Loader
Küfrün Karanlıklarından, Vahyin Aydınlığına...

Nifak Hareketinin İç Kaos Hamleleri - 1 Özcan YILDIRIM

2015-12-16

 

Ben-i Nadr Medine'den sürülmüştü. Münafıkların reisi İbni Ubeyy de Yahudi dostlarının ve ittifaka dahil olan münafıkların, Medine'den sürülmesine çok üzülmüştü. Artık, eylemini İslam toplumu içinden yalnız başına münafık arkadaşlarıyla birlikte sürdürecekti.

Bureyde bin Husayb, Ben-i Mustalik'in reisi Haris bin Ebi Dırar'ın Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ile çarpışmak üzere hazırlık yaptığı haberini, verilen emir üzerine araştırmasını sağladı. Haberin doğruluğu ortaya çıkınca, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem askerî bir birlik hazırladı. Hazırlanan yedi yüz kişilik birlik içine çok sayıda münafık da katılmıştı. Bu zamana kadar hiçbir gazveye bu kadar münafık katılmamıştı.

Mustalikoğulları gazvesi için hicretin alltıncı yılının Şaban ayında Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem yerine Zeyd bin Harise'yi vekil bırakarak Medine'den yola çıktı.

Rasûlullah'ın gideceği yeri gizli tutması, bize o günkü İslam toplumunun içerisinde henüz koptukları cahiliye asabiyetinden arınmayıp, nifak için malzeme olabilecek kişilerin (münafıkların) varlığına işaret sayılabilir. Zira Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem önce Şam'a doğru gidiyor izlenimi verdi, sonra da Tıhame tarafına yöneldi ve asıl hedefe doğru süratle ilerledi.

İslam tarihinde, Mureysi gazvesinde, Mustalikoğulları ile yapılan savaştan ziyade, münafıkların çevirdikleri entrikalar dikkatimizi çekmektedir. Nitekim, Mureysi gazvesinde müslümanlar zafer elde edince, münafıklar da İslam toplumu içerisinde iç savaşı başlatmak amacıyla eyleme giriştiler.

Önce Ensar ve Muhacir'in arasını açıp, fitne çıkarmak ve cahiliye devrinde olduğu gibi iç savaş başlatmak istediler. Sonra da bu gayretleri boşa çıkınca, Rasûlullah'ın şahsına ve ehl-i beytine iftira kampanyası başlattılar.

Ensar-Muhacir Arasında Fitne Çıkarıp, İç Savaşı Başlatmak İstemeleri

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Mureysi kuyusu başındaki ordugahta iken, Muhacirler ile Ensar arasında münakaşa oldu. Ömer'in radıyallahu anh Gifaroğullarından ücretle tutmuş olduğu seyisi Cahcah bin Mes'ud ile Benî Avf bin Hazrec'in müttefiki Sinan bin Veber El-Cühenî, kuyudan su çekerken münakaşa ettiler. Sinan, İbni Ubeyy'in müttefiki idi. Cahcah ile Sinan kuyudan su çekerken kovaları karıştı. Yukarı çekilen Sinan'a ait kova idi. Fakat Cahcah 'vallahi o benim' deyince anlaşmazlık çıktı. Cahcah vurunca, Sinan'ın yüzünden kan akmaya başladı. Bu sırada Sinan, 'Yetiş Ensar topluluğu!' diye bağırdı. Cahcah da 'Yetiş Muhacir topluluğu!' diyordu. (İbni Hişam)

Bu seslenme usulü cahiliye âdetini andırırken, iç savaş da başlamak üzereydi. Ensar ve Muhacirler'den bazılarının içlerinden yeterince söküp atamadığı cahiliye tansiyonu birden yükseldi. Nitekim, bu olay üzerinde Muhacirler, Evs ve Hazrec'ten olanlar hemen geldiler. Rivayete göre iki taraf kılıçlarını bile sıyırmışlardı. (İbni Sa'd)

