Loader
Küfrün Karanlıklarından, Vahyin Aydınlığına...

Nimetlere Karşı Nankörlük Hâlleri: Nimeti Bilmemek ve Farkında Olmamak Emre ACAR

2018-07-18

 

Kullarına sayısız nimet veren Allah'a hamd, Rabbinden gelen nimetlere her hâli ile şükreden Rasûlullah'a salât ve selam olsun.

Değerli Kardeşim!

Nimete karşı nankörlük hâlleri üzerine nasihatleşmeye devam ediyoruz. Rabbim seni de beni de şükreden kullarından kılsın. Âmin.

Nimete karşı insanlar iki türlüdür:

• Bir kısım insanlar vardır ki bunlar nimeti bilmezler ve nimete karşı kördürler. Görebilecek gözü, idrak edebilecek kalbi ve aklı olmasına rağmen içinde bulundukları nimetleri müşahede edemezler. Bunlar kalbi mühürlenmiş, kaskatı kesilmiş Yahudi milleti ve onların ahlakına sahip olan, onları adım adım, karış karış takip eden insanlardır.

Allah subhanehu ve teâlâ bunlar için şöyle buyurur:

"Ey İsrailoğulları! Size verdiğim nimetlerimi hatırlayın. Bana verdiğiniz sözleri yerine getirin ki ben de size vadettiklerimi vereyim. Yalnızca benden korkun." [1]

"Ey İsrailoğulları! Size bahşettiğim nimetlerimi ve sizi âlemlere üstün/faziletli kıldığımı hatırlayın." [2]

• Bir kısım insan da vardır ki Rabbinden gelen nimetleri bilir, sahip olduğu her şeye nimet olarak bakar. Bunlar, kalbi diri olan, Rabbinin ayetlerini tefekkür eden ve şükürlerini, nimetleri saymakla/hatırlamakla ifa edenlerdir.

Nimetleri hatırlamak ve anmak o kadar önemli ve faydalı bir ameldir ki Allah subhanehu ve teâlâ, Rasûlü'ne bu ameli yapmasını emretmiştir. Duha suresinde Allah, Rasûlü'ne verdiği nimetleri şöyle zikreder:

"… O seni yetim bulup barındırmadı mı? Şaşırmış bulup da yol göstermedi mi? Seni fakir bulup zengin etmedi mi?" [3]

Rabbimiz, Rasûlü'ne bu nimetlerini hatırlattıktan sonra şöyle buyurur:

"Ve Rabbinin nimetini anlat." [4]

Değerli Kardeşim!

Bu ayet-i kerime her ne kadar Peygambere sallallahu aleyhi ve sellem hitap etse de aslında hitap bizedir. Lütufkâr olan Rabbinin nimetlerini ne kadar anıyor, zikrediyorsun? Kâinatı nimetlerle donatan Allah'ın subhanehu ve teâlâ verdiği nimetlerin ne kadar farkındasın? Etrafındaki her maddeyi, durumu, eşyayı, bir karıncayı veya üzerindeki bir kılı nimet olarak görebiliyor musun? İşte bu sorularla nimetlere karşı hâlimizi muhasebe etmeliyiz, ta ki nankör müyüz, yoksa şükür ehli miyiz? Eğer nimeti hatırlamaz ve nimeti bilmezsek bu nimeti verene karşı büyük bir saygısızlık ve nankörlüktür. Bu insanda bile böyledir. Kendisine iyilik yaptığımız kişilerin, yaptığımız bu iyiliği görmesini ve anmasını isteriz. Görmeyip, bu iyiliği hiçe sayarsa ‘nankör' diye nitelendiririz. Hoşumuza gitmeyen durumu, Rabbimize karşı sergilemek elbette doğru değildir.

Yukarıda zikrettiğimiz Duha suresinde Rasûlullah'a yapılan hatırlatmadan anlıyoruz ki; nimeti bilmek ve anmak önemlidir. Bunun önemini ise bizlere sağladığı faydasında görmekteyiz. Bu faydaları şöyle sıralayabiliriz:

1. Nimeti bilmek ve hatırlamak: Nimeti vereni sevmeye ve ona şükretmeye sevk eder.

Kur'an ve sünnetten biliyoruz ki, Rabbimize olan kulluğun özü sevgiye bağlıdır. Çünkü insan sevdiğine bağlanır, itaat eder ve yasaklarından kaçınabilir. Aksi ise kulluğu zedeler.

Kulun Rabbine olan sevgisini artıran durumlardan biri de Allah'tan gelen nimetleri bilmesi ve farkında olmasıdır. Çünkü insan iyiliğin kölesidir. Kâinatın içinde insana sunulan bütün nimetler –küçüğü ile büyüğü ile- Allah'tandır.

