Loader
Küfrün Karanlıklarından, Vahyin Aydınlığına...

Neo Putperestliğe Kan Pompalama Merkezleri- Milli Eğitim Kurumları Özcan YILDIRIM

2012-10-01

Yaşadığımız çağda tağutların tarihten beri süregelen sütunlarından birisi de hiç şüphesiz eğitim sistemidir. Tağuti rejimlerin kendi tahtlarını tevhidi depremlerden veya diğer ideolojik çalkantı ve kaoslardan koruyabilmek için kazıklara ihtiyacı vardır. Bu kazıklar, var olan rejimi ayakta tutan birer sütun mesabesindedir.

"Ve kazıklar sahibi Firavun'a" (89/Fecr, 10)

Her azgın tağutun buna mutlak surette ihtiyacı vardır. Ayakta kalmak, hegemonyalarını, tasallutlarını cebren de olsa devam ettirebilmek adına küfrün sancağını elden ele, nesilden nesile aktaracak bir merkez inşa edip, ona özen göstermeye ihtiyaç duymaktadırlar. Çünkü insanoğlu bir çok sebepten ötürü dahi zayıf düşerken, insan ürünü olan bu kanun ve onu yürüten, himaye eden bir sistem de günden güne zayıflayacaktır. Farklı seslere dahi tahammül edemeyen bir sistem elbette ki kendisini dıştan gelecek fikirlere, akımlara karşı korumaya çalışacaktır. Zayıflaması hakikat olan sistem de muhakkak zayıflığı bertaraf edecek, güçlenmesini sağlayacak, hayatını idame ettirebilmesi için kan pompalayacak masumane bir birime ihtiyacı vardır. Bu birimin adı da; Milli Eğitim Sistemi'dir.

Aslına bakılacak olursa Formal/Resmi Eğitim Sistemi eleştiriye oldukça açıktır. Zira otorite kimin elinde ise, bu sistem de onun elinde olmuş oluyor. Marksist bir otorite, kendi ideolojisini halka bilim adı altında verebileceği gibi; Laik sistem de aynı şekilde davranacaktır. Muhafazakâr(!) kesim de kendi sapkın ideolojilerini farklı algılarla halka empoze edebilir. Bu sebeple kırbaç kimin elinde ise, halkın körpecik beyinlerine indirme, onları kördüğüm ile bağlama yetkisi onlardadır.

Şu anda yetki AKP iktidarında olduğu için, kırbacın cinsini, büyüklüğünü kendi kabullerine göre ayarlamaktadır. Buna mukabil ulusalcı laikler de şu anki Formal Eğitimi eleştirmektedirler. Aslına bakılacak olursa hepsi aynı amaca hizmet etmektedirler. Bunlar sadece neo/modern-putperestliğin farklı mezhepleridir. Hepsine sorduğunuzda tek doğrunun kendileri olduğunu, modern dünya düzeni çerçevesinde hareket ettiklerini, yeryüzünü ıslah için en iyisinin kendi eğitim sistemleri olduğunu dile getirmektedirler.

"Onlara: Yeryüzünde fesat çıkarmayın, denildiği zaman, 'Biz ancak ıslah edicileriz' derler. Şunu bilin ki, onlar bozguncuların ta kendileridir, lâkin anlamazlar." (2/Bakara, 11-12)

Şu anda yeni çıkan 4+4+4 (=neo-putperest nesil) sistemine binaen birbirini yiyen iki taifenin manzarası dahi bu kurumlara maymun iştahlı oluşlarının göstergesidir. Her iki taraf da bu kurumları hegemonyasına alıp, kendi istediği düzeyde bireyler yetiştirmek için çaba sarf etmektedirler. Sözün özü, bu yönüyle bakıldığında eğitim sistemi, iktidar savaşının bir parçası olduğunu göstermiştir.

Aslında bu durum, bu dönemde zuhur etmiş ve kök salmış bir durum değildir. Tarihten beri zorba, azgın yöneticiler/tağutlar yeni yetişen neslin kendilerine karşı tekebbür etmelerini, kafa kaldırmalarını, hakkı haykırmalarını, kendi tahtlarını sallamalarını engellemek için en şenî/çirkin yöntemlere başvurmuşlardır. Örneğin, Firavun kendi zorba düzenine kafa kaldıracak herkesi ya köleleştirmiş, ya taşların altında ezmiştir. Onların nesillerinden de kendisine kafa tutan yiğitler çıkması korkusu ile katletmiştir.

