Loader
Küfrün Karanlıklarından, Vahyin Aydınlığına...

Recep Tayyip Erdoğan: Yeni Cumhurbaşkanı, Potansiyel ‘Halife' Kerem ÇAĞLAR

2014-09-04

 

Bâtılı hak gibi gösteren, çok konuşan, çok görünen ve çok bağıran Recep Tayyip Erdoğan, demokrasi çıkmazına yönelttiği halkın çoğunluğu tarafından Cumhurbaşkanı olarak seçildi.

İslam'dan önceki yahut İslamdışı dinlerin/kavimlerin yollarına arşın arşın, karış karış tabi oldukları için iflah olmaz bir biçimde burunlarından zilleti soluyanlar, Cumhur'a, yani kendilerine layık başkanı seçmiş olmanın kupkuru gururu ve kavak yelleri ile esrik başlarıyla vecd hâlindeler şimdi.

Yeni Cumhurbaşkanı'nın literatüründe 'Cumhur' ile acaba sadece misak-ı milli sınırları içerisinde yaşayan halk mı kast edilmektedir? Bu sorunun cevabını güncel siyasi gelişmeler çerçevesinde net olarak bulabilmek pek de mümkün değildir. Bunun için yeni Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın sıkça ve ısrarla vurgulayarak ifade ettiği 2023 hedeflerinin, kamuoyuna açıklanmamış bagaj kısmının deşifre edilmesi gerekecektir. 2023 tarihiyle şifrelendirilmiş hedeflerin gelişme ve kalkınma projelerindeki tüm istatistikî verilerde grafik oklarının daima tavana doğru yükselmesinin sağlanmasıyla sınırlı olmadığı yönünde ciddi emareler bulunmaktadır.

Küresel küfür sisteminin lokomotif gücü ABD'nin Başkanı Obama'nın, Cumhurbaşkanı seçilir seçilmez Recep Tayyip Erdoğan'a ilettiği 'Büyük memnuniyet ve yeni görevinde kendisiyle beraber çalışmak için sabırsızlık içerisinde olduğu' yönündeki mesajı bu çerçevede değerlendirildiğinde; Recep Tayyip Erdoğan'ın küresel sistemin muvafakatıyla nev-i şahsına münhasır pek mühim bir göreve hazırlandığı düşünülebilir.

Recep Tayyip Erdoğan'ın da sıklıkla ifade ettiği ve hatta seçmen tabanında tatbik etmedeki başarısıyla övündüğü bir husus var. İslam ile demokratik değerlerin uzlaştırılmasıyla(!) 'Asım'ın Nesli' hayallerinin gerçeğe dönüşebildiği/dönüştüğü hezeyanı...

Erdoğanizm'in ana karakterinin muhafazakâr demokratlık olduğu göz önünde bulundurulduğunda, ileriki safhalarda bunun bölgesel çapta farklı şekillerde uygulanmasının değişik alternatifleri üzerinde çalışıldığını da tahmin etmek zor değil.

Mesele, Türkiye sınırlarını aştığında ise akıllara ister istemez her nevi küfür güçlerinin özellikle Ortadoğu'ya olan dikkatli ve yoğun ilgisi gelir. Epey uzun bir süredir gündemleştirilmeyen Genişletilmiş Ortadoğu Projesi'ni (GOP) hatırlatmanın tam zamanıdır.

Arap ülkelerindeki diktatör yönetimlerce sistemin dışına itilerek marjinalize edilmiş tüm İslamcı unsurların evvela 'ıslah' edilmeleri, sonra da yeniden tanzim edilecek demokratik sürece katılmalarının sağlanması da hâlen gözlerden uzak tutulmaya özen gösterilen GOP'un en önemli hedeflerinden birisi idi.

