Loader
Küfrün Karanlıklarından, Vahyin Aydınlığına...

Ondan Ancak Mümin Korkar! (Nifakın Ortaya Çıkışı) Özcan YILDIRIM

2014-10-04

 

 

Allah'a hamd, Rasûlü'ne salât ve selam olsun.

Geçen sayımızda nifakın tarif ve türleri üzerinde durmuştuk. Nifakın özellikleri ve ilk tezahürlerini incelemeden önce, psiko-sosyal zeminine bakmak, konumuza biraz daha ışık tutacaktır.

Nifak Zeminin Oluşumu

Nifakın çıkış zamanına bakıldığında tarihçilerin de hemfikir olduğu husus, ilk olarak Medine'de görüldüğüdür. Zaten nifak kavramına hem sosyal hem de vahiy cihetinden bakıldığında bu kavramın ıstılahi olarak ilk defa Medine döneminde kullanıldığını görmekteyiz. Dolayısıyla Mekke döneminde nifak kavramı, ıstılahi olarak kullanılmamaktaydı. Bazıları nifakın Mekke'de de olduğunu, bunun bireysel düzeyde ve ender olduğunu söylemektedirler. Fakat nifak hareketinin bireysel, organize ve kitlesel olarak Medine döneminde ortaya çıktığını söyleyebiliriz.

Medine'de nifak ve nifak hareketinin ortaya çıkmasından önceki içtimai duruma baktığımızda ise şunlar göze çarpmaktadır.

Medine, İslam öncesi dönemde Arap kabilesi olan Evs ve Hazrec, Yahudi kabilesi olan Kaynuka, Nadr ve Kurayzaoğulları'ndan müteşekkildi. Bunların dışında küçük Yahudi kabileleri de bulunmaktaydı.

Medine'de kabile nizamı hakimdi. Evs ve Hazrec arasında birtakım anlaşmazlıklar olurken, bunlar da yer yer Yahudi kabileleri tarafından körükleniyordu. Herkesin ortak kabulü olan bir otorite olmadığı için anarşizmin hâkim olması da kaçınılmaz oluyordu.

Tarihte bu iki kabile arasında Yevm-i Sarare, Yevmu'l Furs, Yevm-i Buas savaşları gerçekleşmiştir. Ficar savaşlarında, Hazrec kabilesinden olup, kimi zaman Evs'in gönlünü kazanabilmek için esir katline karşı çıkan, kimi zaman savaş hususunda çekimser kalma politikası güden bir kişi ön plana çıkmaya başladı: Abdullah b. Ubeyy b. Selul...

İbni Ubeyy, kıvrak zekası ile güttüğü bu siyaset nihayetinde iki kabile tarafından sevilen, iki kabilenin ortak paydası ve çatısı olmuştu. Her ne kadar sosyal zeminden kaynaklı olarak tam bir otorite ve liderlik söz konusu olmasa da, İbni Ubeyy'in iki kabile tarafından sözü dinlenir bir şahsiyet olduğu da bir gerçektir. Siyer kaynaklarından olan İbni Hişam, İbni Ubeyy'in boncuklarla bezenmiş krallık tacının dahi sipariş edildiğinden bahseder. Yani İbni Ubeyy'in iki kabile arasındaki menfez görevi yavaş yavaş liderliğe kadar tırmanmıştı.

İbni Ubeyy, bu süre zarfında Yahudilerle ittifak hâlinde olduğu gibi, Mekke müşrikleri ile de diplomatik temaslarda bulunmaktan geri kalmıyordu. Buna işaret eden husus ise, Akabe'de Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem ile görüşen kabilesini kendisine haber veren Mekkelilere: 'Bu, büyük bir iştir. Kavmimin böyle birşeyi benden saklayacağına inanmıyorum' demiştir.

Nifakın başı olan İbni Ubeyy, kavminin kendisinden habersiz olarak böyle bir işe kalkışmasına tahammül edememiştir. Dolayısıyla kalbinin nifak tohumlarına müsait olabilmesi için zeminin tesviyesi süreci başlamış oldu.

