buyurmaktadır:

"Şu hâlde sen, bizim zikrimize sırt çeviren ve dünya hayatından başkasını istemeyenden yüz çevir." [4]

Nebi sallallahu aleyhi ve sellem bu emir geldiği zaman mustazaf olup, onların cezasına sahip değildi.

Üçüncüsü: İrad emri müminlerin münafıklardan yüz çevirmelerine gelmiştir. Allah'ın şu buyruğunda olduğu gibi:

"Öyleyse onlardan (münafıklardan) yüz çevirin. Çünkü onlar birer pisliktirler." [5]

Bazı müfessirler "onlardan yüz çevir" ayetinin onların özürlerini kabul etme olduğunu söylemişlerdir.[6]

Bazıları da iradın kalbî olarak yüz çevirme olduğu ihtimali taşıdığını söylemişlerdir. Bu da onların engellemelerinden dolayı üzülmemektir. Sanki Allah Peygamberine 'onların engellemelerine üzülme Allah onların karşılığını verecektir' demiştir. Allah'ın şu buyruğu da buna işarettir: "…onlara öğüt ver ve onlara nefislerine ilişkin açık ve etkileyici söz söyle." [7] Bu görüş kabul edilebilecek güzel bir görüştür.[8]

"Kendilerine döndüğünüz zaman; onlardan vazgeçmeniz için Allah'a yemin edeceklerdir. Öyleyse onlardan yüz çevirin. Çünkü onlar birer pisliktirler. Yaptıklarının karşılığı olarak varacakları yer, cehennemdir." [9]

İmam Taberi bu ayetin tefsirinde şöyle demiştir: 'Allah ayette şunu buyurmaktadır: 'Ey müminler! Allah Rasûlü'ne muhalefet ederek savaştan geri kalmaya sevinen o münafıklar size Allah adına yemin edecekler. Kendilerine döndüğünüz zaman' yani savaştan döndüğünüz zaman vazgeçmek ve onları azarlamamanız için yemin edeceklerdir. 'Onlardan yüz çevirin' Allah burada müminlere: onları azarlamayı kendilerine tercih ettikleri küfür ve nifak ile başbaşa bırakmalarını buyurmaktadır.'

"O hâlde sen, onlardan yüz çevir, onlara öğüt ver ve onlara nefislerine ilişkin beliğ (açık ve etkileyici) söz söyle." [10]

Ayetteki 'öğüt ver' kısmından kasıt ise Allah'ı dille onlara hatırlatıp, dünya ve ahiretteki verilecek cezadan onları korkutmak, iman ederlerse bunun sevabına teşvik etmektir. Bu öğüdün onların hasta kalplerine şifa olması umulur.[11]

' 'Onlara beliğ söz söyle' buyruğunun anlamı da onlara kalplerinde etkileyici, hüzünlendirici, korkuyu hissedecek söz söylemektir.' [12] Bunun da onların kendi dünyalarından olması gerektiğine ayet dikkat çekmiştir. Bu da onların yaptıklarının bilindiğini onlara haber vermektir.

Bunların yanı sıra ayette nifak ehline karşı mücadele metodunun sırası dikkat çekmektedir. Önce hiçbir şey söylemeden sadece yüz çevirmeyi görmekteyiz. Ardından yine sadece öğüt ve hatırlatma ve sonrasında kendi dünyalarında onları sarsacak, etkileyecek bir söz söylemek.

Buradan hareketle şunu dememiz mümkündür: İslam cemaatine çomak sokan, insanları farklı yerlere çeken ve asli gündemlerinden uzaklaştıran şer meclislerinin sahipleri olan nifak ehline karşı teenni ile hareket etmek Nebevi bir sünnettir. Onların şer haberleri ulaşsa da İslam cemaatine düşen, teenni ile olayı takip ve tahkik etmekle birlikte gerektiğinde onların hak ettikleri cezayı ertelemek ve onların bu çirkin fiillerinden uzaklaşmak; gerektiğinde onlara yaptıkları yanlışlardan dolayı nasihatte bulunmak; gerektiğinde de daha etkileyici sözler ile onların kalplerini sarsmaktır. Bu da nifak ehli ile mücadeledeki yöntemlerden bir tanesidir.