Arap Baharı diye isimlendirilen süreç GOP'çuların hazırlıksız oldukları bir dönemde ve büyük ölçüde de kontrolleri dışında gelişince işler uzunca bir süre arzulanan mecrada yürütülemedi. Özellikle de Irak, Suriye ve Libya'daki Müslümanların yıpratma ve direniş safhasını aşarak bölgesel hâkimiyet alanları kurmaya yönelmeleri GOP'u da revize edilmekten kalbura çevirdi. Ancak unutulmamalıdır ki küfrün emperyal emellerinde asıl olan, devamlılıktır. Hemen hemen her gün şartların değişebildiği, ittifakların bozulup yeni ittifakların kurulabildiği ve dengelerin lehte ya da aleyhte çok çabuk değişkenlik gösterebildiği Ortadoğu gibi bir bölgeye yönelik projeler de, bu gerçekler göz önünde bulundurularak hazırlanır ve olgunlaştırılır.

GOP çerçevesinde küresel sistemle uyumlu olmakla beraber, daha aktif bölgesel aktör olmaya istekli bir Recep Tayyip Erdoğan'ın 2023 hedefinin 'Demokratik Hilafet' ilanı olduğunu söyleyebiliriz. Bu hedef sürpriz ya da çok da yeni sayılmaz. Zira yüzyıldır adeta mefluç bir hâle getirilmiş olan ümmetten daha fazla 'Demokratik Hilafet' isteklisi, Batılı güçler bulunmaktadır. Recep Tayyip Erdoğan'ın 2023 hedefine giden yolun ilk temel taşının Tunus'tan döşendiği söylenebilir. Tunus'taki demokratik dönüşüm çabaları, GOP'çular için de büyük bir moral ve motivasyon vesilesi oldu. Böylelikle ağır aksak da olsa GOP, hedeflenen yönde mesafe katetmeye başlamıştır. Tunus'un demokrat İslamcı(!)ları, tevhidin izzet libasından sıyrılarak demokrasinin zillet çuvalına girmekle, GOP'a oldukça önemli katkılar sunmuş oldular. Netice itibarı ile bu girişim, güneşi batıdan doğurmaya çalışmak gibi beyhude bir çaba olacaktır.

'Demokratik Hilafet' ve Rekabet

Mısır'daki hadiselerin seyri, esasen GOP'çuların beklentilerinin altında olsa da ileriki aşamalarda düzeltilebilir bir düzeyde tutulmaya çalışıldı. GOP'un son tuğlası olan 'Demokratik Hilafet'in en ateşli savunucularından birisi de General Sisi'dir. Ortadoğu'nun ve genel manada İslam dünyasının kontrol edilebilir bir düzen ve birlik içerisinde tutulması için demokratik hilafetin ne kadar zorunlu olduğunu gerekçelendirerek anlatmaya çalıştığı bir tez çalışması var. GOP çerçevesinde hedeflenen demokratik hilafet müessesesinin tesisi için, yani kendi tezini bizzat tatbik etmek maksadıyla çok erken davranarak; züccaciye dükkanına dalan fil misali ülkesini darmadağın ederek büyük bir hapishaneye çeviren General Sisi sonuç itibari ile şu anda halkın oylarıyla seçilmiş bir cumhurbaşkanı sıfatını elde etti.

Recep Tayyip Erdoğan'ın General Sisi'yi 'tiran, diktatör' gibi aşağılayıcı sıfatlarla anmasını salt Rabia meydanı katliamlarına bağlamak çok da gerçekçi değildir. Afganistan, Pakistan, Irak ve Yemen'de hemen hemen her gün onlarca mücahidin ve gariban köylünün katledildiği Casusiye (İHA) ve savaş uçaklarıyla yapılan ahlaksız ve alçakça saldırıların emrini veren Obama'ya bir kez olsun sürç-i lisan ile olsa dahi kem söz söylemeyen Recep Tayyip Erdoğan'ın, General Sisi'ye bağırıp çağırmasının başka nedeni var. Recep Tayyip Erdoğan, acemice ve hoyratça ortaya çıkmış olan bir rakipten duyulabilecek nefretin en yüksek dozunda Sisi'den nefret eder.

Osmanlı'nın son döneminde sembolik de olsa varlığını devam ettiren Hilafet müessesesi 3 Mart 1924'te mürted Cumhuriyet kadrolarınca kaldırıldı. İleriki yıllarda o devrin en güçlü emperyalist devleti olan İngiltere öncülüğünde Londra güdümlü bir hilafetin yeniden kurulabilmesi için uzun ve yoğun çabalar gösterildi.