Müslümanların iç huzuru, tesanüd ve birliği, sarsılma tehlikesi geçiriyordu. Münafıkların bozunculuğu işi bu noktaya kadar getirebilmişti. Nitekim Muhacirler'le Ensar'ın ileri gelenleri bu konuda çok endişelendiler. Yatıştırıcı ve uyarıcı konuşmalar yaptılar. Ancak bu arada baş münafık İbni Ubeyy bin Selul'ün beklediği fırsat doğmuştu. Hemen nifak açısından değerlendirme yolunu tuttu. Cahcah'ın 'Ey Kureyş topluluğu' diye seslendiği sırada İbni Ubeyy, münafık arkadaşlarından Malik, Dâis, Süveyd, Evs bin Kayzî, Muattıb bin Kuşayr, Zeyd bin Lusayd, Abdullah bin Nebtel ile oturuyordu. Bu sesi duyunca çok kızdı. Derhal şu sözlerle Ensar'ı kışkırtmaya başladı: 'Ey Evsoğulları! Ey Hazrecoğulları! Ben size dostunuz ve müttefikiniz Sinan bin Veber El-Cühenî'ye yardımcı olmanızı tavsiye ederim.' (Taberi)

İbni Ubeyy bununla kalmadı. Ensar'ı şu sözleriyle tahrike devam etti: 'Muhacirlerin yaptıklarını gördünüz mü? Kendi yurdumuzda bize galebe çaldılar, bizi tanımadılar. Eskilerin darb-ı meseli vardır: Köpeği besle (semirt) seni yesin.' (İbni Hişam, Taberi)

İçindeki nifakı bu sözlerle dökmeye devam eden İbni Ubeyy, kendine ve münafık arkadaşlarına, özellikle çıkaracakları nifaka güvenmiş olacak ki, Medine'ye dönüldüğünde resmen harp yapacağını şöyle ilan etti: 'Yemin olsun! Eğer Medine'ye dönecek olursak, en izzetli ve kuvvetli olan, en zelil ve zayıf olanı şüphesiz Medine'den sürüp çıkaracaktır.' (İbni Hişam, Taberi, 63/Münafikun, 8.âyetin tefsiri)

İbni Ubeyy bu sözlerin ardından kavmine dönüp sitem etti: 'Siz kendi elinizle bunu yaptınız. Onlara peşkeş çekip, yurdunuzu bölüştünüz. Şayet yüz vermeseydiniz onlar da çekip giderlerdi.' (Buhari, İbni Sa'd)

Ensar'ın müslümanlar safında savaşa katılmalarını da başlarına kakan İbni Ubeyy şöyle demişti: 'Onlar (Muhacirler) çoğaldı, siz azaldınız. Bu arada tabii ki evlatlarınız yetim kaldı.' (Buhari)

İbni Ubeyy Muahcirler'e yaptıkları maddi yardımın kesilmesi hususunda Ensar'a şu direktifleri veriyordu: 'Müslümanların Medine'den dağılıp gitmeleri için Muhacirler'e zekat ve sadaka vermeyin ki, dağılıp gitsinler.' (Buhari K.Tefsir)

Neticede baş münafık İbni Ubeyy tarafından Medine içerisinde yapılacak eylemler teker teker ortaya döküldü. Bu planları gerçekleştirebilmek için, şimdi istismar edilecek bir olay vardı; o da Cahcah ile Sinan'ın münakaşasıydı. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem münafıkların yaptıkları bu gizli faaliyetlerden vahiy yoluyla haberdar edildiği için (Bkz. 63/Münafikun, 1-8) hemen duruma el koydu. Yapılan bu hareketleri 'cahiliye âdeti ve murdarlık' olarak nitelendirdi. Hatta böyle kişilerin namaz kılsa, oruç tutsa, müslüman olduğunu söylese de cehenneme atılacağını haber vermesi ve (Buhari, Kitabul Menakıb) Rasûlullah'ın müdahalesiyle bu iki kişi barıştı.