Allah subhanehu ve teâlâ insanoğluna hem hayrın içinde hem de şerrin içinde sayısız nimetler lütfetmiştir. Kul bunların hepsinin Rabbinden olduğunu bildiği zaman Rabbini sevecek, O'na şükretmeye ve kulluk borcunu yerine getirmeye çalışacaktır.

Nimeti bilmenin faydasına dair Muhammed Salih el-Müneccid şunu söyler: "Kul nimeti bilirse bu sayede nimeti veren yüce yaratıcıya ulaşır. Bu ise onu büyük bir gafletten kurtarır. Bu manaya Kur'an'ın birçok yerinde rastlamak mümkündür. O halde insan bu nimetlerin farkına varmalı ve nimetlere şükretmelidir. Kul nimetin farkına varırsa akıl; nimet vereni araştırmaya başlayacaktır. Eğer nimet vereni bulursa O'nu çok sevecektir. Eğer O'nu severse O'ndan talep ettikleri konusunda ciddi davranacak ve O'na şükredecektir. Böylece ibadet hasıl olacaktır. Çünkü ibadet, nimet verene karşı şükretmenin yegâne vesilesidir. Nimeti veren de Allah-u Teâlâ'dır. Marifet, muhabbetin kapısıdır. İşte böylece ibadet hasıl olacaktır." [5]

2. Nimeti bilmek ve hatırlamak: Kalbi, içinde yaşadığı hale karşı mutmain kılacak ve daha fazlasını elde etmek için kalbinde hırs oluşmayacaktır.

Birçok insan içinde bulunduğu nimetleri ve güzellikleri göremediğinden yaşantısından, elinin altındaki imkânlardan memnun değildir. Gözü yükseklerde ve daha fazlasındadır. Şükürsüzlükten mutmainsiz hâle gelen kalpte de hırs oluşmuştur. Bu hırsa kapılmış olan insanlar, hep huzursuzdurlar ve etrafındaki insanlarla da geçim sağlayamazlar. İnsan, içinde bulunduğu nimetleri bilir ve fark ederse kalbi mutmain olacak ve nimetin kıymetini bilecek, Rabbine şükredecektir. Böylelikle hayatından memnun olacak ve huzuru elde edecektir.

Elindeki nimeti göremeyen ve kalbi mutmain olmayanlara, İsrailoğullarını örnek verebiliriz. Allah subhanehu ve teâlâ İsrailoğullarına kendi katından bir sofra ile bıldırcın eti ve helva ikram etmektedir. Bu Rabbleri tarafından onlara özel bir ikramdır. İnsan için bundan daha güzel bir nimet olabilir mi? Rabbinizin katından özel bir sofra ile her gün bıldırcın ve helva ikram edilmektedir. İnsan bu ikramı ne ile değiştirebilir ki? Ancak daha güzel bir nimet ve ikram olması gerekir ki değiştirsin.

Yahudi milleti bu sofrayı nimet olarak göremediklerinden bu ikram üzerine sebat etmediler. Kalplerindeki mutmainsizlik ellerindeki nimete nankörlük etmeye ve başka şeyleri istemeye sevk etmiştir. Bunun üzerine Allah'ın subhanehu ve teâlâ azabı, onlara müstehak olmuştur.

• Rabbimiz bu durumu şu ayet-i kerimede anlatmaktadır:

"Hani siz (verilen nimetlere karşı): 'Ey Musa! Biz tek yemekle yetinemeyiz. Bizim için Rabbine dua et de yerin bitirdiği şeylerden; sebzesinden, hıyarından, sarımsağından, mercimeğinden, soğanından bize çıkarsın.' dediniz. Musa ise: ‘Daha iyiyi daha kötü ile değiştirmek mi istiyorsunuz? O halde şehre inin. Zira istedikleriniz sizin için orada var.' dedi. İşte (bu hadiseden sonra) üzerlerine aşağılık ve yoksulluk damgası vuruldu. Allah'ın gazabına uğradılar. Bu musibetler (onların başına) Allah'ın ayetlerini inkara devam etmeleri haksız olarak peygamberleri öldürmeleri sebebiyle geldi. Bunların hepsi, sadece isyanları ve taşkınlıkları sebebi iledir." [6]

Değerli Kardeşim!

İnsan içinde bulunduğu nimetleri bilebilmesi ve şükredebilmesi için sürekli nimet yönünden en altta olan insanlara bakmalıdır. Rasûlü'müz de bizlere bunu emretmektedir. İnsan, elin büyük bir nimet olduğunu, eli olmayan birini gördüğü zaman anlar. Aklın, büyük bir nimet olduğunu, deliyi gördüğü zaman anlar. Bu hayatın her alanında böyledir. İnsan bu şekilde sürekli altta olanlara bakarsa işte o zaman her halinde sayısız nimetler içinde olduğunu bilecektir.

