Loader
Küfrün Karanlıklarından, Vahyin Aydınlığına...

Münafıklarla Mücadele Metodu - 3 Özcan YILDIRIM

2017-06-18

 

Allah'a hamd, Rasûlü'ne salât ve selam olsun…

5. Onlardan Sakınmak

Allah subhanehu ve teâlâ şöyle buyurmaktadır:

"Onlar asıl düşmandır. Onlardan sakın" [1]

Allah subhanehu ve teâlâ münafıkların durumları ile ilgili hususi olarak indirmiş olduğu surenin bağlamında, bu emri müminlere buyurmaktadır. Ayete bakıldığında bu kısımda hasr ifadesi söz konusudur. Bir başka deyişle ayette düşmanın sadece onlar olduğu ifade edilmektedir. Aslında burada kastedilen hasr-ı tam değildir. Kastedilen; düşmanlığa daha hak sahibi ve evla olan onların olduğunu göstermektir.

İmam Kurtubi şöyle der: 'Allah'ın: 'onlardan sakın' buyruğu iki şekilde açıklanmıştır: Birincisine göre onların sözlerine güvenmekten yahut sözlerine meyletmekten sakın. İkin­cisine göre senin düşmanlarını meylettirmelerinden (aleyhine kışkırtmala­rından) ve ashabını sana yardım etmekten uzaklaştırmalarından sakın.'

Seyyid Kutub ayetin tefsirinde şöyle demiştir: 'Onlar gerçek düşmandırlar. Ordunun içine gizlenmiş, askerlerin safları arasına sızmış sinsi düşmandırlar. Bunlar açık ve dış düşmanlardan daha tehlikelidirler. 'Onlardan sakın' Fakat Peygambere onları öldürmesi emredilmiyor. Tam tersine Peygamber Efendimiz, onlara karşı hikmet dolu, uzun vadeli, onların hilelerinden kurtulmayı garantileyen bir başka yol izliyor.'

İbni Kayyım Tariku'l Hicreteyn isimli eserinde Münafıkların sıfatlarından bahsederken bu ayet ile ilgili şu tespitleri yapmıştır:

'Bu tür cümleler hasr ifade eder. Daha açık ifade ile onlardan başka düşmanın olmadığı anlamına gelir. Ancak burada bu mana kastedilmemiştir. Düşmanlık sadece münafıklara nispet edilmemiştir. Onlardan başka Müslümanların düşmanı olmadığı ifade edilmemiştir. Aksine burada bu vasfın herkesten çok onlara yakıştığı ifade edilmiştir. Onların görünüş itibariyle Müslümanlara mensup olduklarına, onlara dostluk beslediklerini ve onlarla birlikte yaşamlarına bakarak münafıkların düşman olmadığı zannına kapılmak yanlış olur. Aslında onlar farklı topraklarda yaşayan, açıkça düşmanlıklarını gösteren ve yüksek sesle bunu ifade eden inkarcılara göre düşman bilinmeyi daha çok hak ederler. İç dünyaları bakımından Müslümanlardan farklı olan münafıkların, iman edenlerle birlikte yaşamalarının yol açtığı zarar, açıkça düşmanlık eden kimselerin zararından daha büyük ve süreklidir. Çünkü düşmanlığını açıkça dışa vuran insanlarla yapılan savaş, bir an veya bir gün sürer ve biter. Sonunda galibiyet ve zafer vardır. Münafıklar ise Müslüman toplum ile sabah akşam aynı mekânda yaşayan kimselerdi. İslam düşmanlarına Müslümanların zayıf yönlerini haber veriyorlardı. Onların başına felaket gelmesini bekliyorlardı. Üstelik Müslümanların bu kimselerle Savaşma imkânı da yoktu. Bu nedenlerden dolayı münafıklar farklı topraklarda yaşayan ve düşmanlığını açıkça yansıtan kimselerden daha çok düşman olarak tanınmalıydı. Bundan dolayı Allah (cc) böyle buyurmuştur: "Onlar düşmandır, onlardan sakın". Yoksa bu ifade ile Müslümanların onların dışında düşmanlarının olmadığını ifade etmemiştir. Doğrusu şu ki; bu ayette münafıkların açıkça Müslümanlara düşmanlıklarını yansıtan kimselere göre daha çok onların düşmanı olduğu belirtilmiştir.' [2]

İbni Kayyım'ın da belirttiği gibi onlardan sakınmanın lügat yönüyle daha belirgin ve en üst perdeden belirtilmesi, onların Müslümanların içerisinde yaşamasından ötürüdür. Şurası bir gerçektir ki; içteki yıkıcı ve yıpratıcı faaliyetler, dıştaki faaliyetlerden çok daha tehlikelidir.

Bunu bir bedene kıyas ederek söyleyecek olursak; bedenin içinde oluşan her hangi bir hastalık, dışında oluşan hastalıklara göre daha korkutucudur. Çünkü kökü, nedeni ve tahmini olacakların kestirilmesi çok zordur. Fakat dış hastalık ayan beyan ortada olduğu için kişinin bundan emin olabilme olasılığı daha fazladır.

Kafirler ile münafıkların İslam toplumu içerisindeki durumu da buna benzemektedir. Kafirler küfürlerini ve düşmanlıklarını izhar ettikleri için onlara karşı önleyici tedbirler her daim masadadır. Fakat münafıklar ne zaman patlayacağı belli olmayan serseri mayın gibidirler. Allah'ın bize yönelik 'Asıl düşman onlardır. Onlardan sakının' buyruğunu bu yönden değerlendirdiğimizde anlam daha çok belirginleşmektedir.

Münafıkların bu yönüyle İslam davasında hedeften alıkoyan ve her olayda daima engel olan kimseler olduğunu unutmamamız ve daima göz önünde bulundurmamız gerekir.

