Loader
Küfrün Karanlıklarından, Vahyin Aydınlığına...

Nifak Lideri'nin Ölümü Üzerine Birkaç Düşünce - 2 Özcan YILDIRIM

2017-04-20

Allah'a hamd, Rasûlü'ne salât ve selam olsun…

Bu ayki yazımızda geçen ay bir kısmına değindiğimiz Abdullah bin Ubeyy'in ölüm hâdisesine birkaç yönden daha değinmeye devam edeceğiz inşallah.

3. Cemaatin Tasarrufları Anlaşılmadığında Acele Etmemek Gerekir

Allah Rasûlü'nün sallallahu aleyhi ve sellem tüm kötülük ve nifakına rağmen İbni Ubeyy'in cenaze namazını kılması, kendisinin pak siretindeki en dikkat çekici hâdiselerden biri olmuştur. Vahyin biricik rehberi olan Allah Rasûlü o gün sahabesi tarafından dahi anlaşılmayan bir eylemde bulunmuştu.

Yıllarca İslam davasının önünde açmadık hendek, koymadık engel bırakmayan ve o gün toplumun kangreni olmuş İbni Ubeyy ve ihanet hareketine karşı bu denli onları taltif edecek bir eylemi kimse anlayamamıştı. Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem ona gömleğini vermiş ve cenaze namazını kılmıştı. Ayrıca bunu asla sindiremeyen Ömer'in radıyallahu anh söylemlerine karşın yine de bu eylemini sürdürmüştü.

Peki bunun hikmeti ne idi? Allah Rasûlü bunu neden yapmıştı? Allah Rasûlü'nün gömleğini İbni Ubeyy'e vermesine ilişkin bazı görüşler öne sürülmüştür.

'Peygamberin gömleğini Abdullah için vermesinin sebebi hususunda farklı görüşler vardır. Bir görüşe göre Peygamberin gömleğini veriş sebebi şudur: Abdullah, Peygamberin amcası Abbas'a Bedir günü kendi gömleğini vermişti. Şöyle ki, Abbas, önceden de geçtiği üzere Bedir günü esir alınınca, elbisesi alınmış, Peygamber de onu bu hâliyle gördüğünden ona acımıştı. Ona verilmek üzere bir gömlek istediyse de ona uygun gelecek büyüklükte Abdullah'ın gömleğinden başka bir gömlek bulunamadı. Çünkü, boyları birbirlerine yakındı. İşte Peygambere kendi gömleğini vermek suretiyle dünya hayatında kendisindeki bir hakkı kaldırmak istemişti. Ta ki, ahirette onunla mükâfat olarak karşılığını vermesi gereken bir iyiliği bulunduğu hâlde karşılaşmasın.

Şöyle de açıklanmıştır: Peygamber onun oğluna ikramda bulunmak, ihtiyacını iyilikle karşılamak ve gönlünü hoş etmek için gömleğini vermiştir. Ancak, birinci görüş daha sahih olup, Buhari bunu Cabir bin Abdullah'tan rivayet etmiştir. Cabir dedi ki:

'Bedir gününde esirler getirildi. Abbas da üzerinde elbise (gömlek) olmadığı hâlde esirler arasında getirilince, Peygamber onun için bir gömlek istedi. Abdullah bin Ubey'in gömleğinin ona uygun geldiğini gördüler. Bunun üzerine Peygamber o gömleği ona (Abbas'a) verdi. İşte Peygamber kendi gömleğini ona (Abdullah bin Ubey'e) bunun için çıkarıp verdi.' [1]

Hadis-i şerifte Peygamberin şöyle buyurduğu kaydedilmektedir: 'Benim bu gömleğimin Allah'a karşı ona hiçbir faydası olmaz. Bununla birlikte benim bu işim dolayısıyla kavmimden bin kişinin İslam'a gireceğini ümit ederim.' Evet, bazı rivayetlerde "kavmimden" denilmekte, bununla da Araplar arasındaki münafıkları kastetmektedir. Sahih olan ise, Peygamberin: 'Onun kavminden birtakım kimseler' dediğidir.[2] İbni İshak'ın Meğazisi ile kimi tefsir kitaplarında da şöyle denmektedir: Rasûlullah'ın bu davranışı dolayısıyla Hazreclilerden bin kişi Müslüman olup tevbe etti.' [3]

Ulemanın açıkladığı üzere Allah Rasûlü'nün İbni Ubeyy'in oğlu Abdullah'a gömleğini ricası üzerine vermesi, Abdullah'ın gönlünü razı etmektir. Çünkü babası nifak lideri olsa da kendisinin samimiyeti ortada idi. Ben-i Mustalik dönüşü sarf ettiği sözlerden ötürü babasını Medine'ye sokmama isteği bunun açık bir örneğiydi.

