Loader
Küfrün Karanlıklarından, Vahyin Aydınlığına...

Ondan AncakMümin Korkar! Özcan YILDIRIM

2014-09-02

Allah'a hamd, Rasûlüne salât ve selam olsunì

İslam toplumunun, İslami hareketin içerisinde varlığını devam ettiren ve ne zaman ortaya çıkacağı belli olmayan gizli bir hastalıktır nifak. Peygamberin sallallahu aleyhi ve sellem Medine'ye hicretinden itibaren startını verdikleri ve ümmetin de yer yer taaccüb ile şahit oldukları nifakın itikadi veya amelî serüveni günümüzde de devam etmektedir.

O günden bugüne İslam'ı en çok baltalayan, içimizde olan nifak hareketi olmuştur. En çok zarara uğratan olmasına karşılık içimizde yaşayan bir güruh olmaları hasebiyle, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem nifak ehli hususunda titiz ve hassas davranmıştır. Çünkü 'ben buradayım' diyecek kadar cesareti olmayan, korkak, kıvrak zekalı, manevralarını iyi yapan bir grup ile karşı karşıyadır bu dava...

Allah subhanehu ve teâlâ bir taraftan "Asıl düşman onlardır. Onlardan sakının" (63/Munafikun, 4) diye buyururken, bir taraftan da "Onlar içinizden bir gruptur" (24/Nur, 11) diye buyurması bizleri bir kere daha bu tehlikeli harekete karşı müteyakkız pozisyona getirmelidir.

Selef-i Salihin'in 'Ondan ancak mümin korkar, münafık emin olur' tavsiyesine binaen, âcizane mülahazalarımızı paylaşmaya çalışacağız.

Öncelikle lugat kavramı üzerinde yoğunlaşacağımız bu hareketin türlerini, çıkış sebeplerini, özelliklerini, İslam toplumu içerisindeki dönüm noktalarında göstermiş oldukları tavırları, İslam toplumunun onlara karşı olan tutumlarını, psikolojik, fikirsel, duygusal ve ahlaki yapılarını ele almaya çalışacağız inşallah.

Lugat ve Istılah/Terminoloji Yönüyle Nifak

Lugatta nifak, (Ne-Fa-Ka) kökünden türemiştir. Bu kelimeden türemiş bir çok kelime de vardır. Nefaka, bir şeyin bitip tükenmesi, tarla faresinin veya köstebeğin yuvasından çıkması manasına gelmektedir. Araplar iki kapılı eve, iki ucu olan tünele veya alt geçite de bu kelimeden türeyen 'Nefak' demişlerdir. Ayrıca tarla faresinin tehlike anında kaçabilmek için birden fazla delik açmasına, hazırladığı yuvaların üstünü hızlı kaçabilmek için ince tabaka ile örtmesine de bu kelimeden türeyen isimleri ıtlak etmişlerdir. Aynı şekilde münafık da, içinde beslemiş olduğu, açığa çıkmasından korktuğu hasletleri ikili oynayarak gizlemeye çalışır.

Kısacası lugat yönüyle nifak, sahiplerinin karakterleri ile tamamen örtüşen bir kelimedir. Öyle ki, sadece lugat yönüyle ele alındığında dahi, Kur'an'ın resmettiği ve insanı hayretler içerisinde bırakan karakter tiplemesi ortaya çıkmaktadır.

Nifak kavramı, cahiliye döneminde ıstılahi olarak kullanılmamaktaydı. İslam geldikten sonra bu kelimenin manasına paralel olarak imanı dil ile ikrar eden, fakat kalbinde küfrü gizleyen kimselere ıtlak etti.

El-Curcanî, Et-Ta'rifât isimli eserinde şöyle der: 'Nifak, imanı dil ile izhar edip, küfrü ise kalben gizlemektir.' (Et-Ta'rifât, s. 127)

İbni Manzur ise, bu kelimenin cahiliye döneminde bu kavrama binaen kullanılmadığını, ileriki dönemlerde İslami bir terim hâline geldiğini söyledikten sonra, nifak kelimesini 'imanı açığa vurup, küfrü gizlemek' olarak tanımlamıştır.