Derk-i Esfel Ehli Kabuğunu Kırıyor!

Nifak, ilk tohumlarını hicret eylemi sırasında atmıştır. Daha Kuba mevkisinde konaklayan Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Amr b. Avfoğulları içindeki birtakım kimseler tarafından taşlanmıştır. Hatta Peygamber: "Himaye, komşuluk bu mu?" diyerek Kuba'dan ayrılmıştır.

Rasûlullah'a karşı yapılan hareketin sebebi nedir? Bir taraftan Rasûlullah'ı canından daha üstün tutan bir topluluk, diğer taraftan ona muhalefet edenler... Her ikisinin de Amr b. Avfoğulları'ndan ve Kubalı olduğu dikkatleri çekmektedir. Bu olay sosyal açıdan değerlendirildiğinde, birbirine zıt kuvvetli iki dava aynı yerde mücadeleye başladığı zaman, orada nifak hareketleri zuhur eder. Zira, iki taraftan hangisine katılacağını bilmeyen ve menfaatine düşkün birtakım kimseler, her iki kuvvete de yaranmak için nifaka başlarlar.

Kuba'daki bu olaya benzer bir olay da yine hicret esnasında Medine'ye girişte vuku bulmuştu. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Medine'ye girerken yolun sağ tarafını tutup, Hublaoğulları'nın evinin yanına geldiğinde, Abdullah b. Ubeyy b. Selul, köşkünün önünde gururlu bir vaziyette oturuyordu. Aynı zamanda da yanında bir topluluk bulunuyordu. İbni Ubeyy, Rasûlullah'ın kendisine inmek istediğini zannederek: 'Git! Sen, seni davet etmiş olanlara in!' diyerek, Medine'de Rasûlullah'a karşı ilk fiilî muhalefetini başlattı.

İbni Ubeyy, bu hareketiyle Medine'deki durumunu bütün açıklığı ile ortaya koymuş, Evs ve Hazrec'ten henüz iman etmemiş olan kişilerle, Peygambere karşı muhalefeti oluşturmaya başlamışlardı.

Araştırmacı İbrahim Ali Salim, İbni Ubeyy hakkında şu görüşe yer verir:'İbni Ubeyy, Medine'de ilk münafık değildir. Çünkü İbni Ubeyy'den önce nifak çıkarmak üzere İslam'a girenler olmuştur. Yalnız İbni Ubeyy, İslam toplumuna girmeden önce perde arkasından bunları çok güzel idare etmiştir. Fırsat düştükçe münafıkları, Müslümanların ileri gelenlerinin arasına yerleştirmiş, Rasûlullah'ı ve Müslümanları yakından takip ettirmek suretiyle, organize bir şekilde haberler toplatmış; toplattığı bu haberleri Medine'de nifak çıkarmada malzeme olarak kullanmıştır.'

Hatta bir ara Rasûlullah, münafıkların müminlerle münakaşa etmek için Kur'an-ı Kerim öğrenmek istemelerinden bile endişelenmişti.

Kısa bir süre sonra (Hicretin birinci yılında) İbni Ubeyy'in dayısının oğlu Ebu Amir, Medine'de Rasûlullah'a muhalefet etmekte gecikmedi. Rahiplik özentisi içinde bulunan Ebu Amir, kendi kendine Peygamber olmayı tasarlamıştı. Bu sebeple Rasûlullah'a derin bir kıskançlık duymakta, sorduğu soruda kendi bilgiçliğini ileri sürmekte idi. Nitekim Ebu Amir, Rasûlullah'a getirdiği dinin ne olduğunu sorduğunda, "getirdiğim İbrahim'in dinidir" cevabını aldı. Ebu Amir ise; "ben İbrahim'in dini üzereyim" diyerek, İbrahim dinine sahip çıkmaya kalkıştı. Rasûlullah ise Ebu Amir'in fasık bir kimse olduğunu ve İbrahim dini üzere bulunmadığını açıkladı. Neticede Ebu Amir, kavminin çoğu Müslüman olduğu için onlardan ayrılmış, Evs gençlerinden elli kişiyi yanına alarak Medine'yi terk edip Mekke'ye gitmiştir. Cahiliye devrinde kaba elbise giyer, ruhbanlığa özenir, rahip diye anılırdı. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: "Ona rahip demeyiniz, fasık deyiniz" şeklindeki sözüyle ashabı uyarmıştır.