6. Onlardan Razı Olmamak

"Onlardan razı olasınız diye size yemin edecekler. Fakat siz onlardan razı olsanız bile Allah fâsıklar topluluğundan asla razı olmaz." [3]

"Rızanızı almak için size (gelip) Allah'a and içerler. Eğer mümin iseler; Allah ve Rasûlü'nü razı etmeleri daha doğrudur." [4]

Ayetlere bakıldığında münafıkların psiko-sosyal durumunun bir sonucunu görmekteyiz. Münafıklar, İslam toplumu içinde şahsiyetlerini koruma altına almak ve toplumda ötekileştirilmemek için yeminlerinin arkasına sığınırlar. Tipik iki yüzlü kişileri resmeden bu ayetler; bu kişilerin önceliklerinin Allah ve Rasûlü'nü razı etmek olmadığını, içinde yaşadığı toplumdaki insan odaklı bir eyleme girişip onları razı etmek adına çabaladığını da göstermektedir. Onlar için önemli olan; gücü elinde bulunduran kişi ve kurumların kendilerinden razı olmasıdır. Muhataplarının razı olmaları için inkar, aldatma ve yalan yere yemin etme eylemine dahi girişebilirler. Çünkü onlara göre asıl razı edilmesi gereken Allah değil, dünyevi gücü elinde bulunduran kimselerdir.

'Evet, sizi razı etmek için Allah'a yemin ederler. Bu, münafıkların her zaman ki halidir, metodudur. Onlar yapacaklarını perde arkasında yaparlar. Söyleyeceklerini insanın arkasında söylerler. Ayrıca yüzyüze gelmekten korkarlar. Apaçık olarak konuşma karşısında etkisiz kalırlar. İnsanların gönlünü kazanmak için küçülürler, alçalırlar.' [5]

'İnsanların hoşnutluğu bu tür durumlarda Allah'ın onlara öfkelenmesini değiştiremez. Ve onlara zerre kadar fayda sağlayamaz. İsterse bu insanlar Müslüman insanlar olsun farketmez. Allah'ı razı etmenin tek yolu; bu sapıklıktan dönüş yapmaktır. Allah'ın sapasağlam dinine dönmektir!' [6]

Vahiy aslında bu tip ruh hastası olan insanlara bir ölçü koymaktadır:

"Eğer mümin iseler Allah ve Rasûlü'nü razı etmeleri daha doğrudur." [7]

Onları rıza-i ilahiden fersah fersah uzaklaştıran ve bu hastalığa düçar eden şey içlerinde besleyip büyüttükleri envai haset olmuştu.

'İnsan ne yapabilir ki? İnsanların kuvveti nereye varabilir ki? Fakat normalde Allah'a inanmayan ve O'na boyun eğmeyen biri, kendisi gibi bir insana boyun eğer ve ondan korkar. Halbuki eğer insan herkese eşit ve adil davranan Allah'a boyun eğseydi, daha iyi olurdu. Çünkü; Allah'a boyun eğen insan, alçalmaz. Allah'ın kullarına boyun eğen insan, alçalır. Allah'tan korkan insan küçülmez. Allah'dan yüz çeviren, O'ndan değil de kullarından korkan insan küçülür.' [8]

Allah subhanehu ve teâlâ başka bir yerde yine onların bu durumlarından bahsetmektedir:

"Onlar, sizden olduklarına dair Allah'a yemin ederler. Onlar sizden değillerdir. Aksine onlar korkak bir toplumdur. Bir sığınak, mağara veya girecek bir delik bulsalar kaçarak oraya yönelirler." [9]

'Onlar korkaktırlar... Kur'an'ın ifadesi bu korkaklığın bir manzarasını çizmekte ve onu hareket içinde canlandırmaktadır. İçlerindeki ve kalplerindeki bu hareket, bedenin hareketini ve gözler önündeki hareketi ortaya çıkartmaktadır.

Pekiştirme edatlarının hepsini kullanarak yemin ederler ki, içlerindeki planlarını gizlesinler, niyetlerinin meydana çıkmasından sakınsınlar, kendi canlarını güven altına alsınlar... Bu ise ödlekliğin, korkunun, kaypaklığın ve ikiyüzlülüğün en çirkin şeklidir. Kur'an'ın hayret verici üslubundan başka bir ifade şekli onu anlatamaz. Kur'an'ın anlatım üslubu, derin etki sahibi, mesaj verici edebi tasvir metodunu kullanarak; insanın iç alemini duyu organlarıyla algılanabilecek biçimde somutlaştırarak anlatır.' [10]

Seyyid Kutub'un rahimehullah ayetlere ve nifak ehlinin iç dünyasına dair yaptığı mülahazalardan sonra diyebiliriz ki: Nifak ehline karşı yaklaşım metotlarından bir tanesi de; kendilerini hangi yönden tezkiye ederlerse etsinler, onlardan asla razı olmamaktır. Müslümanların sahada onların davete verdiği zarar boyutunu da göz önünde bulundurarak hareket etmeleri gerekir.

Bir sonraki sayıda kaldığımız yerden devam edeceğiz inşaallah.

'Âlemlerin Rabbi olan Allah'a hamdolsun' duamız ile…

 

 

 

[1]        .     63/Munafikun, 4

 

[2]        .     Tariku'l Hicreteyn, s. 374

 

[3]        .     9/Tevbe, 96

 

[4]        .     9/Tevbe, 62

 

[5]        .     Fi Zilal

 

[6]        .     Fi Zilal

 

[7]        .     9/Tevbe, 62

 

[8]        .     Fi Zilal

 

[9]        .     9/Tevbe 56-57

 

[10]       .     Fi Zilal

 

Bu Sayfayı Paylaş :