Mureysi gazvesinde çevirdiği nifakla ilgili sözlerin Zeyd bin Erkam tarafından kaydedildiğini anlayan İbni Ubeyy 'şaka yaptım' diyerek yaptıklarını örtbas etmeye çalıştı. Fakat Zeyd, bütün söylenenleri, duyduğu şekilde Rasûlullah'a sallallahu aleyhi ve sellem iletti. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem münafıkların gayelerini iyi bildiği için, onların üzerine gayet temkinli gitti. Olayları büyütmek istemedi. Aksine, münafıklar ise olayı büyütmek istiyorlardı.

Münafıkların sözü bütün orduda yayıldı. Hatta Ensar'dan bir topluluk, Zeyd bin Erkam'ı tevbeye davet etti. '(İbni Ubeyy'i kastederek), Sen kavminin büyüğüne, söylemediği şeyleri söyledi, demekle zulüm ettin. Akrabalık bağlarını kopardın.' diye Zeyd bin Erkam'ı sıkıştırdılar. Dolayısıyla İbni Ubeyy'i doğrulamak istediler. Zeyd bin Erkam ise, işittiklerinin doğruluğunda ısrar etti ve şöyle dedi: 'Vallahi İbni Ubeyy'in söylediğini Rasûlullah'a sallallahu aleyhi ve sellem iletirdim.' Zeyd, vahiy yoluyla doğrunun açıklanacağına inanıyordu. Ancak, sanki asılsız bir söz peşinde gidiyormuş gibi zannedilmenin ezikliğini taşıyordu.

Bu arada ikinci bir fitne çıkmak üzere idi. Ömer radıyallahu anh tarafından, münafıkların idamı teklifi gündeme getirildi. Sözü edilen teklif tahakkuk ettirilirse, iç savaş başladı demekti. Nitekim Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Ömer'in radıyallahu anh teklifine karşılık şu cevabı verdi: "Ey Ömer! Olmaz öyle şey! İşin iç yüzünü bilmeyen halk, Muhammed ashabını öldürüyor diye konuşmaya başlarsa durum nice olur?" (İbni Hişam, Taberi)

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem hadiselerin daha da kötüye gitmemesi ve nifakın söndürülmesi için tedbir aldı. O günün sıcak bir saatinde orduyu yola çıkardı. Medine'ye dönmelerini sağladı. Yolda giderken, ordu, yorgunluk ve uykusuzluktan dolayı uykuya daldılar. İbni Ubeyy'in çıkardığı nifak, unutturulmaya çalışıldı ve bunda da başarılı olundu.

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Zeyd bin Erkam'ın getirdiği haber üzerine İbni Ubeyy'i sorguya çektiğinde, İbni Ubeyy inkar etti. Rasûlullah'a sallallahu aleyhi ve sellem ulaşan sözlerin sahibinin kendisi olmadığını söyledi. Yanından bir kaç kişiyi de şahit gösterdi.

Useyd bin Hudayr'a Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, İbni Ubeyy'in söylediği, 'Medine'ye dönecek olursak, en izzetli ve kuvvetli olan, en zelil ve zayıf olanı şüphesiz Medine'den sürüp çıkaracaktır' sözünü hatırlattı. Bunun üzerine Useyd bin Hudayr Rasûlullah'a sallallahu aleyhi ve sellem şöyle dedi: 'Ya Rasûlallah! İstersen sen onu Medine'den çıkarırsın. Asıl zelil ve zayıf olan odur. Aziz ve kuvvetli olan sensin. Ya Rasûlallah! İbni Ubeyy'e iyilikle muamele et. Vallahi, sen bize geldiğin zaman, kavmi ona krallık tacı hazırlamıştı. O, elinden çıkan saltanatını, senin aldığını sanmaktadır.' (İbni Hişam)

Mustalikoğulları'nda Bak'a'da su başında ordu konakladığı zaman fırtına çıkmıştı. Bu arada Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem büyük bir düşmanın ölümünden haber verdi. Bu şahıs münafıkların sığınağı ve ümit kaynağı olan, Yahudi büyüklerinden Rifâ'a bin Zeyd bin Tâbut idi.