Ebu Amir, önce Kubalı münafıkları teşkilatlandırdı, sonra Mekke'ye gitti. Zira Kubalı münafıklar: 'Biz merkep bağlanan taşlıkta mı namaz kılacak, secde edeceğiz? Hayır, Ebu Amir gelinceye kadar biz ayrı bir yer edinir, namazımızı orada kılarız' demek suretiyle Müslümanların mescidine uğramamışlardı. Bu durumda Ebu Amir Medine'de, nifak merkezinin temelini atmış oluyordu.

Müslümanlar, müşriklerin zulmünden kurtulmak için Hristiyan hükümdarı Necaşi'ye sığınmak üzere Habeşistan'a giderken, hicretle birlikte Peygamberin Medine'ye gelmesiyle rahipliğe özenen fasık Ebu Amir'in Mekke müşriklerinin yanına gitmesi dikkatleri çekmektedir.

Bu durumda İbni Ubeyy, Rasûlullah'a karşı muhalefet için Medine'nin içini seçerken, dayısının oğlu Ebu Amir, Medine dışını tercih etmiştir. Aynı zamanda bu olaylarla her ikisi de Medine'deki nifak merkezlerinin karargâhını belirlemiş durumdadırlar.

Hicretin akabinde Mekkeli muhacirlere Medine'nin havası pek iyi gelmedi ve alışamadılar. Medine vebasına tutulan muhacirler, namazda ayakta duramayacak hâle geldiler. Münafıklar "Yesrib'in humması muhacirleri perişan etti" demeye başladılar. Nifak ehlinin yaptığı propagandalar, muhacirleri pek etkilemedi, ancak civar Arap kabilelerinden bir grup, Rasûlullah'a gelerek Müslüman olmuşlardı. Bir müddet sonra Medine vebasına tutulup hastalanınca, bu defa münafıkların propagandası tesirini gösterdi. Medine'ye gelenler pişmanlıkla geri döndüler. Bedevilerden: 'Bizi eski halimize döndür' diye Rasûlullah'a müracaatta bulunanlar oldu. Medine'de estirilen bu nifak rüzgârı neticesinde irtidad edenler bile oldu. Bu konuda Müslümanlar da iki gruba ayrılmak üzere idi. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Medine'den gidenler için: "Medine demirci körüğü gibidir. Temizi alıkor, pisi dışarı atar" buyurmuştur.

Medine'de vuku bulan hadiseleri istismar eden Yahudiler ile münafıklar, Rasûlullah'ın yakın arkadaşı Esad b. Zürare'nin radıyallahu anh vefatını fırsat bilerek dedikoduya başladılar. 'Eğer o, Peygamber olsaydı, arkadaşı ölmezdi' diyerek Müslümanların zihinlerini karıştırmaya çalıştılar. Rasûlullah'ın bu konuda çok üzüldüğü, şu sözlerden anlaşılıyor:

"Ebu Umame'nin (Esad b. Zürare'nin) vefatı, Yahudiler ve münafık Araplara ne kötü bahane oldu... Ben, ne kendim ne de arkadaşım için Allah'tan gelecek bir şeyi savacak kudrete sahip değilim." (İmam Ahmed)