İbni Kesir bu kavramı: 'Hayrı açığa çıkarıp, şerri gizlemek' şeklinde tanımlarken, İbni Hacer: 'Bâtının zahire zıt olması' olarak tanımlamıştır.

İmam İbni Arabi El-Maliki ise: 'Kalpteki inancın, söz ve fiilî olarak aksini göstermek' olarak tanımlamıştır.

Kur'an-ı Kerim de bu kelimeyi bu manalarda kullanmıştır. Yani, bir kimsenin kalben inanmadığını, benimseyemediğini, özümseyemediğini dili ile söylemesi, ifade etmesidir.

Bunu en açık, Bakara suresindeki şu ayetlerde görmekteyiz:

"İnsanlardan bazıları da vardır ki, inanmadıkları hâlde 'Allah'a ve ahiret gününe inandık' derler. Allah'ı da, iman edenleri de aldatmaya çalışırlar. Oysa kendilerinden başkasını aldatamazlar da, bunun farkında değiller." (2/Bakara, 8-9)

Ayetten de anlaşıldığı üzere nifak, kişinin kalben inanmadığı bir şeyi; karşı tarafı aldatmak ve kendisinin korktuğu, çekindiği mevcut bir güce veya iktidara karşı savunma aracı olarak kullanmasıdır.

Nifak Türleri

Âlimler nifak kavramı üzerinde taksimata gitmişlerdir. Bir kısmı bunu, büyük ve küçük nifak; bir kısmı da itikadi ve amelî nifak olarak isimlendirmişlerdir. İtikadi nifak, sahibini İslam dairesinden çıkarırken, amelî nifak ise sahibini İslam dairesinden çıkarmaz. Fakat amelî nifakın her halükârda sahibini itikadi nifaka kadar götürme tehlikesi mevcuttur.

1. İtikadi Nifak/Büyük Nifak

İtikadi nifak, kişinin Allah'a ve Rasûlü'ne iman etmediği hâlde bunu gizleyerek, dili ile iman ettiğini izhar etmesidir. Bu nifakın en üst mertebesi olup, kişiyi İslam dairesinden çıkarır. Bu nifak çeşidi, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem zamanında ortaya çıkan ve Abdullah b. Ubeyy b. Selul ve izini sürenlerin bayraktarlığını yaptığı bir nifak çeşididir.

Bunların kâfir olduğuna hükmeden, onların ebedî cehennemlik olduğunu, hatta kâfirlerden bile daha çetin bir azaba uğrayacağını belirten ayetler çok fazladır.

"İnsanlardan bazıları da vardır ki, inanmadıkları hâlde 'Allah'a ve ahiret gününe inandık' derler. Allah'ı da, iman edenleri de aldatmaya çalışırlar. Oysa kendilerinden başkasını aldatamazlar da, bunun farkında değiller." (2/Bakara, 8-9)

"Münafıklara, kendileri için acı bir azap olduğunu müjdele!" (4/Nisa, 138)

"Münafıklar, Allah'ı aldatmaya çalışırlar. Halbuki Allah, onların oyunlarını başlarına geçirecektir." (4/Nisa, 142)

"Münafıklar sana geldiklerinde: Şahitlik ederiz ki sen Allah'ın Peygamberisin, derler. Allah da bilir ki sen elbette, O'nun Peygamberisin. Allah, münafıkların kesinlikle yalancı olduklarını bilmektedir. Onlar; yeminlerini kalkan edindiler de Allah'ın yolundan alıkoydular. Gerçekten yaptıkları işler ne kötüdür. Bunun sebebi, onların önce iman edip sonra inkâr etmeleridir. Bu yüzden kalpleri mühürlenmiştir. Artık onlar hiç anlamazlar." (63/Munafikun, 1-3)

"Allah erkek münafıklara da kadın münafıklara da kâfirlere de içinde ebedî kalacakları cehennem ateşini vâdetti. O, onlara yeter. Allah onlara lânet etmiştir! Onlar için devamlı bir azap vardır." (9/Tevbe, 68)

"Şüphe yok ki münafıklar cehennemin en alt katındadırlar. Artık onlara asla bir yardımcı bulamazsın." (4/Nisa, 145)