Burada üzülerek ve korkarak belirtmek isterim ki toplum olarak İsrailoğullarının ahlakını taşımaktayız. Nimetlere karşı kör olmuş, elimizdeki lütufların nimet olduğunun farkında değiliz. Nefislerimizin mutmainsizliği altta olanlara bakmaktan uzaklaştırmış, tulu emel peşinde yarış moduna sokmuştur bizleri. Elimizdeki var olan evin, arabanın, teknolojinin vb. birçok şeyin nimet yönünü görmeyip şekline, modeline ve özelliğine takılmışız. Ve yeni nesil evin, arabanın, teknolojinin peşine koşan toplumlar halini almış durumdayız. Neredeyse hiç kimse elindeki imkânların nimet olduğunu ve şükredilmesi gerektiğini hatırlamaz ve hatırlatmaz oldu. Bu hâl büyük bir gaflet uykusudur. Bundan ancak nimetleri tefekkür ederek kurtulabiliriz. Rabbim bizleri tefekkür ehlinden kılsın.

Evet Kardeşim!

Rabbimiz: "Allah'ın nimetini sayacak olsanız sayamazsınız." [7] buyurarak nimetinin çok olduğuna işaret ederken bizler neden bu nimetleri bilmiyor, görmüyor, fark etmiyoruz? Bizleri nimetlere karşı kör kılan nedir? Herkesin nimete karşı kör olmasının sebebi farklı farklı olsa da umumen şunları zikredebiliriz:

1. Kişinin Günahlarla Kalbini Karartması

İnsanın sayısız nimetleri görememesinin önündeki en büyük engel, kalbin günahlar ile kararmış olmasıdır. Kalp günahlarla mühürlenip, göz perdesi isyan ile kapandığı zaman nimetler görülmez. Günah iyi ile kötüyü, nimet ile nikmeti birbirinden ayırmamızı sağlayan furkanı yok eder. O kadar ki kişi günahları nedeni ile kötüyü iyi, iyiyi de kötü olarak görmeye başlar.

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurur:

"Günahlar kalbe siyah bir nokta bırakır. Kişi her günah işlediğinde bu olur. Ta ki kalp günahlar nedeni ile tamamen kararır. Artık kul ne iyiliği iyilik ne de kötülüğü kötülük olarak bilir." [8]

Kişi nimetleri bilmek ve farkında olmak için sürekli istiğfar dilemeli, tevbe ile kalbini günahlardan arındırmalıdır. Kalp günahlardan arınması ile idrakı ve basireti açılacaktır.

2. Tefekkür Ehli Olmamak

Tefekkür basireti açan, idrakı sağlayan amellerdendir. Kul etrafındaki ve elindeki nimetleri görebilmek için kâinatı, içindekileri, elindeki imkânları sürekli tefekkür etmelidir. Ki işte bu tefekkür sonucunda sayısız nimetler içinde olduğunu görüp, şükre yönelebilsin. Bu sebeple Allah subhanehu ve teâlâ Kur'an'da kullarına verdiği nimetleri zikrettikten sonra: "Bunda tefekkür etmezler mi? Düşünmezler mi?" diye uyarıda bulunur. Burada şu ayetleri örnek olarak verebiliriz:

"Görmüyorlar mı ki, biz kudretimizin eseri olmak üzere onlar için birçok hayvan yarattık? Bu sayede onlar bunlara sahip olmuşlardır. Bu hayvanları onların emrine verdik. Onların bazısını binek olarak kullanırlar, bazısını besin olarak yerler. Bu hayvanlarda onlar için nice faydalar vardır ve içilecek sütler vardır. Hala şükretmezler mi?" [9]

İnsan ayette zikredilen nimetleri ve daha nicelerini ancak tefekkür ederek farkına varabilir.

Değerli Kardeşim!

Unutma ki her halimizde –musibet anında da rahatlık anında da- nimetler içindeyiz. Yeter ki tefekküre dalalım ve bu nimetleri görmeye çalışalım. Bundan sonra üzerimize düşen, şükretmektir.

Rabbim bizleri nimeti bilen, fark eden kullarından eylesin. Âmin.

Davamızın sonu âlemlerin Rabbine hamd etmektir. 

 

[1]        .     2/Bakara, 40

 

[2]        .     2/Bakara, 47

 

[3]        .     93/Duha, 6-8

 

[4]        .     93/Duha, 11

 

[5]        .     Nefis Terbiyesi

 

[6]        .     2/Bakara, 61

 

[7]        .     14/İbrahim, 34

 

[8]        .     İbni Mace

 

[9]        .     36/Yasin, 71-73

Bu Sayfayı Paylaş :