"İşte o (Musa), tarafımızdan kendilerine hakkı getirince: 'Onunla beraber iman edenlerin oğullarını öldürün, kadınları sağ bırakın!' dediler. Ama kâfirlerin tuzağı elbette boşa çıkar." (40/Mümin, 25)

"Firavun'un kavminden ileri gelenler dediler ki: 'Sen Mûsâ'yı ve kavmini, bu ülkede fesat çıkarsınlar, seni ve ilâhlarını terk etsinler diye bırakacak mısın?' Firavun, 'Biz onların oğullarını öldüreceğiz, kadınlarını sağ bırakacağız. Biz onların üzerinde ezici bir güce sahibiz?' dedi." (7/Araf, 127)

Aslında tabloya bakılırsa bugün de durum farksız değildir. Müslüman-muvahhid nesli cebren/zorla şirk yuvalarına almaya çalışmaları dahi ne denli Firavunlaştıklarının göstergesidir. Şimdikilerin Müslümanların zürriyetine maymun iştahı ile saldırıp, laik-zombiler yapmak istemeleri de Firavun'un katliamından farksızdır. Musa aleyhisselam ve kavminin kendi ilahlarını terk etmelerine dahi tahammül edemeyen putperest anlayış ile; muvahhidlere baskı yapıp kendi eğitimlerine dahi tahammül edemeyen neo-putperest anlayış!..

Neo-putperest anlayışın yakın tarihi, günümüz eğitim anlayışını ortaya çıkaran bir turnusol kâğıdı mesabesindedir. O döneme baktığımızda bugünkü şirk bataklığının başlangıcını ve köklerini görmüş oluruz.

Neo-Putperestliğin Masumane Kisvesi: Modern ve Ulusal Eğitim Sistemi!

Kuzu postuna bürünen şirkin kurtlarının, eğitimin köklerini kelerin deliğine girseler bile takip ettikleri batılılardan aldıkları noktasında bir şüphe bulunmamaktadır. Bugünkü eğitimin kökleri asırlar öncesine dayanan bir sınıf mücadelesi ve ideolojik çatışmadan ibarettir. 12. yüzyılda kiliseden ayrılarak, toplum üzerindeki tahakkümünü/egemenliğini güçlendirmek için kurulan eğitim birimleri, ileride kilise ile mücadelede önemli bir rol üstlenmiştir. Kilisenin karşısında tüm alanlarda güçlenmek isteyen Burjuva (Köylü, İşçi (proletarya) ya da Soylu sınıfına dahil olmayıp, özelliğini zenginliğinden alan kentli kişi. Bu kimselerin oluşturduğu sosyal sınıfa da burjuvazi denir,) siyasal iktidarı ele geçirmek için; sanat, felsefe, edebiyat ve bilimi bünyesine alıp, kendi hizmetine dâhil etmiştir. Aslında kilise karşısında duran bu elit tabakanın birincil hedefi, aristokrasinin yollarını tıkayıp kangren yapmak, böylece toplum üzerindeki hegemonyasını zayıflatıp, parlamenter bir sistemle halk üzerindeki tahakkümünü sağlamlaştırmaktır. Zira var olan herhangi bir ideolojik sistemi devirmenin, kısmen de olsa halkın gücünü kendi bünyesinde barındırmaktan geçtiğini bilmekteydiler.

1789 Fransız İhtilali sonrası kurulan okullara bakıldığında, kuruluş amaçlarının; devletin öngördüğü, tabulaştırdığı doktrinleri/öğretileri kendi tahtlarını sağlamlaştırma adına halka dayatmak ve böylece sistem eksenli birer birey yetiştirmek olduğunu anlamış oluruz.

Fransa'nın bu değişimi (Bu değişim dünyada o denli yankı bulmuştur ki ulus devletlerin şekillenmesine yön vermiştir. Ayrıca bununla bir çağ kapanıp, yeni bir çağ açılmıştır.) ile beraber küreselleşen bir eğitim sisteminin ilk adımları atılmış oldu. Her devletin kendi ulusal birlik ve bütünlüğünü korumak adına hızla ilerleyen bir virüs gibi Merkezi Eğitim Sistemi parasız şekilde yaygınlaştı. Keleri deliğine değin takip eden TC. de buna ayak uydurarak, 'Eğitimin Merkezileşmesi/Tekelleşmesi' anlamına gelen Tevhid-i Tedrisat'ı çıkarmış oldu. Bununla kendi şirk öğretilerinin dışındaki tüm eğitim kurumlarını merkezileşmek/tekelleşmek adına kapattı. Zaten merkezileşme meraklıları nerede ideolojik tehlike görse, oraya aynı zehri pompalamaktadırlar.