Ubade bin Samit Kaynukaoğulları'ndan Yahudi Rifâ'a bin Zeyd'in ölüm haberini işitince İbni Ubeyy'e şöyle dedi: 'Ey Ebu Hubab! Dostun öldü!' İbni Ubeyy, 'Hangi dostum?' diye sorduğunda Ubade bin Sâmit, 'Ölümü, İslam ve müslümanlar için bir fetih ve inkişaf olan kimse' diye cevap verdi. İbni Ubeyy ölen şahsın Rifâ'a bin Zeyd olduğunu öğrenince çok üzüldü ve elleri yana düştü.

İbni Ubeyy'in nifakı ordu içerisinde iyice belirince, oğlu Abdullah Rasûlullah'a sallallahu aleyhi ve sellem şöyle bir müracaatta bulundu: 'Ey Allah'ın Rasûlü! Abdullah bin Ubeyy öldürülecekse, onu ben üstleneyim; korkarım ki, öldürmeyi benden başkasına emredersin de nefsim, babam Abdullah bin Ubeyy'in katilinin halk arasında gezip dolaştığını görmeye beni bırakmaz, tahammül edemez de bir mümini öldürmüş olurum.'

İbni Ubeyy'in oğlu Abdullah'ın bu sözlerine karşılık Rasûlullah'ın verdiği cevap oldukça ilginçtir: "Hayır! Ona yumuşak davranırız. Aramızda yaşadığı sürece, onunla iyi geçiniriz, iyi arkadaşlık yaparız." (İbni Hişam, Taberi)

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem bu sözleriyle, münafıkların kesinlikle hedefine ulaşamayacaklarını da belirlemiş oluyordu. Zira karşıdaki düşmanın hedefi belli olunca, olayları ona göre çözümlemek gerekmektedir. Şayet münafıkların hedefi bilinmeden olaylar üzerine gidilmiş olsaydı durum ne olurdu?

Nitekim Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Ömer'i radıyallahu anh bu konuda uyardı. Ömer'in radıyallahu anh İbni Ubeyy hakkındaki öldürme teklifini hatırlattı: "Gördün ey Ömer! Eğer onu öldür dediğin gün öldürülmesine izin verseydim, şüphesiz onun yüzünden ortalık sarsılırdı." Ömer de radıyallahu anh bunun üzerine, 'Anladım ki, Rasûlullah'ın işinde, benim işimden daha büyük bir hayır var' dedi.

İbni Ubeyy'in oğlu Abdullah, Rasûlullah'ın sallallahu aleyhi ve sellem çok mülayim davranması karşısında mahcup olmuş olacak ki, babasının peşini bırakmadı. Mureysi'den dönüşte babasının önünü kesip devesini çöktürdü ve şöyle dedi: 'İzzet ve şerefin Allah ve Rasûlü'ne ait olduğunu itiraf edinceye kadar senden ayrılmayacağım.'

İbni Ubeyy, oğlunun bu davranışını çok yadırgadı ve 'Demek sen beni Medine'ye bırakmayacaksın?' dedi. Oğlu Abdullah ısrarla, 'Evet, bugün bu insanlar arasında en aziz kimdir? En zelil kimdir? Sana öğretinceye kadar seni Medine'ye bırakmayacağım.'   dedi. İzzet ve şerefin Allah'ın ve Rasûlü'ne ait olduğunu babasına ikrar ettirdi. Rasûlullah bu işten dolayı Abdullah'a dua etti ve babasının yolunu açmasını emretti.

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem İbni Ubeyy ile alakasını kesmedi. Onunla konuşmaya ve ilgilenmeye devam etti. Fakat sahabe, Mustalikoğulları gazvesinde münafıkları eylemleriyle biraz daha yakından tanımış oldu. Özellikle, Mureysi gazvesinde münafıkların yaptıklarını anlatan Münafikun Suresi'nin inmesiyle bütün müslümanların dikkati çekildi. Sonuçta müslümanlar, bu tür olaylar karşısında daha dikkatli davranmak gerektiğini düşündüler.