4. Onlara İtaat Etmemek, Eziyetlerine Aldırış Etmemek

"Kafirlere ve münafıklara itaat etme, eziyetlerine aldırma ve Allah'a tevekkül et. Vekil olarak Allah yeter." [13]

Burada bahsedilen kafirlere ve münafıklara itaat etmemekten kasıt, din hususunda sana şirin görünmek maksadıyla ileri sürdükleri görüşler hususunda onlara itaat etme ve onlarla aynı kanaatleri paylaşma demektir.[14]

Onların eziyetlerine gelince müfessirlerin dediği gibi bu da iki anlam içermektedir.

Birincisi: Onların eziyetlerine karşı sabır ve tahammül göstermek.

İkincisi: Onların eziyetlerinin karşılığını vermeyi terk etmek, işlerini Allah'a havale etmektir.

Bu anlamlardan ikincisi daha uygundur. Çünkü ayetlerin sibak ve siyakı bunu göstermektedir. Allah bir ayet öncesinde "Müminlere, kendileri için Allah tarafından büyük bir lütuf olduğunu müjdele." [15] buyururken bir sonraki ayeti de "…Allah'a tevekkül et. Vekil olarak Allah yeter" şeklinde sonlandırmıştır.

Şeyhu'l İslam İbni Teymiyye bu ayet hakkında şu tespitleri yapmıştır: 'Bu sure Medine'de Hendek sonrası inmiştir. Allah bu durumda kafirlerin ve münafıkların eziyetlerine aldırış etmemesini, onlara karşılık vermemesini emretmektedir. Çünkü onlara karşılık vermesi sebebiyle çeşitli fitneler ortaya çıkabilecektir. Bu emir, Mekke fethedilinceye ve Arapların tamamı Allah'ın dinine girinceye kadar da devam etmiştir. Bundan sonra Peygamber Rumlarla savaşmaya başladı. Allah Berae/Tevbe suresini indirdi. Dinin cihad, hac, iyiliği emretmek gibi şer'i hükümleri tamamlanmış oldu. Tevbe suresindeki 'Ey Peygamber! Kafirlere ve münafıklara karşı cihad et ve onlara sert davran.' [16] buyruğu, 'Kafirlere ve münafıklara itaat etme, eziyetlerine aldırma' ayetini nesh etmiştir. Çünkü münafıklara had uygulandığında artık onlara yardım edecek ve 'Muhammed ashabını öldürüyor' diyebilecek kimseler de Medine'de kalmamıştı.

İlim ehli, bu ayetin kılıç ayeti vb. ayetlerle mensuh olduğunu söylemişlerdir. Ahzab Suresi'nde Allah şöyle buyurmaktadır: 'Andolsun ki münafıklar, kalplerinde hastalık bulunanlar, şehirde bozguncu haberler yayanlar, buna son vermezlerse; muhakkak seni onlarla mücadeleye çağırırız da sonra çevrende az bir zamandan fazla kalamazlar. Lanete uğratılmışlar olarak; nerede ele geçirilseler yakalanırlar ve öldürüldükçe (sürekli) öldürülürler.' [17]

Bu sebeple münafık kimsenin üstünlük sağladığı ve ona had uygulanması hâlinde ortaya çıkacak olan fitne onun o hâli üzere kalmasından daha büyük olacaksa bizler de 'Onların eziyetlerine aldırma' ayeti ile amel ederiz. Tıpkı kafirler ile cihad etmekten aciz kaldığımızda onlardan el çekmek ve onları affetmek ayeti[18] ile amel ettiğimiz gibi. Fakat ne zaman güç ve kuvvet sahibi olursak, o vakit yüce Allah'ın 'Kafirlere ve münafıklara karşı cihad et' buyruğu ile muhatap oluruz.' [19]

Başka bir yerde ise şöyle demiştir: 'Allah Rasûlü İslam'ın ilk yıllarında kafirlerden ve münafıklardan çokça eziyet görmüştü. Allah'ın şu buyruğuna uyarak onlara sabretmişti: 'Kafirlere ve münafıklara itaat etme, eziyetlerine aldırma ve Allah'a tevekkül et. Vekil olarak Allah yeter.' [20] Çünkü onlara hadlerin/cezaların uygulanması, onların sözlerine gösterilecek olan sabırdan çok büyük bir fitneye ve kötülüğe yol açacaktı.' [21]

Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem yaptığı davete ve şahsına yönelik münafıklardan birçok eziyet görmüştü. Öyle ki bugün bunların bir cüzünü yaşayan insanların sabretmesi pek de mümkün olmayan cinsten eziyetlerdi.