Tevhid-i Tedrisat ile başlayan süreç, ardından harf, şapka vb. inkılaplarını da beraberinde getirdi. Böylece yıllarca okunan ilim, bir gecede filme dönüştü. Başka bir ifade ile bir gecede bütün halk cahil bırakılmıştı. Halkı formatlama maksatlı bu girişimden sonra, artık sırada '10 yılda 15 milyon genç/putperest' çığırtkanlığına binaen, koca bir topluma şirkin enva-i çeşidini ekmek vardı.

Bu planın bir parçası olarak yeryüzündeki tağutların en bağilerinden, insanlıktan zerre nasibini almamış İsmet(siz) İnönü'nün de bu bağlamda yaptığı ilk girişim, taşra, mezra, köylerde yaşayan halkın zürriyetini yozlaştırıp, kimliksiz, şuursuz hale getirdikten sonra sisteme entegre etme çabası ile Köy Enstitülerini kurmak oldu. 17 Nisan 1927 tarihli ve 3803 sayılı yasa ile açılan bu okulların, Anadolu'nun tümünde okul ve öğretmen olmamasına binaen açıldığı, sistem tarafından dile getirilmiştir. Mevcut sistem harf inkılabı ile cahil bıraktığı halkı bir kenara bırakarak, yeni nesli ve öğretmenleri kendi şirk öğretileri doğrultusunda yetiştirmek için 'her köye bir okul, bir öğretmen' kisvesi ile şirkin tohumlarını saçmaya başladı.

Zaman ilerledikçe ulusalcıların komünist yuvalarına döndüğü için tepkisini alan bu Enstitüler, örflerine bağlı kesimden de fuhuş yuvasına döndüğü için ciddi tepkiler almıştır. Kamuoyunun bu gibi söylentilerle çalkalanması İnönü'yü tedirgin etmiş, yaklaşan seçimleri kaybetme korkusu ile Köy Enstitüleri'ni kapatmıştır. Aslında mevcut sistem bu hareketi ile bir bakıma kendi putunu yapıp, acıkınca yiyen putperest zihniyetinin 20. yüzyıldaki tablosunu resmediyordu. Köylü kesimin ciğerparelerini birer şirk makinasına dönüştürdükten sonra geçen 8 yıllık deneyim sonrası bu kamplar tarih çöplüğüne gömülmüştür. İşin şaşılacak ve dikkat çeken yönü ise bu şirk fabrikalarını aynı el kapatıyordu: İsmet İnönü!

Daha sonra halkın gönlünü/oyunu fethetmek için ekstra bir hamle de İHL'lerin önünü açmakla gelmiş oldu. Sistem bununla da bir taşla birden fazla kuş vuruyordu. Bir yandan kabul ettikleri öğretiler eksenindeki din telakkisini kendi tahtını sağlamlaştırmak için halka vermiş, bir yandan halkın dini isteklerini bastırmış, bir yandan da dinsiz olmadıklarını kamuoyuna göstermiş oluyordu. Her daim çarkını döndürme gayreti güden sistem için İHL, Kur'an Kursu, camii açmak, imam atamak vs. gayet doğaldır. Zira burada hizmet edilen din değildir. Bilakis, Laik eğitim sisteminin kendi hedefleri doğrultusunda nesil yetiştirirken, halkta şişkinlik yapan 'Laiklik, dinsizliktir' algısının oluşturduğu havayı söndürmek için tağutların siboba dokunmasından ibarettir. Tağuti bir rejimin bu yönden esecek bir rüzgarı engellemek için hazırlık yapmaması mümkün olabilir mi? Diyanet gibi bir teşkilat kurulması dahi amaçlarını ifşa etmiyor mu? T.C. Anayasasının 136. maddesinde; 'Genel idare içinde yer alan Diyanet İşleri Başkanlığı, laiklik ilkesi doğrultusunda, bütün siyasî görüş ve düşünüşlerin dışında kalarak ve milletçe dayanışmayı ve bütünleşmeyi amaç edinerek, özel kanununda gösterilen görevleri yerine getirir' hükmü yer almaktadır.