İngilizlerin bu şeytani planlarını ciddiye alarak da Hindistan'dan, Kafkasya'dan ve daha bir çok İslam beldesinden âlimler ve münevverler Kahire'de toplanarak uzun süre havanda su dövdüler.

İslam ümmetinin en azılı düşmanlarının başında gelen İngilizlerin 1920'lerin sonlarında kurmaya muvaffak olamadıkları 'çakma hilafet' müessesesini 21. yüzyılda en yakın müttefiki ve tabii olarak şimdiki patron konumdaki ABD ile birlikte yeniden tesis ederek, özellikle Sünni İslam dünyasına takdim etme arayışları ve çabaları hâlen devam etmektedir. Bundaki maksatları da sırf kendi çıkarlarını ve güvenliklerini garanti altına almak ve ümmet 'ip'ini çakma hilafet 'iğnesi'ne geçirerek herhangi bir misilleme tehdidi olmadan rahat ve huzurlu bir dünya kurup kontrol altında tutmaktır.

'Demokratik Hilafet'e Uygun Özelliklere Sahip Müstakbel 'Halife'

Laik bir devletin başında olduğu hâlde kişisel olarak laikliğe mesafeli olduğunu beyan eden, demokratik değerleri benimsemiş ve özümsemiş, Batılılar karşısında dersini iyi çalışmamış çocuk gibi süklüm püklüm ezilmeyen, hemen hemen her konuşmasında Burma'dan Bingazi'ye, Mogadişu'dan Kudüs'e, Bağdat'a selam gönderen, ümmetin hamisi ve kahraman evladı (!) posizyonunu muhafaza edebilmek için Batı'ya çatmaktan geri durmayıp Siyonistlere demediğini bırakmayan bir liderin, Sünni İslam ümmetine Demokratik Halife olarak takdim edilmesinin geniş Ortadoğu coğrafyasında kayda değer somut bir karşılık bulması bugün itibari ile zor gibi görünse de denenmeye değer, riski düşük ve masrafı da az küresel destekli bir girişim olacaktır. Hem zaten hedeflenen tarih bugün değil, 2023'tür.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan bundan sonraki konuşmalarında milli birlik, iri ve diri olmak gibi alışılagelmiş dilden ziyade ümmet ve İslam coğrafyasını da içine alacak daha kapsamlı, gönülleri okşayıcı, duyguları harekete geçirecek yeni bir dil geliştirecektir. Son dönemde dolaşıma sokmaya çalıştığı Sünnilik vurgusu yapan bir dil kullanmaya başlamış olması da bunun ilk işareti olarak değerlendirilebilir.

Bunun bir sebebi de şudur; GOP'çular da çok iyi bilmektedir ki Şia/Rafızi dünyası, adı demokratik de olsa Ehli Sünnet'e nispet edilen hiçbir hilafet teşebbüsüne sempati ile bakmaz. Rafızilerin kendilerine özgü apayrı bir din ve dünya tasavvurları ve pratikleri vardır. Bu dünyalarında Recep Tayyip Erdoğan'ın söylemlerinin hiçbir kıymet-i harbiyesi yoktur.

21. yüzyılın önde gelen saptırıcı önderlerinden biri olan Fethullah Gülen'in de GOP'un demokratik hilafet makamına hazırlandığı, uzun zaman önce bu konularla ilgilenen dar bir kesimde dillendirilmekteydi. Kendisine has bir öngörüyle 1970'li yılların ortalarından itibaren bu hususta teorik sondajlar yapmaya başladı. Sonraki yıllarda ise bu fikriyatını pratize ederek en son, herkesin görüp şahit olduğu devasa bir organize güce ulaştı. Bu hedefe ulaşma yolunda İslam'ın asılları üzerinde ciddi tahribatlar yapmaktan kaçınmadı. Recep Tayyip Erdoğan'ın siyaset yoluyla ve kitleler üzerindeki karizmatik etkisini kullanarak halkı hidayetten daha da uzaklaştırıp demokrasi batağına sürüklemesi gibi; Fethullah Gülen de mistik tasavvufi vasıtalar kullanarak başta müridleri olmak üzere birçok insanı tevhidden koparıp, sapkın itikadlara yöneltmiştir. Böylece birinin boş bırakmış olduğu alanı diğeri çok kısa sürede doldurmuştur.