Ya da bu durum yukarıdaki nakilde de görüldüğü üzere amcası Abbas'a verdiği gömleğin bir karşılığı idi.

Bu iki yaklaşımın yanında şunu demememiz de mümkündür: Allah Rasûlü'nün sallallahu aleyhi ve sellem ortaya koyduğu bu eylem, o zaman çok belirgin olmasa da sonrasında daha iyi anlaşılır olmuştur. Ayrıca Allah Rasûlü'nün İbni Ubeyy'e gömleğini vermesi ve cenaze namazını kılmasının sebebi sorulduğunda, şöyle bir açıklama getirmişti:

"Gömleğim ve onun üzerine kıldığım namazım, kendisini Allah'tan gelecek azaptan kurtarmayacaktır. Fakat ben, bu sayede onun kavminden bir kişinin Müslüman olmasını (nifaktan kurtulmasını) umuyorum." [4]

O an anlaşılmayan bir durum sonrasında ümmetin baş ağrısı olan bir hareketin temellerinin yıkılmasına sebebiyet vermiş ve bine yakın kişinin İslam'a girdiği rivayet edilmiştir.

Buraya şunu not olarak düşmekte de yarar var:

Allah Rasûlü Mescid-i Dırar'da namaz kılma teklifini kabul edip namaz kılmak üzere iken Allah tarafından uyarılmıştı. Sonuç olarak da bu eylem başlamadan son bulmuştu.

Fakat Allah subhanehu ve teâlâ, bu olayda Allah Rasûlü niyetlendiği hâlde onu fiilin öncesinde değil, sonrasında ikaz etmiştir.

Bu durum dahi, burada ince ve hassas hikmetlerin olduğuna işaret etmektedir. İslami bir cemaat, 'müteğayyirat' dediğimiz kişiden kişiye göre değişebilecek konularda bir tasarrufta bulunduğunda -o camiaya mensup olsun olmasın- kişiler o tasarrufu anlamayabilirler. Hatta tam zıddı bir reaksiyon gösterip, yapılanın yanlış olduğu kanaatine varabilirler. Fakat olaylar hakkında aceleci davranmamak ve peşin hükümcü olmamak ortaya konulacak en güzel davranış şeklidir. Endişeler makul bir şekilde dile getirilebilir, fakat bu, kanaat şekline dönüşmemelidir. Dile getirilen endişelerin ileride oluşması hâlinde bile kişinin 'ben demiştim' bataklığına saplanmaması gerekir. Çünkü o anda belki o tasarrufun yapılması elzemdir fakat bunu kişi vakıanın içerisinde olmadığı için ya da olaya tek yönüyle baktığı için bu düşüncenin ortaya çıktığını idrak etmemiştir.

Bunları teorik olarak kelimelere dökmek belki konuyu anlaşılır hâle getirmeyecektir. Fakat sahadaki tecrübeli şahsiyetlerden görerek, yaşayarak bu söylenenler bir vücut hâline gelebilecektir.

Ezcümle, cemaatlerin tasarruflarını işin merkezinde olmayan kimselerin anlaması çok zor olabilir. Burada asıl tutum, güven ilkesinin kişide oluştuktan sonra teslimiyetçi olmaya gayret göstermesidir. Allah en doğrusunu bilir.

4. Davetin Maslahatını Göz Önünde Bulundurmak Gerekir

Cabir diyor ki:

"Biz, bir gazvede Rasûlullah ile beraberdik. Muhacirlerden bir adam ensardan birinin arkasına bir tekme vurdu. Ensardan olan kişi 'Ey ensar neredesiniz?' diye yardım istedi. Muhacirlerden olan bir kişi de: 'Ey muhacirler neredesiniz?' diye yardım istedi. Rasûlullah bunları duydu ve dedi ki:

— Nedir bu cahiliyet çağırısı? Dediler ki:

— Ey Allah'ın Rasûlü, muhacirlerden biri, ensardan birinin arkasına vurdu.