"Ey Peygamber! Kâfirlere ve münafıklara karşı cihad et, onlara karşı sert davran. Onların varacakları yer cehennemdir. O ne kötü bir varış yeridir! And olsun ki, Müslüman olduktan sonra inkâr edip küfür sözünü söylemişler iken, söylemedik diye Allah'a yemin ettiler, başaramayacakları bir şeye giriştiler; Allah ve Peygamberi bol nimetinden onları zenginleştirdi ve öç almaya kalktılar. Eğer tevbe ederlerse iyiliklerine olur; şayet yüz çevirirlerse, Allah onları dünya ve ahirette can yakıcı azaba uğratır. Ve onlar için yeryüzünde bir dost ve yardımcı yoktur." (9/Tevbe, 73-74)

Ayetlerden de anlaşılacağı üzere, münafıkların küfürleri, kâfirlerin küfründen daha çirkindir. Çünkü Rasûl'e ve müminlere iki yüzlülük yapmak, onları kandırmaya çalışmak, içlerindeki besledikleri kini süsleyip, iman gibi sunmaktan daha habis bir küfür olamaz. Bu sebeple Allah subhanehu ve teâlâ onların cehennemdeki yerini de en alt tabaka olarak hazırlamıştır.

İtikadi Nifakın Türleri

İtikadi nifakın türleri ile alakalı şeriatın naslarına bakıldığında bunun bir çok çeşidi olduğunu görmekteyiz:

"1. Rasûlullah'ı sallallahu aleyhi ve sellem yalanlamak,

2. Rasûlullah'ın sallallahu aleyhi ve sellem getirdiklerinin bir kısmını yalanlamak,

3. Rasûlullah'a sallallahu aleyhi ve sellem buğz etmek, ona kin beslemek, ondan hoşlanmamak ve ondan nefret etmek.

4. Rasûlullah'ın sallallahu aleyhi ve sellem getirdiklerinin bir kısmına buğz etmek, ondan hoşlanmamak ve ondan nefret etmek.

5. Rasûlullah'ın sallallahu aleyhi ve sellem dinine uyanların azalmasına sevinmek ve bundan hoşnut olmak.

6. Rasûlullah'ın sallallahu aleyhi ve sellem dininin üstün gelmesini çirkin görmek ve bundan hoşnut olmamak." (Mecmuatu't Tevhid)

Bunların hepsi, büyük nifak veya itikadi nifak başlığı altına girmektedir. Kur'an ve Sünnet de bunların hepsine şahitlik etmektedir. Bu durumları gerçekleştiren kim olursa olsun, İslam dininden çıkmış olur.

Bu tip münafıklar, özellikle İslam'ın, iktidar sahibi olduğu dönemlerde ortaya çıkmaktadır. Müslümanlar, Medine'ye hicretten sonra bir güç oldukları zaman ortaya çıkan münafıkların kötü hasletlerini Allah subhanehu ve teâlâ Kur'an'da Rasûl'e ve müminlere açık bir şekilde deşifre etmiştir ki buna yazımızın ilerleyen bölümünde değineceğiz inşallah.

2. Amelî Nifak/Küçük Nifak

Bu nifak türü de sahibini dinden çıkarmayan, kişinin iman dairesinde iken münafıkların yaptığı birtakım amelleri yapmasıdır. Fakat unutulmamalıdır ki her amelî nifak, itikadi nifaka kapı aralar ve ona götürür. Tıpkı küçük küfrün, büyük küfre kapı araladığı gibi. Zaten bazı âlimler de nifakın küfür gibi olduğunu, dolayısıyla küfrün küçük ve büyük olarak ayrıldığı gibi nifakın da bu şekilde ayrıldığını söylemişlerdir.( Bkz. Şeyhul İslam İbni Teymiyye'nin El-İmanu'l Evsat isimli eseri, s. 72 Daru't Tayyibe Baskısı)

Bu bağlamda nakledilen hadislere bakıldığında bu ayrımın şeriatta da mevcut olduğunu görmekteyiz.