Şehirleri ve ekinleri helak eden büyük yangınların çıkış sebebi, genellikle küçük kıvılcımlardır. Tıpkı bunun gibi, Recep Tayyip Erdoğan ile Fethullah Gülen arasındaki kavganın zahiren görünen sebebi de çok basit meselelerdir esasen. Asıl mesele Sünni İslam dünyasına, küresel sistemin de teşvik ve desteğiyle demokratik halife olma mücadelesinin yansımasıdır. Kavganın tarafları arasında en mühim husus devlete, devletin kurumlarına hâkimiyet meselesiydi ki bu da çok önemsenmelidir. Zira Fethullah Gülen'in muhtemel bir hilafetinde devlet kurumlarındaki örgütlülüğünden dolayı daha etkin, sözü dinlenir ve güçlü görünmesi mümkün olabilecekti.

Recep Tayyip Erdoğan açısından Fethullah Gülen artık bir haindir. Sisi ise kan içici bir tiran... Demokratik değerlere bağlı ve Batılıların güvenebileceği lider pozisyonunda başka bir kimsenin görünmediği günümüzde elde ettiği yeni konumuyla beraber, Erdoğan'ın  demokrat karakterli 'Halife-i rû-î zeman' olma yolunda hayli şanslı olduğunu söylemek mümkündür.

'Başsız ve darmadağınık' olan ümmete neredeyse bir asırdır bir türlü uydurulamayan 'Halife'nin vucubiyeti ortadayken, böyle bir vazifenin 1924'de zail olduğu yerden birisine tevdi edilmesi de gayet doğal karşılanacaktır. Zira 'Yiğit düştüğü yerden kalkar' veya 'İğneyi nerede kaybettiysen orada aramalısın'. Recep Tayyip Erdoğan 2023 hedeflerine doğru yol alırken GOP'çular da aradıkları 'iğne'yi bulmuşlar denebilir.

Küresel Küfür Sistemiyle Barışık Olmayan Hilafet Makbul Değildir!

Ülkemizin İslamcılıktan geçinen İslamcılık esnafının en ıslahatçısından en radikaline kadar demokrasi batağına batmayanı yok gibi. Hilafet makamı üzerinde dahi ciddi hesaplar yapma cüreti gösterebilen demokrasi güçlerinin işlerini hayli kolaylaştıracak bir tablodur bu.

Günümüzde dahi durum böyleyken Demokratik Hilafet'in ilan edilmesinin planlandığı 2023'de İslamcılık esnafının hâl-i pür melâlinin daha vahim boyutlarda olmasından endişe edilir.

İşlerin bölgesel düzeyde olabildiğince sorunsuz ya da daha az sorunlu bir şekilde yürüyebilmesi için önümüzdeki yıllarda Türkiye'nin ve potansiyel 'Halife' Erdoğan'ın yıldızı özellikle de Sünni İslam coğrafyasında çokça parlatılmaya çalışılacaktır. Yıldızın parlayabilmesi veya parlatılabilmesi için ise karanlığa ihtiyaç vardır. Zira gündüz gözüyle ortaya çıkan yıldızlar ancak bir sinek boyutunda görünebilirler.

Sykes-Picot sınırlarını dozerlerle dümdüz ederek Suriye ve Irak'ta büyük bir bölgeyi kontrol altına alıp kendi ifadeleriyle Nebevi menhec üzere hilafet ilan eden İslam Devleti'nin ortaya çıkmış olması GOP'çuların yıldızlarının parlaklığını gösterebilecekleri karanlığı bulmalarını hayli zorlaştıracaktır.

İslam Devleti'nin ilanı ve halife tayini, GOP'çular ile bilimum demokratik hilafet yanlılarının/bekleyenlerin hesaplarını alt üst edip ters huni gibi başlarına geçirivermiştir.