İbni Ubeyy'in evi, ilk zamanlar, Medine'de müminlerin dışında kalan grupların karargâhı oldu. Müteredditler grubu ve Yahudiler ile birlikte gizlice muhalefet oluşturmayı amaçlayan toplantılardan birine Rasûlullah da rastladı:

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Usame b. Zeyd'in radıyallahu anh terkisinde olduğu hâlde, Haris b. Hazrec Mahallesi'ndeki evinde hasta yatan sahabeden Sa'd b. Ubade'yi radıyallahu anh ziyarete giderken İbni Ubeyy'i evinin gölgeliğinde toplantı hâlinde gördü. İbni Ubeyy burada Müslümanlardan, Medineli müşriklerden ve Yahudilerden bazı kişilerle oturmakta idi. Rasûlullah yanlarına uğradığında İbni Ubeyy elbisesiyle burnunu kapadı. Yüzünü ekşiterek 'üzerimizi tozlama' dedi. Rasûlullah selam verip merkepten indi. Orada bulunanları Allah'ın birliğine davet etti ve Kur'an-ı Kerim okudu. İyi davranışta bulunanların cennete, kötülük yapanların cehenneme gireceğini haber verdi. İbni Ubeyy hiç konuşmuyor ve devamlı susuyordu. Bir ara şunları söyledi: '...Ey kişi! Ben senin söylediklerinden bir şey anlamıyorum. Eğer söylediklerin doğru ise, bundan daha güzel bir şey olamaz. Fakat sen evinde otur! Bu söylediklerini sana gelenlere anlat sana gelmeyenlerin, senin söylediklerinden hoşlanmayanların toplantılarına gelip de rahatsız etme!' Orada bulunan Abdullah b. Revaha radıyallahu anh ve bazı Müslümanlar, o güne kadar İbni Ubeyy'e yapmadıkları muhalefeti gösterdiler. Ortalık karıştı. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem müdahale etti ve münakaşanın büyümesini önledi. Okuduğu şiirlerle İbni Ubeyy, ümitsizliğini dile getirdi:

'Senin kölen senin hasmın olduğu zaman,

Zelil olmaya devam edersin

Ve seninle güreş tutan kimseler seni yenerler

Hiç şahin kuşu kanadı olmaksızın yerden kalkabilir mi?

Ve eğer bir gün onun kanadı kesilirse, o mutlaka düşecektir' (İbni Hişam)

Sa'd b. Ubade radıyallahu anh hadiseyi öğrenince, Rasûlullah'a sallallahu aleyhi ve sellem Medine'deki durumu arzetti. Onu affetmesini istedi ve şöyle dedi:

"Allah'ın iradesi sana Peygamberlik vermek suretiyle tecelli etti. Oysa ki şu beldenin halkı İbni Ubeyy'e taç giydirmeye, hükümdarlık sarığı sarmaya ve onu kendilerine hükümdar yapmaya hazırlanmıştı. Yüce Allah'ın seni bize Peygamber olarak göndermesi, onların bu düşüncelerini gerçekleşemez bir hale getirince İbni Ubeyy çok üzüldü. O çirkin hareketi bunun için yapmıştır." (Buhari)

Bu olay, bundan böyle Medine'de cereyan edecek nifak hadiselerinin başlangıcını teşkil edecektir. Ayrıca nifak için seçilen merkezi bir yerin tespiti de yapılmış durumdadır.

İbni Ubeyy, ilk seneler İslam'a girenlere de mani olmaya çalışmıştır. Evs kabilesinin Vail b. Zeyd kolundan Ebu Kays b. Eslet isminde şair bir zat vardı. Şiirlerinde haniflikten ve gelmesi beklenen Peygamberden bahsederdi. Rasûlullah ile görüşüp ayrıldıktan sonra yolda İbni Ubeyy'e rastladı. İbni Ubeyy nereden geldiğini sordu. Ebu Kays b. Eslet, Rasûlullah'ın yanına geldiğini, beklenen Peygamber de aranan vasıfların bulunduğunu ve ona tabi olacağını açıklaması üzerine İbni Ubeyy: 'Vallahi, sen Hazrec ile harbe tutuşacaksın. Sen her defasında bizim harbimizden sığınacak yer aradın; bir ara Kureyş ile anlaşma yaptın. Bu defa da onlara karşı Muhammed'e mi tabi olmak istiyorsun?' diyerek, onun tekrar Rasûlullah'a gitmesine engel oldu.