"Dört haslet kimde bulunursa, o kimse tam bir münafık olur. Kimde de bu hasletlerden birisi bulunursa, onu terk edinceye kadar onda nifak hasletlerinden birisi bulunmuş olur. Kendisine bir şey emanet edildiğinde emanete ihanet eder, konuştuğunda yalan söyler, söz verdiğinde sözünde durmaz, husumet edince haddi aşar." (Buhari, Müslim)

"Münafığın alameti üçtür: Konuştuğunda yalan söyler, söz verdiğinde yerine getirmez, kendisine emanet verildiğinde ihanet eder." (Buhari, Müslim)

İmam Nevevi'nin rahimehullah bu hadise yapmış olduğu şerh ise, bu meselenin künhü niteliğindedir:

'Bu hadis ilim adamlarından bir topluluğun müşkil (açıklaması zor) saydığı hadislerdendir. Çünkü sözü geçen bu hasletler tasdikinde hiçbir şüphe bulunmayan, tasdik eden (mümin) Müslümanda da bulunan hasletlerdir. İlim adamlarının icma ettikleri üzere kalbi ve diliyle tasdik edip, bu hasletleri işleyen bir kimse aleyhine kâfir hükmü verilmez, o aynı zamanda cehennemde ebediyen kalacak bir münafık da değildir. Çünkü Yusuf'un aleyhisselam kardeşlerinde bütün bu hasletler toplanmıştı. Aynı şekilde bunların bir kısmı ya da tamamı seleften ve âlimlerden bazı kimselerde de bulunmuştu.

Diğer taraftan -yüce Allah'a hamd olsun ki- bu hadisin anlaşılmayacak (müşkil) bir tarafı da yoktur ama ilim adamları anlamı hususunda ihtilaf etmişlerdir. Muhakkiklerin ve çoğunluğun yaptığı açıklama, aynı zamanda sahih ve tercih edilen kanaattir. Buna göre hadisin anlamı şudur: Bu hasletler münafıklığın hasletleridir. Bunlara sahip olan bir kimse, bu hasletler bakımından münafıklara benzer, onların ahlakı ile ahlaklanmış olur. Çünkü münafıklık, içinde gizlediğinin aksini açığa vurmaktır. Bu anlam ise, bu hasletlere sahip olan kişilerde bulunur. Buna göre kişinin münafıklığı, kendisi ile konuştuğu, kendisine söz verdiği, kendisine emanet bıraktığı, kendisi ile tartıştığı ve ahitleştiği insanlara karşı söz konusu olur. Yoksa o İslam'da Müslüman olduğunu açığa vururken içinde küfrü gizleyen bir münafık değildir. Nebi de bununla, böyle bir kimsenin cehennemin en alt basamağında ebedî kalacak kâfirlerin münafıklığı türünden bir münafık olduğunu da kast etmiş değildir.

Rasûlullah'ın sallallahu aleyhi ve sellem 'Katıksız münafık olur' buyruğuyla bu hasletler sebebiyle münafıklara ileri derecede benzediği kast edilmiştir. Kimi ilim adamı şöyle demektedir: 'Bu hüküm, bu hasletlerin kendisinde yoğun ve baskın bir şekilde bulunduğu kişi hakkındadır. Bu hasletler kendisinde nadiren görülen kimse ise bunun kapsamına girmez. İşte hadisin anlamı ile ilgili olarak tercih edilen kanaat budur.

İmam Ebu İsa Et-Tirmizi rahimehullah bu anlamdaki açıklamaları mutlak olarak ilim adamlarından nakletmiş ve şunları söylemiştir: 'Bunun ilim ehline göre anlamı, amel münafıklığıdır. İlim adamlarından bir topluluk da: 'Bundan maksat Nebi'nin zamanındaki münafıklardır. Onlar iman etmiş olduklarını söylediler ama bu yalandı. Dinleri hususunda kendilerine güvenildi ama hainlik ettiler. Din hususunda ona destek vermeye söz verdiler, sözlerinde durmadılar, tartıştılar, tartışmalarında hakkın dışına çıktılar' diye açıklamışlardır. Bu, Said b. Cubeyr ve Ata b. Ebi Rabah'ın görüşüdür. Hasan-ı Basri ise önceleri farklı bir kanaatte iken bu görüşü daha sonra benimsemiştir. Aynı zamanda bu açıklama İbni Abbas ve İbni Ömer'den de rivayet edilmiştir. Her ikisi de bunu aynı zamanda Nebi'den rivayet etmişlerdir. Kadı Iyad dedi ki: İmamlarımızın da pek çoğu buna eğilim göstermiştir.