TC.'nin bu keşmekeş tarihini bir kenara bırakıp, şunu icmalen özetleyebiliriz ki; bugün ulus devletlerdeki (TC. de dâhil) yaygın olan eğitimin kökü, pedagojik bir eğitime dayalı değil, tamamen her zerresine kadar ideolojik bir eğitime dayalıdır. Yani talim ve terbiyeye dayalı olmayıp, tamamen laik sistemin istediği bir birey yetiştirmek amaçlıdır. Buna binaen müfredatta verilen derslerin hepsinde de ideolojik unsurlar bulunmaktadır. Bunu ilkokuldan, lise ve üniversite müfredatlarında yer alan derslerin içeriğine bakarak görmek gayet mümkündür.

'Okullarda aktarılan bilgi, beceri ve davranışların nötr olduğunu söylemek ve eğitimin 'ideolojik' bir boyutunun asla bulunmadığını iddia etmek; modern okulların varlık sebeplerine aykırı bir durum arz eder. Okullarda öğretmek için seçilen ve dağıtılan bilgi, davranış kalıpları, dil kodları, kültürel sermaye ve ideoloji; toplumun ya da öğrencilerin ihtiyaçlarına göre değil, eğitim kurumları üzerinde baskı oluşturan iktidarın isteklerine göre şekillenir.' (Michael W. Apple, Ideology and Curriculum 1979/ Education and Power 1982)

Eğitim Sistemindeki Şirkler ve Bataklıktakiler

İşin başında Allah'ın hakkını çiğneyen tağutlardan ve onları ayakta tutan kurumlardan bahsediyorsak, arka planında salt bilgi ve pedagoji/çocuk terbiyesi vermesi asla ve kat'a düşünülemez. Bilakis birçok yönden kendilerine fayda sağlamayan, sadece halka hizmet vermeleri ihtimal dışıdır ki, bunu iddia etmek dahi akıl tutulmasından öte bir şey değildir. Hele ki bu, sermayenin bir parçası olup, eğitim sektörünün 25 milyar dolarlık bir dilimi kapsadığı düşünülürse, burada çok yönlü iştah kabartıcı unsurların varlığı kaçınılmazdır.

Tağuti rejimin okullarda hedeflediği; daha taptaze iken çocukları istediği doğrultuda işlevsiz birer bitki haline getirmektir. Başka bir deyişle; kendi sistemine kan pompalama merkezi haline getirilen bu okullarda, neo-putperestliğe yeni eleman temini sağlamak, körpecik beyinleri alıklaştırıp, düşünme ve muhakeme etmelerini dumura uğratmaktır. Bunun yanında halkı kimliksizleştirme politikaları daha ilkokuldan verilmektedir. Başka bir ırka mensup insanları cebren Türk olduğuna hükmetmek, dillerini bilinmez hale getirmeye gayret göstermek bunun en bariz örneğidir.

Bu sistemin hedefinin en bariz göstergesi okullarında yaptıkları uygulamalardır. Örneğin, müfredata bakın. Hemen hemen her derste Allah'ın dinine savaş açmış, bırakın şer'i kanunları, Arapça'ya şeklen benzeyen bir yazıya dahi tahammül edememiş kişinin boy boy fotoğrafları ve söylemleri yerini almıştır. 'Din Kültürü' denilen dini yozlaştıran derste dahi dinden nasibini almamış bir kişinin din hakkındaki görüşlerine yer verilmesi sistemin ideolojik buhranlara girdiğinin alameti olsa gerek. Yine çocukları okula sokmadan önce putun karşısında ettirdikleri yemin ise işin vahametini ortaya koymaktadır. Bunları her akıl sahibi küçüklüğünden beri bildiği için bu bahsi uzatmaya hacet yoktur. Lakin şunları sormakta fayda var… Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem kendi zamanındaki putların tek bir tanesine el dahi sürmez ve sürdürmezdi. Ali radıyallahu anh daha küçücükken elini puta değdirmesine -ki bu kişiyi tazim maksadı ile yapmadığı müddetçe küfre sokmaz- dahi tahammül edemeyen bir Peygamber, nasıl olur da Ebu Cehil'in okullarında putun karşısında, puta ve o putun getirdiği/dayattığı ideolojiye bağlılık ve sadakat yemini edilmesine izin verebilir?