Recep Tayyip Erdoğan'ın GOP'çularla ortaklaşarak 2023'e dair en önemli hedefleri arasına aldığı Demokratik Hilafet'in gerçekleşme şansı, yeni kurulan İslam Devleti ve hilafetin ilanı sonrasındaki şu süreçte zayıflıyor gibi görülse de belirlenen tarihe kadar oldukça uzun bir zaman olduğunu hatırlatmak gerekir.

İslam Devleti ve Şeyh Ebubekir El-Bağdadi'nin hilafet ilanı sonrasında uluslararası küfür şebekelerinin bir numaralı mücrimbaşı Obama (Nebevi menhec üzere olan hilafeti kastederek): 'Hilafetin ilanına asla izin vermeyeceğim' mealinde bir beyanatta bulundu. Ondan kısa bir süre önce de AB liderleri acil olarak yaptıkları toplantı sonrasında Şeyh Bağdadi'yi kastederek: 'Hiçbir surette hiçbir yerde hilafet ilanını asla kabul etmiyoruz' şeklinde bir deklarasyon yayınladılar. Beynelmilel küfür önderlerinin zıplamalarına neden olan hilafet müessesesi, onları neden bu kadar yakından ilgilendirmektedir acaba? Bu makamı kendi aralarında anlaşıp Recep Tayyip Erdoğan'a rezerv etmiş olmalarından dolayı olabilir mi?

Küfrün Karakteri Her Yerde Aynıdır

Uluslararası küfür şebekeleri, egemen konumlarını ve yüksek çıkarlarını korumak adına tıpkı 1920'lerin sonlarındaki girişimlerinde görüldüğü üzere, gerekli gördüklerinde bizzat kendi kanlı-kirli elleriyle ümmetin başını 'bağlayacakları' bir hilafet müessesesi teşkil etmekten kaçınmayacaklardır. Yerel ya da uluslararası tüm küfür güçlerinin en tipik yaklaşım tarzıdır bu. Hedefe ulaşmak için her yolu mübah sayan Makyavelli'nin fikrî zürriyeti değil midir bunlar?

Küfrün genetik olan bu yaklaşım tarzını gösteren minik bir anekdotu aktarmakta fayda var. Geçmiş yıllarda tevhid daveti çalışmalarından ötürü derdest edilerek gözaltına alınan genç bir Müslümanın işkenceler eşliğinde devam eden sorgusuna bir ara o ilin emniyet müdürü de katılır. Henüz yirmili yaşlarda olan genç Müslümana: 'Amacınız nedir, ne istiyorsunuz?' diye sorar. Genç Müslüman da Rebi bin Amr'ın radıyallahu anh Rüstem'e verdiği cevaba benzer bir cevap verir: '…Küfür rejimini ortadan kaldırıp yerine İslam şeriatını hâkim kılmak istiyoruz!' Emniyet müdürü hiddetlenip tepinerek: 'Eğer bu memlekete şeriat lazımsa devlet istediği zaman onu da getirir. Size mi kaldı bu işler?' diye böğürür.

Bir asırlık bir proje olan Demokratik Hilafet'in tesisinde başarılı olunması hâlinde etki ve kapsama alanına peyderpey girecek olan ülkelere de Türkiye tipi 'Kokteyl' dindarlıkla beraber süreç içerisinde barış ve istikrar ihracı gerçekleştirilmeye çalışılacaktır. Nihai amaç ise Sünni İslam coğrafyasından Batı'ya ve Batılı değerlere yönelmesi muhtemel tehditler ve düşmanlıkların mutlak bir otorite ile zapt-u rapt altına alınmasıdır. Ağacı, gövdesi üzerine deviren baltanın, sapının ağaç ürünü olması misali bunu da, ümmetin renginden olup dilini konuşan bir ruveybida üzerinden gerçekleştirmek üzere pusuya yatmış durumdalar.

"Onlar böyle bir tuzak kurdular. Biz de kendileri farkında olmadan, onların tuzaklarını altüst ettik." (27/Neml, 50)

Dinini diğer bütün dinlere üstün kılan, Rasûlü'nü ve müminleri izzetli kılıp küfrü zelil eden Aziz ve Celil olan Allah'a hamd, merhamet ve melhame Peygamberi Muhammed'e en üstün salât ve selamlar olsun.

Bu Sayfayı Paylaş :