Hattabi başka bir görüş nakletmektedir. Onun görüşüne göre hadisin anlamı Müslümanın kişiyi gerçek anlamda münafıklığa götürebileceğinden korkulan bu hasletleri alışkanlık hâline getirmemesi için Müslümana bir sakındırmadır. Yine Hattabi'nin kimi ilim adamından naklettiğine göre hadis, münafık olan muayyen bir adam hakkında varid olmuştur. Nebi ise açıkça yüzlerine filan kişi münafıktır demiyordu, sadece işarette bulunuyordu. 'Birtakım kimselere ne oluyor ki böyle böyle yapıyorlar?' gibi sözlerle değiniyordu. Allah en iyisini bilendir.

Birinci rivayette Rasûlullah'ın: 'Dört haslet vardır ki, bunlar kimde bulunursa o münafık olur' buyruğu ile diğer rivayette: 'Münafıklığın alameti üçtür' buyruğu arasında bir ayrılık yoktur. Çünkü aynı şeyin birtakım alametleri bulunabilir ve bu alametlerin her biri ile o şeyin niteliği de ortaya çıkabilir. Sonra o alamet, tek bir şey olabildiği gibi pek çok şey de olabilir. Allah en iyisini bilendir.' (El-Minhac Sahih-i Müslim Şerhi, İmam Nevevi, Polen Yay., s. 572)

İmam Hattabi'nin sözünü tekrar mütalaa etmekte yarar var: '...Hadisin anlamı Müslümanın, kişiyi gerçek anlamda münafıklığa götürebileceğinden korkulan bu hasletleri alışkanlık hâline getirmemesi için Müslümana bir sakındırmadır.'

Bugün bizleri korkuya iten etken, hakiki anlamda münafıklığa götürecek olan amelî nifak olmalıdır. Her masiyet, küfre açılan bir kapı olduğu gibi, her amelî nifak da itikadi nifaka götürür. Bu sebeple, sahabe ve selefin bizlere miras bıraktığı bu korkuyu, kirlenmiş ve kibir saplantısına girmiş kalplerimizde yeniden ihya etmeliyiz.

Sahabe... Allah'ın razı olduğunu vahiy ile şahit tuttuğu topluluk... Onlar nifaktan korkar iken bu ne rahatlık? Bu ne ucub?

Rasûlullah'ın sallallahu aleyhi ve sellem kâtiplerinden Ebu Ribi Hanzala b. Er-Rebi El-Useydi radıyallahu anh, kendi başından geçen bir hadiseyi şöyle anlatır:

"Ebu Bekir ile karşılaşmıştık. Bana:

__ Nasılsın, dedi.

__ Hanzala münafık oldu, dedim.

__ Subhanallah! Sen neler söylüyorsun, diye şaşırdı.

Ben de açıkladım:

__ Peygamberin huzurunda olduğumuz sırada bize cennet ve cehennemden söz edilince, sanki gözümüzle görmüş gibi oluyoruz. Oradan ayrılıp çoluk çocuğumuza, bağ bahçemize, işimize gücümüze karışınca unutuyoruz, dedim.

Ebu Bekir de:

__ Vallahi ben de aynı şeyleri hissediyorum, dedi.

Birlikte Rasûlullah'ın yanına gittik, durumu anlattık. Bize:

__ Nefsimi elinde tutan zata andolsun ki, dışarıda da benim yanımdaki hâl üzere olabilseydiniz, melekler yataklarınızda ve yollarda sizinle tokalaşırdı. Fakat ey Hanzala, bazen öyle bazen böyle olur, dedi.

Bizi rahatlattı. Bu sözü üç defa tekrarladı."