Kendisini İslam'a nispet edenlere -hassaten tağutu reddettiğini söyleyip çocuğunu bu kurumlara veren zavallılar- Peygamber'in sallallahu aleyhi ve sellem Ali, İbni Mesud, İbni Abbas, İbni Ömer radıyallahu anhum gibi gençleri elleriyle götürüp, Ebu Cehil'in putu karşısına dikip, sadakat yemini ettireceğini sorsak hemen baştan karşı çıkarlar. Lakin iş kendi dönemlerindeki putun ideolojisi ekseninde kurulan mabedlerinden sakınmaya gelince, laf cambazlığı en güzel yaptıkları şey haline gelir. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem zamanındaki Lat, Menat, Uzza vs.den bahsedip bunu bu zamandaki insanlara anlatıp, sakınmalarını söylemek ne kadar isabetlidir? Nuh aleyhisselam zamanındaki putlar Kur'an'da zikredilirken ana tema 'bunlardan sakınmak' değildir. Zira o putların esamesi dahi halkın arasında okunmamaktadır. Ana tema, geçmiş ümmetler şirke hangi saikle düştü iseler ondan ders çıkarmak, yaşanan vakıada hangi türden şirk varsa ondan beri olmaktır. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem kendi döneminde Vedd, Suva, Yeğus, Yeuk ve Nesr'i (71/Nuh, 23) gündem dahi etmemiştir. Lakin bugünkü şirk yuvalarına çocuklarını gönderenler vakıadan kopuk, Kur'an-Sünnet ekseninin dışında bir anlayışa sahip olduklarını at gözlüklerini çıkarmadıkları için anlamamaktadırlar. Aslında bu mesele bir takım zevatın zırvaladığı azimet-ruhsat meselesi değil, bilakis mesele iman ve küfür meselesidir!

Özetle neo-putperest nesil üretmeye çalışan bir kuruma koşuşturup, çocuklarını neo-putperest okullara 'istediğin gibi yontabilirsin' zihniyeti ile teslim edenlerin İslam iddiasında bulunması, garabet dolu safsatadan başka bir şey değildir.

Bizler Ne Yapmalıyız?

İslam'ın, Zaruret-i Hamse'den (Din, can, mal, akıl ve nesep) saydığı bir durum da neslin koruma altına alınmasıdır. Bizlerin bu bağlamda neseplerimizi korumaya almaya gayret etmemiz gerekmektedir. Zira şirkin yolları çoğalmış ve çepeçevre bizleri kuşatmıştır. Başında hayır olarak zannettiğimiz hangi yoldan yürümek istesek, sonunda mutlaka şirkin bir türü ile karşılaşabiliyoruz.

Bugün her köşe başında Allah yolundan alıkoymak için bu puthaneler, tapınaklar dikilmektedir. Tağutlar bunları gayeleri doğrultusunda, hem de servet harcayarak yapmaktadırlar.

"Şüphesiz ki inkâr edenler mallarını, (insanları) Allah yolundan alıkoymak için harcıyorlar. Daha da harcayacaklar. Ama sonunda bu, onlara yürek acısı olacak ve en sonunda mağlûp olacaklardır. Kâfirlikte ısrar edenler ise cehenneme toplanacaklardır." (8/Enfal, 36)

Kur'an'ın dikkat çektiği bu hakikati hepimiz aynî olarak müşahede etmekteyiz. Lakin bu yapılan saldırılara karşı onların formal eğitimine karşılık kendi imkanlarımız ile neslimizi koruma altına almak zorundayız. Bunun yolu da samimiyet, istikrar ve sürekli bir bilinçlenmekten geçer. Bunun yanında onlara şirin görünmeye gayretkâr olup, okula gönderme fanatikleri olan sapkınlara karşı hem gençlerimizi, hem daveti yeni kabul edenleri irşad etmeliyiz. Yoksa bizden sonra daveti hamledecek nesilleri bu bataklığa kendi ellerimizle itmiş, ilerleyen zamanlarda onlarla özdeşleşen, onlardan farkı olmayan bir neslin tohumlarını atmış oluruz.

Allah'ım neslimizi ve zürriyetimizi putperestlerden ve onların tasallutlarından muhafaza et! Amin...

Dualarımızın sonu; âlemlerin Rabbi olan Allah'a hamd olsun.

 

Bu Sayfayı Paylaş :