Bazen davetine muhatap olan insanların arasını ayırmaya çalıştılar.

Bazen yaptığı, ortaya koyduğu çaba ve amelleri eleştirip küçümsediler.

Bazen en zor zamanda çirkin propaganda yapıp cemaatin üçte birini böldüler.

Bazen ashabının moral ihtiyacı olduğu zamanlarda ortaya çıkıp moral bozdular.

Bazen hadlerini o kadar aştılar ki pak eşine iftira atmaya dahi cüret ettiler…

Allah Rasûlü'nün uğradığı bunca eziyete rağmen, Allah'ın böyle bir emirde bulunması dikkat çekicidir. Nifak bireysel, lokal veya kitlesel olsa da kişi veya yapıların bundan yüz çevirme hamlesini teenni ve doğru yapması gerekir. Daha farklı bir ifade ile onları kaale almamak, onların sözlerinin ardına düşmemek, onların suni ve sinsi gündemlerine dalmamak ve hedefe giden yola kilitlenip önüne bakmak gerekir. Zira yüksek bir hedefi olan yapıların bu konuyu gündem etmemeleri sonuca selametle varması açısından elzemdir. Her ne yaparsa yapsın nifakın mutlaka gün yüzüne çıkacağı kesin ve kaçınılmazdır. Çünkü Allah'ın tayin ettiği gün takke düşecek, kel görünecektir. Bu, Allah'ın kesin buyruğudur.

"Yoksa kalplerinde hastalık bulunanlar, Allah'ın kinlerini hiç (ortaya) çıkarmayacağını mı sandılar? Eğer biz dilersek, sana onları elbette gösteririz, böylelikle onları simalarından tanırsın. Andolsun, sen onları, sözlerin söyleniş tarzından da tanırsın. Allah, amellerinizi bilir." [22]

O hâlde İslam davasına yoğunlaşan kitlelerin bu güruhtan çekinmelerine hacet yoktur. Allah bir gün kapalı odalarda yaptıkları desiseleri muhakkak açığa çıkaracaktır. Dava bireyine düşen ise, aldırmamak ve Allah'a tevekkül etmektir. Vekil olarak Allah yeter!

"Âlemlerin Rabbi olan Allah'a hamdolsun" duamız ile…

 

 

[1]       .   4/Nisa, 59-63

 

[2]       .   Taberi

 

[3]       .   63/Munafikun, 3

 

[4]       .   53/Necm, 29

 

[5]       .   9/Tevbe, 95

 

[6]       .   Bkz. Mealumu't Tenzil

 

[7]       .   İbni Aşur, Et-Tahrir ve't Tenvir, 4/175.

 

[8]       .   Et-Teâmul Maa'l Munafikîn, Dr. Muhammed bin Abdulaziz bin Abdullah el-Musenned, Özetle.

 

[9]       .   9/Tevbe, 95

 

[10]      .   4/Nisa, 63

 

[11]      .   El-Veciz, Zadu'l Mesir

 

[12]      .   Zemahşeri

 

[13]      .   33/Ahzab, 48

 

[14]      .   Bkz. Kurtubi, ilgili ayetin tefsiri.

 

[15]      .   33/Ahzab, 47

 

[16]      .   9/Tevbe, 73

 

[17]      .   33/Ahzab, 60-61

 

[18]      .   "Kendilerine: 'Ellerinizi savaştan çekin, namazı kılın, zekatı verin', denilmiş olanlara bakmaz mısın?…" (4/Nisa, 77)

 

[19]      .   Sarimu'l Meslul, İbni Teymiyye, 366-367 özetle.

 

[20]      .   33/Ahzab, 48

 

[21]      .   Sarimu'l Meslul, 231

 

[22]      .   47/Muhammed, 30

 

Bu Sayfayı Paylaş :