Tabiinden İbni Ebi Muleyke rahimehullah diyor ki: "Ben Rasûlullah'ın otuz tane sahabesini gördüm. Hepsi de kendisinin münafık olduğundan endişe ediyordu. Onlardan hiçbiri imanda, Cibril ve Mikail'in imanı üzere olduğunu iddia etmedi." (Buhari)

Hasan-ı Basri'nin rahimehullah şöyle dediği zikredilir:

"Ondan (nifaktan) ancak mü'min korkar ve ancak münafık ondan emin olur (kendisini güvencede hisseder)." (Buhari)

Hasan-ı Basri rahimehullah şöyle yemin etmiştir: 'Ne kadar münafık gelip geçtiyse, hepsi kendisini nifaktan güvencede hissetmiştir.'

Bir adam Ebu'd-Derda'yı radıyallahu anh namazında nifaktan sığınırken duydu. Ebu'd-Derda selam verince ona dedi ki: 'Allah'ım beni bağışla! (Üç defa tekrar etti) Bundan (nifaktan) emin olma, Allah'a yemin olsun kişi bir saat içinde fitneye uğrar ve bir anda dininden döner.'

İmam Ahmed'e: 'Kendisi için nifaktan korkmayan kimse hakkında ne dersin?' diye soruldu. Dedi ki: 'Kim kendisi için nifaktan emin oluyormuş?'

'Hasan-ı Basri, kendisinde amelî nifak vasıfları açığa çıkanı münafık diye isimlendiriyordu.' (Münafıklığın 50 Alameti, Polen Yay.) İmam Buhari'nin Sahih'inde yine şöyle bir rivayet mevcuttur:

"Abdullah b. Ömer'e 'Biz devlet yöneticilerinin yanına gidip de dışarı çıktığımız zaman, onların yanında konuştuklarımızın tam aksini konuşuyoruz' dediler. (Abdullah b. Ömer) dedi ki: 'Biz Rasûlullah zamanında bunu nifak sayardık.' " (Buhari)

Yine Ömer radıyallahu anh, Peygamberin sallallahu aleyhi ve sellem sırdaşı ve 'Size ne anlatırsa onu tasdik edin' dediği Huzeyfe'ye radıyallahu anh 'Bende nifaktan bir şey biliyor musun?' diye sorup durmuştur.( Fethu'l Bari)

Allah'tan nifak korkusunu kalplerimize sahabe gibi yazmasını dilerizì

Hülasa, Rasûlullah'ın sallallahu aleyhi ve sellem dizinin dibinde yetişen, vahyin kendilerine sağanak gibi yağdığı bir topluluğun nifaktan son derece korkması, bizlerin bu gerçeğe kulak vermemizi sağlamalıdır. İslam ile şereflenmek ayrı bir bahistir, bunu muhafaza etmek ise ayrı bir bahis. Bu sebeple 'Yıllarca Müslümanız, Müslümanlarla beraberiz' sözlerini terennüm etmek yerine, kalbimizde olan ile dilimizde ve fiillerimizde olan uyuşuyor mu, onu tartmalıyız. Amelî nifakın zirve yaptığı şu günlerde, bu yöndeki muhasebemizi arttırmalıyız.

Sözlerimizi Şeyhul İslam İbni Teymiyye'nin rahimehullah sözüyle bitirmekte yarar var:

'Çoğu zaman nifakın şubelerinden birisi müminin başına gelebilir. Sonra Allah Teâlâ onu bağışlar. Müminin kalbine nifakı gerektiren hâller gelebilir. Fakat Allah Teâlâ kendisinden onu giderir. Mümin, şeytanın vesveseleri ve gönlünde olmasıyla sıkıntı duyacağı küfrün vesveseleriyle imtihan olunur. Nitekim Sahabe: 'Ey Allah'ın Rasûlü! Bizden birisi, gökten yere düşüp paramparça olmayı, çirkin bir şeyi konuşmaktan daha sevimli bulmaktadır' deyince, Rasûlullah: 'İşte o, katıksız (gerçek) imandır' buyurdu.' (İmam Ahmed; İman, 238.)

'Âlemlerin Rabbi olan Allah'a hamd olsun' duamız ile...

Bu Sayfayı Paylaş :