Münafikun suresinin nüzul sebebi hakkında müfessirler Mustalikoğullarının gazvesini gösterirler. Bu surede, münafıkların niyetleri, iç ve dış yapıları bütün ayrıntılarıyla ortaya çıkarılmaktadır. İbni UIbeyy ve yandaşlarının bütün eylemleri, tutum ve davranışları, Mureysi gazvesi sebebiyle nazil olan ayetlerle şöyle bildirilmektedir:

"Münafıklar sana geldiklerinde: Şahitlik ederiz ki sen Allah'ın Peygamberi'sin, derler. Allah da bilir ki sen elbette, O'nun Peygamberi'sin. Allah, münafıkların kesinlikle yalancı olduklarını bilmektedir. Yeminlerini kalkan yapıp Allah yolundan yan çizdiler. Gerçekten onların yaptıkları ne kötüdür! Bunun sebebi, onların önce iman edip sonra inkâr etmeleridir. Bu yüzden kalpleri mühürlenmiştir. Artık onlar hiç anlamazlar. Onları gördüğün zaman kalıpları hoşuna gider, konuşurlarsa sözlerini dinlersin. Onlar sanki duvara dayanmış kütükler gibidir. Her gürültüyü kendi aleyhlerine sanırlar. Düşman onlardır. Onlardan sakın. Allah onların canlarını alsın. Nasıl bu hâle geliyorlar? Onlara: Gelin, Allah'ın Peygamberi sizin için mağfiret dilesin, denildiği zaman başlarını çevirirler ve sen onların, büyüklük taslayarak uzaklaştıklarını görürsün. Onlara mağfiret dilesen de, dilemesen de birdir. Allah onları kesinlikle bağışlamayacaktır. Çünkü Allah, yoldan çıkmış topluluğu doğru yola iletmez. Onlar: Allah'ın elçisinin yanında bulunanlar için hiçbir şey harcamayın ki dağılıp gitsinler, diyenlerdir. Oysa göklerin ve yerin hazineleri Allah'ındır. Fakat münafıklar bunu anlamazlar. Onlar: Andolsun, eğer Medine'ye dönersek, üstün olan, zayıf olanı oradan mutlaka çıkaracaktır, diyorlardı. Halbuki asıl üstünlük, ancak Allah'ın, Peygamberinin ve müminlerindir. Fakat münafıklar bunu bilmezler." (63/Münafikun, 1-8)

Münafikun suresinin bu ilk ayetleri nazil olduğunda İbni Ubeyy'e 'Ey Ebu Hubab! Senin hakkında şiddetli ayetler nazil oldu. Rasûlullah'a git de, senin için Allah'tan af dilesin' dediklerinde İbni Ubeyy'in şöyle bir itirazda bulunduğu nakledilir: 'Benim iman etmemi istediniz, iman ettim. Malımın zekatını vermemi istediniz, zekatımı verdim. Şimdi de Muhammed'e secde etmemi mi istiyorsunuz?' (Taberi)

Zeyd bin Erkam bu olayda, kulağıyla vazifesini yapan genç olarak tarihe geçti. Çünkü, Zeyd'in getirdiği haberlere münafıklar, 'Yalan söylüyor' diye itiraz ediyorlardı. Halbuki nazil olan ayetler Zeyd'i doğruladı. Münafikun suresi nazil olunca, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Zeyd bin Erkam'ın kulağını tuttu; sonra da "İşte Allah yolunda kulağıyla vazifesini yerine getirmiş olan genç budur. Ey Zeyd! Allah seni tasdik etti." buyurdu. (Hz. Peygamber Devrinde Nifak Hareketleri, özetle.)

Mustalikoğulları ve Mureysi gazvesinde yaşananları özetledikten sonra burada yaşanan ve nifak hareketinin hamlelerinin değerlendirmesini ise bir sonraki ayda yapmaya çalışacağız inşaallah.

"Alemlerin Rabbi olan Allah'a hamd olsun" duamız ile…

 

Bu Sayfayı Paylaş :