Medine'de ilk nifak hareketlerinde münafıkların hedefi, fırsat düştükçe Müslümanları Rasûlullah ve İslam'dan soğutmaktı. Bu gayeye ulaşmak için, alay etme yolunu tutmuşlardı. Özellikle, ezan ile namaza davet yapıldığında ezanı alay konusu ediyorlardı. Kıblenin Mescid-i Aksa'dan Mescid-i Haram'a çevrilmesiyle ilgili emir gelince, aynı münafıklar dinde çelişki olduğunu ileri sürmüşler, nifaklarını ise şu sözleriyle açığa vurmuşlardı: 'Muhammed'e ne oluyor? Bizi bir o yana, bir bu yana çeviriyor!' (Taberi)

Nifakın tezahürleri ve nifak noktalarının tespiti konusunda şöyle bir netice ortaya çıkarmak mümkün olabilir: Belâzurî'nin Fütûhu'l Buldân'ında verdiği haber değerlendirildiğinde, Ebu Amir'in Medine'yi terk ederken buradaki bozgunculara verdiği bir işaret var: Takva üzerine kurulan mescidin karşısına, münafıkların ayrı bir mescid yapmaları ve burada ibadete devam etmeleri. Yakın bir gelecekte de Ebu Amir'in burada başkan olacağının kavmi tarafından ümit edilmesi ve bunun için önceden hazırlığa girişilmesi, neticede de sözü edilen yerin münafıkların birinci nifak merkezini teşkil etmiş olması ihtimaldir.

Diğer bir husus da, İbni Ubeyy'in henüz İslam toplumuna dahil olmadan önce evinin nifak için karargâh teşkil etmesidir. İbni Ubeyy'in evi, Medine'de, ileride zuhur edecek nifak için ikinci gizli merkez konumundadır.

Vatandaşlık anlaşmasıyla, henüz fiilî bir durum göstermeyen, fakat her zaman gizli mücadelesini sürdüren Yahudiler, zaman zaman Müslümanlarla alay ediyorlar; Müslümanları dinleyip diğer Yahudilere aktarıyorlardı. Bir defa Rasûlullah onları birbirine sarılı vaziyette fısıldaşırken görünce hemen mescidden kovdu. (İmam Ahmed, İbni Sa'd) Bunlar Ben-i Kaynuka Yahudilerindendi. Yalnız öyle anlaşılıyor ki, bu Yahudilerin yer yer Kureyş müşrikleri ile, bazen de münafıklarla Rasûlullah'a karşı muhalefete başladıkları ve aynı zamanda Medine'de üçüncü nifak merkezini meydana getirdikleri görülmektedir. ('Peygamber Devrinde Nifak Hareketleri' isimli kitaptan alınmıştır.)

Rasûlullah'ın sallallahu aleyhi ve sellem daha Medine'ye adımını atar atmaz karşılaştığı bu psikolojik ve soğuk savaş, vefatına kadar devam edecektir. Derk-i Esfel ehlinin özellikle kendi çıkarlarına ters olan yerlerde kabuklarını çatlattıklarını göreceğiz. Bu da doğal olarak İslam Devleti'nin birtakım fitnelerle yüzyüze kaldığı zamanlarda vitrindeki yerini almıştır.

Nifakın çıkış sebeplerinin günümüz açısından analizine ise bir sonraki sayımızda değinmeye çalışalım inşallah.

'Âlemlerin Rabbi olan Allah'a hamd olsun' duamız ile...

 

Bu Sayfayı Paylaş :