Bunun üzerine Rasûlullah:

— Bırakın bu çeşitli davaları, bu davalar kokmuş davalardır, buyurdu.

Abdullah bin Ubeyy bin Selül bunu işitti ve: 'Bunu yaptılar ha?' Allah'a yemin olsun ki eğer Medine'ye dönecek olursak en şerefli olanlar en zelil olanları oradan çıkaracaktır.' dedi. Ubeyy'in bu sözleri Rasûlullah'a ulaştı. Bunun üzerine Ömer ayağa kalktı ve: 'Ey Allah'ın Rasûlü, bırak beni de şu münafığın boynunu vurayım.' dedi. Bunun üzerine Rasûlullah şöyle buyurdu: 'Bırak onun yakasını. İnsanlar: 'Muhammed, ashabını öldürüyor.' demesinler.' Cabir diyor ki: 'Muhacirler Medine'ye geldikleri zaman ensar, muhacirlerden daha çok idiler. Fakat daha sonra muhacirler ensardan daha fazla oldular." [5]

İbni Ubeyy'in oğlu Abdullah, Rasûlullah'a sallallahu aleyhi ve sellem şöyle bir müracaatta bulundu:

"Ey Allah'ın Rasûlü! Abdullah bin Ubeyy öldürülecekse, onu ben üstleneyim; korkarım ki, öldürmeyi benden başkasına emredersin de nefsim, babam Abdullah bin Ubeyy'in katilinin halk arasında gezip dolaştığını görmeye beni bırakmaz, tahammül edemez de bir mümini öldürmüş olurum."

İbni Ubeyy'in oğlu Abdullah'ın bu sözlerine karşılık Rasûlullah'ın verdiği cevap oldukça ilginçtir:

"Hayır! Ona yumuşak davranırız. Aramızda yaşadığı sürece, onunla iyi geçiniriz, iyi arkadaşlık yaparız." [6]

Daha önce de aktardığımız bu hâdiseden de görüldüğü üzere Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem İbni Ubeyy'i kendi çocuğuna dahi öldürtebilecek iken ve buna da imkân varken öldürtmedi. Çünkü bu durumu insanlar anlayamayacak ve davetten yüz çevireceklerdi.

Allah Rasûlü bu şahsa ve onun zeyli olan avenesine tam on yıla yakın sabretti. Sonunda onun sinsi emellerinden kendi cemaatini muhafaza etmeyi bildi. İşte Allah Rasûlü'nü en büyük davetçi yapan da bu idi. İçlerinde olan düşmanın hamlelerini sakin ve tereyağından kıl çekercesine uzaklaştırdı.

Bu durum bizim açımızdan oldukça önem arz etmektedir. Bizler yeryüzünde Allah'ın şahitleriyiz ve dini ikame ederken bu tip durumları göz önünde bulundurmalıyız. Kendi arzularımıza ve hevamıza uyacak veya teskin olacağız diye keskin hamlelerde bulunmak zorunda değiliz. Karşımızdakiler bir hareketi baltalamak için elinden gelen bütün sinsi tuzakları yapsalar da şer meclislerini oluşturup bir yapıya kendince cerahat yapsa da bize düşen bu konuda teenni ile hareket etmektir.

Bugün topluma davet yapan insanlar, davete muhatap olan yeni kitleleri göz önünde bulundurarak adım atmak zorundadırlar. Aksi hâlde sinek kadar değeri olmayan insanlar için uğruna harcadıkları mesailerinin boşa gitmesi, vahyin şahitliği ile sabit olan münafık karakterli insanlar yüzünden mehteran takımı gibi iki ileri-bir geri yapma durumunda kalacakları aşikardır.

Rabbim nifak ve nifaktan nasibi olanların şerrinden bu ümmeti uzak tutsun.

"Âlemlerin Rabbi olan Allah'a hamdolsun" duamız ile…

 

 

[1]       .   Buhari

 

[2]       .   Vahidi, Esbab-ı Nüzul

 

[3]       .   Kurtubi

 

[4]       .   Taberi

 

[5]       .   Buhari

 

[6]       .   İbni Hişam, Taberi.

 

Bu Sayfayı Paylaş :